Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Yaşlanmayı geciktirebilirsiniz

Yazan: admin 29 Aralık 2008  
Kategori: Sağlık

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Plastik Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, hastalıklar için uygulanan koruyucu hekimliğin estetik cerrahide de uygulanmasıyla yaşlanmanın geciktirilebileceğini belirterek “kırışıklık, sarkma oluşmadan önlem alınırsa estetik daha başarılı olur” diyor.

Estetik cerrahi kadınların güzelleşmeleri ve yaşlılık belirtilerini ortadan kaldırmaları için önemli bir kurtarıcı. Ancak yaşlılık çizgileri ve kırışıklıklar yerleşince bunları düzeltmek daha da zorlaşabiliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Plastik Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, estetik cerrahide de tıptaki koruyucu tıp ilkesinin geçerli olmasının başarıyı artıracağını vurguluyor.

Dr. Karacalar, “Hastalıkların önlenmesi ile tedavi daha kolay ve ucuz hale gelir. Oysa hasta olduktan sonra tedavi süresi uzar, masraflar artar ve hastanın yaşam kalitesi bozulur. Aynı şekilde koruyucu estetik uygulamalar da deformasyon oluştuktan sonra düzeltilmesine göre çok daha avantajlıdır” diyor.

Hastalıklar için nasıl aşı ile korunuyorsa estetik cerrahide de birtakım tedbirler alınabileceğini belirten Dr. Karacalar, bu önlemleri şöyle anlatıyor:

“Biz buna koruyucu estetik adını veriyoruz. Yıllarca bekleyip deformasyon oluştuktan sonra estetik yaptırayım anlayışı doğru değil. Henüz deformasyon başlamadan, çevre organları bozmadan bir problem varsa o problemin üstüne giderek çözülmesi lazım. Mesela aşı bir koruyucu hekimlik hizmetidir. Aşının estetik cerrahide benzerleri vardır. Bunlardan biri olan botoks bir koruyucu estetik uygulamasıdır. Özellikle kötü kullanılan mimikler deformasyon nedenlerinden biridir.

Mimikler eşittir dinamik çizgilerdir. O halde mimiklerimizi doğru kullanmamız, onları kontrol etmemiz lazım. Konuşurken sürekli kaşını, gözünü oynatan insanlar vardır. Kimisi de mimiklerini hiç oynatmaz, bir başka grup mimiğini kötü kullanır, çok fazla mimik yoktur ama çene ucu kası sürekli kasılır. Bir başkası kitaplara, dergilere bakarken gözlerini kısarak bakar. İşte botoks mimikleri terbiye eder. Yüzde çizgiler çok oluşmadan, özellikle çok mimik kullanan biri koruyucu estetik önlemi olarak botoks yaptırabilir.

Bir başka koruyucu estetik yöntemi dolgudur. 30 yaşından sonra hücreler arasında bulunan jel azalmaya başlar. 40’lı yaşlarda ise iyice etkisini gösterir. Yüzümüzün yaşlanmasının nedenlerinden bir tanesi hücreler arası maddenin ve yağ dokusunun erimesi ve yer değiştirmesidir. O nedenle bazı kişiler için “bir gecede çöktü” denir. Oysa o 10 yıllık birikimin sonucudur. O nedenle 30 yaşından sonra kayıp olan yerlere dolgu takviyesi yapılırsa bu çökme olmaz.

Yine 30 yaşından sonra cildin damarlanması ve lekeler oluşur. Lekeler zaman içerisinde koyulaşır. O nedenle koruyucu estetik basamaklarından bir tanesi olan temel meyve asiti uygulamasının her yıl en azından bir kere yaptırılmasını öneriyoruz.

Meyve asitlerinden oluşan özellikle glikolik asit gibi asitlerle cildin ölü tabakası soyuluyor ve leke yapıcı hücreleri baskı altına alıyor. Son zamanlarda çok popüler bir uygulama olan askılar da özellikle yanağı ağır, sarkmaya meyilli olan kişilerde destek amaçlı koruyucu estetik tedavisi olarak uygulanır.”

