İnternetin 12 ‘dahi’ adamı
İnternet dünyasında fikirleriyle ve yaptıklarıyla çığır açan 12 dev ismin başarıya giden yoldaki ‘açık formülleri’…
Dünya üzerinde başarılı internet girişimcileri olduğu sürece, onların zirveye çıkma hikayeleri her zaman merak konusu olacak. Aklında birçok fikri olanlar, hatta sadece öğrenmeye meraklı olanlar bile, bilgisayar dünyasının femoneni haline gelmiş insanların başarılarının sırlarını öğrenmek için oldukça heveslidir.
Çoğu kişi bu denli büyük başarı hikayelerinin altında gizli bir formül veya ilahi bir dokunuş arar fakat durumu ‘inanmak başarmanın yarısıdır’ sözüyle açıklamak daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır; en azından internet dünyasının en önemli 12 girişimcisinin fikri bu yönde.
İnternet ve bilgisayar dünyası son 10 yılda sürekli değişirken, bu yeni çağa damgasını vuran 12 kişi var. Bu 12 kişi işlerinde gizli formüller kullanmak yerine yaptıkları işe karakterlerini yansıtarak bulundukları noktaya geldiler.
KARARLILIK Steve Jobs Apple/NeXt/Pixar
YENİLİKÇİLİK Sergey Brin ve Larry Page Google
TUTUMLULUK Aaron Patzer Mint
DENEYSELLİK Mark Zuckerberg Facebook
MARJİNALLİK Tim Ferris Four Hour Work Week
BASİTLİK Chad Hurley Steve Chen Jawed Karim YouTube
TÜKETİCİ ODAKLI Paul Graham Viaweb
TABULARI YIKAN Niklas Zennstrom Kazaa/Skype/Joost
ODAKLANMAK Max Levchin PayPal
HIRS Jeff Bezos Amazon.com
FIRSATÇILIK Tom Anderson MySpace
ESNEKLİK Jimmy Wales Wikipedia
En güzel kalçalar onlarda
İnternetteki tiscali.com sitesi gösteri dünyasının en kusursuz kalçalarına sahip ünlülerini seçti. İşte o ünlüler.
Jennifer Lopez: 40 yaşındaki iki çocuk annesi Jennifer Lopez, eşiyle çıktığı Capri tatilinde çekilen fotoğraflarıyla magazin basınının sayfalarını günlerdir süslüyor. İlerleyen yaşına rağmen, formda görüntüsü ile pek çok kadına parmak ısırtan Lopez’in ünlü kalçaları da dikkat çekiyordu bu fotoğraflarda. İşin magazin boyutu bir yana Bristol Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma Lopez’in kalçalarının erkeklerin ideallerini süslediğini de ortaya çıkardı. Elbette sadece görsel olarak değil bilimsel olarak…
Araştırmaya göre erkekler her ne kadar kimi zaman tercihleri değişse de genellikle Jennifer Lopez’inkine benzeyen kalçalara sahip olan kadınları tercih ediyor. Aslında burada sözkonusu olan sadece kalçanın ölçüsü değil. Daha önemli olan şekli… Lopez’in kalçalarına bakıldığında yalnızca geniş değil son derece biçimli ve hatta başta çıkarıcı olduğu görülüyor. Çünkü bilim adamlarına göre kalçanın bu şekli kadının gençliğinin ve doğurganlığının en önemli ipucunu veriyor, Aynı durum göğüsler için de sözkonusu.
Buna göre baştan çıkarıcı görünüşü olan göğüsler gençliğin ve bir kadının önünde çocukm doğurabilecek kadar uzun bir zaman olduğunun da göstergesi.
Heroes dizisinin yıldızı Hayden Panettiere, Girls Aloud müzik grubunun üyelerinden ve futbol yıldızı Ashley Cole’un eşi Cheryl Cole, İngiliz manken ve oyuncu Kelly Brook, 40′ına gelmesine rağmen ünlü şarkıcı Kylie Minogue, ünlü şarkıcı ve oyuncu Beyonce, genç R&B şarkıcısı Rihanna, genç manken Bar Refaeli, genç yıldız Jessica Alba, İngiliz manken Danielle Lloyd.
Foto Galeri
Soğuk algınlığı ilaçları ölümcül olabilir
Uzmanlar, yanlış kullanılan soğuk algınlığı ilaçlarının bazen ölümcül olabilen alerjilere, karaciğer, böbrek ve kalp-damar problemlerine, kan hücrelerinde düşmelere ve kanı fazla sulandırarak kanamalara yol açabileceği uyarısında bulundu.
Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Esin Şenol, ilaçların, başta enfeksiyonlar ve ağrılar başta olmak üzere hastalıkların tedavisini sağlayan en önemli maddeler olduğunu söyledi.
İlaçların tedavi edici özelliğinin yanı sıra bilinçsiz ve kontrolsüz kullanıldığında ”ölümcül bir silah” olabileceğine dikkati çeken Şenol, ”Düzgün olmayan ilaç kullanımları sonucunda ortaya çıkan ilaç yan etkileri, bugün dünyada önemli hastalıklar ve ölüm nedenleri arasındadır” dedi.
Şenol, yanlış ilaç kullanımının genellikle reçetelenmesi gerekmeyen ”market ilaçları” olarak adlandırılan ateş düşürücüler, ağrı kesiciler, nezle ilaçları ya da vitamin ve bitkisel kökenli takviyelerin fazla dozda ya da gereğinden uzun süre, birden fazla ilaçla birlikte, kalp, böbrek, karaciğer hastaları gibi olumsuz ilaç etkilerine duyarlı kişilerde kullanılması sonucu ortaya çıktığını bildirdi.
