Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Spiral taktıranların cinsel yaşamı hakkında bilinmeyenler

Dr. Selmin Çetin DoğanSpiral (Rahim içi araçlar) nelerdir?
Şekli nedeniyle çoğunlukla ‘Spiral’ olarak bilinen doğum kontrol yöntemini sağlık çalışanları ‘Rahim İçi Araç’ tanımlamasının baş harflerinden yola çıkarak RİA olarak adlandırırlar. RİA, rahim içine yerleştirilen bakır ya da hormon içeren küçük, plastik bir cisimdir. RİA yöntemi, dünyada 40 yıldan uzun süredir kullanılmaktadır ve günümüzde uzun etkili ve geri dönüşlü yöntemler içinde en yaygın olarak kullanılanıdır.

3 tipi vardır:

1) İnert tip: Paslanmaz çelikten yapılmış halka şeklindedir. Etkinliği düşük olduğu için artık kullanılmamaktadır.

2) Hormonlu tip: Gövde kısmında Progestasert içeren 1 yıllık tip ile gövdesinde Levonergestrel içeren 5 yıllık Ria’lar.

3) Bakırlı RİAlar: Kullanımı en yaygın olanı bunlardır.

Bakırlı RİAlar; 1- spermin üst genital yollara ulaşmasına, 2- yumurtanın taşınmasına, 3. fertilizasyona engel olarak etki ederler. Hormonlu olanlar ayrıca rahim boynu salgısının kalınlaşmasını sağlayarak spermlerin geçişini engellerler.

Etkilik oranı yüksektir. %97.6 ile %99.9 arasında koruyuculuğu vardır. Güvenli ve etkindir. Cinsellikten bağımsızdır. Bakırlı tipleri bir kez takıldığında 10 yıl koruyucudur. Bir şikayet olmadığı sürece yılda 1 kez sağlık kontrolünden geçerek 10 yıl güvenle kullanılabilir. Arada bir çıkarıp ‘rahimi dinlendirmek’ tamamen gereksizdir. (Tıpta ‘rahimi dinlendirmek’ diye bir kavram yoktur; bu hiçbir bilimsel bilgiye dayanmayan bir ‘şehir efsanesi’dir!) Hatta eğer kullanıcı yöntemden memnunsa 10. yıl dolup RİA çıkarıldığında hemen o anda yenisi takılabilir, rahime hiçbir zararı yoktur! RİA çıkarıldıktan hemen sonra gebe kalınabilir. Yalnız hiç doğum yapmamış kadınlarda çok düşük bir olasılıkla da olsa rahimde yapışıklıklara neden olabilir, bu nedenle daha çok doğum sonrası önerilen bir yöntemdir. Doğumdan 4-6 hafta sonra takılabilir. Nadiren bazı acil durumlarda; doğumda bebeğin eşi ayrılır ayrılmaz veya doğumdan sonraki ilk 2 gün içinde uygulanabilir ama normal şartlarda doğumdan en az 4 hafta sonra uygulanması tercih edilir. Düşük veya kürtaj durumlarında hastada bir enfeksiyon yoksa hemen veya ilk 1 hafta içinde uygulanabilir. Emziren anneler için çok uygun bir yöntemdir, emzirme üzerinde hiçbir olumsuz etkisi yoktur!

Takılması ve çıkarılması hafifçe ağrılıdır. Özellikle ilk 3 ayda karnın alt bölgesinde ağrı ve kramplar, adet kanamalarında artma, ara kanamalar, lekelenme ve damlama şeklinde hafif kanamalar gibi şikayetlere yol açabilir. Eğer ağrı ve kramp geçmezse ya da bu şikayetlere kendini iyi hissetmeme, ateş, titreme, anormal akıntı gibi belirtiler eklenirse hemen hastaneye gidilmelidir. Adet kanamaları her zamankinden en az 2 kat daha uzun süreli ve/veya en az 2 kat daha fazla ped kullanmayı gerektirecek kadar artmış miktarda olursa yine hekime başvurulmalıdır. Nadiren de olsa RİA serviks’e (rahim boynuna) ve oradan vajen’e (dölyoluna) kayarak düşebilir. Gebeliklerin çoğu RİA’nın kayıp düştüğünün fark edilmemesi sonucu ortaya çıkar! RİA,cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyucu değildir, bu nedenle kendisi ve/veya eşi çok partnerli olan kadınlara önerilmez. Ayrıca, - son 3 ay içinde iltihabi hastalık geçirme öyküsü olan, - RİA takılması öncesi muayenede iltihabi hastalık saptanan, - normalde adet kanamaları uzun ve/veya şiddetli olan, - adet kanamaları sürekli düzensiz olan, - nedeni bilinmeyen anormal vajinal kanaması olan, - orta ve ağır derecede kansızlık teşhisi olan, -HIV (+)/AIDS saptanan ve – rahim boynunda veya rahim içi dokuda ya da yumurtalıklarda kanser tanısı olan kadınlara RİA yöntemi önerilmez.

