Kadınlar için doğum kontrol yöntemleri

© KadınMAG – Önceki yazılarımda doğum kontrol haplarından yani gebelikten koruyucu ilacın ağız yoluyla alımından bahsetmiştim. Bir diğer hormonal korunma yöntemi de, gebelikten koruyucu preparatın vücuda enjekte edilerek kullanılmasıdır. Ülkemizde uygulananlar 2 çeşittir: Aylık enjeksiyonlar ve 3 aylık enjeksiyonlar.KadınMAG uzmanı Dr. Selmin Çetin Doğan kadınlar için doğum kontrol yöntemlerini yazdı…
DOĞUM KONTROL İĞNELERİ
Ayda 1 kez uygulanan enjeksiyonlar
Doğum kontrol hapları gibi 2 çeşit hormon içerirler, östrojen ve progesteron. Aslında progesteron hormonu, tek başına gebelikten koruyucu etki için yeterlidir. Östrojen eklenmesinin amacı, tek başına progesteron kullanımında ortaya çıkan adet düzensizliklerini önlemek, daha düzenli bir adet döngüsü sağlamak ve kanama bozukluklarının önüne geçmektir.
Aylık enjeksiyonlar, doğum kontrol haplarındaki gibi kadında yumurtlamanın baskılanması, rahim boynundaki salgının kalınlaşması ve rahim içi dokunun etkisizleştirilmesi ile gebeliği önler. Düzenli kullanımda koruyuculuk oranı yüksektir (% 99.8-99.9)
Yönteme ilk kez başlanırken tercihen adetin ilk 7 günü içinde başlanmalıdır. Yeni doğum yapmış kadınlar emzirmiyorsa doğumdan sonra 3.-4. haftalarda bu yöntemi kullanmaya başlayabilir. Emziren kadınlara ilk 6 ayda tavsiye edilmez çünkü içindeki östrojen, anne sütünün tadını bozabilir ve miktarını azaltabilir. Düşük yapma sonrasında da ilk 7 gün içinde kullanılmaya başlanabilir. Koruyucu etki 24 saat içinde başlar. İlk enjeksiyondan ortalama 15 gün sonra adet kanaması gibi bir kanama görülebilir, bu normaldir. Enjeksiyonlar, kanama tarihlerine bakılmaksızın ayda 1 yapılır. Gebe kalmak isteyen kişinin tüm yapması gereken bir sonraki iğnesini yaptırmamaktır. Kullanım bırakıldığında, adet gecikmeleri yaşanabilir, bu doğaldır. Gebe kalma gecikebilir fakat enjektabl yöntemlere bağlı kalıcı kısırlık görülmez. Bırakır bırakmaz hemen gebe kalmak da mümkündür.
Doğum kontrol haplarına ilk başlandığında görülen bazı yan etkiler aylık iğne kullanımında da görülebilir. Bunlar;
- Adet düzeninde aksama,
- Baş dönmesi, halsizlik, yorgunluk hissi,
- Baş ağrısı,
- Memelerde gerginlik ve ağrı,
- Hafif düzeyde kilo artışı olarak sayılabilir.
Kullanım başladıktan sonra 3 ay içinde genellikle bu şikayetler azalır veya ortadan kalkar. Eğer şikayetler giderek şiddetleniyorsa mutlaka bir hekime başvurulmalıdır.
Doğum kontrol hapları gibi aylık enjeksiyonların da over (yumurtalık) ve endometriyum (rahim içi tabakası) kanserlerine karşı koruyucu etkisi vardır.
Bu olumlu özelliklerine karşın, bu yöntemi kesinlikle kullanmaması gereken kişiler vardır. Bunlar;
- 35 yaş üstü olup günde 1 paketten fazla sigara içenler,
- Henüz bir teşhis konamamış vajinal kanama veya adet kanamalarında giderek artma şikayeti olanlar,
- Geçmişte veya şimdi meme kanseri teşhisi almış olanlar,
- Orta derecede veya şiddetli yüksek tansiyon teşhisi olanlar,
- Şiddetli siroz ve diğer karaciğer hastalıkları olanlar,
- Rifampin içeren bir antibiyotikle verem ya da başka bir ciddi enfeksiyon tedavisi alan veya Griseofulvin içeren bir ilaçla mantar tedavisi alan veya Sara hastalığı tedavisi gören kişiler,
- Damar tıkanıklığı geçirmiş veya geçiren kişiler,
- Beyin damarlarıyla ilgili bir sorun teşhis edilmiş kişiler,
- İskemik kalp hastalığı veya şiddetli kalp kapakçığı hastalığı teşhisi olanlar,
- Viral Hepatit (mikrobik sarılık) geçirmekte olanlar,
- Böbrek, göz, sinir sistemi ve damar yapısı da etkilenmiş olan Şeker hastaları.