Bazı ilaçların, yiyecek ve içeceklerle de etkileştiğini ve bu nedenle yanlış kullanıma neden olduğunu vurgulayan Şenol, bir ilacı güvenli kullanabilmek için şu uyarılarda bulundu:
”Kullanılan ilacın adı, nasıl kullanıldığı ve ne dozda alınması gerektiği bilinmeli. Kullanılan ilaçların adları ve kullanılan doz, not edilerek listelenmeli. Yeni bir ilaca başlanacağında ya da bir sağlık kuruluşuna başvurulacağında bu liste hekime gösterilmeli. İlaç, hekim tarafından ne şekilde öneriliyorsa öyle kullanılmalı. Kullanılan ilaçla ilgili akla takılan sorular sorulmalı ve ayrıntılı bilgi edinilmeli. Hekim dışında, bir başkasının kullandığı ve önerdiği ilaç kullanılmamalı. İşi biten ilaçlar imha edilmeli, başkalarının kullanamayacağı biçimde atılmalı. Özellikle şeker hastalığı olanlar, yüksek tansiyon hastaları, böbrek hastaları ilaç kullanımında çok dikkatli olmalı.”
Şenol, ilaçların yan etkilerinin özellikle bazı yaş gruplarında ve kimi kronik hastalıklarda daha tehlikeli olduğunu belirterek, ”5 yaş altı çocuklar, 65 üstü erişkinler, diyabet için insülin alanlar, epilepsi (sara) ilaçları kullananlar, digoksin gibi kalp ilaçları ve kanı sulandırıcı ilaçları kullananlar, narkotik analjezik denilen güçlü ağrı kesicileri alanlar ile aynı anda birden fazla sayıda ilaç kullananlar olumsuz etkilere daha duyarlıdır” diye konuştu.
SOĞUK ALGINLIĞI İLAÇLARININ ÇOCUKLARDA KULLANIMINA DİKKAT
Soğuk algınlığı nedeniyle başvurulan ilaçların, burun tıkanıklığını, ağrıları ve ateşi hafiflettiğini, ancak hastalık süresini kısaltmadığını ifade eden Şenol, ”Yanlış kullanımları ise bazen ölümcül olabilen alerjilere, karaciğer, böbrek ve kalp-damar problemlerine, kan hücrelerimizde düşmelere ve kanı fazla sulandırarak kanamalara yol açabilir” uyarısında bulundu.
Şenol, FDA (Amerikan Gıda-İlaç Birliği) tarafından 4 yaş altı çocuklarda öksürük şuruplarının ve nezle ilaçlarının kullanımının yasaklandığını belirterek, 6 aydan küçük çocuklarda ise kullanılabilecek tek ateş düşürücü olarak ”asetaminofen” önerildiğini söyledi.
Ateş düşürücülerin, damla, şurup ve tablet formlarına da dikkat edilmesi, 6 aydan küçük çocuklardaki damla formülünde, şuruptan çok daha fazla miktarda ilaç bulunduğunun göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade eden Şenol, ”Cerrahi bir girişim öncesi aspirin gibi kanı sulandıran ilaçlar ve bitkisel takviyeler kesilmeli, ameliyatı yapacak hekime kullanılan tüm ilaçların listesi bildirilmeli. Pek çok ilacın, zararlı etkilerinin giderilmesinde ve vücuttan atılmasında karaciğer en önemli organdır. Bu yüzden ilaç kullananlar, 3 kadehten fazla alkol kullanmamalı” dedi.
Şenol, kimi ilaçların da olası yan etkileri nedeniyle birlikte kullanılmaması gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
-Soğuk algınlığı ve alerji tedavisinde kullanılan ilaçlar ve öksürük şurupları, alkol ve uyku verici ilaç veya bitkisel takviyelerle kullanılmamalı.
-Gut ve diyabet ilaçları, aspirin ile kullanılmamalı.
-Mide ağrısı ve bulantı, kusması olanlar, kabızlık giderici ilaçları kullanmamalı.
-Tansiyon, depresyon, kalp, guatr, diyabet ilaçları alanlar, prostat sorunları olanlar, burun açıcılar kullanmamalı.
-Tansiyonu yüksek olanlar ve tansiyon ilaçları alanlar, kanama problemi olanlar, karaciğer, böbrek hastası olanlar ağrı kesici kullanmamalı ya da hekim önerisi ile kullanmalı.
-Reçete edilen ilaçlar arasında en yanlış kullanılan ilaç grubu ise antibiyotiklerdir. Genellikle gerekmediği halde kullanılmaları hem bireysel hem toplumsal hasarlara neden olmaktadır. (A.A)
Kitap: Muz Sesleri - Ece Temelkuran
Yazan: admin 31 Ocak 2010
Kategori: Kültür Sanat
Ece Temelkuran, yeni romanı ‘Muz Sesleri’ni, “Zor zamanlarda bir Ortadoğululuk hikâyesi” diye imzalamış. Savaşların ortasında Beyrut merkezli bir roman yazmış Ece.
Türkiye’nin darbeler ve demokrasi tarihiyle kesişen bir yazgısı var Beyrut’un; 1960’larda Ortadoğu’nun Paris’i diye anılırken iç savaşlar, işgaller, toplama kampları altında geçen ömürler, bölünmüş yaşamlar, bombaların üzerinden eksik olmadığı bu oteller kentini bir roman cenneti/ cehennemi haline getiriyor.
Oxford’da İslam üzerine tez hazırlayan Deniz’i Beyrut’a çeken de, Ortadoğu’nun laneti değil, savaşların tozu dumanı altındaki şiirsellik. Silah seslerinin, sokak çatışmalarının, acıların onca yoksulluğun altında insanlığı aramak.
Şatila kampında doğan kızına yazdığı mektupta Beyrut’u anlatır bir Filipinli:
“Bu topraklar böyledir. Hatıraları unutmak üzerinedir. Herkes kendi günahını unutur ama kimse alacağı intikamı unutmaz. Ve Ortadoğu -tanrıların hep bu topraklarda icat edilmesi bir tesadüf değil- günahlardan kuruludur. Kaç silah varsa o kadar tarih vardır burada. Anlamaya kalktığında da bütün bu hikâyenin içinde kaybolursun. Bu, Ortadoğu’nun lanetidir. Dışarıda olanı anlamamakla lanetler, içine gireni de dünyada başka önemli bir şeyin olmadığı serabıyla.