RİA yöntemini almak için hekime başvurduğunuzda sizin ayrıntılı bir sağlık öykünüzü alacak, tansiyonunuzu ölçecek, meme ve karın muayenesi yapacak ardından alttan muayene edecektir. Bu aşamaların hepsi mutlaka gereklidir. Gerek görülen durumlarda kan sayımı, vajinal smear ve idrar tahlilleri istenecektir. RİA her zaman uygulanabilir fakat gerek kadının gebe olmadığından emin olunması gerek rahim boynunun açıklığına bağlı olarak ağrısız ve kolay takılabilmesi açılarından adet dönemindeyken takılması tercih edilir. Uygulama ve muayeneden önce yöntemle ilgili olarak aklınızdaki tüm soruları hekime veya aile planlaması hemşiresine sormalı, uygulamaya içiniz tamamen rahat gitmelisiniz; o zaman hemen hemen hiç acı duymazsınız.

icinde-yasamayi-sectigimiz-hapishaneler-doris-lessingDOKTOR TAVSİYESİ: İÇİNDE YAŞAMAYI SEÇTİĞİMİZ HAPİSHANELER-DORİS LESSİNG

2007 yılında Nobel edebiyat ödülünü alan Doris Lessing, çok geniş bir yelpazede yazan bir yazar… İlk romanı Türkü Söylüyor Otlar, ırkçı rejimleri kıyasıya eleştirdiği için zamanın Güney Afrika ve Rodezya (Zimbabwe) hükümetleri tarafından yasaklanmış; Altın Defter romanı, kendisi o şekilde nitelemeyi reddetse de, feminizm’in köşe taşlarından biri olarak kuşaklarca kadını etkilemişti. Uzayda geçen bilim-kurgu öyküleri de yazan, bir kitabını tamamen kedilere ait öykülere ayıran yazar çağımızın en renkli ve yazdıkları üzerinde özenle düşünerek okunmayı hak eden yazarlarından biri…

İçinde Yaşamayı Seçtiğimiz Hapishaneler, yazarın Massey Konferansları çerçevesinde verdiği 5 konferansı kapsıyor. Toronto Üniversitesi Massey Yüksek Okulu ile CBC Radyosu’nun birlikte organize ettiği konferans dizilerine Doris Lessing 1985’te katılmış. Yani bu konuşmalar yaklaşık 24 yıl önce yapılmış! Konuşmalarından birinde Lessing, karşılaştığı 2000 yıllık bir Hint kitabından bahsediyor. İyi bir devlet ve hükümet yönetiminin nasıl olması gerektiği üzerine yazılmış kitaptaki önerilerin üzerinden geçen binlerce yılda eskimediğini, günümüzde uygulanabilecek derecede bilgece çözümler önerdiğini belirtiyor. Benzer bir şekilde, Lessing’in konferanslarında ele aldığı konular ve sözleri de üzerinden geçen 24 yılda zerre eskimemiş; hala düşündürmeye ve yol göstermeye devam ediyor. Bunda tabii Lessing’in bilgeliğinin payı olmakla beraber, dünyamızın yıllardır aynı sorunlarla boğuştuğu; insanlık için olumlu, doğru ve ortak çözümleri bulmakta ve/veya uygulamakta başarısız olduğumuz gerçeğinin de payı var!

Lessing; kişisel özgürlük, sürü psikolojisi, bireysel düşünme sorumluluğu, edebiyat ve tarihin giderek bir kenara atılmasının günlük yaşamlarımız ve seçimlerimiz üzerindeki olumsuz etkileri gibi konuları, son derece akıcı bir şekilde, adeta bir roman tadında anlatıyor. Gerek geçmişi gerek günümüzü derinlemesine inceleyen ve eleştiren yazar; edebiyattan politikaya, tarihten sosyolojiye, psikolojik deneylerden eğitime çeşitli konulardan bahsediyor. Yazarın cesur, serinkanlı, sivri dilli, incelikli ve mizahi anlatım tarzıyla bir konferans metni okur gibi değil; yazarla karşılıklı oturmuş söyleşir gibi okuyorsunuz kitabı…

Kitabın 51. sayfasında bizden, Türkler’den çok ilginç bir şekilde bahsediliyor, bu bölümden alıntı yapmak istiyorum:

Bana, kitlesel heyecanlar bizi gittikçe daha çok yönetiyormuş, durum böyle oldukça da sakin, ciddi sorular sormamız mümkün olmuyormuş gibi geliyor. Susar ve beklerken her şey olup bitiveriyor… Ama bu sırada yalnızca bu sakin ve ciddi sorular ve onların sakin, ciddi, tarafsız yanıtları bizi kurtarabilir. Geriye dönüp yaşamış olduğum 66 yıllık hayata bir baktığımda gördüklerim, zamanla sona eren büyük kitlesel olayların birbiri ardına yaşanması, duygusal hezeyanlar, partizan tutkulardan oluşuyor ama bunlar yaşanırken şunu düşünmekten fazlası yapılamıyor:’Bu sloganlar, bu suçlamalar, bu iddialar, bu patırtı-gürültü pek yakında herkese gülünç ve hatta utanç verici gelecek’ Ama o arada bunu söylemek mümkün değil. (…) Hepsi bir kitlesel fikir dizisi olan kitlesel hareketler birbirini takip ederler(..). Ve her biri bir düşünce çerçevesi oluşturur:şiddetli, duygusal, partizan; her zaman bu durumla uyum göstermeyen gerçekleri bastıran ve bence doğruyu üretebilecek tek ses tonu olan, serinkanlı, sakin, duyarlı, alt perdeden bir ses tonunda konuşmayı olanaksızlaştıran… Ve yine de tüm bu kaynamalar ve ayaklanmalar devam ederken, buna paralel olarak diğer devrim de devam eder;kendimizin, davranışımızın, yeteneklerimizin ciddi ve doğru gözlenmesine dayanan sessiz devrim. Eğer kullanmaya karar verirsek yaşadığımız hayatı dönüştürebilecek olan bilgi (..) toplanıyor. Ama bu, kasıtlı adımın, nesnelliğe doğru, çılgın bir duygusallıktan uzak olarak atılması demektir. Kendimizi, belki de başka bir gezegenden gelen bir ziyaretçinin bizi görebileceği gibi görmeyi bilinçli olarak seçmek demektir. Bu söyleyeceğimin çok çılgın gelmeyeceğini umuyorum ama bu, gülmeyi seçmek demektir. Beyin yıkama ve telkin araştırmacıları, en iyi direnenlerin gülmeyi bilen insanlar olduğunu keşfettiler. ÖRNEĞİN TÜRKLER… Bağnazlar gülemezler. (..) Tiranlar ve zalimler kendilerine gülmezler ve kendilerine gülünmesine tahammül edemezler. Gülmek çok güçlü bir şeydir ve sadece, uygarlaşmış, özgürleşmiş, serbest bir insan kendine gülebilir.’

