Hüseyin Çağlayan’ın en kapsamlı sergisi açıldı!

© KadınMAG – ‘Hussein Chalayan (http://www NULL.husseinchalayan NULL.com)’ adıyla tanınan, çağdaş sanatın en önemli temsilcilerinden Hüseyin Çağlayan (http://www NULL.husseinchalayan NULL.com)’ın Türkiye’deki en kapsamlı sergisi “Hüseyin Çağlayan: 1994-2010″, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti programı kapsamında İstanbul Modern (http://www NULL.istanbulmodern NULL.org/)‘de açıldı. Çağlayan’ın son 16 yılda ürettiği moda koleksiyonları, enstalasyonları ve filmlerini bir araya getiren sergi, İTKİB (http://www NULL.itkib NULL.org NULL.tr)‘in organizasyonu ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı (http://www NULL.istanbul2010 NULL.org)‘nın katkılarıyla, İstanbul Fashion Week 2010 (http://www NULL.ifw2010 NULL.com/), İstanbul Moda Akademisi (IMA) (http://www NULL.istanbulmodaakademisi NULL.com) ve Londra Design Museum (http://www NULL.designmuseum NULL.org) işbirliğiyle gerçekleşecek. Sergi, 15 Temmuz – 24 Ekim 2010 tarihleri arasında gezilebilir.


Kısa bir süre önce İngiliz Moda Kurulu tarafından moda dünyasındaki en etkili 25 isim arasına seçilen Çağlayan, aynı zamanda Alman markası Puma’nın da kreatif direktörü. 40 yaşındaki Hüseyin Çağlayan’ın tasarımları Michelle Obama, Lady Gaga, Jennifer Lopez, Victoria Beckham, Rihanna gibi pek çok ünlü starın da favorisi. Ben de ünlü tasarımcıyla İstanbul Modern’de düzenlenen basın toplantısında sanatçının çalışmaları ile ilgili konuşma fırsatı buldum. Aslında konuşabildiğimi pek söyleyemeyeceğim. Sanatçıya basın toplantısında sorduğum ikinci soru yüzünden salonda soğuk rüzgarlar estirdim ve o da bana tepki koydu ve bir türlü röportaj yapmaya yanaşmadı. Sorduğum soru yeni açtığı şirket “Su Kapısı” hakkındaydı. Sanırım işler yolunda gitmedi ve şirket ile ilgili beklentileri istediği yönde gerçekleşmediği için şirketinin ismini duymaya  tahammülü bile yok. Avrupa’daki ekonomik kriz anlaşılan sanatçıyı bayağı etkilemiş olmalı.

Oysaki kariyerinin başında Björk ile yapmış olduğu çalışmalara ilişkin kendisine soru ilettiğimde, gayet neşeli ve halinden memnun bir şekilde sorumu yanıtlamıştı….

Björk’e “beyaz cadı” diye sesleniyor
Hüseyin Çağlayan, kariyerinde önemli bir yeri olan  Björk’le yapmış olduğu çalışmalarla ilgili olarak: “Londra benim görüşüme göre; tasarımın, müziğin ve tanıtımın birbirine yakın olduğu bir yer. Ve Björk sadece bir müzisyen değil, bir sanatçı aslında. İlk başlarda bana çok sponsor oldu vs. Bu özel bir durumdu. Benim için bir şanstı kesinlikle. Sugarcubes diye bir grupları vardı. Gruptan ayrılıp, kendi konserlerine çıkmaya başladığında onun ilk konserlerinde kıyafetlerini yapmıştım. Ve böyle başladı her şey.  Onu cadı diye çağırıyorum, cadı gibi bir şey yani…” dedi.  Bu yazdığım yazıdan sonra sanatçı bana ne şekilde çağırır bilemeyeceğim…

FOTOĞRAF GALERİSİ:

“Giyimi felsefeye dönüştürmüş bir tasarımcı”

Hüseyin Çağlayan’ın “giyimi felsefeye dönüştürmüş bir tasarımcı” olduğunu belirten Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi Şef Küratörü Yuko Hasegawa ise katalog yazısında, sanatçıyı “Hem sanata hem de tasarıma ivme veren ve sınırları yeniden çizen bir katalizör” olarak nitelendiriyor. Hüseyin Çağlayan’ın insanoğlunun geleceğini keşfetmek için beden ve üzerindeki giysileri kullandığını vurgulayarak, “Medeniyetin büyük tarihine dair derin bir algının üzerine inşa ettiği bakış açıları bize insan doğası hakkında taze bir görüş sunuyor. Ortaya çıkan işlerinin ‘yeniliği’ bir yandan kendi özgün tarzını üretirken öte yandan moda dünyasının çılgın hızı ve döngülerine ayak uyduruyor” diyor.