Dünya haritası üzerinde bir baskı yanlışı kadar küçük görünen bu sevgili ülke hakkında bilmen gereken tek bir şey var. Herkes herkesi öldürdü. Sanırım herkesin üzerinde anlaşabileceği tek tarihimiz bu bizim.”
Türkiyeli bir akademisyen Oxford’da İslam çalışırken Beyrut’a niye gider?
Eksen meselesi romanda da karşımıza çıkıyor, Deniz’i eleştiriyor hocası:
“Siz, akarken çarpacağı taşlardan korkan bir su gibisiniz. Ortadoğu çalışıyorsunuz ama Ortadoğu’ya gitmiyorsunuz. İslami hareketler çalışıyorsunuz ama kafanız karışmıyor. Yoksulluk çalışıyorsunuz ama öfkelenmiyorsunuz. Siz niye bu kadar Batılılaşmış gibi yapıyorsunuz? Yabancıymış gibi.”
Ece Temelkuran, kalplerin yağmalandığı yerden anlatıyor hikâyesini.
Beyrut’ta taksiye binmek, Roma’nın antik harabeleri arasında dolaşmaktan çok farklı. Eski oteller, kafeler iç savaşın simgesi. Daha birkaç yıl önce bombalar yağdı kentin üzerine. Hariri 2005’te öldürüldü. Holiday Inn vardı, gökdelen gibi hani, delik deşik. İç savaşta dümdüz oldu oralar.
Filipinli hizmetçinin Şatila kampında Filistinli bir doktorla aşkı da bir bombalama sonrası evsiz barksız kaldığında başlıyor. Kampta doğan ve Filipinler’e gönderilen Beyrutlu çocuğa yazılan mektuplar anlatıyor savaşın acılarını.
“Onu ağustosta muz tarlalarına götürecektim. Muz seslerini dinleyecekti. Nasıl sevineceğini, hayret edeceğini düşündükçe…”
Zor zamanlarda Ortadoğu’yu yazmak. Kozmik odalar, suikastlar, darbe tartışmaları arasında ‘Muz Sesleri’ni okumak.
Ece, roman yazarak işimizi iyice zorlaştırıyor.
Derya Sazak - Siyaset Günlüğü Milliyet
“Onu ağustosta muz tarlalarına götürecektim. Muz seslerini dinleyecekti. Nasıl sevineceğini, hayret edeceğini düşündükçe…”
Ece Temelkuran, kalplerin yağmalandığı yerden anlatıyor hikâyesini; Ortadoğu’dan. Bizden alıp döküntülerini iade ettikleri hikâyelerimizi geri almak için… Aşklarımızı, acılarımızı, haysiyetimizi…
Yağmalandıkça kapattığın kalbini aç şimdi. Çünkü bu senin hikâyen. Sen de Ortadoğulusun!
Sayfa Sayısı: 280
Dili: Türkçe
Yayınevi: Everest Yayınları
Kitap Fiyatı : 10,99 TL
AVM’lerde çocukları bekleyen büyük tehlike
Anne babalar dikkat; Yapılan yayınlar, reklamlarla toplumda bir AVM alt kültürü oluşmaya başlıyor
Sinemadan oyun salonlarına kadar birçok aktivitenin bir arada olduğu alışveriş merkezleri ülkemizde günden güne çoğalıyor.
Gerçi artık bu mekânlar AVM’den çok yaşam merkezleri haline geldi. Eskiden boş arazilerde, mahalle aralarında top oynayan, bisiklete binen gençler artık AVM’leri mesken tutmuş durumda.
Çok değil, bundan 5-10 yıl öncesinden bahsedeceğiz. Aslında o günleri de değil, geriye kalanı, değişeni konuşacağız. Çünkü gençlerin sokaklarda top koşturduğu, yaz kış demeden mahalle aralarında bisiklete bindiği günler de farklılaşan dünyadan nasibini aldı. Yeni neslin eğlence anlayışı şimdi daha farklı. Artık gençler okuldan, işten artan zamanlarını Alışveriş merkezlerinde (AVM) geçiriyor. Yiyor, içiyor, sinemaya gidiyor, alışveriş yapıyor, oyun salonlarında bilgisayar oyunları oynuyor… Yani AVM’ler her ne kadar alışveriş tutkunu kadınların mekânı olarak gösterilse de asıl müdavimleri gençler. Peki, bunun sebebi ne?
Gençlerdeki alışveriş merkezi merakının artması tabii ki son yıllarda ülkemizdeki AVM sayısında görülen artışla yakından ilgili. Çünkü artık alışveriş merkezleri yalnızca gelir seviyesi yüksek kesimin gittiği, sosyetik mekânlar olmaktan çıktı. Tabiri caizse biraz daha halka indi. Örneğin İstanbul’da AVM denildiğinde önceki yıllarda akla ilk gelen yerler Bakırköy’deki Galeria ve Etiler’deki Akmerkez olurdu. Bu yerler birçok insan için hem uzaktı hem de çok pahalı olduğu için gidilmesi imkânsız yerlerdi. Ama şimdi İstanbul’un varoş semtlerinde bile en az bir tane alışveriş merkezi var.
Tabii ki tek neden AVM’lerin çoğalması değil. Gençler buralarda ilgi çekici birçok etkinliği bulabiliyor. Oyun salonları, sinema, bowling derken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorlar. Ayrıca kendilerini ifade edebilecekleri, enerjilerini boşaltacak aktiviteler yapacakları çok fazla ortam bulamamaları da gençleri AVM’lere iten bir etken. Psikolog Mehmet Dinç’e göre bir başka boyut da AVM’lerin gençlere alışveriş yapmadan gezme imkânı sağlaması. Çünkü yazın serin, kışın sıcak ortamlarda para harcamadan çok sayıda yer gezilebiliyor. Dinç, durumun bir de sosyal boyutu olduğunu belirtiyor: “Gençler birbirleriyle orada tanışıyor, çevre ediniyor sık sık bir araya gelmek istiyorlar.” Ulaşım imkânlarının rahat olması da önemli. AVM’lerin önünde genelde otobüs durakları bulunuyor, gençler her saat rahatlıkla buralara gidebiliyor.
