Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

“Size baba diyebilir miyim?” devri tarih oluyor


Dr. Selmin Çetin DoğanSezercik filmlerinin akıllara kazınan repliğidir: “Size baba diyebilir miyim?” Öyle ki o dönemlerde temiz ve saf aşkın meyvesi olan çocuklar, kader ağlarını acımasızca ördüğünden babasız büyümeye mahkum ediliyordu. O vakit doğum kontrol yöntemleri yaygın ve pek revaçta olmadığından, ilk gecelerin sonunda muhakkak “Sezercik, Ömercik ya da Ayşecik” annelerinin rahmine düşüyordu… KadınMAG yazarı Selmin Çetin Doğan yazdı…

Bundan önceki yazılarımda kadın ve erkek için ayrı ayrı ayrı doğum kontrol yöntemlerinden bahsettim, sizlere yol göstermeye çalıştım. Aktardığım bu kadar bilgiye karşılık artık “Size baba diyebilir miyim?” devrinin kapanacağını düşünüyorum. İyi okumalar…


3 ayda bir uygulanan enjeksiyonlar
Bu enjeksiyonlar yalnız progesteron hormonu içerir. Aslında 1950’li yıllarda aşırı adet kanamaları, kadınlardaki kıllanma bozuklukları, ağrılı adet görme, rahim içi dokusunun (endometrium) kanseri ve diğer bazı bozuklukları gibi hastalıkların tedavilerinde kullanılmış; güçlü gebelik önleyici etkisinin saptanmasıyla 1960’lardan itibaren doğum kontrolü amacıyla da uygulanmaya başlanmıştır.

Bu yöntem kadınlarda, 1) Yumurtlamayı engelleyerek, 2) Rahim boynundan salgılanan sıvıyı kalınlaştırıp spermlerin geçişini engelleyerek ve 3) Rahim içi dokuyu etkisiz hale getirerek gebeliği önler. (3. etki yöntemin en sık görülen yan etkisinin, adet görememe şikayetinin de nedenidir.)

Etkinliği ve koruyuculuğu yüksektir. Doğum kontrolünün yanı sıra; 1) over (yumurtalık) kanserine, 2) kadın üreme sisteminde görülen enfeksiyonlara, 3)endometriyum (rahim içi dokusunun vücudun başka bölgelerinde de bulunması) durumlarına ve 4) demir eksikliğine bağlı kansızlık ortaya çıkmasına karşı koruyucu etkisi vardır.

Emziren anneler de doğumdan 6 hafta sonra bu yöntemi kullanmaya başlayabilirler. İçinde östrojen olmadığı için anne sütü ve emzirme üzerinde hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Yine içinde östrojen olmadığı için, doğum kontrol hapları ve aylık iğne kullanamayan kadınların çoğu bu yöntemi rahatlıkla kullanabilir. İleri yaşlarda da güvenle kullanılabilir.

Bu yöntemin kesinlikle önerilmediği 2 durum vardır: 1) Tanı konmamış vajinal kanama varsa, 2) Tanı konmuş meme kanseri varsa önerilmez. Tabii, bir doğum kontrol yöntemine başlamadan önce mutlaka hekim kontrolünden geçilmesini ve yöntemler hakkında ayrıntılı danışmanlık alınmasını tavsiye ederiz. Özellikle;

- Tamamen iyileşmiş bile olsa geçirilmiş meme kanseri öyküsü olanlar,

- Tansiyonun genellikle 18-10 ve üzerinde ölçüldüğü şiddetli yüksek tansiyon hastalığı olanlar,

- 20 yıl veya daha fazladır şeker hastası olanlar,

- Kalp damarlarındaki dolaşım bozukluklarına bağlı kalp hastalığı olanlar,

- Beyin damarlarıyla ilgili bir sorun olanlar,

- Ağır bir karaciğer hastalığı geçiren veya geçirmiş olanlar,

- Verem veya Sara hastalığı tedavileri kullananlar;

Hangisi olursa olsun hormonal bir doğum kontrol yöntemine başlamadan önce mutlaka bir hekime danışmalıdır.

Doğum kontrolü iki kişiliktir
Genç ve sağlık problemi olmayan kişiler de ‘ benim hiçbir sağlık sorunum yok, gideyim bir yerden şu yöntemi alıp kullanayım’ dememelidir. Doğum kontrolü için bir yöntem seçerken tüm kadınlar genel bir sağlık kontrolünden ve kadın-doğum muayenesinden geçmeli, gerekli görülen tetkikler yapılmalı, hekim veya hemşireden doğum kontrol yöntemlerinin kendisine uygunluğu konusunda ayrıntılı bir danışmanlık alınmalı, yöntem ondan sonra seçilmelidir. Tüm bu süreç boyunca erkekler de eşlerinin yanında olmalı, yöntemler hakkında birlikte bilgi alınmalı, sonrasında uygulanacak yöntem birlikte seçilmeli, doğum kontrolünün ‘sadece kadının’ değil ‘eşlerin’ sorumluğu olduğu kabul edilmelidir.