Büyük memesi olanlar için küçültme ve kalçadaki fazla yağlar için liposuction uygulamalarının da koruyucu estetik uygulamaları kapsamında olduğunu söyleyen Dr. Karacalar, koruyucu estetik uygulamaları konusunda şu önerilerde bulunuyor:

“30 yaşından sonra yılda bir kür meyve asidini yaptırın. Yılda iki kez botoks, yılda iki kez dolgu, yılda bir kür yüzeyel mikrotraşlama yaşlanmayı geciktirecek ve deformasyonları azaltacaktır.”

Kadın Magazin

“Bebeğim sağlıklı olacak mı?”

Yazan: admin 29 Aralık 2008  
Kategori: Sağlık

Her kadın, hamile kalmaya karar vermeden önce ve hamile kaldıktan sonra sağlık kontrollerini düzenli olarak yaptırması gerekiyor. VKV Amerikan Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi’nden Dr. Alper Mumcu, anne adaylarının çoğunun dünyaya gelecek çocuklarının sağlıkları ile ilgili endişelendiklerini, bunun normal olduğunu ancak testler ve tedaviler sonrasında bu durumun kontrol altına alınabileceğini söylüyor.

Hamile olduğunu öğrenen hatta belki de hamile kalmaya karar veren her kadının aklını kurcalayan ilk ve en önemli soru, bebeğinin sağlıklı olup olmayacağıdır. Bu son derece haklı bir endişedir. Ancak unutulmaması gereken nokta, gebeliklerin büyük bir kısmının anne adayında ya da bebekte hiçbir sorun yaşanmadan tamamlanmasıdır. Gebelik takiplerindeki amaç; bu 280 günlük dönemde ortaya çıkabilecek olan sorunların eğer mümkünse önceden öngörülebilmesi, ortaya çıktığında tanınabilmesi ve yine eğer mümkünse tedavi edilebilmesidir.

Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmenin temel şartı, anne adayının sağlıklı olmasıdır. Bu nedenle gebe kalmaya karar veren kişiler, kendi sağlık durumlarını gözden geçirmeli; rutin jinekolojik muayeneleri ile pap smear testlerini asla ihmal etmemelidir. Bunun yanı sıra check-up mahiyetindeki kontroller ve genel cerrahi uzmanları tarafından yapılan meme muayeneleri de atlanmamalıdır.

Hamile kalınmadan önce eğer bilinmiyorsa kan grubu tayini, kan sayımı, kızamıkçık geçirilip geçirilmediğinin saptanması gibi bazı laboratuvar incelemelerinin yapılmasında da fayda bulunmaktadır. Bunların dışında, sigara ve alkol kullanımının sonlandırılması ve beslenmeye dikkat edilmesi de önemlidir.

Hamile kalındıktan sonra ise en önemli konu, rutin doktor kontrolleridir. Bu kontrollerde hem anne adayının hem de bebeğin sağlığı ve gelişimi incelenmektedir. Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmede rutin kontrollerin önemi açıktır. Ancak gebelik takiplerinde kullanılan gelişmiş ultrason cihazları ve laboratuvar testleri de ne yazık ki her zaman yeterli olmamakta; bebekte var olan bazı sorunlar saptanamamaktadır. Halk arasında ne yazık ki düzenli kontrollere gitmek sağlıklı bir bebek sahibi olmanın garantisi gibi algılanmaktadır. Bu doğru bir tespit değildir. Bebekteki sorunların çok büyük bir kısmı gebelik takipleri sırasında saptanabilmekle birlikte, kalpte görülebilen sorunlar başta olmak üzere; bazı olumsuzluklar ne yazık ki günümüz tıbbi şartlarında fark edilememektedir. Bu nedenle düzenli kontrole gitmek, son derece önemli olmakla beraber; asla sağlıklı bir bebek dünyaya getirmenin garantisi olarak görülmemelidir.

Bebekte bir problem saptanması durumunda bu problemin yaşam ile bağdaşıp bağdaşmadığı konusu önem kazanmaktadır. Yaşam ile bağdaşmayan yani bebeğin doğduktan kısa bir süre sonra kaybedileceğinin kesin olduğu durumlarda; gebelik, kurul kararı ile sonlandırılabilmektedir. Yarık damak, yarık dudak, yapışık parmak ya da benzeri durumlar, bebeğin yaşama şansını etkilemeyeceğinden; gebelik sırasında fark edilseler bile herhangi bir girişimde bulunulmayıp, gebelik sonlandırılmamaktadır. Down sendromu gibi kromozom bozukluklarının saptanması durumunda ise ailenin onayı ile gebelik sonlandırılabilmektedir.

