Evliliğe matematiksel formül
Bir yastıkta kocayacak mısınız, yoksa çok geçmeden boşanacak mısınız?
İngiliz matematikçi James Murray, genç çiftlerin boşanma riskinin yüksek olup olmadığını ya da bir yastıkta kocayıp kocamayacaklarının önceden kestirebilmek için bir matematik formülü buldu.
Oxford Üniversitesi profesörü Murray, bulduğu formülün yüzde 94′lük doğruluk payına sahip olduğunu belirtti.
Profesör Murray ve ekibi, genç çiftlerin para ya da cinsellik gibi hassas konularda 15 dakikalık konuşmalarını filme aldı, katılımcıların mizahi yaklaşımla, öfkeyle, savunmacı tutumla ya da sevgiyle söylediklerine olumlu ya da olumsuz notlar verdi ve bu notlama ekibin ilişkilerin zaman içinde devam edip etmeyeceğini değerlendirmesine imkan sağladı.
700 çiftin kullanıldığı 12 yıl süren araştırmada çiftlerle bir ya da iki yılda bir görüşüldü ve Murray tarafından icat edilen formülün doğruluk payının yüzde 94 olduğu ortaya çıktı.
Selma ve Gölgesi
Yazan: admin 26 Mart 2009
Kategori: Kültür Sanat

Türk edebiyatının usta yazarlarından Peyami Safa’nın romanından Selma ve Gölgesi adlı romanından uyarlanan filmin yönetmeni Mehmet Güreli. Güreli’in bu ilk uzun metrajlı filminde başrolleri Görkem Yeltan, Kaan Çakır, Kaan Çakır, Memet Ali Alabora paylaşıyor.
Selma bir nemfomandır. O, bir hastadır; hatta katil bile olabilir. Nevzat, evlenmeyi planladığı Selma’yı, kendi elleriyle en yakın arkadaşı Halim ile tanıştırır. Ne var ki, bu Nevzat için oldukça tatsız olayların başlangıcı olacaktır. Çünkü Halim, Selma’ya deliler gibi aşık olmuştur ve gözü ondan başkasını görmemektedir… Artık Halim için hayatta hiç bir şey önemli değildir; karısını, çocuğunu, annesini unutur. Tabii en yakın arkadaşı Nevzat’ın içine düştüğü durumunda farkında değildir. Peki ya Selma? O da gerçekten sevmekte midir; yoksa Halim gözüne kestirdiği yeni bir av mıdır sadece?
Selma ve Gölgesi, bizim coğrafyamızda, bizden yola çıkılarak yazılmış, enfes kurgusuyla göz dolduran, düşündürüp heyecanlandıran bir hikâye. Gizemli bir kadının planlarını gizlice uygulamasını ustaca anlatan, aynı zamanda da iki yakın erkek arkadaşın nasıl olup da birbirini yok edecek birer canavara -usulca, bilinçsizce ve yumuşak bir şekilde- dönüştüğünü gösteren bir yapıt.
Milliyet
Yönetmen: Mehmet Güreli
Oyuncular: Görkem Yeltan, Kaan Çakır, Kaan Çakır, Memet Ali Alabora
Tür: Drama
Fragmanı izle: buraya tiklayin
Size ilk görüşte 8.2 saniye baktıysa âşıktır
Yapılan bir araştırmaya göre erkekler ilk görüşte âşık oldukları kadına tam 8.2 saniye bakıyor.
Bilim adamları bir erkeğin bir kadına ilk görüşte âşık olması için, bakışlarının en az 8.2 saniye süreyle kadının üzerine kilitlenmesi gerektiğini belirlediler.
İlk karşılaşmada erkeğin bakışları kadının üzerinde bu süreden daha da fazla takılı kalırsa, bu durum erkeğin kadına yönelik ilgisinin çok daha yoğun olduğu anlamına geliyor. Bunun aksine, bakış süresi 4 saniyenin altında kalırsa erkek kadından çok fazla etkilenmemiş demektir.
ANCAK kadınlar karşılaştıkları erkeği ister beğensinler, ister beğenmesinler bakış sürelerini değiştirmiyorlar. Başka bir deyişle, bakış süreleri ilgilerini ortaya koymuyor. Gizli kamera çekimiyle yapılan araştırma kapsamında 115 denek öğrenci, aktör ve aktrislerle tanıştırıldı. Sonra deneklere yeni tanıştıkları insanları çekici bulup bulmadıkları soruldu. Güzel buldukları aktrislerin gözlerine ortalama 8.2 saniye süreyle bakan erkek denekler, daha az çekici bulduklarına bakışlarını ortalama 4.5 saniye süreyle yöneltti.
Bebekler neden ağlar?
