Facebook flörtü ölüm getirdi
İngiltere’de 17 yaşındaki bir genç kız Facebook’ta tanıştığı erkekle buluşmasından saatler sonra ölü bulundu.
Polis ilk kez buluştuğu erkek tarafından hunharca öldürülen Ashleigh Hall isimli kızın cesedine, katil zanlısının otoyolda trafik ihlali yaparak yakalanmasının ardından ulaştı. 32 yaşındaki şüpheli, polis merkezindeki sorgusunun dından yetkilileri genç kızın cesedinin bulunduğu tarlaya götürdü. Polis cesedin bulunduğu bölgeyi güvenlik çadırıyla kapattı.
Genç kızın Darlington’daki evinden gece bir arkadaşında kalacağını söyleyerek çıktığını belirten annesi, ertesi gün de kızlarından haber alamayınca endişelenip polise haber verdiklerini söyledi.
İngiliz Daily Mail gazetesine konuşan bir yetkili internette tanışılan insanlarla buluşmanın tehlikelerine dikkat çekerken şöyle dedi:
“Benim insanlara vereceğim mesaj şudur: Kesinlikle güvenli olduğuna emin olmadan lütfen internetten tanıştığınız insanlarla buluşmayın.”
Kadın-erkek eşitliğinde İranın bile gerisinde kaldık
Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde Kuzey Avrupa ülkeleri farklılığı kapamaya çok yaklaşırken, Türkiye listenin alt sıralarında yer aldı.
134 ülkede yapılan araştırmaya göre, Finlandiya, İzlanda, Norveç ve İsveç, endeksin en üst sırasında yer aldı.
Türkiye ise yüzde 46,1′lik skorla Katar, Mısır, Mali, İran, Suudi Arabistan, Benin, Pakistan, Çad ve Yemen ile birlikte “toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından en kötü durumda olan ülkeler” arasında yer aldı.
Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayımlanan endekse göre, İzlanda yüzde 82,8′lik skorla, yüzde 100 toplumsal cinsiyet eşitliğine en yakın seviyeye ulaştı.
Afrika ülkeleri Lesoto ve Güney Afrika ilk kez endeksin ilk 10 ülkesi arasında yer aldı. Listenin ilk 10′u arasına giren diğer ülkeler ise Yeni Zelanda, Danimarka, İrlanda ve Filipinler.
Birçok ülkenin cinsiyet eşitliği doğrultusunda bazı gelişmeler gösterdiği, ancak hiçbir ülkenin, ekonomik fırsat ve katılımcılık, eğitim, siyasi güç ve sağlık alanlarında aradaki farklılığı tamamen kapatamadığı belirtildi.
Forumun Kadın Liderler ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Programı Başkanı Sadiye Zahidi, araştırmanın açıklandığı basın toplantısında, 115 ülkenin yer aldığı 4 yıl önceki endeksteki ülkelerin 99′unun gelişme gösterdiğini, ancak 16’sında durumun kötüye gittiğini söyledi.
Zahidi, sağlıkla ilgili kaynaklara ulaşım konusunda kadın-erkek arasındaki farklılığın yüzde 96 oranında kapandığı, eğitimde bunun yüzde 93 olduğunu belirtti. Bununla birlikte, ekonomik fırsat ve katılım alanında kadın-erkek arasındaki farklılığın yüzde 60 oranında kapandığını, siyasi güç açısından ise bunun sadece yüzde 17 olduğunu bildirdi.
Küresel kadın meseleleriyle ilgili ABD elçisi Melanne Verveer de, endeksin, toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir ülkenin ekonomik refahına ve rekabetçiliğine göre değiştiğini gösterdiğini söyledi.
Verveer, “Nüfusunun yarısı geride bırakılmış hiçbir ülkenin refaha kavuşamayacağı basit gerçeği gün gibi ortada” dedi. Verveer, kadınların hemen hemen her ülkede parlamentoda büyük ölçüde eksik temsil edildiğini söyledi.
Haklarınızı biliyor musunuz?
Hasta hakları; hekim, hasta ve sağlık kuruluşu arasındaki karşılıklı ilişkiler nelerdir?
Hasta Hakları kavramı, son otuz yıl içerisinde dikkat çekici bir gelişme göstermiştir. Özellikle son yıllarda bu gelişme hızlı bir ivme kazanmıştır. Hasta Hakları kavram olarak dile getirilmediği halde bu konuları irdeleyen ve düzenleyen Tıp Etiği Kuralları ve yasal düzenlemeler bulunmakla birlikte zaman içinde değişen ihtiyaç ve gereksinimleri karşılamakta yetersiz kalmıştır. Dolayısı ile bu kavrama ve yeni düzenlemelere olan ihtiyaç giderek belirginleşmiştir. Hasta Hakları kavramı, hastaların insan haklarına uygun koşullarda sağlık hizmetine ulaşabilmesini ve bu hakların sağlık alanında en temel anlamıyla hayata geçirilmesini kapsar.
Hasta Hakları ile ilgili ilk çalışmaların 1970’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Bu süreçte Amerikan Hastane Birliği 1973 yılında “Hasta Hakları Beyannamesi”ni yayınlamıştır. Ulusal bir beyanname olmasına karşın bu konuda bilinen ilk belgedir. Hasta Hakları’nda yapılan ilk uluslararası girişim ise, 1981 yılında Dünya Tıp Birliği tarafından Lizbon Bildirgesinin kabul edilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Bu kavram Dünya Sağlık Örgütü’nün dikkatini çekerek konuya ilgi göstermesine sebep olmuştur. 1994 yılında Dünya Sağlık Örgütü “Avrupa’da Hasta Haklarının Geliştirilmesi, Amsterdam Bildirgesi” kabul edilmiştir. 1995 yılında ise Dünya Sağlık Örgütü , 1981’de kabul edilen Lizbon Bildirgesinin kapsamını genişleterek zenginleştirmiştir. Bu bildirgeler bazı ülkelerin yasal düzenlemelerini gözden geçirerek, Hasta Haklarına uygun şekilde yeniden düzenlemelerine de sebep olmuştur. Bu gelişmelerin ülkemizde de yankıları olmuş, konunun ülke çapında gündeme gelmesini sağlamıştır. Yaşanan bu sürecin bir sonucu olarak; Türkiye’deki uluslararası kriterleri içeren ilk yasal metin olan Hasta Hakları Yönetmeliği, 1 Ağustos 1998 yılında yürürlüğe girmiştir.