Gebeliğin takipleri sırasında bazı laboratuvar ve ultrason incelemeleri ile bebeğin sağlık durumu ve gelişimi takip edilmektedir. Test sonuçlarına göre daha ileri incelemeler gerekli görülür ise bunlar da yapılabilmektedir. Takipler sırasında 6-8. haftalarda yapılan ilk ultrason incelemesi ile gebeliğin rahim içinde olup olmadığı, kaç adet bebek olduğu ve bunların kalp atışlarının olup olmadığı, saptanmaktadır.

11-14. haftalarda yapılacak olan ultrason incelemesinde bebeğin ense kalınlığı ölçülmekte ve burun kemiği izlenmektedir. Bu bulgular özellikle down sendromu açısından önemlidir. 11-14. haftalarda yapılan ultrason incelemesi son derece önemlidir ve gebelik takibinin olmazsa olmaz olarak adlandırılan incelmelerinden birisidir. Bu haftalarda down sendromu riskini belirleyen ikili test yapılmaktadır. Bu test, bebekte down sendromu olup olmadığını göstermeyip; sadece risk değerini göstermektedir. Riskin yüksek çıkması durumunda ya da ultrasonda kuşkulu bulgu varlığı tespit edildiğinde; bebeğin plasentasını oluşturan hücrelerden örnek alınarak (koryon villus biyopsisi) ya da ileriki haftalarda bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak (amniyosentez) kromozom analizi yapılabilmektedir.

 15-20. haftalar civarında yine down sendromu riski belirlemek için kanda üçlü test yapılabilmekte ya da sadece alfa feto protein adı verilen bir protein incelenerek, bebeğin sinir sistemi ile ilgili risk belirlenebilmektedir.

Gebelik takibinin olmazsa olmazlarından bir diğeri de 22. hafta civarında yapılan detaylı fetal incelemedir. Bu ultrason incelemesi, deneyimli uzmanlar tarafından yapılmakta ve bebeğin kalp, beyin ve diğer organları detaylı bir şekilde incelenmektedir. Herhangi bir kuşku varlığında bebeğin kalbinin çocuk kardiyologları tarafından farklı bir sistemle incelenmesi, bazı durumlarda ise MR çekilmesi gerekli olabilmektedir. Detaylı fetal inceleme ile nadir görülen bazı anomaliler saptanabilmekle birlikte; ne yazık ki kalp sorunları başta olmak üzere tüm sorunların sadece %60-70′i saptanabilmektedir.

İlerleyen dönemlerde ise ultrason ile bebeğin gelişimi, suyunun ve plasentasının durumu değerlendirilmektedir. NST adı verilen incelemede bebeğin kalp atışları ve rahim kasılmaları incelenerek, bebeğin sıkıntıda olup olmadığı anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Bu takipler sırasında anne adayının da sağlık durumu incelenmektedir. Anne adayının ya da bebeğin hayatının tehlikede olduğu durumlarda, gebeliğin zamanından önce sonlandırılması gerekli olabilmektedir. Sanılanın aksine gebelik takipleri ve bu takiplerde her şeyin normal olarak saptanması, bebeğin görme, işitme gibi duyularının gelişimi, otizm gibi sorunların olup olmayacağı ya da zeka düzeyi gibi konularda bilgi vermemektedir.

Kadın Magazin

 

Foto galeri: 2009 mayo - bikini modası

Yazan: admin 28 Aralık 2008  
Kategori: Güncel, Moda

2009 yazının en güzel mayo-bikini modelleri görücüye çıktı. Seçin, beğenin… İşte yazın en güzel mayo – bikini modelleri…

Kadın Magazin

[PSGallery=1b0ssj47dp]

İlkbahar modası: 2009 İlkbahar/Yaz sezonunda nasıl elbiseler giyeceğiz?

