Karında şişkinlik ve yağlanma neden olur?


Bir çok kişi özellikle yemeklerden kısa bir süre sonra karnın üst kısımlarında ve-veya göbek çevresinde hissedilen şişkinlikten şikayetçidir. Karnın gözle görülür derecede şişmesi, ağrı, ekşime, yanma ve rahatsızlık hissi şişkinliğe eşlik edebilir. Bazen de gaz sıkışması hissi ve geğirme isteği şişkinlikle birliktedir. Bu, özellikle çalışan ve sosyal ortamlarda bulunan insanlar için çok can sıkıcı ve güç bir durumdur. Eğer özellikle yemekleri takiben gaz sıkışması ve ağrıyla birlikte şişkinlik şikayetiniz oluyorsa hemen alacağınız bazı önlemlerle şikayetlerinizin üstesinden gelebilirsiniz:

1) YAVAŞ YİYİN: Yemeğe ayırabileceğiniz süre ne kadar kısa olursa olsun, sizi bekleyen işler ne kadar yoğun, önemli ve acele olursa olsun yemeğinizi sakin yiyin. Yemeğinize odaklanın, her lokmanın tadını alın. Her lokmayı uzun uzun çiğneyin. Hatta isterseniz çiğnerken sayın; önce her lokmayı en az 10 kez çiğnemeye alışın, sonra bunu arttırabildiğiniz kadar arttırın. Yavaş yiyerek daha az hava yutacaksınız. Çok çiğneyerek sindirimin ağızda başlamasını sağlayacak, mide ve barsaklarınıza aşırı yük bindirmeyeceksiniz. Her lokmayı görerek, koklayarak, ağzınızda tüm lezzetini hissederek ağır ağır yemeniz de az gıdayla daha çabuk doymanızı sağlayacak; böylece doyma hissini sağlamak için çok miktarda yemek zorunda kalmayacaksınız. Sadece yavaş yiyerek bile şişkinlik ve gaz şikayetlerinizden kurtulmanız mümkün!

2) YEMEK YERKEN KONUŞMAYIN: Bir yandan sohbet edip bir yandan yemek çok miktarda hava yutulmasına neden olur. Ne kadar hızlı konuşuyor ve kahkahalar atıyorsanız yemek sonrası şişkinlik şikayetiniz o kadar çok olacaktır! Dost ortamlarında veya iş yemeklerinde lokmanızı çiğnerken konuşmaktan kaçının. Yemekler gelmeden önce ve yemek tabakları boşaldıktan sonra konuşmak, şişkinlik şikayetinizle baş etmek için yararlı olacaktır.

3) BİR OTURUŞTA ÇOK MİKTARDA YEMEYİN: Sofrada seçenekleriniz az olsun. Çok klasik bir söz haline geldi artık ama evet gerçekten sık sık az az yiyin. Sofradan ¾ doymuş olarak kalkın ve sonrasında en az 1.5 saat bir şey yemeyin. Uzun süren açlıktan sonra birden çok miktarda yemek, şişkinliğe, gaz sancılarına, ağrıya, mide yanmalarına, yemek sonrası kıyafetine sığamamaya davetiye çıkarmak demektir. Mümkün olduğunca 3-4 saatten uzun aç kalmayacak şekilde ara öğünler planlayın. Hiçbir zaman tıka-basa doymayın. Öğünlerinizde 1 veya 2 çeşit olsun. Bol çeşit olan bir sofrada her çeşitten az yeseniz bile toplamda çok yemiş olursunuz ve şikayetleriniz bir türlü geçmez.

4) NE YEDİĞİNİZE DİKKAT EDİN: Her bünyenin bir gıdaya verdiği cevap farklı olabilir. Bir kişi süt içtiğinde şişkinliği ve ağrısı azalıp rahatlarken diğeri süt içtikten veya sütlü gıdalar tükettikten sonra şişkinlik şikayeti başlayabilir. Yediklerinizin üzerinizdeki etkilerine dikkat edin; sizi rahatsız eden, yedikten sonra şiddetli şişkinlik ve-veya başka şikayetlere yol açan gıdaları mümkün olduğunca sofranızdan uzaklaştırın. Hemen hemen herkeste şikayetlere yol açan gıdalar abur-cubur tarzı gıdalardır; bunları hayatınızdan çıkarın. Aşırı tuzlu gıdaları, salamura ve işlenmiş gıdaları tercih etmeyin. Bol yağlı gıdalar da sindirim sürecini olumsuz etkileyerek şişkinlik şikayetlerinizi tetikleyecektir; içinde bol yağ olduğunu bildiğiniz gıdalardan ve her türlü kızartmadan kaçının.