Yazan: Ailenizin Doktoru: Dr. Selmin Çetin Doğan 25 Mart 2009
Kategori: Bebek & Çocuk, Sağlık
Bebeklerin en sık doktora getirilme nedenlerinden biri ‘çok ağlıyor’ şikayetidir. Sakinken çok sevimli olan minik bebeğin ağlamaya başlamasıyla evde hatta apartmanda yankılanan canhıraş çığlıkları çoğu anne babanın kendilerini çaresiz hissetmesine neden olur. Bazı bebekler eve geldikleri ilk akşamdan itibaren yoğun bir şekilde ağlamaya başlasa da bebeklerin büyük bir bölümünde ağlama 2-3. haftalarda başlar, 6-8. haftalarda tavan yapar ve 12-16. haftalardan itibaren azalır. En sık karşılaşılan bebek ağlaması nedenlerine birlikte bir göz atalım… KadınMAG yazarı Dr. Selmin Çetin Doğan yazdı…
1) Fiziksel ihtiyaçlar: Hepimizin bildiği gibi bebekler fiziksel ihtiyaçlarını ağlayarak haber veririler. Acıkma, altını kirletme, üşüme, aşırı terleme, yorgunluk, ani veya aşırı sese maruz kalma gibi durumlarda sıkıntılarını ağlayarak ifade ederler. Sakin, makul ve kendine güvenli anne-baba ile bebek arasında kısa sürede bir iletişim kurulur ve aile, bebeğin ne zaman acıktığı için, ne zaman diğer fiziksel ihtiyaçları için ağladığını ayırt etmeye başlar. Sıkıntılı ve yoğun bir şekilde ağlayan bir bebeğin önce fiziksel bir ihtiyacı olup olmadığı kontrol edilmelidir. 1 saatten uzun süredir emzirilmediyse beslenmesi, altının temizlenmesi, çok ince ya da çok kalın giydirilip giydirilmediğinin kontrol edilmesi, oda sıcaklığının ayarlanması, ortamdaki ses ve ışık şartlarının kontrol edilmesi, kucağa alınarak ten teması sağlanması, bebekle sakin ve sevecen bir ses tonuyla konuşulması, kucakta kalp seslerini duyacak şekilde tutulması ile bebeğin ihtiyaçlarının giderilmesi sağlanmalıdır.
Çok ağlayan bebekler, ailenin zaman zaman paniğe kapılmasına neden olabilir. Panik içinde ‘ağlama nedeni ve çözümü’ aranması, aileyi yanlışlara sürükleyebilir. En sık yapılan yanlışlardan biri de ‘bu çocuk hala aç, doymuyor, anne sütü yetmiyor’ denilerek doktora danışmadan bir takım ek gıdalar başlanmasıdır. Eğer anne ve bebekte bazı özel sorunlar yoksa; sağlıklı bir annenin sütü bebeğine ilk 6 ay boyunca tek başına yeter; sağlıklı bir bebek, ilk 6 ay anne sütüyle ihtiyacı olan tüm gıdayı ve sıvıyı alır. Bebeğin doymadığıyla ilgili ciddi bir endişe varsa, mutlaka bebek dostu sertifikası olan bir sağlık kuruluşuna başvurularak hekime danışılmalı, anne ve bebekteki sorunun adı konmalı, ancak hekim önerisiyle 6 aydan küçük bir bebeğe ek gıda başlanmalıdır. Bir diğer önemli nokta, bebeği üşütmemek ve hastalıktan korumak amacıyla evin aşırı ısıtılmasına ve bebeğin aşırı giydirilmesine bağlı ağlamaların ayırt edilmesidir. Aşırı sıcak, nasıl yetişkinler için sıkıntı verici ve sağlıksız ise bebekler için de öyledir; bebek için terlemek de üşümek kadar tehlikelidir.
2) Hastalıklar: Bir bebeğin fiziksel ihtiyaçları giderildiği halde aşırı ağlaması devam ediyorsa ağlama bir hastalığa bağlı olabilir. Kulak iltihapları başta olmak üzere üst solunum yolu enfeksiyonları, akciğerlerdeki çeşitli hastalıklar, idrar yolu enfeksiyonu, ağızda pamukçuk, pişikler, mide-barsak iltihapları gibi enfeksiyon hastalıkları ağrıya neden olarak bebeği ağlatabilir. Eğer ağlama ile birlikte koltuk altından ölçüldüğünde 37.5’in üstünde ateş, ishal, ağızda beyaz lekelenmeler, memeyi reddetme, burun tıkanıklığı ve hırıltı, sık nefes alıp verme, öksürük gibi şikayetlerden herhangi biri de varsa bir hastaneye başvurulmalıdır. Eğer bu belirtilerden hiç biri yoksa ‘çok ağlıyor öyleyse hasta’ yorumu çoğunlukla doğru değildir.
Bebeklerin çoğunda kendini göbek deliğinde hafif şişlikle belli eden bir göbek fıtığı vardır. %90’ı 1 yaşına kadar kendiliğinden düzelir. Genellikle önemli bir soruna yol açmaz, ağrı yapması nadirdir. Fakat kasık fıtığı daha ender görülmekle birlikte daha tehlikelidir. Fıtık boğulması denen durum kasıkta ani şişme, şişin inmemesi, şiddetli ağrı ve ağlama ile kendini belli eder. Dolaşım bozukluğuna ve kangrene neden olabilir. Ağlamayla birlikte kasıkta şişlik fark edilirse bebek hemen bir çocuk cerrahisi uzmanının da bulunduğu hastaneye götürülmelidir.
Özellikle mamayla beslenen bebeklerde aşırı ağlamanın nedenlerinden biri inek sütü alerjisi olabilir, nadiren anne sütüyle beslenen bebeklerde de görülebilir. Bebekte yoğun ağlamanın yanı sıra kusma, ishal veya daha nadiren kabızlık, kakasında az da olsa kan veya sümük görülmesi, egzema benzeri deri döküntüleri, yeterli kilo alamama olabilir. Tercihen bir çocuk gastroenteroloji uzmanına başvurulması önerilir. Mamayla beslenen bebeklerde inek sütü bazlı mama bırakılarak soya sütü bazlı, amino asit bazlı, kısmi hidrolize mamalara geçilir; anne sütüyle beslenen bebeklerde annenin süt ve süt ürünleri kullanması yasaklanır. Anne ve bebek hekim tarafından düzenli aralıklarla takip edilir.
Çok ağlama, gastro-özefajiyal reflüye de bağlı olabilir. Midedeki gıdalar yemek borusuna geri kaçarak yanma tarzı ağrı başta olmak üzere pek çok soruna neden olabilir. Hem şiddetle ağlayan hem şiddetle kusan ve yeterli kilo alamayan bebekler için yine tercihen çocuk gastroenteroloji bölümünün de bulunduğu bir hastaneye başvurulması önerilir.