Yazan: admin 28 Aralık 2008  
Kategori: Güncel

Kışlık paltolarımız hala gardolabımızın en popüler parçasıyken tasarımcılar çoktan 2009 ilkbahar/yaz koleksiyonlarını görücüye çıkardı. Küresel ekonomik kriz bir yana bu elbiselere muhakkak sahip olmak isteyeceksiniz.

İşte 2009 ilkbahar/yaz sezonunun en güzel elbiseleri…

Kadın Magazin

[PSGallery=1ax3s1u10x2]

Victoria’s Secret’ın Yeni Yüzü

Yazan: admin 27 Aralık 2008  
Kategori: Güncel, Moda

Victoria’s Secret, yeni koleksiyonunun katalog çekimlerini Hollandalı top model Doutzen Kroes ile gerçekleştirdi.
Yılda 6 milyon dolar kazanan modelin, 2009 bikini kataloğu sayesinde kazancını ikiye katlayacağı tahmin ediliyor. 
Kroes, çekimlerde Brezilyalı ünlü top model  ve Allesandra Ambrossio ile birlikte fotoğraflandı.

Çekim arasında gazetecilere röportaj veren Doutzen, “Formunu nasıl koruyorsun?” sorusuna “Yediklerime hiç dikkat etmem. Canımın istediğini yerim. Ama düzenli spor yapıyorum. Ne olursa olsun aksatmam” dedi.

Başarılı manken ilk iş olarak Victoria’s Secret’in “Supermodel Obsession” iç giyim koleksiyonunun New York tanıtımında yer aldı. Doutzen Kroes, daha önce Vogue ve Harper’s Bazaar gibi ünlü dergilerine kapak olmuştu

Aymerkez’de büyük indirim

Yazan: admin 26 Aralık 2008  
Kategori: Alışveriş

İlki 1997 yılında Gaziantep’te kurulan ve 2002 yılında İstanbul Büyükçekmece’de Türkiye’nin ilk Inlet & Outlet mağazası olarak hizmet vermeye başlayan Aymerkez Büyükçekmece, bundan tam bir yıl önce yeni bir kardeşe kavuştu. Kuruluşunun ilk yıldönümü kutlanan Aymerkez Gaziosmanpaşa’da müşterilere çok özel indirimler sunuluyor.

Türkiye çapında 150’ye yakın perakende satış mağazası, 3 alışveriş merkezi ve 500’ü aşkın satış noktasıyla hazır giyim sektörünün önde gelen kuruluşu Aydınlı Grup, Aymerkez Gaziosmanpaşa’nın birinci yılını kutluyor. İlki 1997 yılında kurulan Aymerkez Çok Katlı Mega Mağazaları’nın üçüncüsü olan Aymerkez Gaziosmanpaşa’da, Aydınlı Grup bünyesinde yer alan Pierre Cardin, Cacharel, US Polo Assn. ve Becon Berlin markalarının yanı sıra pek çok farklı dünya markası da sıra dışı bir kampanya ile tüketicileriyle buluşuyor.

26-28 Aralık tarihleri arasında kutlanacak olan yıldönümü kapsamında Aymerkez Gaziosmanpaşa’da farklı ürün gruplarında Aralık sonuna kadar sürecek çarpıcı indirimler bulunuyor.

Pierre Cardin marka ürünlerin tamamında yüzde 50 indirim bulunurken yine Pierre Cardin imzalı takım elbise alanlara 1 adet takım elbise hediye ediliyor. US Polo Assn. markasında ise 200 YTL ve üzerinde alışveriş gerçekleştiren müşteriler US Polo Assn. Mug’a sahip oluyor. Bunun yanı sıra Becon marka takım elbise satın alan müşterilere ise ikinci takım elbise hediye ediliyor.

Aymerkez Gaziosmanpaşa’da yer alan Adidas, Colin’s, Converse, Defacto, Dockers, Levi’s, Mavi Jeans ve Nike markalı tüm spor ürünlerde de yüzde 40 indirim uygulanıyor. Aynı şekilde kadın ve çocuk ürünlerinde yüzde 50, ayakkabı reyonlarında da yüzde 40’a varan indirimler bulmak mümkün. Ayrıca fırsat reyonlarında da 39 YTL’den başlayan birbirinden cazip ürünler sahiplerini bekliyor.