5) STRESİNİZİ SOFRAYA GETİRMEYİN: Yemeğinizi ruhen de sakin yemelisiniz. Çok stresli bir iş gününde olabilirsiniz veya çocuğunuz yemek yemediği için gergin olabilirsiniz ya da herhangi bir stres kaynağıyla mücadele ediyor olabilirsiniz. Lütfen sofraya oturduğunuzda bunu hiç düşünmeyin! Ya tamamen yediklerinize odaklanın ya da sizi mutlu eden, güzel şeyler düşünün. Şişkinlik, gaz ve hazımsızlık şikayetleri stresli, gergin kişilerde daha çok görülür. Sofrada stres nedenlerinizi unutmaya ve sonrasında da stresle etkin baş etme teknikleri öğrenmeye çalışın. Bu teknikleri öğrenmek için kitaplar okuyabilir ya da bir psikoloğa danışabilirsiniz.

6) İDEAL KİLONUZU KORUYUN: Şişkinlik, gaz ve hazımsızlık şikayetleri aşırı kilolu kişilerde daha fazla görülmektedir. Beden kitle indeksiniz arttıkça şişkinlik şikayetiniz de artacaktır. Bazı kişilerde hatta sadece 3-5 kilo fazlalık bile şişkinlik ve rahatsızlığa neden olabilmektedir. Beden kitle indeksinizi normal sınırlarda tutmak için çaba gösterin.

Şişkinlik şikayeti dönemsel de olabilir. Özellikle kadınlarda her ay adet dönemi öncesinde artan ödemle birlikte şişkinlik görülebilir. Ödem, şişkinlik şikayetinin bir diğer nedenidir. Bazı kişiler lodoslu havalarda ödeme bağlı şişkinlik yaşayabilirler. Bazıları ise stresin arttığı dönemlerde karında, yüzde, el ve ayaklarda şişkinlik ortaya çıktığını, strese sebep olan sorun çözüldüğünde şişkinliğin kendiliğinden geçtiğini görebilirler. Dağcılık sporu yapanlar da yüksek rakımlı yerlere tırmandıkça artan ödemden şikayet edebilirler. Uzun süreli olarak kortikostreoid grubu ilaçlar veya yüksek tansiyon ilaçları kullananlarda da ödem görülebilir. Kişi, ilacın bu yan etkisinden hekimini hemen haberdar etmelidir. Nemli sıcak günlerde bir çok kişide ödeme bağlı şişkinlik görülebilir. Aşırı tuz kullanan ve-veya hareketsiz bir hayat süren kişilerde de ödeme bağlı şişkinlik sık karşımıza çıkar. Bununla beraber, uzun süren ödem durumunda bunun bir kalp, böbrek, karaciğer, tiroid hastalığına veya bir enfeksiyona bağlı olup olmadığının araştırılması için doktora mutlaka başvurulmalıdır.

Adet öncesi dönemde ortaya çıkan şişkinliklerde ilk önerimiz tuzun azaltılması ve bol su içilmesidir. Günde en az bir, tercihen iki litre su içilmesi şişliğin atılmasına yardımcı olacaktır. Bu dönemde gazlı içecekler, kahve-çay, alkol, tuzlu gıdalar (cipsler, salam-sucuk-sosis, turşu vb.), çokça hayvansal protein, süt ve süt ürünleri ve (adet öncesinde kadınların canı genellikle çok istese de) bol bol çikolata tüketmek şişkinliği arttıracaktır; bunlardan kaçınmak gerekir. Kendinizi dinleyin; eğer bu dönemde çiğ yemek sizde çeşitli sindirim şikayetlerine yol açmıyorsa 1) taze meyveler, 2) başta salatalık ve maydonoz olmak üzere çeşitli taze yeşilliklerle yapılmış salatalar kurtarıcınız olabilir. Çiğ yemek şişkinlik yapıyorsa başta kabak olmak üzere sebzeler haşlanıp üzerine zeytinyağı ve limon dökülerek yenebilir. Düzenli hareket edin, her gün veya 2 günde bir en az yarım saat fiziksel egzersiz yapan kişiler adet öncesi dönemini ve adetin ilk günlerini çok daha rahat geçirirler.

