Kendinizi hep yorgun mu hissediyorsunuz?

Son yıllarda çevremizde en fazla duyduğumuz yakınmalardan biri yorgunluk. Sanki hemen herkes sürekli yorgun. Özellikle eğitimli, yoğun bir iş temposu olan, hem işyerinde hem de özel hayatında önemli sorumluluklar üstlenmiş insanlar; sürekli koşuşturmaktan, zamansızlıktan, yorgunluktan, hatta bitkinlikten şikayetçi. Peki yorgunluk ne zaman bir hastalık haline gelmektedir?

Aslında yorgunluk, pek çok hastalığın ilk belirtilerinden biri olabilir:

1. Özellikle kadınlarda daha sık görülen Kansızlık (Anemi) başta olmak üzere,

2. Bazı vitamin ve minerallerin eksikliği gibi,

3. Bazı enfeksiyonlar (özellikle üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları) gibi,

4. Bazı önemli hormonal bozukluklar (örneğin böbrek üstü bezinde yetmezlik, tiroid bezinin az çalışması anlamına gelen hipotiroidi hastalıkları) gibi,

5. Metabolik bozukluklar (Hipoglisemi yani kan şeker düzeyinin sık ve aşırı düşmesi, Diabetes Mellitus yani Şeker Hastalığı) gibi,

6. Bazı kalp, karaciğer veya böbrek bozuklukları, özellikle bu organların yetmezliği gibi,

7. Hatta nadiren olsa da bazı kanser türleri gibi önemli sağlık sorunlarında kişinin ilk şikayetlerinden biri o günlere kadar hissetmediği kadar yoğun bir yorgunluk hissi olabilir.

8. Yorgunluk şikayeti özellikle en az 6 aydır devam ediyorsa, dinlenmekle geçmiyorsa, kişinin iş hayatındaki verimini düşürüyor, özel hayatında da çeşitli sorunlara yol açıyorsa Kronik Yorgunluk Sendromu belirtisi olabilir.

* Aktif bir enfeksiyon olmadığı halde boğaz ağrısı.

Kronik Yorgunluk Sendromu’nun günümüzde kabul edilen teşhis kriterleri :

1. Başka bir hastalığa veya devam eden hareketliliğe bağlı olduğu kanıtlanamayan, devamlı ve tekrarlayan tip yorgunluk şikayetinin olması; bu şikayetin dinlenmekle hafiflememesi; mevcut iş, eğitim, sosyal yaşam ve özel yaşam aktivitelerinde belirgin azalmaya yol açması

2. Aşağıdaki belirtilerden en az 4 tanesinin yorgunluk şikayetiyle birlikte veya bu şikayetin başlangıcından sonra başlamış, en az 6 aydır hiç geçmeksizin veya azalıp artarak devam etmesi:

* En küçük bir eforun bile en az 24 saat dinlenme ihtiyacı doğurması,

* Yeterli ve rahat uyunmuş olsa da dinlenmiş olarak uyanamama, sabahları kendine gelememe,

* Özellikle kısa süreli bellekte gerileme,

* Yeni ortaya çıkan veya eskiye göre şiddetlenen ya da özellik değiştiren baş ağrısı,

* Kas ağrıları,

* Çeşitli eklemlerde kızarıklık ya da şişlik olmaksızın hareketleri kısıtlayan, şiddetli ağrı,

* Lenf bezlerinde şişme ve-veya hassasiyet,

Teşhis kriterleri içinde olmamakla beraber Kronik Yorgunluk Sendromu tanısı alan hastaların bazılarında birlikte şu semptomlar da görülmüştür: alkol intoleransı (tahammülsüzlüğü), karın ağrısı, şişkinlik, göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, sık ishal geçirme, deri duyarlılığı, yaygın karıncalanma hissi, sabah katılığı (sabah uyanıldığında kaslarda katılık, ağrı, hareket etme güçlüğü, gün içerisinde şikayetlerin geçmesi), gece terlemesi, psikolojik sorunlar (özellikle depresyon ve anksiyete (gerginlik) şikayetleri, kolay sinirlenme, tahammülsüzlük, agresiflik).