Kadın Magazin

Yeni yıl geceniz zehir olmasın

Yazan: admin 26 Aralık 2008  
Kategori: Güncel

Yeni yıl denince akla yeni umutlar, yeni heyecanlar ve yeni başlangıçlar gelir. Umut dolu yeni yıla girerken de tatlı bir telaş sarar insanları, yeni yıldan beklenen bereket ve bolluk için bir başlangıç olsun diye yılbaşı sofraları çok çeşitli yiyeceklerle donatılır ya da en zengin menüye sahip yerler seçilip doya doya eğlenilir. Buraya kadar bir problem yok. Sorun çok zengin menülerdeki yanlış tercihlerin sizin yeni yılı bir hastanenin acilinde karşılamanıza geldiğinde başlıyor.

Yeni yılınızın zehir olmaması için doğru yemekler hazırlamanız veya menüden doğru tercihler yapmanız önemli. Aksi takdirde aşırı yağlı, şekerli, fazla beslenmeye ve aşırı alkol almaya bağlı olarak dayanılmaz mide krampları, barsak problemleri, aşırı baş ağrısı ve alkol komasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Özellikle belli bir beslenme planı olan şeker, kalp hastaları ile aşırı kilolu ve kalp ameliyatı olanların yılbaşında en riskli grup olduklarını unutmayıp kesinlikle özel diyetlerinin dışına çıkmamaları gerekmektedir.

Yılbaşı akşamı hazırladığınız sofrada aşırı yağlı yemekler ve kızartmalar yerine, zeytinyağlıları ve salataları tercih edin. Ana yemek olarak fırıne veya ızgarada pişmiş etleri hazırlayabilirsiniz. Aşırı kremalı ve şerbetli tatlılar yerine meyveli tatlılara, sütlü tatlılara ve meyveye ağırlık verin. İçki tercihinizi çok aşırıya kaçamamak kaydıyla şarap ve bira gibi alkolu düşük olanlardan yana kullanın. Yemeğe bir anda yüklenmek yerine yavaş yiyerek uzun zaman dilimine yayın.

Dışarıda bir yerde yemek yeniyorsa da yine doğru tercihlerde bulunarak menünüzü oluşturun. Çok yağlı yiyeceklerden oluşmayan hafif bir ordövr tabağı. Ardından yardımcı olarak zeytin yağlı sebze yemeği. Ana yemek olarak tavuklu veya hindili fırın yemeği veya sote, yanında da garnitür şeklinde pilav yine bol miktarda salata ile birlikte. Tatlı olarak meyve, meyveli tatlı veya sütlü tatlı tercih edilerek güzel bir yılbaşı menüsü oluşturulup yeni yıla mide ve baş ağrıları yerine kendinizi daha iyi hissederek girebilirsiniz.

Bütün bu uyarılara rağmen akşam fazla yiyip alkolü de fazla kaçırdıysanız ertesi gün bol su tüketmeye özen gösterin. Ayrıca vitamin ve mineralden zengin taze meyve ve sebze tüketin. Yine rahatlamanıza yardımcı olacak bitki çaylarını da tercih edebilirsiniz. Bütün bunların yanında hareket etmek de önemli. Akşam üstü küçük bir yürüyüş toparlanmanızı destekleyecektir.

Örnek vermek gerekirse;
• Kahvaltıda ıhlamur, kızamış ekmek ve peynir yemeyi tercih edin
• Öğlen yağsız haşlanmış makarna ile yoğurt yiyin
• Arada meyve olarak asitsiz, mideyi yormayacak meyveleri(kabuksuz elma, muz…) tercih edin
• Akşam haşlanmış patates, yağsız tost veya mideniz daha iyiyse sebze yemeği yiyebilirsiniz
• Gazlı ve asitli içeceklerden uzak durun
• Gün boyu bol sıvı almaya çalışın(2-2,5lt)
• Çok yağlı yiyecekler tüketmeyin
• Dışarı çıkıp kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz

Yeni yıla sağlıklı girin

Kepekli ürünler kanserden korur: Haftada dört kez kepek içeren ekmek, makarna ya da kabuklu pirinç tüketmek kanser riskini yüzde 40 azaltıyor.