Hasta Hakları; hekim, hasta ve sağlık kuruluşu arasındaki karşılıklı ilişkileri düzenleyen bir ilkeler bütünü olarak düşünülmelidir. Bu ilkelerin genel olarak kapsamları ve alt başlıkları şu şekilde sıralanabilir:
HASTA HAKLARI
Bilgi edinme hakkı:
Hastanın tıbbi sürecinde;
• Her türlü tıbbi gerçekler,
• Kendisine uygulanacak girişimler ve maddi karşılıkları ile
• Bu girişimlerin risk ve yararları ve uygulanabilecek alternatif tedaviler hakkında bilgi edinme hakkı vardır.
• Hizmet veren sağlık personeli hakkında her türlü kimlik ve mesleki bilgiyi alma ve
• Tedavinin herhangi bir aşamasında ikinci bir görüşü alma hakkı vardır.
Tıbbi bakım ve tedavi hakkı:
Her hastanın;
• Irk, dil, din ayrımı gözetmeksizin eşit olarak, saygın bir şekilde sağlık hizmetlerinden yararlanma,
• Sağlık kuruluşunu, hekimini ve diğer sağlık personelini seçebilme ve değiştirebilme,
• Kendisiyle ilgili tıbbi kararlara ve tedavi planına katılma veya tedavi planını reddetme ve
• Tıbbi bakıma her an ulaşabilme hakkı vardır.
Aydınlatılmış onay hakkı:
Hastanın;
• Her türlü girişim için bilgilendirilerek onayının alınmasını isteme hakkı vardır.
Mahremiyet ve özel hayata saygı, tıbbi kayıtların saklanması hakkı:
Hastanın;
• Tüm bilgilerinin gizlilik esaslarına uyarak saklanmasını isteme,
• Tıbbi kayıtlarının tam ve doğru olarak korunmasını isteme,
• Bu kayıtlara, kendisi veya yetkili kıldığı kişi tarafından istediğinde ulaşabilme hakkı vardır.
Başvuruda bulunma hakkı:
Hastanın;
• Kolayca ulaşabileceği,
• Kendisini dinleyen,
• Sorunlarını rahatça ifade edebileceği bir başvuru mekanizmasını hastanede bulma hakkı vardır.
Bunlara karşılık hastanın da yerine getirmesi gereken sorumlulukları mevcuttur.
HASTA SORUMLULUKLARI
• Sağlık durumunuz ile ilgili tam ve doğru bilgiyi sağlık personeli ile paylaşmak.
• Tedavi planınız ve/veya bu planın başarı ile tamamlanması için tedaviniz ile ilgili endişe ve sorularınızı sağlık personeli ile paylaşmak.
• Tıbbi bakımınızdan birinci derecede sorumlu kişilerin tedavi planınız ile ilgili tavsiyelerine uymak.
• Tedavi planınızı uygulamadığınız veya reddettiğiniz durumlarda yaşayabilecekleriniz konusunda bilgilendirildikten sonra, bu karara ait sorumluluğu taşımak.
• Hastanede kalış süreniz boyunca hastane kural ve prosedürlerine uymak.
• Verilen her hizmetin maddi bir karşılığı olabileceğini bilmek ve bunu karşılamak.
• Diğer hastaların, çalışanların ve hastane içinde ilişki içinde olduğunuz her bireyin haklarına saygılı olmak.
• Yeni gelişen veya kontrol edemediğiniz bir ağrı ile karşılaştığınızda, doktorunuzu veya hemşirenizi daha etkili bir ağrı yönetimini belirlemek için bilgilendirmek.
Son yıllarda katedilen gelişmelere karşın, her geçen gün Hasta Haklarının farklı boyutları sebebiyle yeni ihtiyaçlar ortaya çıkmakta, bu da yeni düzenlemeleri gerekli kılmaktadır. Örneğin 1996 yılında Dünya Tıp Birliği “Hastaneye Yatırılan Çocukların Hakları Konusunda DTP Bildirgesini” yayınlamıştır. Yine Dünya Tıp Birliği insan denekler üzerinde tıbbi araştırmalar konusunu içeren “Helsinki Bildirgesi”ni 2002 yılında revize etmiştir. Bu çalışmalar, herkesin insanca sağlık hizmeti alınmasını sağlama amacı gütmektedir. Her insanın potansiyel bir hasta olduğu düşünülürse, hasta haklarını bilmek, bunlara sahip çıkmak ve sahip çıkılmasına yardımcı olmanın ne kadar önemli bir konu olduğu daha iyi algılanacaktır.
Amerikan Hastahanesi
Şebnem Sünnetçioğlu ve Nilüfer Gürkan
KadınMAG
Sürekli ilerleyen gözlük numaralarına dikkat
Keratokonus, korneanın incelmesi ve sivrilmesiyle birlikte ciddi oranda görme kayıplarına neden olan önemli bir göz hastalığıdır. Herhangi ciddi bir belirti vermeden ilerleyen hastalık, detaylı bir göz muayenesinin yanında, ileri teknolojiye sahip bir dizi tetkik cihazları ile teşhis edilebilmektedir.
Keratokonuslu Göz
Erken teşhis ve doğru zamanda doğru tedavi yönteminin planlanması, hastalığın tedavisinde başarı için son derece önemlidir. Dünyagöz doktorlarından Op. Dr. Efekan Coşkunseven, “ Bazen hiçbir şikayeti olmayan sadece miyopi ve astigmat kusurunu lazer ile tedavi yaptırmak için gelen hastalara yapılan çok özel tetkikler sonucu keratokonus teşhisi konulabiliyor’’ diyor.
Kimler Risk Taşımakta?
• Miyop ve astigmatınız sürekli ilerliyorsa
• Kullandığınız gözlük ve lensin numaraları sürekli değişiyorsa
• Hiç bir numaralı gözlük yada lensle kaliteli görüş sağlanamıyorsa
• Sıklıkla alerjik göz hastalıkları ile karşılaşı
• Ailenizde keratokonus var ise;
Son yıllarda keratokonus hastalarında rahatsızlığın tedavi sürecinde takip edilmesi gerekliliğinden yola çıkılarak bir merkez oluşturmaya karar verdiklerini ifade eden Op. Dr. Efekan Coşkunseven, “Keratokonus Tanı ve Tedavi Merkezimiz kornea nakline kadar ilerleyebilen bu hastalığın erken teşhis, takip ve tedavisinin yapılması açısından büyük önem taşıyor. Erken teşhis ile birçok hastada kornea nakline gidiş engellenebilir ya da yavaşlatılabilir. Bu merkezde günümüzde dünyada uygulanan halka ve UV ışın tedavisi Crosslinking gibi bütün tedavi metodları uygulanabilmektedir.