Değinmeden geçmeyelim bu işin ceremesini de aileler çekiyor. Gençlerin eğlence anlayışının sokaklardan AVM’lere taşınması aile bütçesini bir hayli sarsan bir durum. Çünkü her genç sadece bakmakla yetinmiyor. Ya ilgisini çeken bir film izliyor ya da tüm albenisiyle karşısında duran fast foodlardan birinde karnını doyuruyor. Sinemadan yemeğe her şey bu yerlerde dışarıya oranla biraz daha pahalı. Bir de işin içine oyun salonları girince varın siz düşünün ailelerin durumunu. Sosyolog Doç. Dr. Ferhat Kentel tüketim toplumunun sonucu olarak gördüğü AVM’lerin, her şeyi, her yeri satabilmek mantığını kapitalizmin mantığı olarak görüyor. “Eskiden bizim kendimize ait hayatlarımız vardı. Topumuzu oynardık, sokak aralarında gençler olurdu.” diyen Kentel, tüm bunların artık kapitalizm tarafından ele geçirildiği fikrinde. Tabii tek suçlu gençler değil. Kentel, bir zamanlar gençlerin, çocukların top oynadığı, bisiklete bindiği arazilere alışveriş merkezleri dikildiğine dikkat çekiyor. Böyle bir ortamda düşünce dünyaları, algı kalıpları çok fazla öteye gidemeyen gençler de elde var olanla yetinmeye çalışıyor. Peki yapacak bir şey yok mu?
AVM’ler daha insani mekanlar haline getirilebilir
AVM’ler özellikle metropollerde yaşayan gençlerin sosyalleşebilmeleri için sınırlı mekânlardan biri. Sosyolog Ferhat Kentel bu açıdan sadece “Gençler AVM’lere gitmesin” demenin yeterli olmayacağını vurguluyor. Kentel, bunun yerine AVM’lerin yeniden düzenlenebileceği, daha insani, daha demokratik mekânlar haline getirilebileceği görüşünde. Tabii burada da görev şehir plancılarına ve mimarlara düşüyor. “AVM’ler sadece tüketimin olduğu mekânlar yerine, daha makul mekânlar haline nasıl getirilebilir diye düşünmek gerekiyor.” diyor Ferhat Kentel ve ekliyor: “Amerika gibi bazı ülkelerde yapıldığını biliyorum. Kaymakamlık, belediye binalarını falan AVM’lerin içine koyuyorlar. Bu iyi midir kötü müdür bilmiyorum ama en azından devlet binasına gittiğinizde sadece resmi binayla karşılaşmıyorsunuz. Tersi şekilde AVM’ye gittiğinizde hayattan soyutlanmıyorsunuz. Ya da yaşlı bakımevleri AVM’lerin içinde oluyor. Yaşlılar hayattan izole olmuyor hem de AVM’ler mekanik mekânlar olmaktan uzaklaşıyor.”
Psikolog Mehmet Dinç:
Yapılan yayınlar, reklamlarla toplumda bir AVM alt kültürü oluşmaya başlıyor. AVM tipi, AVM kıyafeti, AVM markası ortaya çıkıyor. Tabii bu işin ekonomik boyutu. En önemli faktörlerden biri ise gençlere yeni bir dünyaya karşı bir kimlik kazandırma imkânı sağlaması. Gençler bu kültürün içine girdiğinde kendini özgür, değerli hissettiği yeni bir dünyaya açıldığını düşünüyor. Elde edemese bile görerek her şeye ulaşabildiğini düşünüyor. Bu kısa süreli bir tatmin sağlıyor. Bu kısa süreli tatmin gençlerde zamanla AVM’lerde gördükleri aletleri, kıyafetleri almak için uzun süreli para biriktirme eğilimine dönüşüyor. Ben bunu danışanlarımda da görüyorum. Para biriktirmek güzel bir şey tabii ama genelde bunlar uçuk miktarlar olduğu ve harçlıkları yetmediği için gençler maalesef ulaşabilmek için hırsızlık, iddia gibi yollara başvurabiliyor. AVM’lerin böyle bir riski de var. Bu anlamda anne-babalara büyük görevler düşüyor. Daha uyanık olmalılar ve çocuklarına alternatif imkânlar sunmalılar. Mesela AVM’lerde gençlerin spor yapabilecekleri yerler kısıtlı. Gençler sportif faaliyetlerin içine yöneltilebilir. Aynı şekilde kültürel faaliyetler de yok denecek kadar az, ebeveynler bu konuda destek olabilir.
Vize almadan kaç ülkeye giriş serbest
Yazan: admin 31 Ocak 2010
Kategori: Gezi Rehberi
Türkiye’nin geçtiğimiz yıl Suriye ile başlattığı ‘vize açılımı’ Ürdün ile devam ediyor. Komşularla ’sıfır sorun’ stratejisi kısa bir sürede sonuç vermeye başladı. Türkiye, komşularıyla aşılmaz denilen sorunları aştı, sınırlar açıldı. Türklerin vizesiz dolaşabileceği ülkelerin sayısı 55′e ulaştı.
Bosna, Kosova, Arnavutluk, Makedonya’ya zaten vizesiz girebilen Türkler, Kuzey Afrika ülkelerinin de sınırlarını açmasıyla artık vizesiz, eski Osmanlı topraklarına seyahat edebiliyor… Sırada Rusya ve Suudi Arabistan var.
Tabii bu duruma en çok da turizm şirketleri sevindi. Turizm operatörleri, Balkanlar’dan sonra tur listelerine Lübnan, Libya, Ürdün ve Tunus’u da ekledi. Turistlerin ilgisi de yoğun; kültür ve inanç turizminin en önemli güzergâhı olan ülkelere gidenler hem ülkeyi, hem Osmanlı’yı yakından tanıma fırsatı buluyor hem de padişah mezarlıklarından camilerine, çeşmelerden külliyelere yüzlerce Osmanlı eserini gezebiliyor.