Bu yaz, güzel romanların yanında bir de bu kitabı alın yanınıza. Farklı bir bakış açısıyla karşılaşmak, çağımızın en değerli yazarlarından biriyle söyleşmek, gündelik hayatınıza ve dünya tarihine hiç bakmadığınız açılardan bakmak şansını yakalayın.

Sevgiler,

Selmin Çetin Doğan

Renk seçimine dikkat

Yazan: admin 24 Mayıs 2009  
Kategori: Ev & Dekorasyon

Uzun uzun aradınız ve nihayet en beğendiğiniz evi aldınız veya kiraladınız. Sitemizde vermiş olduğumuz dekorasyon önerilerini de okudunuz. Bir mimarla çalışma şansınız varsa ne ala, ama hala hangi oda için hangi rengi seçeceğinizi bilmiyorsanız işte bu yazı tam size göre.

Siyah renk, renklerin arasında en asil olanıdır. Modern aynı zamanda retro, ve yüksek sınıfın tercih ettiği bir renktir. Gücü ve tutkuyu temsil eder, gizemli ve ciddidir. Beyaz ile birlikte kullanıldığında son derece dikkat çekici olur.

Fakat aynı zamanda duygusallığı ve hüznü de simgeler. İlginçtir, Türkiye’de ve Avrupa’da siyah renk matemi temsil ederken, Japonya’da mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein bir şeye konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih edermiş!

Hangi renk hangi duyguyu uyandırır?
Bir rengin insanoğlu üzerinde yarattığı psikolojik ve duygusal etki o kadar önemli ki, bugün dünyada milyonlarca dolar para sırf bir şirketin ne renk logo kullanacağını tespit etmek için harcanıyor. Renkler bizi neşelendirir, duygusal yapar, sinirli veya hırçın yapar, aç değilken yemek yememizi sağlayanlar bile vardır… İşte bu yüzden bir ev dekore ederken seçeceğiniz renkler hayatınızı etkiler desek yalan olmaz.

Mavi ve Tonları
Mavinin birçok anlamı vardır. Her şeyden önce mavi sakinleştirici ve dinlendirici bir renktir. (masmavi bir gökyüzü ya da mavi bir deniz gibi) Müşterilerinde bu etkiyi uyandırmak isteyen firmalar (genelde bebek ürünleri, spa merkezleri ve ilaç firmaları) bu rengi tercih ederler. Mavi güvenirliği, dürüstlüğü ve kaliteyi de temsil eder. O yüzden evinizde mavi ve tonlarını kullanacaksanız misafirlerinize işte bu duyguları vereceksiniz demektir. Mavinin bir diğer (ve kesinlikle en güzel) özelliği ise iştah kapatma etkisidir. Mavi tonlarla döşenmiş bir yatak odasında veya oturma odasında durup dururken açlık krizlerine girme olasılığınız oldukça düşük olacaktır. Hayatınız boyunca rejim mi yaptınız? Oturma odanızın rengini değiştirin ve bir de şimdi kilo vermeyi deneyin! İlginçtir ki Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanırlar. Nazar boncuğu o yüzden maviymiş. Avrupa’da intihar vakalarını azaltmak için köprü ayaklarını maviye boyarlarmış. Duvarları mavi olan okullarda ise çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmış!

Yeşil ve tonları
Doğada gördüğümüz bir diğer renk ise yeşildir. Yeşil ve tonları da mavi kadar dinlendirici ve sakinleştirici olabilir. Bize genelde kırları ve ağaçları hatırlatır. Bunun yanı sıra ilginç bir gerçek de yeşilin insan gözü tarafından en kolay ve güzel algılanan renk olmasıdır. (Acaba bu yüzden doları Türk Parasından daha çok seviyor olabilir miyiz?)  Ayrıca bir rivayete göre de kalbimiz, bu rengin yaydığı enerji alanındaymış. Doğanın ve baharın rengi olan yeşil kesinlikle güven veren renkmiş. (Fark ettiyseniz birçok bankanın rengi yeşil ağırlıklıdır) Bir ilginç nokta daha: yeşil ile dekore edilmiş yerlerde yaşayan ve vakit geçiren insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği ispatlanmış!

Mor ve tonları
Eğer renklerin arasında bir asalet sıralaması yapılsaydı, mor ve tonları kesinlikle en üst noktada olurdu. Mor, bilgeliği, sempatiyi, onuru ve asaleti simgeler.   Eski çağlardan beri de ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih kitaplarının anlattığına göre, yüksek sınıflar, saray mensupları ve kraliyet aileleri illa mor giyerlermiş. Mor, aynı zamanda nevrotik duyguları açığa çıkartır ve bilinçaltını temsil edermiş. İntihar edenlerin en beğendiği rengin mor olduğunu da belirtmeden geçmeyelim! Tam oturma odanızı mor aksesuarlarla bezemeden önce br düşünmenizde fayda var!

Kırmızı ve tonları
Bu rengi çok seviyorsanız dikkat edin! Ne kadar güzel ve çekici bir renk olsa da kırmızı insanı sinirli, huzursuz ve aç hissettirir! Devamlı bir şeyler yemek istediğiniz şu fast food markalarını bir hatırlayın? Mc Donalds, Burger King, Kentucky, Arbys’, Pizza Hut, Dominos? Hepsinin en büyük ortak özelliği KIRMIZI logoları oluşu değil mi?