Bu şikayetlerin bazıları sizde de varsa, şikayetlerinizi küçümsemeyin ve bir hastanenin İç Hastalıkları Bölümü’ne başvurun. Yalnız Kronik Yorgunluk Sendromu tanısının konması kolay değildir, bunu göz önünde bulundurun. Çünkü yukarıdaki kriterler Kronik Yorgunluk Sendromu’nu düşündürür ama teşhisi koymak için bu duruma özel, spesifik bir test yoktur. Teşhis, yorgunluğa neden olabilecek diğer hastalıkların olmadığının kanıtlanmasıyla konmaktadır. Ayrıca Kronik Yorgunluk Sendromu’nun ‘multidisipliner’ bir sağlık sorunu olduğu düşünülür. Yani ortaya çıkan şikayetlerin çeşitliliğinden dolayı Dahiliye, Endokrinoloji, Nöroloji ve Psikiyatri hekimlerinin hastayı birlikte incelemesi, teşhis ve tedavinin birlikte kararlaştırılması gerektiği düşünülmektedir. Bazı hekimler, temel neden(ler)i henüz tam saptanamadığı için ve kesin tanısını sağlayacak muayene ve laboratuvar testleri olmadığı için Kronik Yorgunluk Sendromu’nu bir hastalık olarak kabul etmemekte direnmektedir. Bununla birlikte birçok hekim bu sendromu çağdaş yaşam biçiminin en önemli hastalıklarından biri olarak görmektedir.

Kronik Yorgunluk Sendromu’nun nedeni kesinlikle bilinmemektedir. Bazı virüsler, özellikle Epstein-Barr ve Retro virüsler hastalığın başlangıcını tetiklemekle suçlanmış ama bu teori henüz kanıtlanmamıştır. Kronik Yorgunluk Sendromu tanısı alan kişilerin bağışıklık sisteminde zayıflama olduğu; kanlarında aktif savunma hücrelerinin arttığı fakat bununla beraber vücudun çeşitli mitojenlere karşı bağışıklık cevabının kısmen bozulduğu saptandığı için İmmunolojik bir hastalık olabileceği de düşünülmektedir. Hormonal nedenlerin, özellikle hipotalamus, hipofiz ve adrenal döngüdeki bozulmaların da payı olabileceği; beslenme bozukluğunun daha doğrusu yanlış beslenme alışkanlıklarının da nedenler arasında olabileceği iddia edilmiştir. Kronik Yorgunluk Sendromu’nun nedenleri ve tedavisi hakkında Avustralya’dan Amerika’ya, İngiltere’den Japonya’ya kadar dünyanın pek çok yerinde yüzlerce araştırma sürdürülmektedir. (Japonya’da Kronik Yorgunluk Sendromu’na ‘insanı yavaş yavaş öldüren hastalık’ adı verilmiş!).

Stres, Kronik Yorgunluk Sendromu nedenleri arasında ilk sıralarda düşünülen bir faktördür. Yaşanan şiddetli bir stres veya uzun süreli psikolojik zorlanma hastalığı tetikleyebilir.

Daha nadir olasılıklar olarak çevresel toksinler (zehirler), ağır metaller ve-veya çeşitli kimyasallara maruz kalma, fiziksel travmalar hatta ağır cerrahi girişimler de olası Kronik Yorgunluk Sendromu başlatıcıları olarak düşünülmektedir.

Kronik Yorgunluk Sendromu, depresyona bağlı olarak ortaya çıkmaz. Fakat bir kişide hem Kronik Yorgunluk Sendromu hem depresyon birlikte bulunabilir. Kronik Yorgunluk Sendromu’nun en çok karıştırıldığı hastalıklardan biri de depresyondur. Ayırıcı tanının dikkatle yapılması gerekir.