Her şeyi tanıdık bir ülke Suriye: Suriye, Osmanlı, Roma ve İslam mimarisinin izlerini korumaya çalışıyor asırlardır. Yemekleri, gelenekleri, kültürü ve misafirperverliği ile tanıdık bir ülke. Osmanlı eserleri ise Suriye’nin gözbebekleri. Neler bunlar; Sultan Abdülhamit tarafından Şam’da yaptırılan Hamidiye Çarşısı. Kapalıçarşı’yı andıran Hamidiye turistlerin uğrak yeri. Şam’ın en görkemli mekanlarından biri de Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı Süleymaniye Külliyesi. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in türbesi de burada. Hicaz Demiryolu İstasyonu ile Osmanlı döneminde birçok kez tamir edilen Zekeriya peygamberin türbesinin de bulunduğu cami ziyaret edilebilir.
Her padişah bir eser bırakmış: Türkiye ile Lübnan ilişkilerinin 486 yıllık geçmişi var. Lübnan 400 yıl Osmanlı idaresinde kalmış. Neredeyse her padişah Lübnan’a eser bırakmış. İsrail bombardımanının hedefi olsa da, pek çoğu hâlâ ayakta. Osmanlı eserlerinin sayısı 500′ün üzerinde. En önemlisi Kanunî Sultan Süleyman döneminde yapılan Trablus Kalesi. Beyrut’ta başbakanlığın bulunduğu bina da Osmanlı’da kışla olarak kullanılıyormuş. Binanın önünde bulunan saat kulesi ise Abdülhamit tarafından yaptırılmış. Beyrut tepesindeki Beydettin Sarayı, Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan Mecidiye Camii, Hicaz demiryolunun Beyrut-Şam arasındaki bölümü de görülmesi gereken Osmanlı eserleri arasında.
İmparatorluğun sürgün şehri Libya: Osmanlı’da sürgün şehirdir Libya… Fizan’a giden gelmez. Biraz Akdenizli, biraz Arap, epeyce Osmanlı’dır. 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan ülkede imparatorluk izlerini Karamanlı, Gurci, Turgut camilerinde, medrese ve hanlarında görmek mümkün. Kentin en etkileyici yeri Yeşil Meydanı ya da Şehitler Alanı çevresi. Bu çevrede Kale (Assai el-Hamra), Cemahiriye Müzesi de görülebilir. Libya’nın en kozmopolit kenti Trablusgarp ve Bingazi’nin Türkiye için bir başka önemi de savaştığı cepheler arasında olması.
Osmanlı’nın barış şehri Tunus: Osmanlı’nın zamanında barışı yaşamış küçük ve şirin bir ülke Tunus. Osmanlı mührünü taşıyan yüzlerce eserin de ev sahibi. Sus Ulu Camii, Safaks Ulu Camii, Mehdiye Ulu Camii ve Tunus’ta Zeytüne Camii ile Şammaiye Medresesi bunlardan birkaçı. Türkler için Tunus şehrinin merkezi olan Zeytüne Camii’nin çevresinde, günümüzde hâlâ Sük el-Türk, Suk el-Kebabcı, Suk el-Babuş gibi tanıdık isimlerle anılan çarşılar yapılmış; camiler ve medreseler inşa edilmiş. Yer yer ay yıldızlı motifleriyle bezenmiş kapılardan girilen dar sokakların içine ahşap kafesli pencereleriyle taşan cumbalı evleri ile Tunus şehirleri Kuzey Afrika’da Anadolu havası estiriyor.
İşadamları Kuzey Afrika’da: 1993′ten beri Suriye, Ürdün, Lübnan’a gezi düzenleyen Turenda Turizm, vize açılımından oldukça memnun. Genel Müdür Gökhan Burak Gebel, vizeler kalktıktan sonra çok sayıda Arap turistin özellikle cuma günü Gaziantep, Kahramanmaraş ve Hatay gibi sınır şehirlerine gelip alışveriş yaptıklarını söylüyor. Yerli turist yüzde 20 artmış. Turistlerin yüzde 80′inin inanç ve kültür turizmi için bölgeye gittiğini dile getiren Gebel, “Osmanlı, bugüne kadar bize eksik anlatılmış, vize açılımıyla birlikte Türk halkı ecdadını yakından tanıma fırsatı bulacak.” diyor.
Vizeler kalktı, yerli turist sayısı yüzde 70 arttı: Suriye, Ürdün ve Lübnan gezileri düzenleyen şirketlerden biri de Tempo Tur… Yurt dışı Turları Operasyon Müdürü Kansav Arslan, vizeler kalktıktan sonra bu ülkeleri görmek isteyen Türk turistlerin sayısında yüzde 70 artış olduğunu söylüyor. Arslan, Arap turistlerinde Gaziantep’teki alışveriş merkezlerini doldurduğunu anlatıyor. Özellikle Suriye’nin yemekleri, kültürü ve insanların misafirperverliği ile Türklere çok benzediğini dile getiren Arslan, vize açılımının Osmanlı’yı tanıma adına büyük bir fırsat olduğu görüşünde
Kadın mimarların tasarladığı cami dört dörtlük
Adana’daki Ramazanoğlu Camii henüz inşaat halinde ama tamamlandığında diğer camilerden farklı özelliklere sahip olacak.
Projesini dört kadın mimarın yaptığı camide bayanlar için emzirme odası, ayrı bir şadırvan, özürlü ve yaşlılar için 2 asansör, kitap okuma salonları ve duş almak için banyolar bulunuyor.
Adana’da Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yaptırılan ve ismini Ramazanoğlu Beyliği’nden alan caminin 4 mimarı da kadın. 2006 yılı Ekim ayında inşaatına başlanan ve yapımı devam eden Ramazanoğlu Camii’nin projesini Mimar Hatice Yıldırım, Gül Aydın, Selma Uçar Dalgıntekin ve Esen Saraç Ümit yaptı. Camide bayanlar için emzirme odası, şadırvan, özürlü ve yaşlılar için 2 asansör, kitap okuma salonları ve duş almak için banyolar bulunuyor. Cami Süleymaniye Camii esas alınarak tasarlanmış.