Keratokonus Tedavisi Nasıl Yapılır?
Keratokonus hastalığını erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.
UV Crosslinking, Işın Tedavisi
Korneaya ,özel bir ilaç ile ultraviole ışın tedavisi uygulanır. Ağrı, acı hissedilmeden damla anestezi ile gerçekleştirilen tedavinin sonuçları son derece başarılı olup, hastalığın ilerlemesini ciddi oranda durdurmaktadır.
Kornea İçi Halka Uygulaması
UV ışın tedavisi için geç kalınmış kişilerde, kornea içine lazer ile açılan kanallara halka yerleştirme işlemidir. Halka uygulaması ile korneada oluşan sivrilik düzeltilerek daha iyi görüş sağlanır.
Kornea Nakli:
Keratokonus tedavisi için en son aşamada başvurulan yöntem kornea naklidir. Kornea naki halk arasında göz nakli olarak bilinen, aslında gözün sadece çeşitli hastalıklar sonucu bozulmuş olan en ön saydam tabakasının sağlıklı kornea dokusuyla değiştirildiği ameliyattır.
KadınMAG
Çirkin üyeleri kabul etmeyen arkadaşlık sitesi
Çirkin üyeleri kabul etmeyen arkadaşlık sitesi büyük tepki alacak gibi görünüyor.
Beautifulpeople.com adlı internet sitesine üye olabilmek için site üyelerine gönderdiğiniz fotoğrafınızın yeterince oy alması gerekiyor. Site üyelerinin oylama sürecinde göz önüne aldıkları tek kriter güzellik…
Birkaç yıl önce Danimarka’da kurulan internet sitesinin 180.000 üyesi var. Sitenin kurucularından biri olan 34 yaşındaki Greg Hodge “sizi çeken biriyle birlikte olmak istemek yüzeysellik mi? Bir bar ya da gece kulübüne gittiğinizde de sizi çeken birileriyle tanışıyorsunuz. Bunda yüzeysel bir şey yok.” diyor. “Ayrıca birçok kişi internette tanıştıkları çirkin insanlar için hem boşa vakit hem de para harcıyor.”
Bu site, üyelerine harika partiler, seçkin bir global ağ ve manken ajansları ile bağlantı vaat ediyor.
Genetiği değiştirilmiş ürünler kısırlığa neden oluyor
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Kenan Demirkol, genetiği değiştirilmiş ürünlerin (GDO) kısırlığa neden olduğunu söyledi. 1.5 yaşındaki bir bebekte bile genetiği değiştirilmiş ürünlerin etkilerinin görülmeye başladığını belirten Prof.Dr. Demirkol, bu ürünlerin geleceğimizi tehdit ettiğini, en kısa zamanda önlem alınması gerektiğini belirtti.
Ziraat Mühendisleri Odası’nın davetlisi olarak Denizli’ye gelen ve TMMOB Konferans Salonu’nda ‘Küresel Şirketlerin Yeni Silahı, Gıda ve Beslenmenin Demokratikleştirilmesi’ konulu konferans veren Prof.Dr. Demirkol, kısa bir süre önce genetiği değiştirilmiş ürünler yüzünden 1.5 yaşındaki bir bebekte tüylenme tespit edildiğini söyledi. GDO’lu ürünlerin kısırlığa da neden olduğunu, fareler üzerinde yapılan araştırmalarda GDO’lu domatesleri yiyen farelerin üç nesil sonra kısırlaştığının görüldüğünü kaydeden Prof.Dr. Demirkol, “İnsan ömrü fareden uzundur. İnsanların 30 yaşında evlendiğini düşünürsek, bizim de bunu anlamamız için 100 yılık bir zaman geçmesini mi beklememiz gerek. Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ticaretinin yaygınlaşması için ABD dünyaya baskı yapıyor. Ürün çeşitliliğini yok ederek, herkesi GDO’lu ürünlere mahkum etmeyi, sonunda ise tüm dünyaya hükmetmeyi hedefliyor. GDO, aslında bir egemenlik sorunudur” dedi.
Bu ürünlerin kullanımının “Almanya ve Fransa gibi ülkelerde yasaklandığı” söylentilerinin gerçeği yansıtmadığını kaydeden Prof.Dr. Demirkol, sadece kısıtlamalar getirildiğini, ancak ürünlerin üzerinde GDO’su değiştirilmiş etiketi ile satışına izin verildiğini kaydetti.
Türkiye’nin çok dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Prof.Dr. Demirkol, “Dünyada şu anda 80 çeşit bitkinin genetiğinin değiştirilerek üretimi yapılmakta. Yoğurt sanayisinde dahi bu tür üretimler yapılıyor. Büyük bir oyun içindeyiz. Ülkemizde bu konuyla ilgili olarak bir an önce önlem alınmalıdır. Geleceğimiz risk altındadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu ürünlerin üretimini ve ticaretini yasaklayan Biyogüvenlik Yasası’nı zaman geçirmeden çıkarmalıdır” diye konuştu.
Kadınların dörtte biri kocaların dayak atmasını onaylıyor!
Türkiye’deki kadınların dörtte biri, kocaların dayak gerekçelerinden ‘en az birini’ doğru buluyor. Kadınların dayağı hak ettiğini düşündüğü durumlardan bazıları, ‘parayı gereksiz yere harcamak ve çocuk bakımını ihmal etmek.’
Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2008 (TNSA -2008) sonuçlarını açıkladı. 10 bin 527 hanehalkı ve 15-49 yaşları arasındaki 7 bin 405 evlenmiş kadının katıldığı TNSA 2008 araştırmasında, kadınlara doğurganlık ile üreme sağlığına yönelik davranışlarını daha iyi anlamak için, çeşitli konulara ilişkin tutumları soruldu.
Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün beş yıllık aralıklarla düzenli olarak gerçekleştirdiği araştırmaya göre, Türkiye’deki kadınların dörtte biri, eşlerinin fiziksel şiddete başvurma gerekçelerinden en az birinin doğru olduğunu düşünüyor. 2003 yılında yapılan araştırmada 100 kadından 39’u şiddet nedeni olan gerekçelerden en az birini doğru bulurken, 2008 yılında bu sayı Eğitim düzeyi daha yüksek olan kentlerde veya refah düzeyi daha yüksek hanelerde yaşayan kadınların, fiziksel şiddeti doğru bulma oranı daha düşük.
‘Erkek daha akıllı’ diyenler
Araştırma sonuçlarına göre, beş kadından dördü, kadınların evlendikleri zaman bakire olmaları gerektiği görüşüne katılıyor. Eşlerinin görüşlerine katılmasalar bile onlarla tartışmamaları gerektiğini söyleyen kadınların oranı yüzde 40. Kadınların yüzde 15’i ‘Erkekler kadınlardan daha akıllıdır’ ifadesini doğru buluyor.
Yaklaşık 10 kadından yedisi ise ‘kadınlar eşlerinden izin almadan dışarıya çıkabilir’ ifadesine karşı çıkıyor. Doğurgan yaşlarda olan kadınların 10 yıl öncesine göre daha eğitimli olduğu vurgulanan raporda, kadınların yüzde 21 gibi önemli bir oranının en az lise mezunu olduğu belirtiliyor. Kadınların yaklaşık yüzde 52’sinin sadece ilköğretim birinci kademe eğitimi tamamladığının ifade edildiği araştırmaya göre, kentlerde yaşayan kadınların kırsal alanlarda yaşayan kadınlardan daha eğitimli olduğu görülüyor.
(Radikal)
Domuz Gribi hakkında bilmedikleriniz
Yazan: Ailenizin Doktoru: Dr. Selmin Çetin Doğan 26 Ekim 2009
Kategori: Güncel, Kültür Sanat, Sağlık, Yaşam, domuz gribi

Grip, İnfluenza virüsünün neden olduğu bir solunum sistemi hastalığıdır. Belirtileri kas ve eklemlerde ağrı, halsizlik, boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı ve bazen burun tıkanıklığı, 38 derece ve üzerinde yüksek ateş, ateşe bağlı baş ağrısı ve titremedir. Çok bulaşıcıdır. Hasta kişiler, belirtilerin ortaya çıkmasından 1 gün öncesinden belirtilerin sona ermesini takip eden yaklaşık 5-7 gün sonrasına kadar bulaştırıcıdır. Bulaşma;
1) Hasta kişinin öksürmesi ve hapşırmasıyla yayılan damlacıklar yoluyla,
2) Hasta kişiyle direkt temasla,
3) Virüs bulaşmış eller yoluyla olabilir.
Kapalı ve kalabalık ortamlarda yayılma daha kolay olur. Grip sonbahar başından ilkbahar sonuna kadar sık görülür ve salgınlar ortaya çıkabilir; bu nedenle ‘Mevsimsel Grip’ adı da verilir. Küçük çocuklar, özellikle son 3 ayında olan gebeler, ağır ve süregen (kronik) hastalığı olanlar, herhangi bir nedenle bağışıklık sistemi zayıf olanlar hastalığı daha kolay kapar ve daha ağır geçirebilirler.
Gribin tedavisi amacıyla antibiyotik kullanmak anlamsızdır
Antibiyotik bakterilere karşı anlamına gelir, gribe ise bakteriler değil virüsler neden olur. Gribin en iyi tedavisi dinlenmektir. Evde dinlenmek hem gribin daha hafif ve çabuk atlatılmasını sağlar hem de hastalığın topluma yayılmasını ve salgın riskini azaltır. Maalesef günümüzün yoğun iş temposunda her hastalığı ayakta geçirmeye çalışan insanlar, son yıllarda sanki grip için dinlenmek bir lüksmüş gibi davranarak ya da böyle düşünen işverenler nedeniyle işini kaybetme endişesi duyarak hastalığı dinlenmeden, bazı ilaçlarla belirtileri bastırarak geçirmeye çalışıyorlar. Gribin en iyi ilacı bol sıvı alarak vücudun bağışıklık sistemine ve sistemin virüsle olan mücadelesine destek olmaktır. Üzerinde soğuk algınlığı ve grip ilacı yazan ilaçlar, yalnızca belirtileri hafifleterek gribi daha rahat geçirmenizi sağlayabilirler. Belirtiler ağır değilse kullanılmaları son derece gereksizdir. Özellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda bu ilaçların zararları yararlarından fazladır ve mümkün olduğunca kullanılmaması; 2-11 yaş arası çocuklarda ancak doktor tavsiyesiyle ve kısa süreli olarak kullanılması önerilmektedir. ABD ve İngiltere’de bu ilaçlar, özellikle çocuklar için kullanılacaksa, ancak doktor reçetesiyle alınabilirken ülkemizde reçetesiz de alınabildiği için hemen her evde ‘bulundurulduğunu’, 1 kere hapşıran veya burnundan 1-2 damla akıntı gelen herkese verildiğini gözlemliyoruz. Bu son derece yanlış ve sakıncalı bir uygulamadır.
Grip, altta yatan bir problemi olmayan, sağlıklı bireylerde 4-7 gün içinde geçer.
- 7 gün içinde geçmiyorsa,
- Ateş sık sık 38.5 derecenin üstüne çıkıyorsa,
- Burun akıntısı su gibi akıcı ve şeffaf değil koyu renkli ve koyu kıvamlıysa,
- Öksürük giderek şiddetleniyorsa,
- Az da olsa nefes almakta güçlük yaşanıyorsa mutlaka hastaneye başvurmak gerekir.
Gribe neden olan İnfluenza virüsünün A, B ve C olmak üzere 3 tipi vardır. Tip A ve B en şiddetli hastalık etkenleridir, büyük salgınlar yapabilirler. Tip C çok hafif bir hastalık tablosuna yol açar ve salgına neden olmaz. Tip B yalnızca insanlarda hastalık yapar. Tip A ise insanların yanı sıra kuşlarda, diğer kanatlılarda, domuzlarda, atlarda ve foklarda da hastalık yapabilir. Bu 3 ana tipin birçok alt tipi vardır. Şu an dolaşımda en fazla bulunan Tip A alt tipleri H1N1 ve H3N2’dir.