Başka hiçbir şikayeti olmayan, sadece aşırı ağlaması olan bebeklerde bu sorunun geçici ve önemsiz bir durum mu yoksa altta yatan bazı sorunların habercisi mi olduğunu nasıl ayırt etmeli? Eğer bebeğiniz, birbirini izleyen 3 hafta boyunca, haftada en az 3 gün ve her seferinde günde 3 saatten uzun süreyle şiddetle ağlıyorsa bu ‘inatçı ağlama’ dediğimiz bir durumdur ve mutlaka araştırılmalıdır.
3) İnfantil Kolik (Gaz Sancısı): Bebeklerin çoğu hayatın ilk 3 ayında, genellikle akşam veya gece saatlerinde ve genellikle hep aynı saatlerde, ayaklarını karnına çekip gererek, kızararak şiddetle ağlar. Kucağa alınmakla, beslenmekle sakinleşir gibi olsa da birazdan daha şiddetle ağlamasına devam eder. Anne-baba, doktorların ‘önemli bir şey değil, gaz sancısı, birkaç ay içinde kendiliğinden geçer’ demesi karşısında şaşırıp ‘basit bir gaz sancısı bu derece şikayete yol açar mı?’ diye şüpheye düşebilir. Bebeklerin nörolojik sistemi doğumda henüz tam olgunlaşmamıştır. Freud bu durumu ‘insan yavrusu dünyaya tamamlanmamış olarak gelir’ sözüyle tanımlar. Bebeklerin duyu sinirleri bağırsakların gerilmesine karşı çok duyarlıdır ayrıca bebeklerde ağrı reseptörleri daha çabuk uyarılmaktadır. Beynin ön lobları da tam gelişmediği için hoşa gitmeyen her uyarı ağrı olarak algılanır. Besin tahammülsüzlüğü de bir başka neden olabilir. Özellikle sigara içen veya çok kahve tüketen annelerin bebeklerinde infantil kolik daha çok görülmektedir. Vücuda alınan her şeyin bebeği de etkileyeceği göz önünde bulundurulmalıdır
Kolikli bebeklerde, nöbet sırasında açık havada dolaştırılmak bebeği ferahlatarak nöbetin daha az ağlamayla geçirilmesine yardımcı olabilir. Ilık bir banyonun hafif kas gevşetici etkisi yardımcı olabilir. Dik tutularak ve hafifçe sırtı sıvazlanarak kucakta dolaştırılabilir. Karnını bebe yağıyla ovmak, ayağına ve karnına sıcak havlu koymak da ağrısını azaltabilir. Sırt üstü değil yan yatırılmalıdır. Mucize bir gaz ilacı yoktur fakat şiddetli kolik nöbetleri geçiren bebeklerde, gün içindeki emzirmelerden sonra kullanılacak bir gaz ilacı, barsakta aşırı gaz birikmesini önleyerek nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azaltabilir. Nöbet başladıktan sonra gaz ilacı vermenin yararı yoktur.
4) İlgi İsteği ya da Aşırı İlgi: Yapılan araştırmalar, bebeklerin ten temasına, sevgi gösterilmesine ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır. Hayatın ilk aylarında anne kucağı başta olmak üzere kucakta olmak, sevildiğini ve ilgilenildiğini hissetmek, anne kucağında sakin ve uzun zamanlar geçirmek bebekler için yeterli beslenmek kadar gereklidir. Oysa ülkemizde, ‘kucağa alıştırmayalım’ gibi nedeni belirsiz gerekçelerle, ‘loğusa ziyaretine gelenlerle ilgilenmek’ veya ‘bir bebeğin doğumuyla artan ev işlerine yetişmek’ gibi nedenlerle bebekle zaman geçirmek ihmal edilebilmektedir. Karnı doyurulan ve altı temizlenen bebeğin sessiz durması ve anneyi diğer işlerini yapmak üzere rahat bırakması beklenmekte; oysa yeterli ilgilenilmeyen bebekler çok ağlayan bebekler haline gelmektedir.
Son yıllarda ise giderek artan bir şekilde bu durumun tersini gözlemlemekteyiz. Bebekle aşırı ilgilenmek, her ses çıkarışında kaygıyla ‘ne oldu acaba?’ diye alarme olmak, doğal durumların bile doğal olduğuna ikna olmak için doktor doktor dolaştırmak ‘ilgili, titiz, dikkatli ve iyi ebeveyn olmak’ olarak görülmekte… Oysa, aşırı ilgili, gergin ve kaygılı anne-babaların bebeklerinin, aslında tam da bu nedenle aşırı ağladığını gözlemliyoruz. Anne-baba ya da başta anneanne ve babaanneler olmak üzere aile üyelerinin altta yatan ‘mükemmel ebeveyn olma’ isteği ve ‘bebeğe bir zarar gelecek’ korkuları bilinç düzeyine nedeni tam açıklanamayan tedirginlik olarak yansır. Bu tedirginliği hemen hisseden bebek de gerginleşir ve sıkıntısını ağlayarak ifade eder. Bebeğin nedeni anlaşılamayan ağlamaları ev halkının daha da gergin ve kaygılı olmasına neden olur; bu da bebeğin daha da strese girerek daha çok ağlamasına yol açar. Bu kısır döngüyü bir noktada kırmak gerekir ve bunu yapacak taraf doğal olarak yetişkinlerdir. Büyükannelerin ‘ben bütün bildiklerimi unuttum, bebek ağlayınca ben de çok fena oluyorum elimde değil’ gibi tavırları bir yana bırakarak anne-babaya deneyimleriyle destek olmaları; anne-babanın da ‘mükemmel anne-baba’ diye bir şey olmadığını, ‘iyi anne-baba’ olmak içinse sakin, mantıklı, dengeli, tutarlı ve güvenli davranarak çocuğun da öyle hissetmesini sağlamak gerektiğini göz önünde tutmaları önerilir.