Projenin mimarlarından Adana Diyanet Vakfı İl Yönetim Kurulu üyesi Selma Dalgıntekin, camilerde kadınlar için yeterli alan oluşturulmadığına dikkat çekti. Ayrılan yerlerin de göstermelik olduğunu vurgulayan Dalgıntekin, “Bayanlar rahat ibadet edemiyor. Abdest alacak yerleri yok. Camilerde çocuklarını bırakabilecekleri yerler, eşya koyabilecekleri dolap bile bulunmuyor. Yeni yapılan camilerde, bayan, yaşlı ve özürlüler de düşünülmeli.” diyor. Ramazanoğlu Caminde bayanlar için ayrı giriş yeri yaptıklarını anlatan Dalgıntekin, “Bayanların da ihtiyacını düşünerek ayrı şadırvan, daha büyük ibadet alanı, bebek emzirme odası, duş odaları gibi mekanlar düşündük. Özürlü ve yaşlılarımızı da unutmayarak onlar için de asansör yaptık. Engelli rampaları oluşturduk. Cami; tiyatro, konferans, alışveriş ve Kur’an kursu gibi ihtiyaçlara da cevap verecek.” ifadesini kullanıyor.
2006 yılı Ekim ayında inşaatına başlanan caminin, 2007 birim fiyatlarına göre maliyeti 10 milyon TL olarak hesaplanmış. Arsa büyüklüğü 7 bin 70 metre olan caminin bina oturumu ise 3 bin 500 metreden oluşuyor. Şimdiye kadar büyük bir bağış olmadığı için henüz tamamlanamayan cami için Adana genelindeki camilerden bağış toplanıyor.
Namaz kılınacak alanın altında 3 katlı bodrum mevcut. En alt bodrum 3 bin 500 metrekarelik otopark. Bir üst bodrumda ise 3 bin 500 metrenin bin 550 metresi market olarak düşünülmüş. Aynı katta 9 işyeri bulunacak. 20 metre ile 100 metre arasında değişen büyüklüklerdeki işyerlerinde vatandaşın taleplerine cevap verecek sektörler yer alacak. Marketlerin ve işyerlerinin bulunduğu katta erkekler ve bayanlar için ayrı şadırvanlar ve lavabolar var projede. Ayrıca hem bayanlar hem de erkekler için duş alanları da oluşturulmuş. Bayanlar için çocuk emzirme odası da ihmal edilmemiş. Özürlüler için WC ve özürlü rampaları da engelliler için projeye konulmuş. Camide sosyal ve kültürel etkinlikler için bin metrelik bir salon planlanmış. 3. kattaki bodrumda ise 3 derslikli 300 metrekarelik Kur’an kursu ve 500 metrelik bir alanda Çukurova Müftülüğü hizmet binası olacak. Aynı katta okuma salonu ve kütüphane de bulunuyor.
Cami etrafından çocuk oyun alanları da hazırlanacak. Kapalı alanda 3 bin kişi namaz kılabilecek. Avlular da dahil edildiğinde alan 10 bin kişilik cemaate hizmet verebilecek. 2 minarenin yapımını hayırsever iki işadamı üstlenmiş.
Caminin yapımı için uzun süredir çaba sarf eden Adana Eski Müftüsü Mehmet Barış, şimdiye kadar malzeme bağışları, demir, hazır beton ve tuğla gibi aynî ve nakdî yardımlarla gerçekleşen yatırımın 3 milyon TL’yi geçtiğini anlatıyor. Barış, caminin yapımının devam ettiğini belirterek hayırseverlerin yardımına ihtiyaç duyduklarını aktarıyor. Caminin adının Adana’yı kuran Ramazanoğulları’ndan geldiğini belirterek, “İnsan ola ki bıraka eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser.” sözünü hatırlatıyor. İbadethanenin tamamlanması için 7 milyon lira gibi bir kaynağa ihtiyaç olduğunu vurgulayan Barış, bağışta bulunmak isteyen vatandaşların yardımlarını Vakıfbank Abidinpaşa Şubesi 2040904 numaralı hesaba yapabileceklerini aktarıyor.
***
Bayanların rahat ibadet edeceği ortamlar hazırlamalıyız
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İzzet Er, camilerin, Adana’da yapımı devam eden Ramazanoğlu Camii gibi, kadın, erkek, yaşlı ve özürlü insanların ihtiyacını karşılaması gerektiğine dikkat çekti. İbadetlerin sadece erkeklere farz kılınmadığını hatırlatan Er, “Dinimiz bayanlardan da ibadet istiyor, özürlü kardeşlerimizden de. Öyleyse onların da ihtiyaçlarına göre alanlar oluşturmalıyız. Biz Diyanet olarak cami yapımına proje desteği veriyoruz. Özellikle bayanların ve özürlülerin rahat bir şekilde ibadet edebileceği ortamların hazırlanmasını talep ediyoruz.” ifadesini kullandı. Adana’yı ziyaretinde bayanlar için abdest alma yerini gördüğünü anlatan İzzet Er, “Bayanlar abdest alırken yanında varsa çocuğu nereye bırakacağını düşündük. Arkadaşlar daha sonra abdest alma yerine çocukların da zaman geçirebileceği alanları projeye ekledi.” ifadesini kullandı.
RTÜK: Kızların öpüşmesi bizi bozar
RTÜK, Digitürk içinde yer alan Moviemax kanalında gösterilen ‘’Wild Things 3’’ adlı filmde, iki kızın dudak dudağa öpüşmesi nedeniyle ceza verdi. Film, “Toplumun milli ve manevi değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı’’ bulunarak yayın kuruluşuna bir kez program durdurma cezası verildi.