3 aylık iğnelerle korunan çiftler çocuk istediklerinde tek yapmaları gereken bir sonraki iğneyi yaptırmamaktır. Yalnız, hormonal doğum kontrol yöntemleri arasında, bırakınca gebeliğin en fazla gecikebileceği yöntem budur. Uzun etkili bir yöntem olduğu için bırakıldığı halde kadının gebe kalması genellikle 9 aya, nadiren 18 aya kadar gecikebilir. Fakat doğurganlık üzerine kalıcı bir olumsuz etkisi yoktur.

Bu yöntemin en önemli yan etkisi kanama düzeni bozukluklarıdır. Mizaç değişiklikleri, özellikle sinirlilik ve nedensiz iç sıkıntısı (anksiyete), genellikle sadece 2-3 kilo olsa da kilo alma, cinsel istek (libido) azalması, hafif düzeyde kemik erimesi (osteoporoz), daha nadiren baş ağrısı, karın ağrısı ve memelerde gerginlik gibi yan etkileri olmakla beraber en sık karşılaşılan ve şikayet konusu olan yan etki adet düzensizliğidir. İlk iğneden sonra normalde görülenden biraz daha uzun süren ve biraz daha yoğun kanama görmek normaldir. Genellikle 2. iğneden itibaren kanama süresi ve şiddeti giderek azalır ve 1 yıllık kullanım sonrası hiç adet görmeme ortaya çıkabilir. Adet görmeme, progesteron hormonunun rahim içi dokuyu etkisiz hale getirmesi sonucu kanama olmamasına bağlıdır. Vücut, adetle atılacak kanama oluşturmamaktadır. Dolayısıyla normalde adet görülmediğinde yaşanan rahatsızlıklar yaşanmaz. Fakat kadınların çoğu adet görememekten psikolojik olarak olumsuz etkilenebilmektedir. Vücutta bir şeyler bozuk gittiği için adet görülmediği düşünülmektedir ama bu doğru değildir. Enjeksiyonların etkisiyle vücutta yeni bir düzen kurulmuştur ve vücut buna uyum sağlamıştır.

Hiç adet görmeyenler çoğunlukta olmakla beraber aşırı miktarda ve/veya uzun süren kanama, sık adet görme, seyrek adet görme, hafif ara kanamalar şikayetleri de bu yöntemin özellikle ilk 2-3 ayında görülebilmektedir. Bunların içinde en önemlisi aşırı kanama şikayetidir. Bu şikayet, yöntemin bırakılmasının önerilmesini gerektirebilir. Herhangi bir şikayetin rahatsızlık verecek, yaşamı etkileyecek veya uzun sürecek şekilde ortaya çıkması durumunda mutlaka hekime başvurulması gerekir.

onca_yoksulluk_varkenDOKTOR TAVSİYESİ: ONCA YOKSULLUK VARKEN- EMİLE AJAR (ROMAİN GARY)
Momo isminin büyülü bir isim olduğunu düşünmeye başladım. Geçen yazımda Michael Ende’nin Momo adlı kahramanından bahsetmiştim. Bu kez, Emile Ajar’ın daha doğrusu gerçek adıyla Romain Gary’nin kahramanı Momo’dan bahsedeceğim. Biri fantastik, düşsel bir şehirde diğeri gerçek mekanlarda var edilmişler ama her iki Momo da doğallıklarını kaybetmeyen, çocuksu bakış açılarına rağmen ya da belki tam da bu nedenle yaşam hakkında çok doğru sorular soran, düşündürücü felsefeler üreten, yeri geldiğinde yetişkinlerin çekindikleri mücadelelere atılan roman kahramanları. Onca Yoksulluk Varken’de Momo’nun ‘çünkü’ diye başlayan cümleleri özellikle çok etkileyici. Bu cümlelerle öyle yalın, öyle sarsıcı düşünceler üretiyor ki etkilenmemek mümkün değil…