DOKTOR TAVSİYESİ: LİZBON’A GECE TRENİ
Lizbon’a Gece Treni, Hür Berlin Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Peter Bieri’nin, Pascal Mercier takma adıyla yazdığı üçüncü romanı. Yazar bu kitapla çok zor bir iş başarmış: Hem akıcı bir kurguyla çok güzel bir roman, su gibi akıp gidiyor hem de kitap boyunca hayata dair pek çok konu felsefi olarak tartışılıyor. Kitapta 2 öykü iç içe işlenmiş; İsviçre’de bir lisede eski diller (Yunanca, Latince, İbranice) öğretmenliği yapan Raimund Gregorius’un öyküsü ve birkaç yıl önce ölen Lizbon’lu yazar doktor Amadeu Prado’nun öyküsü…
Kendisine dakik, dümdüz, sürprize yer olmayan bir hayat kurmuş olan 57 yaşındaki Gregorius, her günkü rutin güzergahı üzerinde bir kadına rastlar. Kadının her yaptığı onu şaşırtacak ama en çok ‘Anadiliniz ne?’ sorusuna verdiği ‘Portugues’ cevabının taşıdığı ezgi ve aynı gün birden çıkıp gidivermesi etkileyecektir. Kadını ararken gittiği İspanyolca ve Portekizce kitaplar satılan kitapçıda ise Amadeu Prado’nun ‘Sözlerin Kuyumcusu’ kitabını bulacaktır. Kitap artık onun yol göstericisidir. Tüm yaşamında yaptığının tersine bu kez fazla düşünmeden Portekizce öğrenmeye karar verir, kendisine bir dil eğitim seti alır, lisedeki işini bırakır ve yaptığının genel davranışlarına olan uyumsuzluğunu derinden hissederek, tereddütler içinde de olsa Portekiz’e doğru yola çıkar. Kitabı çevirip anladıkça Amadeu Prado’yu ve yaşamını daha çok merak eder. Lizbon’da Prado’nun yaşamının izlerini takip ederken kendi yaşamını da sorgulayacak; günümüzün Lizbon’unda yaşarken diktatör Salazar döneminin acılı Portekiz’ini de öğrenecek; yeni insanlar ve sürprizlerle karşılaşacaktır. Kitabından alıntılar ve yaşamında yer alan insanlarla Gregorius’un yaptığı konuşmalar aracılığıyla tanıdığımız Amadeu Prado çok etkileyici ve güçlü bir kişiliktir; dile, edebiyata, kitaplara aşırı düşkün; hayatının her adımında kendisini ve dünyayı derinden sorgulayan, farklı bakış açılarına sahip entelektüel bir karekter olarak Gregorius’u da çok etkiler. Kitabın bir de görünmeyen kahramanı var ki o da ünlü Portekiz’li yazar Fernando Pessoa. Kitap Pessoa ve Montaigne’den, 2 yazarın da aynı düşünceyi işledikleri birer pasaj alıntılayarak başlıyor ve kitap boyunca Pessoa varlığını hissettiriyor.
Gerek yazarın anlatımının gerekse çevirinin güzelliği ile okuması çok zevkli olan bu kitap buna rağmen zaman zaman ara verilerek, durup bir soluk alarak ve kendine düşünme payı tanıyarak okunabilir. Özellikle Prado’nun kitabı aracılığıyla çok doğru sorular soran, ele aldığı hiçbir öğeyi yüzeysel olarak geçiştirmeyen, çok ve derin düşündüren bir kitap. Okura; İsviçre’de ve Portekiz’de, geçmişte ve bugünde, Gregorius ve Prado’nun hayatlarında, kendi hayatında ve yüreğinde yolculuk yaptıran bir kitap. Okuyup bitirdikten sonra içindeki sorulardan biri mutlaka içinizde yankılanan bir kitap; benimki şu oldu:
Eğer içimizdeki hayatların yalnızca küçük bir parçasını yaşıyorsak, geri kalanına ne oluyor?
Lizbon’a Gece Treni, Pascal Mercier
Çeviren: İlknur Özdemir, Merkez Kitaplar
Kıyafete uygun çorap seçimi
Atalarımız ”Dost başa düşman ayağa bakar” demişler. Kıyafetine göre çorap seçimi için işte öneriler…
Erkeklerin giydikleri çoraplar kıyafetlerinden daha çok önem taşır. Beyaz çorap giyen erkek baştan kaybeder. Erkekler soket çorap giymemeliler, diz altına kadar çıkan çorapları tercih etmemeliler.
Çorap rengini ayakkabı ve pantolonun rengine göre seçmeliler. Çorap hem pantolona hem de ayakkabıya uyumlu olmalı.
Beyaz çorabı erkekler spor yaparken beyaz bir spor ayakkabıyla giyebilir.
Kızlar pantolon giydiğinde erkekler için geçerli olan kurallar kızlar için de geçerlidir.
Elbise veya etek giyenler, doğal görünüm vermek için ten rengini tercih etmeli. Elbise ya da eteğe uygun renkte çoraplar da seçilebilir
Aldatıyorum çünkü…
Bir erkek neden eşini yada sevgilsini aldatır merak ettiniz mi? İşte erkeklerin inanılmaz bahaneleri…
Kimine göre ilgisizlik kimine göre çekicilik aldatmanın en geçerli bahanesidir.
Aldatıldığınız anda ilk olarak “neden” diye düşünmeniz çok normaldir. Çünkü hiçbir kadın aldatılmayı hak etmez. Erkeklere göre “neden” sorusunun cevabı sizin düşündüğünüz kadar karmaşık değildir aslında. Bazen bir bakış, bazen bir öfke, bazen de cinsel duygular aldatmak için yeterli bir sebeptir. İşte en çok başvurulan aldatma bahanelerinden bazıları..