Karar oy çokluğu ile alınırken, RTÜK’ün CHP kontenjanından seçilen üyesi Mehmet Dadak ise cezanın ‘’Müstehcenlik’’ maddesinden verilmesi gerektiğini savundu. Dadak, “Filmde; Elena ve Mary’nin öpüşme sahnelerin sık sık yer verildiği ve iki genç kızın çoğu sahnede öpüştüğü görülmüştür. Film, ekrana getirilen sahneler dolayısıyla müstehcendir. Ar ar ve haya duygularını incitici nitelikte, insan bedenini ve özellikle kadın bedenine cinsel meta düzeyine indirmektedir’’ dedi.
Polisiye hikayeler ile süslenen ‘’Wild Things 3’’ adlı filmde okul arkadaşı olan Marie ile Elena’nın yaşantısı konu ediliyor. Elena, birlikte olduğu Marie’nin üvey babasıyla da flört ediyor.
Dizinin o sahnesi video
Scene from Wild Things 3 - KADINMAG.COM
Sevgililer günü armağanı aşk romanları
Sevgililer günü sevgilime ne alsam, diye düşünenlerden ve karar veremeyenlerdenseniz, iste alternatif ve romantik bir öneri: Sevdiğinize aşkınızı ilan etmenin en güzel yolu aşkı en iyi anlatan kitaplardan birini hediye etmek…, aşk öyküleri, aşkı anlatan mektuplar, aşk şarkıları… Hepimizin hayatının vazgeçilmezleri… Hepimiz seviyoruz aşkı anlatan kitaplar okumayı, aşkı anlatan filmler izlemeyi..
Aşk romanları
Bu sevgililer gününde biraz aşk’tan söz etmeye ne dersiniz? O zaman, sevgilinize Sevgililer Günü’nde aşkı en iyi anlatan roman ya da öykü kitaplarından birini hediye edin! İşte, pudra.com’un sizin için seçtiği en güzel aşk romanları…
Kolera Günlerinde Aşk
Gabriel Garcia Marquez / Can Yayınları
Bırakılmış bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsünü anlatıyor Gabriel Garcia Marquez.
19. yüzyılın 20. yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun saçmalıkları da yazarın ince alay süzgecinden geçiyor.
Masumiyet Müzesi
Orhan Pamuk / İletişim Yayınları
Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum” sözleriyle başlayan Türk filmi tadındaki romanı, yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizi derinden etkiliyor.
1975’te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen İstanbul’lu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun’un hikayesi, insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüne sahip.
Son Mektup / Bir Aşk Hikayesi
André Gorz / Ayrıntı Yayınları
Hayatları boyunca yeryüzündeki haksızlıklar karşısında yol arkadaşlığı da yapan Gorz ve Dorine, Dorine’nin uzun yıllar süren acı verici, geri dönüşsüz hastalığının ardından radikal bir karar alırlar ve kendi hayatlarına son verme haklarını kullanırlar. Böylece Gorz’un sevgili karısına yazdığı son mektupta söylediği gibi “diğerinin ölümünden sonra yaşamak” zorunda kalmayacaklardır.
“Yakında 82 yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa 45 kilosun ve hala güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. 58 yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum” diye başlayan mektubu gözünüzde iki damla yaşla bitirirken, sevginin yüceliğine hayran olacaksınız.
Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk
Neslihan Acu / Epsilon Yayınları
Neslihan Acu, romanda uyumsuz bir adamla saplantılı bir genç kızın aykırı aşk hikayesini anlatıyor. Düzene başkaldırdığı için acımasızca cezalandırılanlardan biridir Tarık. İdeallerini ve masumiyetini yitirdiği noktada küçük sahtekarlıklara, çıkar ilişkilerine bırakır kendini. Derken Aysel çıkar ortaya.
Bir tarafta kendini tutkulu bir aşka sorgusuz sualsiz teslim eden kız, diğer tarafta onun bu bağlılığını karanlık dünyasının çıkarları için kullanmaktan hiç çekinmeyen erkek…
Aşk Köpekliktir
Ahmet Ümit / Doğan Kitap
Ahmet Ümit, “Aşk, imkansızı ümit etmektir”i anlatıyor kitabında. Bir taraftan da aşkın göz kamaştıran yanılsamasını, muhteşem bencilliğini, karanlık cesaretini, görkemli yıkıcılığını…
10 öyküden oluşan kitapta aşk, kimi zaman kanlı bir cinayet için kafi delil oluyor, kimi zaman bir mucize, kimi zaman çözümsüz bir problem, kimi zaman bir ütopya, çoğu zaman da köpeklik
Yeni Moda Aşklar
Ayşe Kilimci / Altın Kitaplar
Masalsı diliyle yoğurduğu öykülerinde birbirinden farklı kahramanlarına şaşırtıcı aşk tarifleri yaptıran Ayşe Kilimci, bir kahramanının ağzından “Aşk, komutanım, dellenmektir, arz ederim!” derken, bir diğerinden, “Anarşinin Allah’ı, kendine hükümsüzlük, amenna onursuzluk” diye tanımlıyor aşkı.
Farklı toplum kesitlerinden aşk fotoğraflarının yer aldığı bu kitaptaki öyküler, aşkın her halini anlatıyor.
Aynada Aşk Vardı
Duygu Asena / Doğan Kitap
Üç kuşak kadın; anneanne, kız, torun etrafında gelişiyor romanın konusu. Nilüfer, Berlin’de Hitler’i dinliyor; Nilgün, Ay’a inen astronotları izliyor; Nil, Sting konserinde. Üçü de aşık…
Aşkların kimi acılı, kimi gülünç, kimi mantıklı… Kimi zaman güldüren, kimi zaman kızdıran, kimi zaman hüzünlendiren taraflarıyla Duygu Asena, sizi romanın içine çekiyor.
Aşk
Elif Şafak / Doğan Kitap
Elif Şafak’ın çok satanlar listelerini aylarca meşgul eden ve halen listelerin başında yer alan kitabı, unutulmaz aşk romanları arasındaki yerini aldı bile.