Peki, her ne kadar canlılık ve dinamizm ile ilgili bir renk olsa da aslında mutluluğu temsil ettiğini biliyor musunuz? Eğer evinizin bir odasında kullanmak isterseniz dışarıdan gören bir insan sizin için şunları düşünecektir: “Bu kişi fiziksel olarak atak, canlı ve duygusal olarak da bir işi sonuna kadar götüren azimli ve kararlı biri olmalı”

Unutmayın, kesinlikle ama kesinlikle iştah açar!  Tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır. Eğer siyah veya grinin tonlarıyla beraber kullanırsanız ortaya çok sofistike bir görüntü çıkacaktır.

Sarı ve tonları
Sarı güneşlidir, meyvelidir ve dikkatlidir! En dikkat edilen yazıların sarı üzerine siyahla yazılanlar olduğu keşfedilmiştir! (taksileri düşünün) Aynı zamanda zekâyı, inceliği ve pratikliği de simgeler. Sarı bir yandan da hüzün ve özlemin rengi olarak da sayılabilir. Eğer bir odanızı sarı ağırlıklı döşeyecekseniz çok çok aşırıya kaçmamaya, yanında mutlaka zıt renkler kullanmaya özen gösterin.

Portakal ve tonları
Portakal tam manasıyla kişileri hipnotize eden bir renktir. Yapılan araştırmalar portakal rengin beyinsel aktiviteyi en hızlı duruma getirdiğini ve yaratıcılığı arttırdığını kanıtlamıştır. Portakal aynı zamanda “dikkaatt ben burdayımm” diye bağıran bir renk olduğu için çocukların da çok ilgisini çeker. Oyun çağına gelmiş bir çocuğunuz varsa odasında portakal tonlar kullanmak onu çok daha yaratıcı ve hareketli yapacaktır.

Siyah ve tonları
Siyah renk, renklerin arasında en asil olanıdır. Modern aynı zamanda retro, ve yüksek sınıfın tercih ettiği bir renktir. Gücü ve tutkuyu temsil eder, gizemli ve ciddidir. Beyaz ile birlikte kullanıldığında son derece dikkat çekici olur.
Fakat aynı zamanda duygusallığı ve hüznü de simgeler. İlginçtir, Türkiye’de ve Avrupa’da siyah renk matemi temsil ederken, Japonya’da mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein bir şeye konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih edermiş!

Nasıl bir güneş gözlüğü seçmeliyiz?

Yazan: admin 22 Mayıs 2009  
Kategori: Güncel

gunes_gozlugu_2009_Trend_ModaModa her yıl değişse de, yüze uygun doğru model ve cam-çerçeve rengi bulunduğu zaman o gözlüğün modası kolay kolay geçmiyor. İşte gözlüğünü alırken dikkat etmen gerekenler.

Pazardan alınan ucuz etin yahnilerinden tez zamanda kurtul! İyi güneş gözlüğü demek, kaliteli cam demek! Ayrıca camın rengi, ya her yerinde aynı olmalı ya da iki renkliyse camın üstü koyu, altı açık tonda, iki renk arası geçiş de yumuşak olmalı.
Gözlüğün üzerinde mor ötesi ışınları kestiğine dair bir tescili ve Sağlık Bakanlığı’nca onaylanmış sertifikası mutlaka bulunmalı, camları UV filtreli olmalı.
Cam renkleri, eskiden kahverengi ve siyahla sınırlıyken, bugün her türlü renge ulaşmak mümkün. Mavi, turuncu, mor, eflatun… Bu renkler kişisel zevklere hitap ediyor gibi görünse de, aslında her birinin asli birer görevi var. Örneğin gri ve kahverengi, özellikle araba kullanırken tavsiye ediliyor, çünkü iki renk de ışığı mükemmel süzüyor. Oysa mavi ve yeşil, ışığı keskinleştiriyor ve renkleri algılamayı zorlaştırıyor. Yani trafik ışıklarını düşünecek olursak araç kullanırken son derece sakıncalı. Ancak mavi ve yeşil camlı gözlüklerle de çok iyi, spor karşılaşmaları izlenebiliyor, hatta spor yapılabiliyor. Gözlük, yüzüne tam olarak oturmalı, yoksa yanlardan ışık alır ve gözlük takmanın hiçbir anlamı kalmaz. Bunun için taktığın gözlüğü her iki tarafından tutmalısın. Kolay hareket etmiyorsa yüze tam oturmuş demektir.
Sapları, kulak arkasını sıkmamalı, yoksa kısa süre sonra gözlük takmak bir işkenceye dönüşebilir.
Eğer numaralı gözlük veya lens kullanıyorsan, güneş gözlüğü almadan önce doktora danışmanda fayda var.
Ten rengi açık olanlar, açık gül ve amber gibi açık renk ve hafif çerçeveleri seçmeli, çünkü yeşil, mavi gibi koyu renkler yüzü soluklaştırabilir. Koyu tenlilerde ise, gümüş, altın ve şeffaf çerçeveler mükemmel duruyor.
Çerçeve, yüzün büyüklüğü ile orantılı olmalı. Büyük suratlarda büyük, küçük suratlarda ise küçük çerçeveler daima iyi durur. Yüzün biçimiyle zıt modeller ise, oluşacak kontrastla daha şık olacaktır.

Yüzünüzün Şekline Göre Gözlük Seçimi

Kare yüzler
Kuvvetli bir çene çizgisi, geniş alın ve elmacık kemikleri bulunur. Kavisli çerçeveler bu yüz şeklinde iyi durur.

Oval yüzler
Her türlü çerçeveyi taşıyabilecek bir yüz yapısı. Önemli olan yüzün büyüklüğü ile orantılı çerçeveler seçmek.

