Tembel kızlar için zayıflama rehberi

Hiç lafı dolaştırmadan söyleyelim: Zayıflamanın sadece bir tane altın sırrı vardır: Yediğinizden çok yakacaksınız ve yaktığınızdan az yiyeceksiniz… Yani doğru, sağlıklı ve sürdürülebilir bir diyetle beslenecek, yanı sıra yediğinizi yakacak şekilde hareketli bir hayat süreceksiniz… Zayıflamak basit bir matematik hesabıdır ve bu denklemde reçete gerektirmeden alınabilen ilaçlara, mucize içeceklere, kilo verdirmesi garantili karışımlara yer yoktur! Zaten ‘zayıflatan yiyecek-içecek’ diye bir şey olmaz. Bir şeyi yediniz ya da içtiniz diye kilo vermeniz bilimsel ve mantıki olarak olanaksızdır. Ayrıca, aynı diyeti uygulayan kişiler bile aynı sürede aynı derecede kilo veremeyebilir. Dolayısıyla aslında ‘herkes bu ürünü kullanırsa şu kadar sürede şu kadar kilo verir’ demek de kesinlikle yanlıştır.

Zayıflamak aslında, kısa ve uzun vadede çeşitli sağlık sorunlarına yol açacağı bilinen fazla kilolardan kurtulup sağlığı korumak için hedeflenmelidir. Daha ince ve güzel görünmek, giydiğinin daha çok yakışması, kumsalda vücuduna imrenilen kişi olmak gibi kazançlar, eğer olursa, ikincil kazançlardır. Asıl kazanç sağlığı ciddi şekilde tehlikeye atabilecek kilolardan kurtulmuş olmaktır. Ama eğer ‘kısa zamanda hızla kilo vererek çok daha güzel ve alımlı görünen, kıskanılan, işinde ve/veya sosyal yaşamında ilgi gören’ kişi olma hayaliyle kilo vermek düşünülürse, o zaman yanlış yollara sapmak kolaylaşacaktır. İşte o zaman kişi, ‘kısa sürede, herkese, hem de diyetsiz ve sporsuz, şu kadar kilo verdiren bir mucize’ arayışına girecek; bu pazarın farkına varan girişimciler de ‘birbirinden doğal, birbirinden bitkisel, birbirinden sağlıklı, doktor muayenesi ve reçete gerektirmeyen, kafanıza göre kullanıp istediğiniz zaman bırakabileceğiniz, istediğiniz kadar yanlış beslenip istediğiniz kadar hareketsiz yaşarken istediğiniz kadar kilo vermenizi sağlayacak’ ürünler (!!!) sunacaklardır size…

Zayıflamak amacıyla bir ilaç ya da besin desteği ancak bir hekimin kararıyla ve o hekimin gözetimi altında kullanılmalıdır. ’15 gün sonra tatile çıkacağım/bir iş görüşmesine gideceğim/görümcemin düğününe katılacağım, acilen 10 kilo vermem lazım, filan ürün çok iyiymiş, gideyim kimseye danışmadan, her hangi bir kontrolden geçmeden onu alıp kullanayım, sonrasına Allah kerim’ davranışı, kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülüklerden biri olabilir. Ya kilo veremezsiniz, eğer gerçekten vermeniz gerekiyorsa sizin için gereksiz bir zaman kaybı olur… Ya da istediğiniz kiloyu verir ve en geç 3 ay içinde hooop daha fazlasıyla geri alırsınız! Üstelik verip-almak sağlık risklerinizi daha da arttırır! Daha da vahimi, o ürünü kullanırken hiç aklınıza gelmeyecek sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz! Bizim geleneksel ‘yok canııım, bi şey olmaz’ bakış açımız bizi en fazla riske atan özelliğimiz olarak çıkıyor karşımıza sık sık…

Beden kitle indeksi nedir ve yaşa göre nasıl hesaplanır?
Hekime başvurduğunuzda genel fizik muayeneniz yapılır, gerekli görülen tetkikler uygulanır; eğer bunların sonucunda kilo dengenizin bozulmasına da yol açabilecek bir sorun saptanırsa (örneğin tiroid beziyle ilgili bir sorun gibi) öncelikle onun tedavisi yapılır. Eğer bir sağlık sorununuz yoksa, hekim sizin beden kitle indeksinizi hesaplar. Beden kitle indeksi (BKİ) ağırlığın boyun karesine bölünmesiyle elde edilen değerdir; günümüzde şişmanlığın saptanması ve değerlendirilmesi amacıyla en yaygın kullanılan ölçümdür. Formülü: vücut ağırlığı (kg)/boy uzunluğunun karesi (metre) olarak ifade edilir. Örneğin diyelim 1.60 metre boy uzunluğunda ve 70 kg. bir kişisiniz, beden kitle indeksiniz: 70/1.60 x 1.60 =27.3’tür. Peki bu ne anlama geliyor? Aslında bunun anlamını değerlendirirken yaşınız da önemlidir; 19-24 yaş grubunun değerlendirilmesi farklı, 45-54 yaş grubunun değerlendirilmesi farklıdır. Yine de genel olarak en çok kullanılan sınıflamaya birlikte bir göz atalım:

BKİ, 18.5 altında ise: kişi sağlık riski olabilecek şekilde zayıf,

18.5-24.9 arası ise. normal kiloda,

25-29.9 arası ise: fazla kilolu, hafif derecede şişman,

30-34.9 arası ise: orta derecede şişman, sağlık açısından riskli

35-39.9 arası ise: ağır şişmanlık, obezite, sağlık açısından çok riskli,

40’ın üstünde ise: tıpta morbid obez denen aşırı şişmanlık hali. Bu kişiler nefes almakta, oturup kalkmakta, eğilip ayakkabılarını bağlamakta vb. sorun yaşayan, çoğunlukla bir veya birkaç kronik hastalığı olan kişilerdir.

Zayıflamak isteyen nüfusun büyük çoğunluğunun BKİ’i 25 ila 35 arasındadır; yukarıda verdiğimiz örnekte de BKİ’si 27.3 olan kişi ‘hafif şişman’ sınıfına girmektedir.

Eğer BKİ’niz 18.5-24.9 arasında yani normal kiloda olduğu halde kendinizi şişman buluyor, ısrarla bazı vücut bölgelerinizden veya genel olarak zayıflamanız gerektiğini düşünüyorsanız, bir spor salonuna yazılarak zayıflamaya değil kilonuzu korumaya ve aktif bir hayata yönelik egzersiz programına başlayabilir, kendinizi daha zinde ve fit hissedebilirsiniz. Eğer, zayıflama düşüncesi, vücudunuzun çok kusurlu olduğu düşüncesi üzerinizde çok sıkıntı yaratıyor, günlük hayatınızı çok etkiliyorsa bir psikiyatriste danışmanızda büyük fayda vardır. Vücut Dismorfik Bozukluğu, Anoreksiya Nevroza, Bulimiya Nevroza adlı hastalıklar başta olmak üzere çeşitli psikolojik sorunlarınız olabilir; bunların hafife alınması, görmezden gelinmesi, tedavisiz kalması ve ilerlemesi çok ciddi sorunlara yol açabilir.

Eğer BKİ 25-29.9 arasında, yani hafif kilolu sınıfında ise; doktorun tavsiyeleri doğrultusunda bir diyetisyenle çalışmaya başlayabilirsiniz. Aslında ‘DİYET YAPMAK’ doğru bir tanım değildir. Yediğimiz içtiğimiz her şey zaten diyetimizdir, doğru tanım ‘DİYETİ DOĞRU DÜZENLEMEK’ olmalıdır.

Diyetiniz:
1-metabolik ihtiyaçlarınızı karşılamalı,
2-vücudunuzun sağlıklı çalışması için gerekli besin öğelerini yeterince içermeli,
3-beslenmeye ve şişmanlığa bağlı hastalıkları önleyici olmalı,
4-size kendinizi sağlıklı ve formda hissettirmeli ve
5-yemekten keyif almanızı sağlamalıdır.

Bütün bu şartları bir araya getirecek şekilde diyeti düzenlemek, bu konuda yapılan hataları saptayıp uygulanabilir değişiklikler önermek bir uzmanlık işidir ve bu uzmanlar diyetisyenlerdir. Amatör diyetisyenlik son derece zararlı ve sakıncalı bir teşebbüs olacaktır!

Eğer, sürekli olarak diyetisyen kontrolüne gitmeye zamanınız ve/veya maddi durumunuz uygun değilse; diyetisyenle kısa bir süre çalışıp;

1)Beslenirken yaptığınız hataları saptayarak,
2) Günlük yaşamınıza, işinizin yoğunluğuna, aile yaşamınıza, damak tadınıza vb. uygun olarak daha doğru bir beslenme düzeni kurarak amacınıza ulaşabilirsiniz. Buna ‘sağlıklı beslenmeyi öğrenmek’ diyoruz. Bu, artık ömür boyu sürecek bir düzen kurmak demektir. Eski alışkanlıkları bırakmak demektir. Çünkü eski alışkanlıklar sizi sağlık açısından riskli ve mutlu olmadığınız bir noktaya getirmiştir. Aynı şekilde devam edecek olursanız haliyle yine aynı sonuçlara varacaksınız.