Ella Rubinstain adlı Amerikalı bir ev kadınının A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmek üzere başladığı serüven, onu dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkarırken, bizi de okuyucu olarak Zahara’nın kitabından Mevlana ile Şems’in ilahi aşklarına götürüyor.
Evlilik öncesi stresi yenin
Evlilik hazırlıklarınızı keyifle yapmak varken stresle dolup taşmamak için uzman önerilerine mutlaka göz atın.Evlilik kararını almak ne kadar keyifli olsa da; kadın veya erkek herkesin gözünü biraz korkutur. Neden mi? Yanıtı apaçık ortada aslında… Evlilik öncesi hazırlıklar, düğün telaşı, ailelerle ilişki seviyesinin artması, vs derken ortaya çıkan yüklü stres… Önerimiz; aslında keyfini çıkararak yaşamanız gereken bugünlerin kabusa dönüşmesini engellemek için bazı konularda dikkatli davranmak ve stresi yönetebilmek!
Evlilik kararını aldıktan sonra neler değişiyor?
Evlilik; eğitimleri, öğrenimleri, kültürleri, örf ve adetleri farklı ailelerde yetişmiş, geçmiş hayat deneyimleri, zevk ve hoşlanımları farklı olan iki kişinin hayatlarının geri kalan bölümünü birlikte yaşamaya karar vermesidir. Böylece iki kişi birlikte bir aile kurarken birbirlerinin ailesini de kabul eder ve hatta iki aileyi birleştirir, buluşturur.
Anadolu Sağlık Merkezi’nden Klinik Psikolog Sevil Usanmaz, evlilikte yetişkin iki insanın hem birbirlerinin ruhsal, psikolojik, sosyal ve fiziksel gereksinimlerini karşılamalarının, hem de ekonomik bir denge kurmalarının beklendiğini söylüyor. Hiç şüphesiz sadece bununla kalmayıp arkadaş, iş çevresi ve dostları paylaşmak, çocuk yetiştirmek gibi bir çok konuda uzlaşmak durumunda kalacaklardır.
Evlilik, tarihsel süreç içinde bakıldığında 4000 yıllık bir toplumsal kurumdur. İnsanların toplumsal hayata geçişleri ile başlayan, insanın oluşturduğu bir kültür kurumudur. Evliliğe hazırlık aşamaları soyal ve kültürel nedenlerle farklılıklar gösterir. Ancak bütün farklılıklara rağmen yaşanan stres ve sorunların benzer olduğu görülüyor.
Bir kişi evliliğe hazır olup olmadığını nasıl anlayabilir?
Evlilik için gerçekten hazır mısınız ? Evlilik için yeterli fiziksel, zihinsel, sosyal olgunluğa, yetişkinlik yaşına ulaşmış olmak gerekiyor. Dünya sağlık örgütü WHO yetişkinliğe geçiş yaşını 25 olarak kabul ediyor. Kişiliğin olgunlaşması ve evlilikle ilgili sorumlulukların üstlenilmesi için ergenlik döneminin son bulması, hayata bakışın, beklentilerin neler olduğu ve tercihler konusunda fikirlerimizin netlik kazanması gerekiyor.
Evlilik öncesi strese neden olan konular
Evlilik kararı ve evlenme zamanına kadar geçecek olan süre ve yapılacak hazırlıklar strese sebep olur. Klinik Psikolog Sevil Usanmaz, “Her yeni durum ve karşılaşacağımız sorunlar ve uyaranlar stres nedenidir ve bir tepkiyle yanıtlanır” diyor. Stres karşısında göstereceğimiz tepki aslında değişime uyum sağlamaya yöneliktir. Hazırlıklar esnasında stresle baş etme yöntemlerini kullanabilirsek sorunların üstesinden daha kolay gelebiliriz.
Evlilik öncesi stresle nasıl mücadele edilir?
Klinik Psikolog Sevil Usanmaz evlilik öncesi stresle baş etmenin yöntemlerini üçe ayırarak anlatıyor.
Zihinsel mücadele yöntemleri
•Mükemmeliyetçi düşünce biçiminden -ya hep ya hiç –vazgeçmek
•Genellemelerden - ona olan bana da olur - vazgeçmek
•Olumluya odaklanmak, olumsuzdan vazgeçmek
•Hemen sonuca varmaktan - küçük olaylardan büyük sonuçlara varmaktan vazgeçmek
Davranışsal mücadele yöntemleri
•Yapılacak işle ilgili önceden plan yapmak, işi ve zamanı programlamak
•Sorunu çözmek için bilgimizin yeterli olup olmadığını gözden geçirmek
•İşin bitirilmesi ile ilgili yardım istemek, dost yardımı veya profesyonel yardım almak
•Stresi artıran durumdan kaçınmak ya da stres yaratan kişi ile konuşmak
•Ulaşım için trafiğin yoğun olmadığı saatleri seçmek
•Dinlenmeye özen göstermek
•Gevşeme egzersizleri yapmak
•İletişimi artırmak, önce karşımızdakinin söylediğini iyi dinlemek
Duygusal yöntemler
•Kendine ve insanlara güvenmek
•Ne istediğinden emin olmak, sık sık fikir değiştirmemek
•Beklentileri gözden geçirmek, mümkün olamayanlardan vazgeçmek
•Haklı mı? Mutlu mu? olmak istediğimize karar vermek
•Ev hazırlığı, düğün hazırlığı, nikah, davetiye, gelinlik vb konuları son hafta ya da son günlere bırakmamak
•Düğün günü bazen küçük ayrıntılar büyük streslere neden olabilir, bunları önceden gözden geçirmek
•Balayı ya da ilk gece ile ilgili bilgi almak
Unutmayın; aileler ve evlenecek çiftler birbirlerine sevgi, anlayış ve hoşgörü ile yaklaşır ve birbirlerini dikkatli ve iyi dinlerlerse olumsuz yaşantılar ve yükler olmaz…


Arşiv: Ocak 2010
