Fiziksel çekim
Erkekler her fırsatta kadınlardan daha güçlü olduklarını söyleseler de, aslında duygularını kontrol etmek konusunda değildirler. Karşılarına güzel bir kadın çıktığında ve bu kadın kendileriyle ilgilendiğinde dünyanın etraflarında döndüğünü düşünürler. Güzel bir kadına genelde dayanamaz ve bir anlık bir fiziksel çekimle aldatabilirler. Bu erkekler sonradan yaptıklarına pişman olsalar da, ilişkilerini sarsmışlardır.
Yalnızlık
Yapılan araştırmalar, erkeklerin eşlerinden yada sevgililerinden ayrı kaldıkları zaman içinde başka kadınlara daha fazla ilgi duyduklarını ortaya koymuştur. Bu nedenle eşinizi tatil yada iş seyahatleri için sık sık yalnız bırakmamanızda fayda vardır.
Tutku arayışı
Erkekler de kadınlar gibi tek düze bir yaşamdan sıkılır, heyecan aramaya başlarlar. Erkeklerin kadınlardan farkı ise heyecanı başka kadınlarda aramalarıdır. Evliliğinizde bu tür bir sorunla karşılaşmak istemiyorsanız, elinizden geldiğinceheyecanı ayakta tutmalı, eşinize karşı tutkulu davranmalısınız.
Kavga
Erkeklerin aldatma konusunda en çok kullandığı bahane huzursuzluktur. Evde aradığı huzuru bulamadığını, eşiyle sık sık kavga ettiğini söyleyen erkekler, aradıklarını başka bir kadında bulma arayışına girerler…
Sizi aldatıyor mu? Nasıl anlarsınız?
Eşiniz sürekli eve geç gelmeye başladıysa ve her geç geldiğinde farklı bir bahane buluyorsa şüphelenebilirsiniz. iyi davranıyor, hediyeler alıyorsa sizi aldattığı için vicdan azabı çekiyor olabilir.
Eşinizin size ve çocuklara karşı olan ilgisi değiştiyse, sizinle çok fazla bir şey paylaşmıyorsa başka biri olabilir.
Size her zamankinden iyi davranıyor, hediyeler alıyorsa sizi aldattığı için vicdan azabı çekiyor olabilir.
Tüp bebek’teki tehlike
Tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelen bebeklerin, bazı genetik hastalıklara yakalanma ve organ bozukluğuna uğrama olasılığının, normal doğanlara göre yüzde 30 daha fazla olduğu ortaya çıktı.
Amerika’nın Atlanta kentinde bulunan Hastalıkların kontrolü ve Önlenmesi Merkezi tarafından yapılan bir araştırmada, tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelen bebekler ile normal yollardan hamile kalan çiftlerin bebeklerinin sağlık durumları karşılaştırıldı. 13 bin 500 tüp bebeğin katıldığı araştırmada, uzmanlar tüp bebeklerin kalp kapakçığı kusurundan, yarık dudak ve damağa, bağırsakların ve yemek borusunun tam gelişmemesi yüzünden sindirim sistemi anormalliklerine kadar çeşitli hastalıklarla dünyaya gelme riskinin daha fazla olduğu belirlendi.
Bunun yanı sıra tüp bebeklerde küçük olsa da gelişme geriliğine yol açan Angelman Sendromu ile karında delik ve öğrenme zorluklarına yol açan Beckwith-Wiedeman Sendromu gibi nadir görülen genetik hastalık riskinin de, normal yollarla dünyaya gelen bebeklere göre daha fazla olduğu belirtildi.
Uzmanlara göre tüp bebeklerde veya diğer tedavi yöntemleriyle dünyaya gelen bebeklerde sağlık sorunlarının daha fazla olması riskinin, doğanın düşük kaliteli oldukları için atacağı yumurtaların kısırlık tedavisindeki ilaçlar sayesinde kullanılması olabilir. Ayrıca, tüp hamilelik öncesi ve sonrasında alınan ilaçların, yumurtalara zarar verebileceği de öne sürüldü. Bu araştırmayı dikkate alan İngiltere Sağlık Bakanlığı’na bağlı Fertilizasyon ve Embriyoloji Kurumu (HFEA) da, önceki gün bir açıklama yayınlayarak, tüp bebek yapmak isteyen çiftlerin, bu konularda uyarılması gerektiğini söyledi. İngiltere’de, İngiltere’de ilk kez yapılacak bir uygulamayla, ekim ayından itibaren tüp bebek merkezleri çiftleri, gerek tüp bebek gerekse benzeri diğer yöntemlerin riskleri konusunda önceden uyarmak zorunda olacak.
‘Bazı riskler olabilir’
Doç Dr. Kubilay Vicdan: Tüp bebeklerin kendine özgü anormallikleri olabilir. Tüp bebek tedavisini uygularken sadece hastanın kendi yumurtası kullanırsa başarı oranı yüzde beşi geçmez. Bu yüzden ilaç kullanmak zorunda kalıyoruz. İlaçların dezavantajları var ama embriyoların iyilerini seçebiliyoruz.
‘Kesin yüzde verilmez’
Dr. Kaan Bozkurt: 6000 çifte tüp bebek tedavisinde bulunduk. 2000 üzerinde bebek gördük, istatistik olarak net bir rakam söyleyemem. Ancak, yaşanacak problemler de seyrek görülecek problemlerdir. Düşük yapma ve sakat doğum tabii ki daha fazla. Çiftler, bu riskler konusunda uyarılarak tedaviye başlatılır.