Ayrıca, diyetle birlikte size keyif ve enerji veren bir spor seçerek düzenli hareket ettiğiniz bir hayata geçmeniz; istediğiniz kiloya geldikten sonra da kilonuzu korumaya yönelik beslenmeye, düzenli yaptığınız sporunuza devam etmeniz sorununuzu, görece daha uzun sürede ama doğru, sağlıklı ve kalıcı olarak çözecektir.

Bir sonraki yazıda bu konuda sık sorulan soruları göz önüne alarak devam edeceğim.

DOKTOR TAVSİYESİ: 25 YILDAN SEÇMELER-CAN ÇOCUK KİTAPLARI
Okullar kapandı, şimdi çocuklarınıza tatil için kitaplar seçme zamanı… Can Yayınları, 25. yılını kutlarken özel 25. yıl kitapları çıkarmıştı. Bunlardan biri de ‘Can Çocuk 25 Yıldan Seçmeler’ adlı kitap. Can Yayınları’nda 25 yıl boyunca yayınlanan, çeşitli yazarlara ait çocuk kitaplarından bölümler alınarak oluşturulmuş. Kimi öyküden sadece 1, kimi öyküden neredeyse 10 sayfa var; her öyküden veya romandan adeta 1 parmak bal alınmış. Böylece Can Yayınları’ndan çıkan çocuklara yönelik kitaplar ve yazarlar tanıtılmış; çocuklara edebiyat zevki ve okuma merakı verilmeye çalışılmış.

Kitabın başında Faruk Duman’ın önsözü var. 1981’de Erdal Öz çocuk kitabı yayıncılığına giriştiğinde Türkiye’de çocuk kitabı yayıncılığının yok denecek düzeyde olduğu; var olan örneklerin çoğunlukla didaktik bir havada yazılmış, çocuk ruhunu yakalayamayan, çocuklara edebiyatı sevdirmeyi başaramayan örnekler olduğu; üstelik özensiz ve kötü basılmış olduklarını anlatıyor. Türk yayıncılığının anıt isimlerinden Erdal Öz, bu boşluğu fark ederek çeşitli usta yazarlardan çocuk öyküleri de yazmalarını istemiş. Buradaki bakış açısı şöyle özetleniyor: ‘Çocuk edebiyatı, ilkel ya da basit edebiyat değildir. Tersine, çocukların, gençlerin olağanüstü düş gücüne seslenmek altından kolay kalkılamayacak bir iştir.’ Böylece, edebiyatımıza değerli çocuk edebiyatı örnekleri kazandırılması süreci başlamış.

Kitapta eserlerinden bölümlere yer verilen yazarlara baktığımızda; bazıları artık aramızda olmayan edebiyatımızın büyük isimleri Ahmet Rasim, Orhan Kemal, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Zeyyat Selimoğlu, Erdal Öz, Ali Püsküllüoğlu gibi; bazıları 60’ını devirmiş olup Türk edebiyatı’nda önemli bir yer edinmiş ustalar Ülkü Tamer, Nezihe Meriç, Adnan Binyazar gibi; bazıları ise görece genç kuşaktan, halen aktif bir şekilde üreten yazarlar Sevim Ak, Cemil Kavukçu gibi isimlerin seçildiği; böylece çocuklara Türk Edebiyatı’ndan oldukça geniş bir perspektif sunulduğu görülüyor. Kitabın sonuna da tüm yazarların kısa hayat öyküleri eklenmiş.

25 Yıldan Seçmeler, hem kendisi zevkli bir okuma vadeden hem de yeni okumalara zemin hazırlayan bir kitap. Kitapta çocuğunuzun en çok ilgisini çeken öykünün kitabını alarak, en çok dikkatini çeken yazarların ulaşabildiğiniz eserlerini edinerek çocuğunuzun sürekli bir okuma zevki edinmesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca bu kitap, sadece çocuklara seslenmiyor bence. Bazı öyküler o kadar sürükleyici ve ustaca yazılmış ki büyüklerin de dikkatini ve ilgisini rahatlıkla çekebilir. Eğer çocuğunuz kitabı bitirince ‘ben bu kitabı çok beğendim, bence sen de okumalısın, sen de beğenirsin’ diye getirip size verirse lütfen onun bu tavsiyesine uyun. Ben oğlum Tanıl’ın bu tavsiyesine iyi ki uydum :)

Dr. Selmin Çetin Doğan/KadınMAG

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.