Şişkinlik çeşitli hastalıklara da bağlı olabilir. Gastro-enteroloji uzmanları bu şikayetin nedenlerini, mideden kaynaklanan (fonksiyonel dispepsi, ülser, gastrit, mideye safra reflüsü, mide boşalmasında gecikme gibi nedenlere bağlı) ve karından kaynaklanan şişkinlik (pankreas, safra kesesi, barsak hastalıkları ve parazit enfeksiyonlarına bağlı) olarak 2 grupta inceliyorlar. Bir sonraki yazıda şişkinlik şikayetine neden olan bu hastalıkları birlikte inceleyelim.

Dr. Selmin Çetin Doğan/KadınMAG

DOKTOR TAVSİYESİ: KUMPANYA-SAİT FAİK ABASIYANIK

Sait Faik, Türk öykücülüğünde yepyeni bir yol açmış ve çok sevilmiş yazarlardan biri… Yaşadığı dönemden önce ve o dönemde yazılanların hiç birine benzemeyen öyküleri Türk edebiyatında bir dönüm noktası olmuş. Doğayı, insanları, başta İstanbul olmak üzere şehirleri hem herkesin anlayabileceği, basit bir anlatımla hem de pırıl pırıl, akıcı ve şiirsel bir dille ustalıkla anlatır.

Öykü kahramanlarını iyilikleriyle kötülükleriyle oldukları gibi, doğal ve gerçekçi bir tarzda betimler. Toplumsal sorunlarla değil bu sorunların bireylerin hayatlarındaki izdüşümleriyle ilgilenir. Kişisel çelişkileri, içsel çatışmaları, değişik ruh hallerini, zaman zaman kendisinden yola çıkarak, çok başarılı bir şekilde işler. Öykülerinde insan sevgisi ve yaşama sevinci, en zor durumlarda bile her zaman kendini duyurur. Birkaç yıl yaşadığı İsviçre şehri Lozan ve Fransa şehri Grenoble da öykülerinde yer bulmuş, fakat Sait Faik asıl olarak İstanbul’u anlatmıştır. Birçok büyük yazar gibi, kendi yerel çevresinden yola çıkarak evrenselliğe; kendi insanlarını anlatarak evrensel insana ulaşmayı başarmıştır. Öyküleri yurt dışında da yankı bulmuş, 1953’te ABD’deki Uluslararası Mark Twain Derneği tarafından çağdaş edebiyata yaptığı katkılardan ötürü onur üyeliğine seçilmiştir.

Öykü yazarken hiçbir kalıba bağlı kalmamış, dostu Orhan Veli’nin şiirde yaptığını Sait Faik öyküde yapmış, tüm kalıpların kırılarak öykücülüğün yepyeni bir yola ve yeni arayışlara girmesine olanak sağlamıştır. Kendine özgü bir biçem yaratabilmeyi başarmıştır. Sait Faik öykücülüğünü en iyi betimleyen sözcükler bence samimiyet, insan sevgisi, hümanizm, yaşama sevinci, hüzün ve umut’tur.

Kumpanya, Sait Faik’in hümanist yönünü en güzel ortaya koyan kitaplarından biri… İlk kez 1951’de yayınlanmış olan kitapta 3 öykü var: Kumpanya, Kriz ve Gauthar Sirki. İlk iki öykü ağırlıklı olarak İstanbul’da, üçüncü öykü ise, Sait Faik’in 3 yıl çok severek yaşadığı ve öykülerinde zaman zaman bahsettiği Fransız şehri Grenoble’da geçiyor. İstanbul ve Grenoble öykülerde adeta başlı başına bir öykü kahramanı gibi yer alıyorlar. Kitaba adını veren ilk öyküde, 50’li yıllarda Osmanlı’dan miras kalan ve artık can çekişen tuluat geleneğiyle modern tiyatronun Türkiye’deki emekleme adımlarının çelişkilerini ve işbirliğini; eski neslin tiyatroya ve tiyatroculara olan aşağılayıcı, dışlayıcı bakış açısıyla yeni neslin tiyatronun sanat yönünü anlamaya başlamış olmasının getirdiği hayran bakış açısının çelişkisini; entrikacı ve içten pazarlıklı insanlarla zaman zaman entrikalar kurmaya çalışsalar da özünde mert, içten, temiz insanların çelişkisini ve tiyatro kumpanyasını oluşturan kişilerle çevrelerindekilerin insanlık hallerini okuyoruz.