‘Tüp bebek merkezini iyi araştırın’
Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hakan Yaralı, tüp bebek tedavilerinin, kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin çocuk sahibi olmasını sağlarken, çoğul gebelik riskini de artırabildiğini kaydetti. İyi bir tüp bebek merkezinde gebelik oranının yüksek, çoğul gebelik oranının düşük olması gerektiğini söyleyen Yaralı, çiftlerin merkeze “Embriyo transferi başına gebelik oranı nedir?”, “Çoğul gebelik oranı nedir?” ve “Dondurma çözmede başarı oranınız nedir?” sorularını sormasını istedi. Yaralı “İyi bir merkezde gebelik oranı yüzde 50-55 ve üstünde olmalı. Çoğul gebelikte ikiz bebek oranı yüzde 25 ve altında, üçüz gebelik oranı yüzde 3’ten düşük olmalı” dedi.
Meme kanseri geni kısır yapabilir
YumurtalIk nakli konusundaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Kutluk Oktay’ın yaptığı araştırmaya göre, ailesinde meme, yumurtalık ve prostat kanseri bulunanlarda düşük yumurta veya kısırlık riski, diğer kişilere oranla 38 kat daha fazla. Araştırmanın, bu tür bir riskle karşı karşıya bulunanlar için uyarıcı ve yol gösterici nitelikte olduğunu belirten Oktay, ayrıca doğurganlığın korunması açısından yumurtalık nakli ve yumurtaların dondurulması konusunda olumlu gelişmeler yaşandığını ifade etti. Rahim yaşlanmadığı için bu tür tedavi yöntemleriyle her yaştaki kadının hamile kalma olasılığının bulunduğunu söyledi.
Agresif çocuk saldırgan davranışlar
Yazan: admin 22 Mart 2009
Kategori: Bebek & Çocuk
Hemen hemen her çocuk yuvasında, özellikle saldırgan davranışlar gösteren bir veya birkaç çocuk bulunur. Eğitmenler genellikle ne yapacaklarını bilemezler: Bir yandan diğer çocukları korumak, diğer yandan da agresif çocuğa yardım etmek isterler. Ama nasıl?Parkta, yuvalardaki çocuk gruplarında veya okulda, daha doğrusu çocukların toplu olduğu yerlerde genellikle en azından bir çocuk vardır ki, genellikle erkek çocuğudur, diğerlerini rahatsız eder; her fırsatta onları itmek, ısırmak veya onlara vurmak ister ve yapar da. Diğer çocukların anneleri, veliler sinirlenir; genellikle de agresif çocuğun ailesinin eğitiminin yanlış olduğunu düşünür, şikayet eder ve mümkünse bu çocuğun gruptan, sınıftan atılmasını veya uzaklaştırılmasını isterler. Öğretmenle, eğitmenle, müdürle tartışmalar başlar, çocuk cezalandırılır, kimse yanına yaklaşmaz. O artık damgalanmıştır.
İşte, tam da bu noktada dikkat etmek gerekir: Unutulmamalı ki, yarın bu tutum içinde olan velilerin çocukları da aynı şeyleri yapabilir. Çünkü bütün küçük çocuklar onlara ilk anda hoş gelen, heyecanlandıran, gücünü ortaya koyan şeyleri yapıp denemek isterler. Vurmak, ısırmak, saçından çekmek caziptir, heyecan vericidir; güçlü olduğunu, kuvvetini, elinin çabukluğunu göstereceği yollardır bunlar. Şüphesiz bir- iki yaşındaki bir çocuk altı yaşındaki bir komşu kızının saçını çekiyorsa konu olmaz. O henüz bu yaşlarda başka çocukların hislerini anlayamaz, kendini onun yerine koyamaz. Bu nedenle de yetişkinler dikkat etmeli ve onu engellemelidir, engelleyebilmek için mümkün olduğunca göz önünde olmalıdır.
Çocuk zamanla, yaşı ilerledikçe bu davranışının yetişkinlerce onaylanmadığını, annesinin üzüldüğünü fark edecek; diğerlerine acı verdiğini, kendini kabul ettirmek için başka yolların olduğunu öğrenecektir. Ancak çocuk, yaşı ilerlemiş olsa da davranışlarını değiştirmeyebilir. Çünkü o sürekli bu yolla başarılı olmakta olduğunu görmüş, istediklerini bu yolla elde etmiş, vurarak, iterek istediği oyuncağı arkadaşının elinden almış, hatta artık diğer çocuklar o vurmadan, tekmelemeden onun istediklerini yapar olmuşlardır. Ya da çocuk kendi isteklerini ifade etmek için başka bir yol göremez, bilmez. Genellikle kendini sözlü olarak iyi ifade edemeyen, ifade ve konuşma zorluğu olan ve de konuşabilmek için tez canlı, sabırsız olan çocuk için ısırmak, tükürmek tavır almaya veya derdini anlatmaya göre en kolay ve hızlı yoldur.
Bazı küçük haydutlar(!) daha fazla dikkat çekmek için bu rolde ısrarlı olurlar. Onlar bilirler ki, eğer oyun oynarken yanındakini bağırtırsa, canını acıtırsa, elindeki arabayı hızla alırsa öğretmeni gelecek, ne olduğunu soracak, onun yine ne yaptığını öğrenmek isteyecek, yani bir kez daha o konu olacak, dikkat çekecektir. İstediği zaten budur. Oysa arkadaşı ile sakin oynasa kimsenin dikkatini çekmeyecek, kimse yanına gelmeyecek, ne yapıyorsun diye sormayacaktır. Bir diğer konu ise şudur: Genelde özgüveni olmayan veya özgüveni hırpalanmış olan çocuk, en azından fiziksel olarak güçlü olduğunu göstermek ve bunu sürekli olarak yeniden ispat etmek ister. Böyle çocukların genellikle sosyal deneyimi azdır. Onlar diğer çocukların mimiklerine, bakışlarına, tavırlarına pek anlam veremezler, anlayamazlar ve her zaman, en sıradan, doğal bir durumda bile kendilerine karşı bir tavır olduğunu düşünürler, tetikte kendilerini sürekli savunmada tutarlar.