Ayrıca, sonrasında uzun süre hareketsiz yatmasını gerektirecek ağır bir cerrahi müdahale geçirmesi gereken kişiler de bu yöntemi kullanmamalı veya operasyon öncesinde bırakmalıdır.
Görüldüğü gibi, bu yöntemin kullanılması ancak cidden ağır bazı durumların varlığında sakıncalıdır. Yöntemin tek dezavantajı her ay zamanında iğne yaptırmayı akılda tutmaktır. Buna karşın cinsel ilişkiden bağımsız olması, son derece etkili olması, kolay uygulanması, ektopik gebelik (embriyonun vücutta rahim dışında bir yerde tutunması) ve demir eksikliğine bağlı kansızlık olasılıklarını azaltması, bazı kanser türlerine karşı koruyucu olması, bırakıldığında kadının doğal gebe kalma kapasitesine hızla geri dönebilmesi gibi avantajları vardır. Tecrübeli bir sağlık görevlisi tarafından uygulandığında hemen hiç acı duyulmaz. Özellikle hormonal yöntemle korunmak isteyen ama her gün hap almakla ilgili sıkıntı çeken kişiler için çok uygundur.
Bir sonraki yazıda 3 ayda bir uygulanan enjeksiyonlardan bahsedeceğim.
DOKTOR TAVSİYESİ: MOMO- MİCHAEL ENDE
Bu kitabı bana, kitaplara ve hayata dair düşüncelerine önem verdiğim değerli bir dostum önerdi. İlk sayfalarda çok eğlenceli bir kitap olduğunu düşündüm özellikle uzun uzun anlatılan çocuk oyunları ve oyunlarda ciddiyetle kullanılan uydurma bilimsel terimler beni kahkahalarla güldürdü. Ama kitap ilerledikçe işler değişti ve gülüşüm, buruk bir gülümsemeye dönüştü. Çünkü Michael Ende çok önemli sorular soruyor bu kitapta.
Örneğin: hep zamandan tasarruf etmeye çalışıyorsunuz, kullandığınız son model makinelerle bunu başardığınızı da söylüyorsunuz; nerede o tasarruf ettiğiniz zaman? Tam tersine artık hiçbir şeye zamanınız yok, peki neden? Neden artık çocuklarınızla oynamaya, yeterince dinlenmeye, içten gelen kahkahalar atmaya, dostlarla uzun sohbetlere, işinizi yaparken müşterilerinizle içtenlikle konuşmaya zamanınız yok?
Örneğin: çocukluğunuzdaki doğallığınızı nerede, ne zaman kaybettiniz? Ne zaman sıkıştınız tüm bu kalıpların içine? Ve nasıl öylesine sıkıştınız ki artık çocuklarınızın sizin çocukluğunuzdaki doğallıklarını yaşamasına da izin vermiyorsunuz? Her şeyi doğru yapmaya çalışırken kendi içinizdeki çocuğu da çocuklarınızın doğallığını da acımasızca öldürüyorsunuz farkında mısınız?
Örneğin: dinlemeyi biliyor musunuz? Bir an önce konuşmaya başlayıp her şeyi bir an önce çözümlemeye çalışmaktan; kendi sesinizin yükselmesinin verdiği sarhoşluktan; yarattığınız şehirlerin dinmeyen gürültülerinden birbirinizi duymuyorsunuz artık. Birbirinize, diğerini yeterince dinleyecek ve birbirinizin iç seslerini de işitir hale gelecek zamanı ve değeri niçin vermiyorsunuz?
Örneğin: ne için, kimler için, nasıl çalışıyorsunuz? Çalışma şartlarınızı kim, hangi ilkelerle belirliyor? Bu ilkeler neye dayanıyor? Yoksa Duman Rengi Adamlar için mi çalışıyorsunuz? Onlar size ‘çocuklarınızın geleceği için çok çalışmanız gerektiğini’ mi söylüyorlar? Peki bu, çocuklarınızın bugününü ihmal etmenizi mi gerektiriyor? Neden?