Yuvarlak yüzler
Düz ya da açılı hatları olan çerçeveler, tam bu yüz biçimine göre. Çünkü yüzü daha uzun ve ince gösterir.

Üçgen yüzler
İnce kenarlı düşey çizgili çerçeveler, dar alın ve çeneli, geniş elmacık kemikli bu yüzde iyi durur.

Uzun yüz
Yuvarlak ve kare hatlara sahip çerçeveler bu yüz tipi için en uygun olan modellerdir.

Gözlüğün bakımı
- Gözlük saplarının gevşemesini istemiyorsan, gözlüklerini taç gibi kullanma!

- Gözlüğünü çantanda taşıyacağın zamanlarda mutlaka kutusuna koy. Aksi halde onca para verip aldığın gözlüklerinin camları çizik içinde kalabilir.

- Gözlüklerini üzerindeki kıyafetle değil, özel bezi ile temizle. Böylece çizilmesini önlemiş olursun.

- Parfüm, saç spreyi gibi kimyasal içerikli maddeleri gözlüklerinden uzak tut.

- Ter de gözlüğe zarar veriyor! Bu yüzden sen de terlediğin zamanlarda gözlüğünü daha sık temizle.

Pazardan alınan gözlükler neden sakıncalı
Ozon tabakasının delinmesiyle birlikte, artık güneş gözlüğü kullanmak bir zevk değil, önemli bir ihtiyaç. UV ışınlarına uzun süre çıplak gözle maruz kalmak, pek çok göz hastalığına neden olabiliyor. Örnek mi? Retinanın tahriş olması, katarakt desem size:( O yüzden sadece yazın değil, kışın bile yüzümüzden gözlüğümüzü eksik etmemeliyiz. Tabii kaliteli olanlardan bahsediyorum. Pazar tezgahlarında, bujiturilerde satılan 5-20 liralık gözlükleri, aksine asla kullanmamak gerekiyor. Zira, bu kalitesiz gözlükler, zaten var olan tehlikeyi daha da artırıyor. Bozuk camlar yüzünden, koyu renge aldanıp büyüyen gözbebekleri daha fazla ışığa maruz kalıyor ve miyopik, hipermetropik ya da astigmatik gibi kırılma kusurlarına neden olabiliyor. Ayrıca uzun süre kullanıldığında, iki göz arasındaki ilişkiyi bozup bulanık görme, hatta çift görme gibi sorunlara da yol açabiliyor.

11. Siemens Opera Yarışması Başlıyor

Yazan: admin 22 Mayıs 2009  
Kategori: Kültür Sanat

Türkiye’de opera sanatının gelişmesine büyük katkıda bulunan ve bugüne kadar pek çok opera sanatçısının profesyonelliğe uzanan kariyerinde önemli bir mihenk taşı olan Siemens Opera Yarışması onbirinci yılında. Artık geleneksel hale gelen yarışmaya bu yıl başvurular 29 Mayıs Cuma gününe kadar yapılabilecek.

Ön elemeleri 3 Haziran’da yapılacak yarışmanın yarı finali 4 Haziran, finali ise 5 Haziran’da gerçekleştirilecek. Sonuçlar, 6 Haziran akşamı dereceye giren sanatçıların sahne alacağı ödül töreninde açıklanacak.

Yarışmanın birincisi Karlsruhe Operası’nda bir yıllık burs ve Goethe Institut Inter Nationes İstanbul’da 4 aylık Almanca bursu; ikincisi Salzburg Mozarteum Müzik Akademisi’nde 6 haftalık yaz bursu ve Goethe Institut Inter Nationes İstanbul’da 2 aylık Almanca bursu; üçüncüsü ise 2000 Avro para ödülü kazanacak.

Yarışmaya T.C. vatandaşı olan ve 1 Ocak 1979 tarihinden sonra doğan tüm opera sanatçıları katılabilecek.

Yarışma ile ilgili detaylı bilgiye www.siemens.com.tr/opera adresinden ya da (216) 459 36 43 / (216) 459 24 71 no’lu telefonlardan ulaşılabilir.

KadınMAG

Genç Bilim Kadınlarına “Güzel” Destek

Yazan: admin 22 Mayıs 2009  
Kategori: Kariyer

Türkiye’nin en saygın bilim kuruluşlarından olan Türkiye Bilimler Akademisi tarafından desteklenen ve L’Oréal Türkiye tarafından düzenlenen “Genç Bilim Kadınları Destek Bursları” ödülleri, düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. 1998 yılında başlayan L’Oreal-Unesco For Women in Science uluslararası programının bir uzantısı olan “Genç Bilim Kadınları Destek Bursları”, bilimin yaygınlaşması ve bilimsel alandaki çalışmalarını teşvik etmeyi amaçlıyor. Türkiye’de ise Genç Bilim Kadınlarına Destek Bursları ile bugüne kadar 40 araştırmacının projesi desteklendi.

loreal_genc_bilim_kadinlari

Ödül: 12 bin dolar
Türkiye’de, Genç Bilim Kadınları Destek Bursları programında bu yıl, doku mühendisliği, enfeksiyon, kolestrol, kanser, şeker ve verimli güneş pili üretimi konularında, geleceğin buluşu olmaya aday 6 araştırma ödüle değer görüldü.

Yaşam Bilimleri alanında Prof. Aslı Tolun, Malzeme Bilimleri alanında ise Prof. Ayşe Erzan’ın başkanlık ettiği komite tarafından seçilen 6 araştırmanın sahibi genç bilim kadını, L’Oreal Türkiye’den 12 bin dolar değerinde bir yıllık burs kazandı. Değerlendirmede, araştırmaların bilimsel yeniliği ve bilime sağlayacakları katkı ölçüt alındı. Doktora yapan ve doktora sonrasında çalışmaları devam eden araştırmaları destekleyen programa, doktora derecesi almış, 40 yaşını aşmamış adaylar katılabiliyor.