Domuz Gribi, Dünyada yeni tespit edilen bir çeşit İnfluenza virüsünün neden olduğu grip tablosudur. İnfluenza A/H1N1 olarak adlandırılmıştır. Yapısında 4 farklı virüs tipine ait genetik bölgeler saptanmıştır. Yani 2 tür domuz, 1 tür kuş ve 1 tür insan virüsü özelliği içeren bir virüs yapısıdır. İnsandan insana bulaşabilmesi, pandemiye neden olabileceği endişesi doğurmaktadır. Pandemi; yeni bir tip virüsün ortaya çıkması ve dünya nüfusunun bu virüs tipine karşı bağışıklığının olmaması nedeniyle hızla çeşitli ülkelere yayılarak dünya çapında salgın yapması demektir. Bulaşma yukarıda saydığımız yollarla yani virüs içeren damlacıkların solunması, hasta bireyle temas ve mikroplu eller ve yüzeyler yoluyla olmaktadır. Dolayısıyla el hijyeni başta olmak üzere genel hijyene maksimum dikkat edilmesi ve hastalık belirtileri gösteren kişilerin evlerinde istirahate gönderilerek toplumdan izole edilmeleri çok önemlidir. Salgının önüne geçmek için hastalık saptanan kişilere tedavileri evlerinde verilmektedir.
Domuz Gribine yakalandığınızı nasıl anlarsınız?
Hastalık Belirtileri
Domuz gribinin belirtileri mevsimsel griple aynıdır. 38 derecenin üzerinde ve ani başlayan ateş, öksürük, boğaz ağrısı, vücutta genel ağrı ve halsizlik, bazı kişilerde mide bulantısı, kusma ve hafif ishal gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Belirtiler ve muayene ile mevsimsel gripten ayırt edilemez; ayırıcı tanı laboratuar sonuçları ile yapılır. Domuz gribi etkeni pozitif saptanan kişiler evlerinde gözlem altına alınmakta, belirtiler ağır seyrediyorsa (belirtilerin ortaya çıkmasından sonraki 2 gün içinde başlanacak şekilde) antiviral yani virüslere karşı özel ilaçlarla tedavi yapılmaktadır. Bu ilaçlar, virüsün bölünerek çoğalmasını engelleyerek etki etmekte, belirtileri hafifleterek hastalığın daha çabuk ve hafif atlatılmasını sağlamakta ve komplikasyonların ortaya çıkması olasılığını düşürmektedir. Yalnız bu ilaçların da bazı yan etkileri nedeniyle mutlaka doktor gözetiminde kullanılması gerektiği için doktora danışmadan eczaneden alınıp kullanılmamasını öneriyoruz.
2009 yılı içinde saptanan bu virüsün neden olduğu 1. dalga salgın yaklaşık 6 ay önce atlatıldı. Şu sıralar 2. dalga dünyayı ve ülkemizi tehdit ediyor. İlkbahar sonuna kadar 3. salgın dalgasının yaşanması olasılığı da mevcut. Aslında çoğu kişi hastalığı mevsimsel gripten bile daha hafif geçirdi ve tamamen iyileşti. Fakat yeni saptanan, dünya nüfusunun çoğunun bağışıklığının olmadığı bir virüs olduğu ve 1. salgın dalgasında ölümlere neden olabildiği için Dünya Sağlık Örgütü en üst derecede alarm uyarısında bulundu. Ölümler 2 duruma bağlı olarak ortaya çıkabilir:
1- Domuz gribine yakalanan, bu nedenle bağışıklık sistemi zayıflayan kişide grip sonrası komplikasyon gelişmesi; yani viral hastalığın üstüne daha ağır seyreden bakteriyel bir hastalık ortaya çıkması ile hasta kaybedilebilir. Mevsimsel gripte de domuz gribinde de ölümler genellikle gribin komplikasyonu olarak pneumoni (zatürree) ve solunum yetmezliğinin ortaya çıkmasıyla olmaktadır. Yani direkt gribin kendisi değil yol açtığı zatürree nedeniyle hasta kaybedilmektedir.
2- Ya da o sırada ağır bir hastalık geçiren kişiye grip bulaştığında vücut mücadele edememekte ve hasta kaybedilmektedir. Nitekim ülkemizde domuz gribine bağlı olarak kaybedilen tek kişi, ağır bir zatürree hastalığı geçirirken yani hasta ve bağışıklık sistemi zayıfken domuz gribi mikrobunu kapmış ve bu nedenle kaybedilmiştir
Özellikle önceden süregen (kronik) bir hastalığı olan kişiler, halen ağır bir hastalık nedeniyle tedavi alan kişiler ve bağışıklık sistemi herhangi bir nedenle zayıf kişilerin risk altında olduğu bilinmektedir.
Şu an dünyada salgın yapan domuz gribi virüsü varyant yani değişime uğramış ve yeni bir virüstür. Fakat sebep olan virüste bazı yapısal farklılıklar bir kenara, dünyada daha önce de domuz gribi salgınları yaşanmış. 1918’de dünyada ‘İspanyol Gribi’ olarak adlandırılan domuz gribi salgınının ilk dalgası hafif atlatılmış fakat 2. salgın dalgası, o dönemde zaten 1. Dünya Savaşı nedeniyle çok zor günler geçiren dünyada yaygın ölümlere neden olacak kadar ağır geçmiş, ülkemizde de çok kayıplar verilmiş. Bu ölümler büyük oranda, gribi takiben görülen zatürreeye ve zatürreenin yeterli tedavi edilememesine bağlı olarak ortaya çıkmış. Bundan önceki salgın 1976-77’de özellikle Amerika’da etkili olmuş. O dönem de bir aşı üretilmiş ve sağlık görevlileri sokaklarda standlar açarak çok sayıda kişiyi aşılamışlar. O zaman da aşı hakkında bazı yan etkileri nedeniyle tartışmalar çıkmış, bu tartışmaları sona erdirmek için zamanın ABD Başkanı Gerald Ford gazetecilerin huzurunda kendisine aşı yaptırmış. Fakat tartışmalar yine de bitmemiş ve aşı uygulaması sona erdirilmiş. Dünya Sağlık Örgütü 1970’li yıllardan günümüze aşı üretim teknolojilerinin çok geliştiğini, aşının o yıllarda gözlenen sakıncalarının çok minimize edildiğini, aşının güvenli olduğunu öne sürerek dünya çapında aşılanmayı öneriyor. Halen domuz gribinden korunmak için aşılanmak dışında hiçbir yol yok… Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan çok küçük çocukların, gebelerin, kalabalık ortamlarda bulunan okul çocuklarının, çeşitli ağır hastalıkları olan kişilerin, yurt dışına çıkacak kişilerin ve hacı adaylarının, her türlü bulaşıcı hastalıkla sürekli temasta oldukları için sağlık çalışanlarının aşılanması kuvvetle öneriliyor. Aşının şu andaki grip aşısı gibi eczanelere dağıtılmayacağı, sadece aşı merkezlerine verileceği ve risk gruplarından başlayarak tüm vatandaşların sırayla aşılanacağı gelen bilgiler arasında… Halen Türkiye’ye gelmiş olan aşılar test edilme aşamasında olduğu ve aşılama başlamadığı için uygulama konusunda bilgilerimiz bununla sınırlı…
Bu yıl büyük risk altında olan ülkemizin bu salgınları beklenenden daha az hastayla, çok hafif ve kayıpsız geçirmesini diliyorum.