Sebze-meyveyi eksik etmeyin: Sebze-meyve, özellikle de domates, kırmızı üzüm, brokkoli yiyenlerde kalp krizi, kanser ve şeker hastalığı riski düşüyor.

Ayaküstü yemekten vazgeçin: Hamburger, patates kızartması vs. gibi yiyecekleri tüketmeden önce kalp hastalıklarının üçte birinin bu yiyecekler yüzünden ortaya çıktığını hatırlayın ve fast food’dan vazgeçin.

Sofrada balık olsun: Düzenli olarak balık yemek kalp krizi riskini azaltıyor, ayrıca balıkta bulunan yağlar bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor.

Şok diyetler faydasız: “Haftada üç kilo” vermeyi vaad eden mucize diyetlerden uzak durun. Kilo vermek istiyorsanız bunu hafta hafta değil uzun vadede yapmaya çalışın.

Aşırı kiloya dikkat: Yeni bir araştırmaya göre, kilolu insanların aldıkları her yeni kilo ömürlerini 20 hafta kısaltıyor. Fazla kiloları vermek kalp, kanser, eklem iltihabı hastalıklarından koruyor.

Elma dişlere iyi gelir: Böğürtlen bakterilerin dişe yapışmalarını engelleyerek diş eti hastalığı riskini azaltırken, elma, portakal, havuç, ıspanak gibi lifli yiyecekler de dişleri güçlendiriyor.

Su içmeyi ihmal etmeyin: Günde en az beş bardak su içen kişilerde kolon kanseri riski yüzde 50 azalıyor.

Egzersizi ihmal etmeyin: Günde bir kilometre yürüyüş ya da haftada üç kez hafif egzersiz kalp hastalığı riskini düşürüyor.

Kadın Magazin

“Cafe Sakizli” Nişantaşı’nda açıldı

Yazan: Editör: Nurhan Demirel 26 Aralık 2008  
Kategori: Yeme&İçme

Tiyatro sanatçısı Hakan Bilgin ve TOÇEV’in kurucusu Ebru Uygun’un ortaklığında kurulan Cafe Sakizli’nın açılışını, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül yaptı. Açılışa Doğa Rutkay, Metin Uca, Uğur Uludağ, Yosi Mizrahi, Yağmur Kaşifoğlu, Ceylan Saner, modacı Erol Albayrak, Uğur Batur, Siren Ertan Çarmıklı, Mehmet Aslan gibi sanat ve cemiyet hayatının tanınmış isimleri katıldı.

Konuklar, Türk kahvesinin Ege’ye özel damla sakızlı lezzetini Nişantaşı’na getiren Cafe Sakizli’daki keyifli bir sohbetteydi… Cafe Sakizli’nin açılışı gerçekleştiren Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül seçim havasındaydı. Neşeli, kendinden emin, Nişantaşı’nın yeni ve özel bir mekan daha kazanmasından hoşnut… Doğa Rutkay her fırsatta destek verdiği TOÇEV ailesinin bir üyesi gibi rahat ve içtendi. Esprileriyle çevresine neşe saçıyordu. Uğur Uludağ, Yosi Mizrahi ve Yağmur Kaşifoğlu tiyatro camiasının keyifli temsilcileriydi, yakın dostları Hakan Bilgin’e destek verdiler. Metin Uca her zamanki gibi ortamı doğallığı ve tatlı tatlı aktardığı bilgilerle renklendirdi. Konuklar, modacı Erol Albayrak’ı yeni kreasyonunun başarısı dolayısıyla tebrik yağmuruna tuttular. Mehmet Aslan çocukların eğitimi adına TOÇEV’e sınırsız destek veren genç ve özel bir isim. Heyecanlı ve keyifili görünüyordu. Atıştıran kara ve soğuk havaya rağmen şıklığından ödün vermeyen Siren Ertan Çarmıklı, yakın arkadaşını bu önemli gününde yalnız bırakmadı.