L’Oréal’in 43 ülkede yapılan ve her yıl artarak devam eden ulusal “burs programı” ile 500’e yakın genç kadın araştırmacı desteklendi. Programın başlamasından bu yana geçen 11 yılda “ödül” kazananan 57 bilim kadını ise aynı tutkuyu paylaşıyor. “Gelecek kuşaklara rol modeli olmak ve daha fazla genç kadının, bilimi kariyer olarak seçmelerine teşvik etmek.”

Matthieu Serres: “Dünyanın her zamankinden çok bilime ihtiyacı var.”
İş dünyasından ve üniversitelerden çok sayıda akademisyenin katıldığı “Genç Bilim Kadınlarına Destek Bursları” ödül töreninde bir konuşma yapan L’Oréal Türkiye Genel Müdürü Matthieu Serres, Haziran 2009’da 100. kuruluş yılını kutlayacağını L’Oréal’in, bugüne kadar hiç değişmeyen felsefesini şöyle özetledi: Dünyayı güzelleştirmek ve geleceğin güzelliğini yaratabilmek için hiç durmadan araştırmak.

Bugün dünyada bilim öğrencilerinin sadece yüzde 30’u kadın ve bir yüzyılda bilim ve tıp alanında verilen Nobel ödüllerinin yalnızca yüzde 2’sinin kadınlara verildiğine dikkat çeken Matthieu Serres, 2009’un diğer yıllara göre bütün dünya için çok zor olacağa ve izlerini bırakacağa bezediğini söyledi. Serres, “Çünkü tanıdığımız dünya önemli bir kriz ve değişim içerisinde. Bir yandan değerlerini arayan, bir yandan da kaybeden bir dünya var. Belki bilim, bu sorularımıza yanıt bulabilecek. Genç bilim kadınlarımızın araştırmaları ile gelecekte bilinmeyenleri açığa çıkaracaklarına ve dünyanın geleceğine katkıda bulunacaklarına inanıyorum” dedi.

Bu yıl burs almaya değer görülen bilim kadınları ve projeleri ise şunlar oldu:

• Yard. Doc. Dr.Dilek Çökeliler (Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü). Projesi: Enfeksiyon riskinin azaltılmasında yeni yaklaşımlar.

• Doç. Dr. Pelin Kelicen (Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Bilim Dalı) Projesi: Kolestrol’ün beyin hastalıkları üzerindeki etkileri.

• Doç. Dr. Esra Erdal (Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı. Projesi: Karaciğer kanserinde yeni tedavi yöntemleri.

• Yardımcı Doç. Dr. Hilal Türkoğlu Şaşmazel (Atılım Üniversitesi Malzeme Mühendisliği Bölümü) Proje: “Doğal doku oluşturulması”

• Doç. Dr. Serap Güneş (Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü) Proje:“Düşük maliyetli güneş pili üretilmesi”

• Yardımcı Doçent Dr. Seda Kızılel (Koç Üniversitesi Kimya ve Biyoloji Mühendisliği Bölümü) Proje: “Şeker hastalığını daha az hücre ile tedvasi sağlayacak teknikler”

KadınMAG

Sadece sevmek yetmiyor

Yazan: admin 22 Mayıs 2009  
Kategori: İlişkiler

sevmek_Bir ilişkinin mükemmel olması için sadece partnerinizi çok seviyor olmanız yeterli değil.
Bazı ilişkiler, her iki tarafa da mutluluktan çok acı yaşatır ve bu acılar ilişkide zamanla alışkanlık haline dönüşür. Hem kadının hem de erkeğin farkına varmadan içine girdiği bu girdap, sonunda yaşanan aşk kadar bağımlılık haline gelir.
 
Ancak, ilişkinin başındaki heyecan ve ask yerini kavgalara, hesap sormalara bırakmışsa, söylenen yalanlar iki tarafın da kurtarıcısı haline dönüşmüşse, o gemiyi terk etmenin zamanı çoktan gelmiş demektir. İşte kötü giden ilişkilerdeki tehlike sinyalleri… Siz olun, bu söylediklerime kulak verin ve yasadığınız aşkın acısına hazırlıklı olun… 
                    
Kendinizi ilgiye mi muhtaç hissediyorsunuz? Öncelikle neden böyle hissettiğinizi sorgulayın. Hayatınız boyunca hep ilgi mi beklediniz, yoksa partnerinizin size karşı duyduğu ilginin zamanla azaldığını mı hissetmeye başladınız? Bu sorunun cevabini keşfedin ve mutlaka bir çözüm üretme yoluna  gidin…                                                                                                                             

Ona karşı bağımlılık mı hissediyorsunuz? Sizi kırdığı, ihmal ettiği ve eskisi kadar sevgi sözcüklerine boğmadığı halde siz hâlâ onsuz yaşayamayacağınızı mı düşünüyorsunuz? Çok geç olmadan yaşamanızın böyle gitmesine izin verip vermeyeceğinize karar verin. Aksi takdirde kendinizi hep boşlukta hissedeceksiniz…                                                                                                                                     

İlişkide verici taraf hep siz mi oluyorsunuz? Partneriniz size saygı duymuyor, onun için yaptıklarınızı takdir etmiyor, duygularını ifade etmekten kaçıyor ve siz buna rağmen hâlâ ilişkide verici tarafı mı oynuyorsunuz? O zaman artik silkinmenin zamanı geldi. Biraz da bu fedakârlıkları ondan bekleyin. Eğer yapmıyorsa onunla bu konuda konusun…               

