“Dunnig Kruger”laştırabildiklerimizden misiniz?
© KadınMAG – Adına kader dedikleri bu oyunu hiç oynamak istemiyor bazen canım. “Durdurun dünyayı inecek var” diye bağıran geyiği nasıl da ruhumu okşar buluyorum bazen şaşırıyorum: şofür bey, sağda müsait bir yerde lütfen…
Sanırım Marduk kehanetine dalıp da bir süre çıkamayışım da bu nedenle… Pandora’nın Navi’lerinden önce, dünyanın sonunu getireceğine inanılan Marduk’un Nefilim’leri ile tanışmış biri olarak bünyem normal insan ırkını kabullenemiyor artık sanırım…
“Tanrım beni baştan yarat,
Baştan yarat ellerimi…
Baştan yarat gözlerimi…
Baştan yaz şu kaderimi…
Tanrım beni baştan yarat…”
Bazen ‘Heroes’daki ‘Hero’ gibi ‘pıt’ diye ortadan kaybolmak istiyorum. Ya da bazen karşımdaki ‘pıt’ diye yok olsun! Konuşmalar, tartışmalar, itiş kakışlar öyle anlamsız geliyor… Hatta kendimden bile sıkılıyorum ara ara…
SUPERMAN İLE ERGUVAN
İstediğimde bir ağaç çiçekler açıversin, Boğaz erguvanlara boyanıversin, yağmur ılık ılık yağarken, sıcak bir ses usul usul şarkı söyleyiversin, arada ben Superman ile gökyüzünde salınıvereyim gibi doğaüstü güçlerime ilişkin hayallerim de var tabii… Ama kâinata daha yararlı olmak bakımından şu hissiyatım ağır basıveriyor hayal âlemimde: Bazılarına dokunup ruhunu bedeninden ayırabilsem kısa bir süre ne olurdu acep?
Aman okuyucu, korkuya hacet yok; fena da değil niyetim: Ona uzaktan kendini göstermek istiyorum: Tanıştırayım bak bu sensin, sen de bu… Düşünsenize, neler olurdu?
HAYAL ÂLEMİNDE OYUNLAR
a) Kim bilir, belki Müslüm Gürses silkelenip kendine gelirdi.
b) Mustafa Topaloğlu’nun uzaylı olduğu fikri fena halde pekişirdi.
c) Yok, Serdar Ortaç, “Asıl uzaylı benim ulennnn” diye haykırırdı.
d) Ajda Pekkan: Eee, kendini tanıyamazdı…
e) Bülent Ersoy, korkup geri kaçabilirdi…
f) Hiçbiri… Bilemiyorum…
TERAZİN BOZUKSA YAMUKSUN ARKADAŞ
Bilemiyorum; çünkü insanoğlu karmaşık bir yapı… Gerçekleri görünce bedenine dönmek istemeyenlerin sayısının hayli kabarık olacağına inandığım için ruhlar âleminin ortasında kalma tehlikesine de işaret etmek pek bi vazifem tabii…
Bilemiyorum ki, neden sadece kendi olamıyor insan… Olabildiğince sensen, kendin olmayı başarabildiysen hayat da dengesini buluyor sanırım içindeki terazide. Ondan işte kimilerinin böyle yamuk yumuk yürümeleri. Hiç değişmiyor: içindeki terazi bozuksa, yamuksun. Bir yerde eğriliğin gün gibi çıkıyor ortaya…
Lafı uzattım efendim, gelelim sadede…
ŞU DUNNING KRUGER DA NE OLA?
Dunning Kruger bir sendrom… Ama öyle böyle değil. Ben dünyanın sonunu Marduk’un değil, bu sendromla haşır neşir insanların getireceğine canı gönülden inanıyorum vesselam. Az başa dönelim: Her şey bir sanal mektupla başladı. Çok kıymetli, öyle yamuk yumuk yürümek nedir bilmeyen, sevdiğim bir arkadaşım postalamış: “BETÜL BUNU MUTLAKA OKUMALISIN” demiş bi de. Okumam mı? Olur okuyayım, dedim ve mektubu açar açmaz koca bir gerçek çarptı küçük suratıma. Dunning Kruger Sendromu: Psikolojide Nobel ödüllü çalışma. Bu da neydi? Bu gerçek, bunca zaman nasıl da saklı kalmıştı benden? Neden daha önce keşfedememiştim? İçimdeki koro haykırdı gene:
“Yazıklar olsun, yazıklar olsun.