DOKTOR TAVSİYESİ
Bu hafta bir kitap ve yazar değil, özellikle İstanbul’da ve İstanbul’a ulaşımı kolay, yakın şehirlerde oturanlara yönelik 3 etkinlik tavsiye edeceğim:
1- TÜYAP İSTANBUL KİTAP FUARI: 28. İstanbul Kitap Fuarı 31 Ekim Cumartesi günü Beylikdüzü’ndeki TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde başlıyor. 8 Kasım’a kadar sürecek olan fuarda bu yıl birçok renkli etkinlik planlanıyor. Bu yıl ilk defa gerçekleştirilecek olan Uluslararası Salon ile okurlar 27 farklı ülkenin edebiyat ürünleriyle karşılaşma şansı bulacaklar. Bu yılın ana konusu ‘Kültürler arası diyalogda çeviri’ olan fuarın onur konuğu şair, tiyatro eleştirmeni ve çevirmen Cevat Çapan. Emekliler, öğretmenler ve öğrenciler için giriş ücretsiz, diğer ziyaretçiler içinse giriş ücreti geçen yılki gibi 5 TL. Salonlar dolusu kitap arasında dolaşmak, henüz kitapçılarda bulunmayan, Fuar’a yetiştirilmiş yeni çıkan kitapları tanımak, yazarlarla söyleşiler ve imza günlerinde bir araya gelmek, eskiden beri adını duyup bir türlü okuma fırsatı bulamadığınız o kitapları almak, yeni bir yazar keşfetmek, farklı kültürlerden değişik yazarlar ve kitaplarla karşılaşmak, ortak noktaları kitap olan yüzlerce insanla aynı havayı solumak gibi birçok keyif Fuar’da sizi bekliyor. Fuarı ziyaret ederek klasiklerden yepyeni isimlere, roman ve öykülerden inceleme ve araştırmalara ilginizi çeken 12 kitap almaya ne dersiniz? Ne dersiniz kendinize, önümüzdeki 1 yıl boyunca her ay 1 kitabın keyfini çıkarma, belki çoktan unuttuğunuz okuma zevkini tekrar yaşama şansını tanımaya?
Eğer Fuara gitme şansı bulamazsanız; başka bir şehirdeyseniz veya Fuar’ın yeri size çok uzaksa ya da kalabalık ortamlardan hoşlanmıyorsanız yani Kitap Fuarı’na gitme olasılığınız yoksa… kendi kitap fuarınızı yapın!.. Bir tatil gününüzde isterseniz yalnız isterseniz ailenizle isterseniz dostlarla kitapçılara gidin. Önümüzdeki 1 yıl için 12 kitap projesini böyle gerçekleştirmek de mümkün.
2- İSTANBUL TANPINAR EDEBİYAT FESTİVALİ: Türkiye’de ilk kez bir edebiyat festivali düzenleniyor. Ünlü yazarımız Ahmet Hamdi Tanpınar’a ithafen hazırlanan festivalin ana konusu ‘Şehir ve Zaman’. Ana konu, Tanpınar’ın Beş Şehir ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanlarından ilham alınarak belirlenmiş. Festival Beylikdüzü’nden Beyoğlu’na geniş bir alanda 31 Ekim-3 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Bazı etkinlikler TÜYAP’ta Kitap Fuarı bünyesinde yapılacak. Gitmek, görmek, omuz vermek, gözlenilen eksik ve yanlışları yapıcı bir tavırla iletmek, güzel hareketleri överek festivalin devamlı ve kalıcı olmasına destek olmak gerek diye düşünüyorum. İlgilenenler daha fazla bilgi için www.itef.com.tr adresini tıklayabilir.
3- AKBANK ODA ORKESTRASI: Klasik batı müziği seviyorsanız Akbank Oda Orkestrası’nın konserleri sizin için başlı başına bir mutluluk kaynağı olabilir. 1992’de kurulan, 1998’den beri şef Cem Mansur yönetiminde çalışan orkestra, Kasım-Nisan ayları arasında her ay Anadolu yakasında Caddebostan Kültür Merkezi’nde (CKM), Avrupa yakasında ise Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda (CRR) 1’er konser veriyor. Her konserin bir teması var. Bu tema çerçevesinde müzik tarihine damgasını vurmuş klasik bestecilerle son yıllarda yıldızı parlayan modern çağdaş bestecilerin eserleri aynı konserde yer bulabiliyor. Konser öncesi şef Cem Mansur dinleyicilerle bir sohbet toplantısı yapıyor. Cem Mansur’un birkaç dostuyla laflar gibi doğal bir tavırla anlattığı konular arasında o akşamki konserin teması, seçilen bestecilerin ortak ve farklı özellikleri, o akşamın solisti hakkında bilgiler yer alıyor. Akbank Oda Orkestrası’nın her üyesi müthiş bir virtüöz; enstrümanlarına ve çaldıkları parçalara olan hakimiyetleri ve performansları her konserde insanı hayran bırakıyor. Ayrıca her ay, çoğu dünyaca ünlü bir sanatçı konserde yer alıyor. Bu bazen bir piyanist bazen kemancı bazen ise korno sanatçısı olabiliyor! Bu yılki ilk konserler 25 Kasım Çarşamba günü CKM’de, 26 Kasım CRR’deki konserlerle başlayacak. Biletler Kasım’ın ilk günlerinde satışa sunuluyor. Böyle erkenden yazıyorum çünkü bilenler bu konserlerin tiryakisi olduğu için bilet bulmak zor oluyor ve hemen aybaşından biletleri almak gerekiyor!