Momo, kimsesiz küçük bir kız. Şehrin kenar mahallerinden birindeki tarihi amfitiyatroda, bir gün aniden ortaya çıkıyor. Kimsesiz çocukların bakıldığı yerlere gitmek istemiyor çünkü zaten onlardan birinden kaçmış. Oralardaki kötü muameleye, şefkatsizliğe, duyarsızlığa tahammül etmektense daha kötü şartlarda yaşamaya razı. Mahalle halkı da kıyamıyor ona ve amfitiyatroyu mesken tutmasına ses çıkarmıyor hatta orayı ev haline getirmesine yardım ediyorlar. Çocuklar seviyorlar onu, onunla oyun oynamak çok zevkli; çünkü onda çocukluğa özgü doğallık ve bozulmamış sınırsız bir hayal gücü var. Büyükler seviyorlar onu çünkü o kimsenin dinlemediği gibi dinliyor onları. Sadece oturup içtenlikle dinliyor ve konuşan kişi yavaş yavaş, kendi yüreğiyle kaybettiği ilişkisini yeniden kurabiliyor, yok ettiği iç sesini tekrar duyabiliyor; böylece kendi çözümünü kendisi bulabiliyor.
Mahallede hayat böyle akarken dünya sessizce değişiyor. Çevreyi; Zaman Bankası’nda çalışan Duman Rengi Adamlar sarıyor. İnsanları, sadelik ve dayanışma içinde de olsa küçük ölçeklerde yaşarlarsa, ‘kaybedenlerden’ olacaklarına inandırıyorlar. ‘Kazananlardan’ olmak içinse kendini çalışmaya adamak; kurallara da sorgulamadan, harfiyen uymak gerekiyor. Bu arada sürekli ‘zamandan tasarruf etmek’ de gerekli elbette. Çünkü bu ‘tasarruf ettiğiniz zamanlar’ ileriki yıllarınızda hanenize ‘artı zaman’ olarak eklenecek. İşte o zaman çok mutlu, çok ferah olacaksınız. Öyleyse şimdi tasarruf zamanı: yaşlı annenize, sevgiliniz veya eşinize, çocuklarınızla oyun oynamaya, düşüncelere dalmaya, bir dostla buluşmaya, kitap okumaya, şarkı söylemeye, sinemaya gitmeye, bir çiçeği büyütmeye, hayal kurmaya, bir kuş beslemeye, herhangi bir canlıya yardım etmeye, hayat hakkında düşünmeye ayıracağınız tüm zamanlardan tasarruf etmelisiniz… Yani bunlara ayırdığınız zamanı çok azaltmalı hatta eğer mümkünse tamamen bunları hayatınızdan çıkarmalısınız. Duman Rengi Adamlar ve ikna ettikleri işbirlikçileri böyle söylüyor.
Burada Hora Usta’yla tanışıyoruz. Evrendeki tüm zamanın yöneticisi Hora Usta. Duman Rengi Adamların gözü de onun elinin altındaki zamanda. Kitabın bundan sonrası Momo ve Hora Usta’nın Duman Rengi Adamlar’la mücadelesini anlatıyor.
Kitap, masalsı bir tarzda yazılmış. Düşsel ve gerçeküstü öğeler bolca kullanılmış. Ama bu kimseyi yanıltmasın, kitabı asla hafife alamıyorsunuz. Düşsel karekterlerin ya da durumların simgeledikleri, insanı çok düşündürüyor.
Benim Michael Ende’nin Momo kitabındaki tezlerine yalnız bir eleştirim var. Çocuk yuvalarına yani gündüz bakım evlerine ‘Çocuk Deposu’ adının verilmesini haksızca buluyorum. Gerçi, Ende’nin yuvaların yönetimine, çocuklara yaklaşım biçimlerine getirdiği eleştirilerde haklılık payı da var. Ben, pedagoji ve psikolojinin gelişimiyle çocuk yuvalarının çocuklar için hem yararlı hem eğlenceli yerler haline getirilebildiğini, çocukların yuvaların bahçesinde yaşıtlarıyla gerçekten keyifle, özgürce oynayabildiğini gözlemlediğim için Çocuk Deposu denmesine gönlüm razı gelmiyor. Bununla beraber, modern pedagoji Michael Ende ile ortak bir noktada buluşuyor; pedagoglar çocukların günlerini yuvada, akşamlarını evlerinde hep yetişkinlerin gözetimi altında geçirmesinin sağlıklı olmadığını; çocukların geniş bir alanda (örneğin trafiğe kapalı bir sokakta), sadece diğer çocuklarla, başlarında yetişkin(ler) olmaksızın, yapılandırılmamış zamanlar geçirmesinin gerektiğini söylüyor.
1929-1995 yılları arasında yaşayan, çağımızın en iyi fantastik yazarlarından biri hatta bir dahi olarak anılan Michael Ende’nin tüm kitaplarını ama özellikle Momo’yu kaçırmamalı ve çevredeki 8-80 yaş arası herkese tavsiye etmeli…
Dr. Selmin Çetin Doğan / KadınMAG