Tüm bunlar ve benzeri nedenlerle yetişkinler çocukları saldırgan tutumlarından uzaklaştırmak istiyorlarsa, önce yukarda anlatıldığı gibi bu davranışı ortaya çıkaran sebebi bulmalıdırlar. Ondan sonra, çocuğa zaman tanınmalıdır. Değişim için ilk önce zaman gereklidir. Genellikle okul çağına kadar çocuklar için tartışmak kavga etmek, birbirine vurmak, hızla girişmek demektir. Yavaş yavaş bu tutumlarını terk ederler. Ancak bu bizlerin sürekli davranışlarını doğru bulmadığımız, devamlı ayıpladığımızı söylememizle olmaz. Çoğu kez bu tutum ters teper.
Diğer yandan birçok ailede erkek çocukların süratle vurması veya tekme atması genellikle normal görülür. Hatta görüyor musun yaramazı, kaşla göz arasında ne yaptı derken biraz da memnuniyet, hayranlık dile getirilir. Çoğu kez erkek çocuğu dediğin biraz haylaz, yaramaz olmalı denilerek çocuğa rolü verilir ve bu rol onaylanır da. Kız çocuğu yapmaz, yapmamalı, kıza yakışmaz, ayıp derken , ama o erkek, doğasında var, ne yapsan engelleyemezsin denilmez mi? Çoğu durumda, yaşamın bir çok alanında zaten erkek çocuğu eğer erkek gibi erkek olmak istiyorsa vurucu olması gerektiğini ve erkek rolünün de bu davranış biçimi olduğunu görmektedir. Kız çocuğu da genellikle kurbandır, kurban rolünde kalır. Ve yine bir çok kız çocuğu kendileri lehine durumu değiştirmek için saldırıyı yavaşça , sinsice(!) yaparlar; cimdirerek, sessizce saç çekerek.
Eğer bir çocuk diğerini döverse, ona vurursa biz yetişkinler dikkatimizi önce kurbana vermeliyiz. İlk anda saldırgan çocuğu bir kenara almalı, onunla ilgilenmemeliyiz. Çünkü yukarıda belirttiğim gibi o dikkati çeksin diye sıkmıştır arkadaşının kolunu. Biz onun elinden metodunu, onun silahını almalıyız. Bunu nasıl yapabiliriz? Ona başka metodları göstererek. Düşünmeliyiz: bu çocuk özellikle neleri iyi yapıyor, neyle, hangi özellik ve beceri ile diğer çocukların dikkatini çekebilir? Hangi durumda diğer çocuklar kendi içlerine onu kabul ederler? Kendisini ifade edebilmesi, isteklerini dillendirmesi için farklı durumlarda neler yapıyor? Şüphesiz onun da saldırmadığı, farklı davrandığı durumlar oluyordur. Bu durumları gözleyelim ve ödüllendirelim.
Çocuk grubu içinde, vuranın, saldıranın rolü, izleyenler ve vurulanlar, itilenler olmazsa anlaşılmaz. Daima özellikle kuvvetli olan, biraz daha yaşça büyük olan bu rolü alacaktır. Eğer bir çocuk birkaç kez agresif davranırsa, ki olabilir, diğerleri deneyimleri ile bu çocuğu da kabullenirler. Eğer çocuk elleriyle sorunu çözmeye kalkmış ise, diğer hepsi için kimin suçlu olduğu, kimin ilk önce başladığı bellidir. O fişlenmiştir, yaptığı diğer olumlu, iyi şeyler hiç görülmez. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar misali, kimse ona inanmaz ve güvenmez. Diğerleri onunla oynamak, beraber olmak istemez ve kendini farklı yönleriyle gösterme şansı azalır. O da giderek günah keçisi rolünü benimser ve her zaman saldıran çocuk tipini kendi de kabullenir ve bu rolü oynar. Hele ki ona kötü davranıldığını hisseder ve görür ise, hiç değiştirmeden ve dozunu artırarak devam eder. Vurur, ısırır, tekmeler. Ve diğerleri haklı olduklarını bir kez daha görür onu dışlamaya devam eder, bu böylece sürer gider.
Diğer bir konu ise, çocuğun agresifliğinin grup içinde çözülmesi, yani konuyu grup ortamında çok yönlü ele alma gerekliliğidir. Ayrıca sorunu grup içinde çözmek aile içinde çözmeye göre daha kolaydır. Çocuk, evde belki de çok farklı davranıyordur. Evde azarlamak, bağırmak ve ceza vermek genellikle duruma yardımcı olmaz, sorunu ağırlaştırır. Sonuç olarak, grup içinde saldırgan davranışlar gösteren çocuklar dışlanmamalı, olay sosyal bir görev olarak benimsenmeli, eğitimciler ele almalıdır. Sonuçtan herkes, çocuk da, arkadaşları da, eğitmen ve veli de bir şeyler öğrenecektir.
Kadınların içki tercihi
Kadınları tanımanın çeşitli yolları olabilir. Bunlar arasında en şaşmaz sonuçları verenlerden biri ise, kokteyl seçimlerine göre yapılan kadın analizleri.
Siz barda sakin sakin otururken sizinle ilgilenen erkeğin bakışlarınızın merakla ne içtiğinizi öğrenmek için içkinize yöneldiğini fark ettiniz mi? Bunu yapma amacı aslında ne içtiğinizi öğrenip, sizin nasıl bir kadın olduğunu anlamak…
Bira:
Bira içen kadınların, delikanlı gibi olma istekleri vardır. Doğal ve eğlenceli bir kişiliğe sahiptirler; fakat kadınlıkları ile ilgili sorunları vardır.