Yoğun iş temposuna, bitmek tükenmek bilmeyen ‘yapılması gerekenler’ listelerine, her türlü zamansızlığa, yorgunluğa inat bu etkinliklere zaman ve enerji bulmak; ruhumuzu ara sıra sanatın serin sularıyla yıkamak gerek bence… Siz ne dersiniz?
Herkese sağlıklı günler.
Sevgiler,
Selmin Çetin Doğan
Ailenizin Doktoru
Kadınlar gelecekte daha şişman ve kısa olacak
Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nde yayınlanan bir araştırmanın sonucuna göre gelecekte kadınların evrim sürecinde daha kısa boylu ve kilolu olacakları açıklandı.
Dergide yayımlanan araştırma yazısını kaleme alan Stephen Stearns a göre bir de iyi haber var. Kadınlar gelecekte daha sağlıklı olacak özellikle kalp hastalıklarına yakalanma riskleri günümüzdeki orandan çok daha düşük olacak ve daha sıkıntısız menapoz dönemi yaşayacaklar.
ABD’deki Yale Üniversitesi’nin araştırmasına göre kadınlar gelecekte giderek kısalacak ve şişmanlayacak. Ancak aynı zamanda bir o kadar da sağlıklı hale gelecekler. Geleceğin kadınları daha düşük kolesterollü olacak, kalp sağlıkları güçlenecek, şimdikine kıyasla menopoz dönemine daha geç girecekler.
Araştırmacılara göre, elde edilen veriler, insan evriminin hâlâ devam ettiğini gösteriyor. Evrim biyoloğu Prof. Stephen Stearns’ün yürüttüğü araştırmada ABD, Massachusetts’teki Framingham bölgesinde 1948’den beri kayda alınan 14 bin kişinin kalp sağlığı verileri kullanıldı.
Zayıf ve uzunlar annelikte geri
Araştırma ekibi bu kayıtlar arasından menopoz dönemini geride bırakmış, orta yaşın üstündeki 2 bin 238 kadının sağlık verilerini karşılaştırdı.
Çalışma sonuçları, kısa boylu ve kilolu kadınların daha zayıf ve uzun olanlara göre daha çok çocuk sahibi olabildiklerini ortaya koydu. İlk çocuğunu daha genç dünyaya getirenler ve daha geç menopoza girenlerin de daha çok çocuk sahibi olduğu saptandı. Aynı şekilde tansiyonu ve kolesterolü ortalamadan düşük olan, ilk çocuğunu daha erken yaşlarda doğuran ve menopoza geç giren kadınların ortalama çocuk sayısı daha yüksek çıktı.
Araştırmada bu özelliklerin doğurganlıkla doğrudan ilişkisi saptanamasa da Prof. Stearns bunun genetik bir nitelik olduğunu belirtiyor. En önemli ayrıntıysa bu özellikleri taşıyan kadınların kalıtımsal özelliklerini kızlarına geçiriyor oluşları. Bu niteliklerin anneden çocuklarına geçmesinin 10 nesil daha devam etmesi halinde 2409’da yaşayacak bir kadının, bugünün ortalamasından iki santimetre daha kısa ve bir kilogram daha ağır olması öngörülüyor.
İlk çocuk beş ay önce
Aynı şekilde geleceğin kadınları ilk çocuklarına bugüne kıyasla beş ay daha erken sahip olacak ve menopoz dönemine de 10 ay daha geç girecek. Yale Üniversitesi araştırması, Proceedings of the National Academy of Sciences (Ulusal Bilimler Akademisi) dergisinde yayımlandı.
The Daily Mail, The Telegraph
Domuz gribi aşısı yaptırmalı mı yaptırmamalı mı?
Yazan: admin 24 Ekim 2009
Kategori: Sağlık, domuz gribi
Bu kış beklenen büyük salgını önlemek için geliştirilen domuz gribi aşılarının güvenilir olup olmadığı yönündeki tartışmalar bitmiyor.
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun domuz gribi aşılarının güvenilir olup olmadığı yönündeki tartışmalar ve domuz gribi olmamak için alınacak önlemlerle ilgili sorulara verdiği cevaplar:
Bu aşıya sıcak bakmayan güvendiğim bilim adamları olsa da (örneğin Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta) ben bu konularda mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıklarında uzmanlaşmış kişilerin dinlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu uzmanların da neredeyse tamamı aşılanmanın daha doğru bir yaklaşım olduğu görüşündeler. Aşı ülkemizde de uygulamaya geçtiğinde sevgili torunum Aleynaya gönül rahatlığı içinde uygulatacağım, ben de yaptıracağım. Çünkü mevcut araştırmalar ve bulgular domuz gribi sonucu ortaya çıkabilecek tatsızlıkların bir hayli ciddi olduğunu gösteriyor. Kısacası aşıya karşı olan, aşı konusunda tereddütleri olanlara saygım sonsuz. Onların da haklı gerekçeleri var ama ben bu alanda uzmanlaşmış kişilerin (mesela Prof. Dr. Mehmet Ceyhanın, Prof. Dr. Serhat Ünalı n, Prof. Dr. Murat Akovanı n) ne dediklerine bakmayı daha doğru buluyorum. Siz de öyle yapın!
En etkili önlem hangisi?
El temizliği! Bütün bulgular el temizliğinin en etkili önlem olduğunu gösteriyor. Bu nedenle özellikle öğrencilerin, öğretmenlerin, okul kreş çalışanlarının, hastane personelinin ve tabii ki en başta hemşirelerin, doktorların ama hepimizin el temizliğe son derece önem vermemiz gerek. Hasta çocukları okula göndermemek, özellikle grip belirtileri varsa evde istirahat ettirmek ve hastalığı başkasına bulaştırmalarını engellemek de çok önemli. Maske kullanımı herkes için her zaman şart değil. Gripli hastaya yakın tıbbi teması olan müdahalede bulunan sağlık çalışanlarının bu önlemi alması yetiyor. Seyahat süresince de bu maskelerden faydalanmak mümkün. Hapşırırken, öksürürken kâğıt mendil kullanarak ağzı burnu kapatmak, tek kullanımlık kâğıt mendillerden faydalanmak ve tabii ki kişisel bakıma, hijyene dikkat etmek de şart. Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için özellikle önümüzdeki günlerde istirahatınızdan, uykunuzdan, beslenmenizden taviz vermeyin.