İkinci öykü Kriz; Emekli Miralay Rıza Bey’le başlıyor ama ilerleyen sayfalarda asıl kahramanın oğlu Necmi olduğunu anlıyoruz. Öyküde ailenin yaşadığı Karagümrük, mahalle kahvesi, yüzü kızıl yaralarla dolu olduğu için herkesin kendisine bakmasına alışmış olan adam, birbirinden güzel iki hamal çocuk, Necmi’nin iç dünyası, düşünceleri, duyguları, dünyayı algılayışı ve aşkı yakalayışı sadelikle çok güzel anlatılıyor. Bence Kriz öyküsü, Sait Faik’in Hümanizm’in temel değerlerine net bir şekilde sahip çıktığı öykülerinden biri… Necmi, bir tartışma sırasında babasına, savaş durumunda bir çocuğun canını kurtarmakla Süleymaniye Camii’ni kurtarmak arasında kalsa hangisini seçeceğini sorar. Baba Süleymaniye’yi seçerken, babasının azarlamalarına rağmen en ufak bir geri adım atmaksızın Necmi insanı kurtarmayı seçer. Akşam ikisi şair, biri eleştirmen, biri de tarih öğretmeni olan dostlarıyla buluştuğunda aynı soruyu Louvre müzesinde yangın çıksa, Mona Lisa tablosunu mu kurtarırdınız yoksa içeride mahsur kalmış bir çocuğu mu diye sorar. Şairlerden biri düşünmeden Mona Lisa’yı seçer. Diğeri biraz düşünerek aslında seçimin herhangi bir çocukla Leonardo da Vinci arasında olduğunu ve kendisinin da Vinci’yi kurtarmayı seçeceğini söyler. Eleştirmen önce çocuğun geleceğe yönelik bir umut olduğunu, belki soyundan birçok Leonardo da Vinci yetişeceğini, bunu düşünerek çocuğu kurtaracağını söyler. Ama şairler ‘belki katiller, hırsızlar gelecektir bu çocuğun neslinden’ diyerek onun fikrini değiştirirler. Tarihçi ise sade bir tavırla ‘çocuğu kurtarırım’ der ‘sadece insan olduğu için…’. Diğerleri ona şiddetle karşı çıkarlar. Bu bölümdeki son paragrafı alıntılamak istiyorum:

Necmi şarap parasını ödüyor şimdi. Yürürken, sadece insan olduğu için çocuğu kurtaran sesiz, sakin tarihçi arkadaşını düşünüp sevecek…

Halden dönen kalabalığı yararak, biraz evvel meyhanede bıraktıklarını tartarak yürüyor. Bir insanın diri diri yanmasına göz yuman iki vahşi ve yamyam adamın nasıl şair olduklarını düşünüyor. Bir ümit ve hayal için insanı kurtaran münekkit (eleştirmen) için gülümsüyor ve bir realite uğruna küçük çocuğu kurtaran tarihçiye kul köle olup gidiyordu.’

3. öykü Gauthar Sirki, sizi birden İstanbul’dan alıp belki daha önce adını bile duymadığınız küçük Fransız şehri Grenoble’a atıyor. Buraya Yunanistan’dan gelmiş Hristo ile İsviçre’den gelmiş Georges’in, önce yokluğu ve kimsesizliği paylaşarak can ciğer dost sonra aynı kıza aşık olarak rakip olan iki erkeğin, dostluğun ve aşkın, daha da önemlisi kimseyi hatta kendini bile öldüremeyenlerin öyküsü bu… Öykü bazen 1. tekil şahıs ile Hristo’nun ağzından, bazen 3. tekil şahıs ile Hristo ve Georges’in ortak dostu Sait’in ağzından anlatılıyor. Birbirinden farklı gibi görünen anlatılar bu hüzünlü öyküyü tamamlıyor.

Yapı Kredi yayınları Sait Faik’in tüm eserlerini ( öykülerini, romanlarını, gazete yazıları ve röportajlarını, mektuplarını) yeniden bastı. Özenle elden geçirilen, dip notlar konan öyküleri arkası arkasına okumak büyük zevk… Kumpanya’dan başlayarak tüm Sait Faik öykülerini tavsiye ediyorum. İyi okumalar.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.