Martini:
Martini içen kadınlar güçlü kadınlardır; aynı zamanda da iyi içicilerdir. Martini kadınları genelde streslidirler, her an depresyona girebilirler. Ama o durumlarından kurtulmak için de uğraşırlar.
Scotch ( İskoç viskisi):
Bu içki “zeka” anlamına gelir. Scotch içen kadınların ayakları yere basar; kim olduklarını bilirler ve başkalarının ne düşündüğü onlar için önemli değildir.
Limon şekeri:
Bu kadınla takılmak oldukça zevklidir. Zariftir, modayı takip eder, eğlenceyi de çok sever. Bilim adamı zekası var diyemeyiz fakat oldukça akıllıdır.
Kırmızı Şarap:
Şarap seven kadınlar genelde sağlıklarına düşkündürler ve tutucu ve ölçülüdürler. Onlarda anne şefkati vardır, bu yüzden hassas ve sıcakkanlıdırlar. Şarabın boğazlarında bıraktığı o sıcaklığa bayılırlar.
Şampanya:
Şampanya içen kadınlar elit takılırlar, insanların kendileri hakkında entelektüel olduklarını düşünsün isterler ve Fransız kadını olma arzuları vardır; içlerinde de dönüp duran birkaç fantazi…
Cosmo:
İşte başka bir tutucu kadın. Bu tür kadınlar genelde akıntıya kapılmazlar fakat kendilerini de bilgili göstermek için gereğinden fazla uğraşırlar.
Rom & Kola:
Bu kadınlar oldukça eğlenceye düşkündürler ve yerlerinde duramazlar. Eğer bir bardak rom konuşabilse : “Bu akşam kopmaya gidiyoruz.” derdi.
Göz rengine göre makyaj
Makyajın en önemli detaylarından biri olan far rengini seçerken dikkatli olmalısınız.
Mavi gözlüler
Gözlerinizin doğal güzelliğini ortaya çıkarmak için, çizelgede mavinin karşısında olan, yani turuncu ailesinden bir ton seçin. “The Color Answer Book” kitabının yazarı Leatrice Eiseman “Toprak renklerinden oluşan turuncular grubu, çikolata kahvesi ve bejlerin yanı sıra, mandalina rengi gibi daha canlı tonları da içerir” diyor. Modeldeki efekti elde etmek istiyorsanız, kahverengi kalemle gözlerinizin alt ve üst kenarlarını çizerek, göz şeklini belirginleştirin. Far için mercan tonlarını tercih edin. Farı göz kapaklarınıza birkaç kat uygulayın ve derinlik vermek için, özellikle göz çizgisinde farı daha belirgin olarak sürün. Gözlerinizi parlak kılmak istiyorsanız, patlıcana çalan kahverengiyi tercih edebilirsiniz. Aynı zamanda füme de mavi gözleri buğulu gösterir.
Yeşil gözlüler
“Gözleriniz yeşilse, bakışlarınızı keskinleştirmek için, çizelgede yeşilin karşısında olan, kırmızı paletinden bir renk seçebilirsiniz. Pembeler ve sıcak lavanta tonları gözlerinize en iyi giden renklerdir” diyor Kate Hudson’ın makyözü Paul Starr. Kırmızı ailesinden renk seçerken, gözlerinizden daha canlı renklerden kaçının, yoksa gözlerinizi ön plana çıkarmak yerine, tam tersine onların soluk kalmasına neden olacaksınız. Starr’dan bir öneri daha: “Siyah likit kalem kullanırsanız, uçuk tondaki farla son derece seksi bir kontrast elde edersiniz.” Ayrıca açık sarıya çalan bakır tonlarını çok ince bir şekilde kullanırsanız ilgi çekici bir makyaj sağlayabilirsiniz.
Kahverengi gözlüler
Kahverengi gözlerinizin sıradan olduğunu asla düşünmeyin. Yapmanız gereken tek şey, mavi renk kullanarak, onları ön plana çıkarmak. Kahverenginin kontrastı olan mavi, gözlerinizi son derece çekici gösterecek. “Zengin bir kobalt, parlak bir gök mavisi veya uçuk bir bebek mavisi kullanabilirsiniz.” diyor Janet Jackson ve Jennifer Anniston’un makyözü BJ Gillian. Işıltılı bir mavi tercih ediyorsanız, daha dramatik bir efekt için, gözünüzün alt tarafını koyu bir mavi kalemle çizerek, kalemin üzerine açık renkteki farı sürün. Ancak daha doğal bir bakış elde etmek istiyorsanız, haki ve kahverengi tonlar da kullanabilirsiniz.
Gri-mavi gözler
Göz kapaklarında asker yeşili far kullanılabilir. Asker yeşili bu renk gözleri daha çok öne çıkarır, çok doğal durur.
Mavi-yeşil gözler
Gece mavisi bu göz rengini daha çok vurgular. Yalnız gece mavisini transparan şeklinde kullanmayı tercih edin, yani abartıya kaçmayın, hafif sürmeye dikkat edin.
Gri gözler
Jean mavisi gri gözleri ön plana çıkarır. Ama bu göz rengi için inci beyazı ya da opal rengi de son zamanlarda çok fazla tercih ediliyor.
Gri-yeşil gözler
Gül kurusu gri ve yeşil karışımı gözler için idealdir ama gözün üstünü de siyah bir eye liner ile belirginleştirin. Ayrıca gümüş ya da azur renklerini ayrı ayrı ya da kombine ederek kullanmak da çok beğeniliyor.
Ela gözler
Kahverengi tonları bu göz rengini belirginleştirir. Yalnız kahverengi tonlarını göz kapağı ve kaş kenarına doğru farklı tonlarda kullanmak daha doğru olur.


Arşiv: Mart 2009