Kaderin böylesine yazıklar olsun.”
Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan bir teoriydi bu. (Evet evet, ismi soyadlarından türemiş.) Psikologlar şöyle diyordu: Cehalet, gerçek bilginin aksine bireyin kendine olan güvenini artırır. (Hı, çok şaşılacak bir saptama sayılmaz değil mi? Zira bizde de ‘cahil cesareti’ diye bir tanımlama vardır.)
DURUN BEKLEYİN BU KADAR DEĞİL!
Psikologlar araştırmalarının sonucunda şu bulgulara ulaşmışlar, aynen sıralıyorum:
a) Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark etmezler. (Tanıdık geldi mi size de?)
b) Niteliksiz insanlar niteliklerini abartma eğilimindedirler. (Bu da mı tanıdık geldi, çok garip!)
c) Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizler. ( Tam üstüne mi bastım, oy oy çekiliyrum.)
d) Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa aynı niteliksiz insanlar niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Evet, tamam ben de Cem Yılmaz olmak istiyorum tam şu an, yalnız değilsiniz… Önce “Doktur bu ne?” ve ardında da “Eğitim şart” demek istiyorum.
BİTTİ Mİ, NE YAZIK Kİ HAYIIRRRR!
Ve bence hastalık tablosunun en vurucu kısmı geliyor: Mailde şöyle yazıyor: “Ama asıl vahim olan bu yetersizlik ve haddini bilmeme kokteylinin, mesleki açıdan karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması… Kariyer açısından bir eksiyken artıya dönüşmesi…”
Hay da, nasıl yani mi? İşte bir yanıt daa:
“İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan ‘yetersiz’ kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir hak olarak görecektir. Bu arada gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında fazla alçakgönüllü davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklardır, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üsleri tarafından ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanacaklardır.”
Ne çok örnek var değil mi ortalıkta dolaşan? Bu kadar çapsız insan meğer hastaymış yahuu.. Dunning Kruger sendromundan koru bizi yarabbi…
BEN DE UYDURMAM MI SENDROM: YEME DE YANINDA YAT
1) NE SÖYLENİRSE YAPARIM ABİ sendromu: Bu tür özellikle ‘şef, müdür, amir’ gibi türlerin her dediklerini uygular. Doğru mu, yanlış mı yargılamaz. Biri ona yap demiştir, o da yapar…
2) NE VAR CANIM BUNDA sendromu: Bu tür her soruya böyle yanıt verir. Doğru da olsa yanlış da olsa, hatta yanlış olduğunu kendi de görse fark etmez. Yaptığı her neyse savunulacak bir yanını bulur.
3) SALLA GİTSİN sendromu: Çalışırsınız, didinirsiniz ama sonra biri çıkar ve ‘amma da uğraşmışsın ya, ne gerek vardı ki’ der… Siz öyle bakakalırken dut yemiş bülbül gibi, ekler: Salla gitsin… Onun için de fark etmez sonucun ne olduğu: Olmuştur ya yeterlidir…
Ve çok uzatmadan son bir dene daha:
4) ÇOK GÜZEL OLMUŞ AMA sendromu: Onlar da beğenir gibi görünürler ama aslında beğenmezler ve bunu nasıl söyleyeceklerini bilemezler. Ama sonunda söylerler. Bu türlere bir şey beğendirmek zordur. “Kadı kızı gelse kusur bulurumcular’la hayat zordun bea ya…
© KadınMAG
YASAL UYARI: Haber sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yayınlanan özel haber, köşe yazıları ve özel fotoğraflar, sitemiz kaynak gösterilmek veya ilgili sayfamıza link verilmek koşuluyla yayınlanabilir. Aksi durumlarda art niyetli kişi ve/veya kuruluşlar ile ilgili her türlü yasal haklarımız saklıdır. Güncel ya da son dakika haberlerde kaynak olmadığı takdirde bizimle iletişime geçebilirsiniz.