               
Sürekli sizin kendinizi mi sorgulamanıza neden oluyor? İlişkinizde bir sorun varsa, bunu her zaman size mi yüklüyor? O zaman emin olun, sizin değil, onun kendisini sorgulaması gerekiyor. Bunu ona bir şekilde hissettirin ve sakin bu sorumluluğu üzerinize almayın…

İlişkinizin ilk günlerinden bu yana her kararı birbirinize danışarak alıyordunuz, ama artık karşı taraf, tüm kararları kendi inisiyatifini kullanarak veriyor… Bu durum, size duyduğu saygının ve birlikteliğinizin sahip olduğu bütünlük olgusunun kaybolduğunu gösterir. O halde bunu onunla konusun ve daha büyük bir sorun haline gelmesini baştan önleyin…           
Bunlardan sadece birini hissediyorsanız her ilişkide zaman yaşanan ve birbirinize karsı duyduğunuz sevgi ve güvenle üstesinden gelebileceğiniz bir döneme girmişsiniz demektir. Unutmayın, her geminin mutlak bir yolcusu ve her yolcunun mutlak gezeceği başka kıyılar vardır. Önemli olan dalgaların sizi fazla hırpalamasına izin vermeden, zamanında terk etmektir dumanı tüten gemiyi.

Terlemeyi nasıl önlersiniz?

Yazan: admin 21 Mayıs 2009  
Kategori: Sağlık

terli_kadinAvuç içi ve koltukaltı ter bezlerine terleme uyarısını götüren sempatik sinir dallarının, göğüs kafesi içine girilerek kesilmesiyle yapılan ETS ameliyatı, hem terlemeyi kalıcı olarak engelliyor hem de ameliyat süreci çok kısa olduğu için hastanede sadece 1 gün kalınıyor.

El ve ayak terlemesinin nedenleri nelerdir?
Vücudumuzun sürekli aynı ısıyı koruyabilmesi için ter bezlerine önemli görev düşmektedir. Terleme, derinin ıslak hale gelmesi sonucunda hem fazla suyun atılması hem yükselmiş vücut ısısının düşürülmesi için ortaya konmuş bir reflekstir. Sinir sistemimizin başlattığı, ter bezlerinin meydana getirdiği, bizim kontrol edemediğimiz faydalı bir aktivitedir. Fakat terleme her noktaya aynı oranda dağılmadığı ve bölgesel olarak farklılık gösterdiği zaman, örneğin avuç içleri, koltukaltı ve ayaklar gibi, sosyal yaşamda uyum sorunlarına yol açmaktadır. Yoksa terleme zarar verici bir durum değildir.

El ve ayak terlemesi ne sıklıkta ve hangi yaş aralığında görülmektedir?
Toplumda görülme sıklığı, Güneydoğu Asya ülkelerinde daha fazla olmakla birlikte %1-2 civarındadır. Okul çağı itibarıyle başlamakta, çoğu zaman dönemsel bir farklılık olduğu zannedilmekte, fakat takiplerde hiç azalmadığı görülmektedir.

El ve ayak terlemesi olan hastalar ne yapmalıdır?
Öncelikle bir Endokrinoloji uzmanına muayene olmalı ve sistemik hastalıklar açısından araştırılmalıdır. Biliyoruz ki obezite, diyabet ve tiroid bezi hastalıklarının seyrinde aşırı terleme sıklıkla görülmektedir.

Tedavisinde hangi yöntemlere başvurulabilir?
Yapılan muayene ve tetkikler sonucunda altta yatan başka bir hastalık yoksa, Dermatoloji ve Göğüs Cerrahisi uzmanları ile görüşülmelidir. En basit olarak geçici ama kolay olan pudralı krem ve deodorantlardan başlanarak, en zahmetli fakat kesin olan ETS ameliyatına kadar birçok alternatifin olduğunu hastamıza anlatmamız gerekir. Hiç bir method “bu en iyisidir” denerek diğerleri bir köşeye atılmamalıdır. Örneğin İyontoforezi bilmeyen hastamıza direkt ameliyat olman gerekir denmemelidir.

Terlemeyi önlemek için yapılacak bir ameliyat var mıdır?
Kısaca “ETS - Endoskopik Torasik Sempatektomi” olarak tanımladığımız bir ameliyat uzun yıllardır başarıyla uygulanmaktadır. Avuç içi ve koltukaltı ter bezlerine “terleme” uyarısını götüren sempatik sinir dalları, göğüs kafesi içine kapalı (endoskopik) yöntemle girilerek devre dışı bırakılarak yapılır. Günümüzde klipli, klipsiz gibi alt tiplere bile ayrılacak kadar farklı metotlar geliştirilmiştir. Her alt tip genel anestezi altında, cerrahın tercihine göre tek taraflı iki ayrı seans veya çift taraflı aynı seansta uygulanmaktadır. Hedeflenen bölgedeki terlemeyi kalıcı ve tam olarak ortadan kaldırır. Sempatik sinirlerin devre dışı bırakılması felç gibi hareket bozukluklarına yol açmaz. Ayrıca bu aşırı terleyen bölgelerdeki ter bezlerinin vücuttan çıkarılması veya bölgesel Botox uygulaması gibi Dermatoloji/Plastik Cerrahi uzmanlarınca uygulanan yöntemlerde mevcuttur.

Cerrahi müdahaleden sonra yapılması gerekenler nelerdir?
ETS operasyonu sonrasında bir gece hastanede yatmak doğru olan yaklaşımdır. Ertesi gün ağrı, ateş ve solunum zorluğu gibi istenmeyen durumlar yoksa hastamız taburcu olmaktadır.