Cafe Sakizli’da Türk kahvesini damla sakızlı, kakuleli, hindistan cevizli, fındıklı, çikolatalı ve vanilyalı gibi doğal ve yeni tatlarıyla porselen fincanlarda yudumlamak mümkün olacak…

Kadın Magazin

[PSGallery=188ttndhuk]

Kömür kullanmayın, ısı yalıtımı yaptırın

Yazan: admin 26 Aralık 2008  
Kategori: Ev & Dekorasyon

Ülkemizin sıcak gündem maddelerinden biri olan kömür tüketiminde yaşanan artışın beraberinde getirdiği hava kirliliği son günlerde sıkça tartışılırken, XPS Isı Yalıtımı Sanayicileri Derneği tartışmalara bambaşka bir boyut getirdi. Isı yalıtımının ekolojik ve ekonomik boyutlarına dikkat çeken dernek, yeni binalar kadar mevcut yalıtımsız binalara da yalıtım uygulanması gerektiğini belirtti. Türkiye’de bulunan 17 milyon konutun yüzde 90’ı yalıtımsız olduğu için çevre her geçen gün daha hızlı kirleniyor. Küresel ısınmayla mücadele için alınması gereken önlemlerin başında gelen ısı yalıtımıyla, fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan sera gazı salımı yarı yarıya azalıyor. Ayrıca tüm binaların yalıtımlı hale gelmesiyle Türkiye, 7.5 milyar dolar kazanabiliyor.

Isı yalıtımı sayesinde faturalarda yüzde 50 tasarruf sağlanıyor
Kömür gibi fosil yakıtların neden olduğu çevre kirliliğine karşılık doğal gazın tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan XPS Isı Yalıtımı Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kubilay Ulu, yüksek enerji maliyetleri nedeniyle doğal gaz kullanımında ekonomik yöntemlerin önemli olduğunun da altını çizdi. Ekonomik ısınmanın tek yolunun ise ısı yalıtımından geçtiğini ifade eden Ulu, ısı yalıtımıyla faturalarda en az yüzde 50 tasarruf sağlandığını vurguladı. Türkiye’nin toplam ithalatının yaklaşık 5’te birinin enerji ithalatına ayrıldığını hatırlatan Ulu, hızla tükenen enerji kaynakları ve aynı hızla kirlenen çevre için de ısı yalıtımı uygulamalarına acilen ağırlık verilmesi gerektiğini belirtti.

Özel sektöre ve sivil toplum kuruluşlarına devletle işbirliği içinde, mevcut yalıtımsız binaların yalıtılmasına yönelik sosyal sorumluluk projeleri geliştirmeleri için çağrıda bulunan Ulu, bu tarz projelerin vatandaşlar, ülke ekonomisi ve çevre için çok etkili olacağını söyledi. Türkiye’deki 17 milyon konutun sadece yüzde 10’unun yalıtımlı olduğu gerçeğine dikkat çeken Ulu, bu nedenle ısınmak için bizden çok daha soğuk olan Almanya’nın bile 10 katı kadar enerji tükettiğimizi ve dolayısıyla çevreyi Almanya’dan 10 kat daha hızlı kirlettiğimizi bildirdi.

Çevreye ve bütçeye katkılarına karşılık ısı yalıtımının maliyeti, inşaat aşamasında bina maliyetinin sadece yüzde 3’ü ila 5’i gibi küçük bir miktar… Mevcut binalarda ise mantolama uygulamalarının metrekarede ortalama 40 YTL maliyeti oluyor. Yalıtıma yapılan yatırım birkaç yıl içinde kendini amorti ediyor ve bina ömrü boyunca her ay doğal gaz ve elektrik faturalarında ortalama yüzde 50–60 oranında tasarruf imkânı yaratıyor.

Isı yalıtımı uygulamaları konusunda ayrıntılı bilgi almak için, www.xpsturkiye.org internet adresinden ve 0216 415 68 94 numaralı telefondan XPS Isı Yalıtımı Sanayicileri Derneği’ne ulaşmanız yeterli.