Kronik Yorgunluk Sendromu hastaları, bu soruna tutulmadan önce sağlıklı ve aktif bir yaşam stili olan insanlardır. Genellikle okullarında ve işlerinde çalışkan, başarılı, sorumluluk sahibi, aynı anda birçok işi mükemmelen yapabilen kişiler olarak tanınırlar. Bir noktada sabah daha zor uyanma, daha kolay ve daha çok yorulma, dinlenebilmek için daha uzun sürelere ihtiyaç duyma, giderek uzun istirahatler sonrası bile dinlenememiş hissetme, hem fiziksel hem zihinsel kapasite kaybı, sıkıntı, halsizlik, güçsüzlük, enerji yoksunluğu, uykululuk, çalışmaya karşı isteksizlik, çalışmanın tatsızlaşması, performans düşüklüğü, yıpranmışlık ve tükenmişlik duygusu ortaya çıkar. Hastalarda mental bitkinlik de vardır; bellek sorunları, konuşurken uygun kelimeyi bulamama, ara sıra konusunda sahip olduğu bilgileri hatırlayamama, zaman zaman sersemlik hissi ve şuur bulanması olabilir. Hastalar eski başarılarını yakalayabilmek için eskisinden kat kat fazla çalışma ve hiperkonsantrasyon çabası içine girerler; bu da tüm şikayetlerin daha da artmasıyla sonuçlanır. Bunları takiben kas ve eklem ağrıları, sık üst solunum yolu enfeksiyonları geçirme, eskiden ayakta geçirilen hastalıkların yatağa düşürmesi, efor harcama ile nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ve karın ağrıları, sindirim sistemi şikayetleri de tabloya eklenir. Hastalığın genellikle 20-40 yaş arasında görüldüğü göz önüne alındığında şikayetlerin vücudun yaşlanması ile açıklanması da mümkün olmaz. Bunları yaşayan hastalar, önceki aktivite ve başarı düzeylerinin %50’sinin altına düşebilirler. Bu nedenle işlerini kaybeden hatta özel hayatında ciddi ayrılıklar ve sorunlar yaşayan hastalar vardır. Bu bütün hastalar için geçerli değildir. Tüm bu şikayetlere rağmen işini yapmaya ve özel hayatındaki sorumluluklarını yerine getirmeye devam eden hastalar da vardır. Fakat ‘her şey için gerekenden on kat fazla efora ihtiyaç var gibi’ hissetmektedirler.

Sevmediği bir mesleği yapmak zorunda olanlar, mesleğini sevse de iş ortamında değiştiremediği çeşitli olumsuz şartlarda çalışanlar, yaptığı işten veya çalışma ortamından veya özel hayatından kaynaklanan sıkıntıları baskılayanlar, yetersiz maddi ve-veya sosyal şartlarda aşırı derecede çalıştırılanlar, çok yoğun sorumluluk altında ve-veya sık seyahat ederek çalışanlar, hem işte hem özel hayatında aynı derecede yoğun çalışmak zorunda olup kendisine yeterince zaman ayıramayanlar, kimseye güvenemeyip her şeyi kendisi yapmak isteyenler, mükemmeliyetçi ve aşırı titiz olanlar, aynı rutin şartlarda monoton bir hayat yaşayanlar adeta Kronik Yorgunluk Sendromu için uygun adaylardır.

Tedavide mümkünse yaşanılan olumsuz şartların değiştirilmesi, mümkün değilse kısa süreli de olsa uzaklaşılması ve çeşitli stresle başa çıkma tekniklerinin öğrenilmesi önerilmektedir. Bu bağlamda yoga, meditasyon, doğru nefes tekniklerinin öğrenilmesi önerilenler arasındadır. Doğru beslenme, düzenli uyku, rahatlatıcı hafif egzersizler, doktor kontrolünde çeşitli vitamin ve minerallerin kullanılması, psikolojik sorunlar ön plandaysa psikoterapi, kas-iskelet sistemi şikayetleri ön plandaysa fizyoterapi tedavinin temelini oluşturmaktadır.

Dr. Selmin Çetin Doğan

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.