Antropoloji, tarih, bilim, felsefe, biyoloji ve teknolojiden esinleniyor

Serginin küratörü Donna Loveday, Hüseyin Çağlayan’ın günümüzde moda alanında çalışan vizyon sahibi tasarımcıların başında geldiğini belirterek, “Malzemeleri yenilikçi yollarla kullanışı ve yeni teknolojiye yönelik ilerici tavrıyla tanınıyor. Çalışmalarının ardında yatan fikirler ilk bakışta modayla ilişkilendirilemeyen antropoloji, tarih, bilim, felsefe ve teknoloji gibi disiplinler arasında geçişler yapıyor. Çağlayan’ın çalışmalarına güncel politikalar ve kendisini kişisel olarak rahatsız eden kavramlar yön veriyor, büyük beğeni toplayan defileleri birer performans işlevi görüyor” görüşünü dile getiriyor.

Hikayesini çeşitli temalarla anlatıyor

Bir “hikâye anlatıcısı” olarak Çağlayan, hikâyesini çeşitli temalar etrafında giysiler ve defilelerle anlatıyor. Defilelerini izleyiciler için bir kültürel deneyim olarak tasarlıyor. Toplumsal ve kültürel kalıpları kırmaya çalışan çalışmaları güncel politikalar ve kendisini kişisel olarak rahatsız eden kavramlardan beslenirken, defileleri birer performans işlevi görüyor. Moda koleksiyonlarının yanı sıra enstalasyonlar yapıyor, kısa filmler yönetiyor ve sahne performansları için kostümler tasarlıyor.

Gelelim organizyon ile ilgili izlenimlerime….

Hüseyin Çağlayan sergiyle ilgili olarak, “Türkiye’de böyle bir sergi açmanın benim için en heyecan verici tarafı, genç kuşakla diyalog kurup, onları etkileyebilecek ve aynı zamanda bir çok farklı disiplinden, farklı dünyalardan gelebilecek insanların ilgisini çekebilecek olması. Bu ülkenin nüfusunun büyük bölümü gençlerden oluşuyor ve bu serginin onlara esin kaynağı olmasından büyük mutluluk duyarım.  Böylece buradaki insanlar ilk kez bir çatı altında benim dünyamı görme şansı bulacak. Daha önce video çalışmalarım sergilenmişti ama bu kez enstalasyon olarak sunulan giysilerimin görülmeye değer olduğunu düşünüyorum” diyor. Halbuki insanlarla diyalog kurmak şöyle dursun, insanı sergiyi gezmeye geldiğine adeta bin pişman ediyor. Oysaki basın davetine gitmeden, yapacağım röportajla ilgili bir ön araştırma yapmış ve soracağım soruları hazırlamıştım. Fakat sanatçının agresif tavırları karşısında adeta şoke oldum diyebilirim. Bütün bu yaşananlardan sonra sanatçının basın açıklaması ne kadar samimiyetsiz geliyor insana değil mi? Halbuki ben de diğer basın mensupları gibi toplantıya hazırlanmadan gitmiş olsaydım ve pembe sorular sormuş olsaydım ne güzel olurdu?! Körler sağırlar birbirini ağırlar durumu….

Oya Eczacıbaşı her zaman ki gibi misafirperver bir ev sahibesiydi. Fakat aynı şeyleri organizasyonun basın iletişimini üstlenen İstanbul Modern basın ilişkileri sorumlusu Handan Şenköken ve Image Halkla İlişkiler şirketi yetkilileri için söyleyemeyeceğim. Bu ekip ne röportajları organize edebildi, ne de basın toplantısını. Hüseyin Çağlayan ayrı ayrı ve uzun röportaj vermek istemediğini belirttiği halde bu tarafımıza iletilmediği ve röportajlar olması gerektiği gibi organize edilemediği için ortaya sevimsiz durumlar çıktı ve sanatçıyla aramızda esen soğuk rüzgarlar, kasırgaya dönüştü. Kültür sanat organizasyonları normal organizasyonlara göre daha zordur. Kültür düzeyi standardın üzerinde olan bu kitle, daha zarif bir şekilde ağırlanmak ister. O yüzden
keşke basın mensuplarını davet etmeden, şık bir kokteylle serginin açılışı yapılmış olsaydı.

© KadınMAG by Nurhan Demirel editor@kadinmag.com

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.