Grip belirtileri ortaya çıktığı zaman ne yapmalıyım?
Bu yıl her yıl yaptığınızdan daha farklı davranmalı ve grip belirtileri ortaya çıkar çıkmaz hemen bir doktora başvurmalısınız. Doktorunuz ek testlere ya da araştırmalara, tedavi amacıyla tamiflu gibi bir ilaca ihtiyacınızın olup olmadığına karar verecektir. Evde istirahat etmeli ve çevrenizdeki insanlara bulaştırmamak için azami dikkati göstermelisiniz. Gribal belirtiler yanında tekrarlayan ve uzun süren kusma, nefes darlığı, nefes alıp vermekte güçlük, bilinç bulanıklığı gibi şikâyetleriniz varsa doktora müracaat etmekte daha erken davranmalısınız.
El yıkamak için özel sıvılar gerekiyor mu?
Hayır, gerekmiyor. Yapacağınız şey ellerinizi bol su ve sabunla ama özenle 15-20 saniye süre ile iyice yıkamaktan ibaret. Eğer su ve sabun bulamazsanız alkol içeren el antiseptiklerinden de faydalanmanız mümkün.
Koruyucu amaçla alınan bağışıklık sistemini güçlendirecek destekler faydalı olabilir mi?
Bağışıklık sistemini güçlendirmek için sık kullanılan umklaoba, ekinezya, elderberi gibi bitkiler, çinko, selenyum, histidin, betaglukan, C vitamini gibi maddeleri içeren desteklerin domuz gribini önlemede herhangi bir faydasının olup olmadığı bilinmiyor. Bu konuda yapılmış bir bilimsel araştırma da mevcut değil. Bu nedenle daha çok doğru beslenerek, dinlenerek ve koruyucu önlemleri dikkatle uygulayarak önlem almak daha akıllıca.
Domuz gribinin belirtileri neler?
Domuz gribinin her yıl karşılaştığımız bildik gripten farklı çok tipik, çok özel bir belirtisi yok. Bu gripte de yüksek ateş, boğaz-burun akıntısı, öksürük, kırıklık, halsizlik, yorgunluk, kas eklem ağrıları, boğaz ve baş ağrısı, zaman zaman ortaya çıkan titremeler var. Ama bütün bunların şiddeti olağan gripten biraz daha fazla. Ayrıca kusma ve ishal gibi beklenmedik belirtiler de öncelikle domuz gribini düşündürmeli. Sorunun bronşlara, yani solunum sistemine inmesi ve ciddi bir nefes darlığı yapması halinde de akla öncelikle domuz gribi gelmeli. Özellikle ateş 2-3 gün müdahalelere rağmen düşürülemiyorsa, nefes darlığı gittikçe belirginleşiyorsa, hasta 2-3 günlük nezle durumunda bile son derece yorgun, halsiz ve bitkinse, ciddi bir iştah kaybı söz konusuysa domuz gribi olasılığını mutlaka ekarte etmek gerek. Kesin tanı için bazı özel tıbbi testler yapılması şart.
Aşı öncelikle kimlere yapılacak?
Sağlık personeli (doktorlar hemşireler acil servis çalışanları…), 6-36 aylık bebekler ve hamileler ilk önceliği olan gruplar. Şeker hastaları, ağır organ yetmezlikleri olanlar, özelikle kronik akciğer hastalıkları bulunanlar, herhangi bir nedenle bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar, 65 yaş üstü yaşlılar da önceliğe sahip grupta yer alıyorlar.
Aşı ile ilgili tereddütler nereden kaynaklanıyor?
Aşılardaki Adjuvant madde olarak kullanılan alüminyumun zararlı olabileceği yönünde tereddütler var. Ayrıca mikrop kapmasını engellemek için aşıya eklenmiş olan cıvanın da tekrarlanan, örneğin iki defa yapılan aşılamalarda sorun yaratabileceği düşünülüyor. Aşının yumurta bazlı olması nedeniyle yumurta alerjisi olanlarda alerjik reaksiyona yol açabileceği de biliniyor. Ama bu durum şu anda yaygın olan grip aşıları için de söz konusu. Özetle aşı masum değil ama etkinliği değerlendirildiğinde çözüm onu kullanmak gibi görünüyor.
Tedavisi var mı?
Domuz gribi tedavisinde kullanılan güvenilir ilaçlar var. Tamiflu ve relenza domuz gribi virüsüne karşı da etkili antiviral ilaçlar. Antibiyolotiklerin domuz gribi tedavisinde herhangi bir faydası yok. Akciğer komplikasyonlarının ortaya çıkması hallerinde kullanılıyor ama bu kararı da doktorlar veriyor. Bol su içmek, istirahat etmek, iyi beslenmek en az ilaçlar kadar etkili.
Seyahat ederken hangi önlemleri almamız gerekiyor?
Seyahate çıkmadan önce yanınızda alkol içeren bir el antiseptiği ve kâğıt mendil bulundurmanızda fayda var. Cerrahi bir maske temin edebilirseniz kullanabilirsiniz. Seyahat süresince ellerinizi su ve sabunla sık sık yıkamalısınız. Su ve sabun bulamazsanız ellerinizi antiseptikle de temizleyebilirsiniz. Elinizi yıkamadan ağzınıza, burnunuza, gözünüze değdirmemeye, özellikle hastalık belirtisi bulunan kişilerle öpüşmemeye, tokalaşmamaya dikkat edin. Eğer herhangi bir grip işaretiyle karşılaşırsanız cerrahi maske kullanın, öksürme ve hapşırma durumunda ağzınızı ve burnunuzu mendille kapatın, kullandığınız mendilleri çöpe atmayı da unutmayın. Mümkünse seyahatinizi sonlandırarak istirahata çekilin, dinlenin, tıbbi bir yardım almayı ihmal etmeyin.


Arşiv: Ekim 2009