Kadın Magazin

Kulaklarınızı temizlemeyin

Yazan: admin 26 Aralık 2008  
Kategori: Sağlık

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Selim Pata, kulak kirini temizlemek için pamuk kullanmanın sakıncalı olduğunu belirterek “Kulak pamukları ile biriken kirler içeri doğru itilip kulağı tıkar. O nedenle pamukla kulağın dıştan görülen yerlerinin nemini almak yeterlidir” diyor.

Kulakta biriken kirler yanlış yapılan temizleme hareketleri nedeniyle kulağı tıkayabiliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Selim Pata, kulak kirinin nasıl oluştuğunu şöyle anlatıyor:

“Vücudumuzda birçok organ kendine ait bir salgı salgılar. Ağzımızdaki tükürük salgısı, burnumuzdaki sıvı salgısı gibi kulağımızda da bir salgı vardır. Bu salgı tükürük kadar sulu bir salgı değildir. Ağzımızdaki tükürük salgısı sürekli salgılanır ve biz bunu yutarak ağzımızı temizleriz, kulaktaki salgı da kulaktaki minik titrek tüyler sayesinde dışarıya doğru yavaş yavaş itilir ve dış kulak yolundan kulak kepçesine itilir”.

Kulak kiri oluşumunun kişiden kişiye değiştiğini söyleyen Doç. Dr. Pata, “Kulak kiri, kişiden kişiye değişmekle birlikte açık sarı renkten koyu kahverengiye değişen renklerde olabilir. Yine kişiden kişiye değişmekle birlikte daha sıvı veya daha katı kıvamda salgılanabilir. Bazı insanların kulağında bu salgıyı dışarıya atan mekanizma daha az çalışır ya da dış etkenlerle bozulur ve buna bağlı olarak kulak yolunda kir birikir” diyor.

İşitme kaybı yapar

Kulaktaki kirin dışarı çıkma mekanizmasının nasıl bozulduğunu ise Dr. Pata şöyle açıklıyor:

“Kulak kiri kulak pamuklarıyla temizlenmeye çalışılırsa hem kulak yolundaki kir biraz içeriye doğru itilmiş olur, hem de kulak salgısını dışarı atan tüylerin hareketi kısa süreli de olsa bozulur. O esnada salgı salgılanmaya devam eder ama tüyler çalışmadığı için dışarı atılamaz. Bir müddet sonra bu tüylerin taşıma kapasitesini aşan şekilde salgı birikir. Dışarı atılamadığı zaman da birikerek kulak kanalını tamamen kapatır ve problem başlar. Kulak kanalını tamamen doldurana kadar şikayet yapmaz. Kulak kanalı 7–8 milimetre genişliğinde silindir şeklinde bir kanaldır. Bu kanalda bir toplu iğnenin geçeceği kadar bir delik bile kalsa işitme problemi yaşanmaz, ancak bir dolgunluk problemi yapabilir. Genellikle havuza ya da denize girdikten veya banyodan sonra, birikmiş olan kulak salgısı su ile şişer ve kulak kanalını tamamen doldurur. Doldurduğu zaman işitme kaybı ve dolgunluk hissedilir. Hatta zaman zaman kulak çınlaması ve baş dönmesi bile yapabilir.”

Sağlıklı kulak temizlenmez

Doç. Dr. Yavuz Selim Pata, kulak çöpleriyle kulak temizlemenin yanlış olduğunun altını çiziyor:

“Kulak yolu dar ve silindir şeklinde bir kanal olduğu için bizim onu temizlememiz için o kirin arka tarafına geçip onu oradan dışarıya doğru çekmemiz gerekir. Kendi kendimize görmeden böyle bir şeyi yapamayacağımız için kulak pamuğu ile çıkartmaya çalıştığımız zaman kirin birazını kulak zarına doğru ittirip zara yapıştırabiliriz. Sağlıklı, normal çalışan bir kulağın hiçbir zaman temizlenme ihtiyacı olmaz. Kendi kendine mekanizma işler. Kulak çöpleri kulağın girişine, yarım santim bir santim kadar sokulabilir. Çünkü kulak zarı yaklaşık 2.5-3 santim ileridedir. Özellikle banyodan sonra kulak yolunun girişindeki nemi almak faydalıdır.”

Kadın Magazin

Sonraki sayfa »