Bu ameliyatın yan etkileri veya istenmeyen sonuçları var mıdır?
Ameliyat sırasında açık cerrahi müdaheleye geçme olasılığı az da olsa vardır. Terleme şikayeti daha ameliyat sırasında ortadan kalkar fakat orta-uzun vadede sırt, göbek çevresi ve ayaklarda terleme artabilmektedir. Beşyüz hasta ve fazlasını kapsayan araştırma makaleleri incelendiğinde bu olasılığında %3-4 civarında olduğu, fakat hasta memnuniyeti açısından operasyon sonrasında yeniden doğdum diyecek kadar mutlu olanların oranıda %90 ları bulmaktadır. Göğüs cerrahisi uzmanlarından daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

KadınMAG

Bakırköy’ de Kadın Festivali çoşkusu

Yazan: admin 21 Mayıs 2009  
Kategori: Yaşam

2. Bakırköy Kadın Festivali, 31 Mayıs Pazar günü Bakırköy Yeşilyurt sahilinde gerçekleştirilecek.

Geleneksel hale getirilen ve bu yıl 2. yapılacak festivalde, yemek, sağlık, sanat, kozmetik, kermes ve müzik bölümlerinden oluşan çeşitli etkinlikler yer alacak. Bakırköylü kadınların yeteneklerini sergileyecekleri festivalde, çeşitli dallarda yarışmalar da yapılacak. Bazı süprizlerinde olduğu festivale, tüm İstanbullular ücretsiz olarak katılabilecekler.

Bu koleksiyon anne babaya özenen çocuklara

Yazan: admin 21 Mayıs 2009  
Kategori: Moda

Anne-babasını örnek almayı seven çocuklar düşünülerek hazırlanan 2009 İlkbahar Yaz Koleksiyonu, tüm ailenin giyebileceği birbiriyle uyumlu cıvıl cıvıl renkli ürünlerden oluşuyor.

Polo sporundan ilham alan ve bu nedenle U.S. Polo koleksiyonlarının çizgilerinde var olan harekete özgürlük tanıma, 2009 İlkbahar Yaz sezonunda çocukları da kapsıyor. Geçtiğimiz kış sezonunda küçük bir koleksiyon ile başlayan U.S. Polo çocuk koleksiyonu, 2009 İlkbahar/Yaz sezonunda geniş bir ürün yelpazesiyle mağazalara taşındı. Casual giyimde rahat ve özgün çizgileriyle bugüne kadar kadın ve erkek modasında tarzını net bir şekilde ifade edebilen nadir markalardan olmayı başaran U.S. Polo Assn., çocuk koleksiyonu ile ürün ailesini tamamlamış oldu. Çocukların çoğunlukla anne ve babalarının kıyafetlerine özenmelerinden yola çıktıklarını dile getiren U.S. Polo Assn. tasarımcısı Alev Ciliv, “U.S. Polo Assn. koleksiyonunun çocuğa da çok yakışacağını düşündük. Böylece tüm aile tamamlanmış oldu” dedi.

2009 İlkbahar Yaz sezonu için hazırlanan toplam koleksiyonun yüzde 50’sini meydana getiren çocuk koleksiyonu, “büyüğün küçüğü” olarak tasarlandı. Koleksiyonun oluşturulması aşamasında kadın ve erkek koleksiyonu küçültülürken çocuğa uygun farklılıklar eklendi. Çok renkli, detaylı, rahat ve şık bu koleksiyon oluşturulurken çocukların ve gençlerin hem modaya uyma istekleri hem de rahat etmeleri göz önünde bulunduruldu. Rahat koton pantolonlar, etek ve elbiseler pike triko ve sweatshirt grubuyla kombin edilebiliyor. U.S. Polo’nun ana renkleri olan kırmızı, beyaz ve lacivertin yanı sıra sezon renkleri olan elma yeşili, pembe, cam ve su yeşili tonları kızlar için renkli koton ve penye elbiseler, erkekler için de spor pantolon, jeanler ve sweatshirtlerde ön plana çıkıyor.

Bundan böyle U.S. Polo Assn.’nin çocuk koleksiyonunu her sezon geniş tutmayı hedeflediklerini dile getiren Alev Ciliv, “İki çocuk annesi olarak hep rahat ve şık olurken, farklı, biraz daha özgün, sportif ancak daha sofistike bir ürünün eksikliğini çektim. Genelde bu tip ürünleri bulabildiğim yer Amerika oldu. Ancak benzer ürünlerin fiyatları çok daha pahalı idi. U.S. Polo Assn. ile artık sofistike bir çocuk koleksiyonunu, kaliteden hiç ödün vermeden daha ekonomik fiyatlarla sunuyoruz” dedi.

KadınMAG

Kemik erimesine karşı günde 2 bardak süt

Yazan: admin 21 Mayıs 2009  
Kategori: Sağlık

sutKayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Kadir Çetinkara, okul çağındaki çocukların kemiklerinin güçlü olabilmesi için süt içmesi gerektiğini söyledi. Doktorlar, sütün içerdiği kalsiyum sebebiyle kemik erimesine karşı önemli bir besin kaynağı olduğunu söylüyorlar. Yaşam boyunca kadınlarda yüzde 45-50, erkeklerde ise yüzde 20-30 oranında kemik kaybı yaşandığını kaydeden Çetinkara, sütün kemik erimesinden korunmak için önemli bir besin kaynağı olduğunu ifade etti.

 

Sütün sindirim sistemini rahatlattığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, diş çürümesini önlediğini dile getiren Çetinkara, “Süt optimal kan basıncını sağlayarak, yüksek tansiyondan korunmak için önemli bir özelliğe sahiptir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda yağı azaltılmış sütün kolesterolü düşürdüğü ve kanser türlerinden korunmak için etkilidir. Ancak ülkemizde tüketilen süt miktarı diğer ülkelere oranla oldukça düşük. Sağlıklı bir yaşam için günde en az 2 su bardağı sağlıklı süt ve süt ürünleri tüketilmelidir” dedi.

Sonraki sayfa »