Roman, Paris’te bir varoşta geçiyor. Toplumun kıyısında kalmışlar, dışlanmışlar yani yoksullar, göçmenler, kaçak işçiler, hayat kadınları, travestiler, kadın satıcıları, Afrikalılar, Yahudiler, Araplar, fakir ya da polisle başı dertte Fransızlar bu varoş mahallesinde yan yana yaşıyorlar. Herkesin derdi fena halde başından aşkın olduğu için kimse kimseyle didişmiyor tam tersine birbirlerine yüksünmeden yardım ediyorlar. Momo, romanın başında kendisini 10 yaşında bir çocuk olarak tanıtıyor. Annesi ve babası yok. Eski bir hayat kadını olan ve artık diğer hayat kadınlarının çocuklarına yatılı veya gündüzlü olarak bakan Madam Rosa ile birlikte yaşıyor. Masam Rosa çok yaşlı, çok şişman ve çok hasta bir kadın. Momo, onun baktığı çocuklardan biri iken giderek onun yardımcısı hatta tek can dostu oluyor. Madam Rosa’ya duyduğu derin bağlılık, romanın trajik ve sürprizli sonunu hazırlayan temel etken. Roman asıl olarak Momo’nun Madam Rosa’yla ilişkisine ve içsel dünyasına odaklanmakla beraber mahalledeki ve mahalle dışındaki hayatında Momo’yu etkileyen birçok kahramanla da tanışıyoruz. Müslüman bir ailenin çocuğu olan ve Madam Rosa’ya Müslüman olarak büyütülmesi şartıyla bırakılan Momo’ya din dersleri veren bilge Mösyö Hamil; eski boks şampiyonu ve travesti Senegalli Madam Lola, kabile arkadaşlarıyla yakındaki yurtta yaşayan Afrikalı Mösyö Waloumba, Momo’nun bekleme salonunda nedensiz bulunduğunu, dünyada onca yoksulluk varken bir iskemle işgal ettiğini gören ama ona çok sevimli bir şekilde gülümseyen ve hiç kızmayan Dr. Katz gibi…

Momo’nun hayata yönelttiği eleştirilerin hemen hepsine ben de katılıyorum. Tamamen farklı düşündüğüm tek nokta, insanların tıp tarafından zorla yaşatıldığı ve yaşamın böyle zorla insanın burnuna sokulmasının rezil bir şey olduğu iddiası… Bu, intihar eylemini de olumlayan bir yaklaşım. Belki ben, aldığım eğitim ve yaptığım işin etkisiyle böyle düşünüyorum ama evet, insanları son ana kadar iyileştirmeye çalışmak, yaşamdan asla vazgeçmemek ve pes etmemek gerektiği düşüncesindeyim. Bununla beraber itiraf etmeliyim ki tıp hakkında okuduğum en doğru yorum yine Momo’dan geldi:

Odanın kapısı açıldığında, Doktor Katz beyaz giysiler içinde içeri girip de saçımı okşayınca kendimi daha iyi hissediyordum, işte bu yüzden tıp diye bir şey vardır.

Onca Yoksulluk Varken, okuru daha ilk cümlede yakalayan, son sayfaya kadar temposunu, etkileyiciliğini yitirmeyen, hem çok düşündüren hem de bıçak gibi bir hüzünle yüreğe dokunan bir kitap. Can Yayınları’ndan okuduğum kitapta, Vivet Kanetti’nin nefis çevirisi de okumayı güzelleştiren etkenlerden biri…

Romain Gary çok ünlü ama ‘yolun sonuna varmış bir yazar’ olarak nitelendirildiği bir dönemde Emile Ajar takma adıyla yeni ve çok yankı uyandıran romanlar yazarak, edebiyat dünyasının köşe başlarını tutmuş olan ‘büyük adamlar’la fena dalgasını geçmişti. Ölümünden sonra yayınlanan bir mektubunda R. Gary ve E. Ajar’ın aynı yazar olduğunu anlamak için yalnızca eserlerinin karşılaştırmalı olarak ve gerekirse tekrar okunmasının yeterli olacağını ama hiçbir eleştirmenin bunu yapmadığını yazarak edebiyat dünyasında deprem yaratmıştı! Mektupta, Romain Gary adını yerin dibine batırıp ‘ama Ajar büyük yetenek’ diyen eleştirmenler başta olmak üzere kendisini ‘kitap yayınlamaktan tiksinme’ noktasına getiren herkese eleştirilerini her zamanki ince mizahıyla ama sözünü sakınmadan yazmış. Edebiyat dünyasındaki kliklerden, ödeşmeler ve hesaplaşmalardan, kitapların kaderinin yalnız Paris’teki ilişkiler ağı tarafından belirlenmesinden, tüm bu ‘edebiyat terörü’nden ve 30 yıldır sırtına yüklenen Romain Gary görüntüsünden nasıl da bıktığını; sil baştan başlamaya ve başka biri olmaya özlem duyduğunu, Emile Ajar’ın ortaya çıkışıyla kendi kendini yeniden yarattığı yanılsaması içine girdiğini söylemiş. Mektubunu ‘Çok eğlendim. Hoşçakalın ve teşekkürler’ diye bitirmiş. Biz de size teşekkür ederiz Mösyö Gary, Onca Yoksulluk Varken başta olmak üzere tüm bu harika romanlar için…

Selmin Çetin Doğan

Benzer Icerikli Haberler:

Yorumlar


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.