Hiç düşündünüz mü?
© KadınMAG – Konuştuğumuz dilin hayat kalitemize neler kattığını veya hayat kalitemizden neler alıp götürdüğünü, hiç düşündünüz mü?
Sabahları uyandığınızda aynaya bakarak:
“ Ben bu sabah ne kadar güzel bir insanım. Ne kadar şanslı ve keyifli bir gün,” dediğiniz oldu mu?
Evinizdeki herkese kocaman bir günaydını, gülümseyen bir yüzle söylediğiniz ve kahvaltı ederken ruhunuzu coşturacak bir muzik dinlediğiniz oldu mu? Ya yediğinize saygıyla, kahvaltınızı her bir lokmanın tadına vararak yuttuğunuz ve teşekkür ettiğiniz?
Hiç düşündünüz mü, insan başkasına kızdığında aslında kendine kızar?
Karşınızdaki insanlara kızmak yerine, onlara gülümsemeyi deneyin. Çünkü duyduğunuz kızgınlık, kendinize kızgınlığınızdır. Bir sabah bir değişiklik yaparak, ofisinizde, evinizde veya arkadaşlarınızla birlikteyken, ola ki birine kızgınlık duyarsanız, sözlerinizi değiştirin ve karşınızdakine kendinizi anlama fırsatı verdiği için teşekkür edin.
Ve hiç düşündünüz mü, günde kaç kere özür dileyerek kendinizi yargılıyor ve kendinize suçlu muamelesi yapıyorsunuz?
Hayatta siyah-beyaz, doğru-yanlış, iyi-kötü yerine durumlar vardır. Özür dilerken insan, kendi kendini yargılar. Baştan suçunu kabul eder. Oysa herhangi şey beklenildiği gibi olmadığında, üzgün veya kırgın olma gibi bir duyguyu ifade etmek, çok daha anlamlıdır. Üzgünüm demek gönül alıcıdır, özür dilemek ceza almayı kabul etmektir.
Bana pek çok elektronik posta gelir. Bazen bu postalar yardım istemek içindir ve şöyle başlar:
“Bu yazıyla vaktinizi aldığım için özür dilerim…”
İşte böylesi başlayan bir yazıyı aldığımda, gerisini okumam bile. Kendi kendini yaptığı işle suçlu hisseden birine yardım etmeyi istemem. Oysa aynı yazı:
“Bu yazıyı okumak için vakit ayırdığınız için teşekkür ederim…” veya “Anlayış göstereceğinizi umarak, sizlerle bir durumu paylaşmak istiyorum..” diye başlasaydı, kalanı zevkle okurdum. Çünkü kendini yargılamadan, sorumluluğu okuyucuya bırakan bu başlangıçların devamı okunmaya değerdir.
Televizyon seyretmeyi de uzun süre önce bıraktım. İçinde şiddet, küfür, bozuk dille yapılan dialogların olduğu programların bana hitap etmediğine karar verdim. Zaman zaman bu tür programları yayınlayanların kendilerine saygı ve mesleki sorumluluk kavramlarını düşünüp düşünmediklerini merak ediyorum. Toplumla bugün gerçekleştirdikleri iletişimin, yarın alacakları cevabı belirlediğini hiç düşündüler mi?
Hayat, onunla kurduğunuz iletişime cevap verir; ne düşünür, hisseder ve söylersek, o oluruz.
Kalbimizle aklımız, kelimelerimizle davranışlarımız bir oldukça, Bir’liğe ulaşırız.
Yazmanın tuhaf bir dürtüsü var; bir müzik, bir koku, bir söz veya düşünce paylaşılan veya okunan:
Her şey, her an İlham denilen oka bürünebiliyor ve tıpkı bir kıvılcımın ateşe dönüşmesi gibi, kalbini dolduruveriyor insanın…
O an kelimeler öylesine ardı arkasına geliyor ki Ruh’uma, ellerim ne kalemle, ne de klavye ile aynı hızda dans edememenin huzursuzluğuna bulanıyor.
Bu sabah hepimizin bildiği bir Hz.Musa mucizesinin; vaktinde denizin yarılmasının, mümkün olmuş olabileceğine ilişkin bir yazı okudum. Bilimsel bir çalışma güçlü bir rüzgarın denizi yarabileceğini kanıtlamıştı!
Bu haberle birlikte bir kez daha Yaratan’ın aslında eğlenceyi sevdiği fikri oluştu bende ki bunu daima hissetmişimdir.
Benim aklımdaki Tanrı mutlu, gülen, seven, aydınlık bir Nur’dur.
Ve işte bu şiir, öylesi bir haberin ve gülen Tanrı fikrinin ilhamıyla kaleme alınmıştır!
Sonsuzluğun Sırrı
Bana dün gibi gelen bir günde,
Yaratan’dan haber geldi,
Buluşabiliriz diye.
Korkmaktan çok şaşırdım,
Çünkü ben tabiri caizse
Şarabı aşk uğruna,
Az buçuk kaçırmıştım o gece.
Bir esinti misali
Aldı bir el beni önüne
Bir dokunuş misali
Salladı ardından sonsuzluğa.
Kapalı gözlerim açıldı renk renk diyarlara
Benzerliği yoktu hiçbirinin
Yaşadığım dünyaya.
An’lardan bir an sonrasında
Bilerek değil ama hissederek
Oturuken gördüm Yaratan’ı
O muhteşem Tahtında.
Gülüyordu kahkahalarla
Ki katıldım ben de bu gülüşe
Lakin soramadan edemedim,
Nedendi bu sonsuz sevinç.
Demedi seslice ama yine de duydum
O biraz çocuk, biraz Yaratan,
Biraz meraklı ve elbette keyifli,
İzliyordu yaptıkça yaptığını
Ve yaptıkça yaptığına yapılanı.
“Ben” diyordu “bıkmadım yapmaktan,
Sizin yıkmaktan bıkmadığınız gibi…”
Sordum “kim kazanacak” diye,
“Bilmiyorum” dedi,
“Bilmekte istemiyorum.”
Aniden başladım gülmeye,
Katıldım kahkahalarına bende,
O Yaratan ki biraz çocuk,
Biraz meraklı ve elbette keyifli…
“Sence” diye sordu bana,
“Kim kazanır, kim kaybeder?”
Anladım o an;
O bir an, tokat gibi bana çarpan
Ki o anda gizliydi sırrı sonsuzluk denilen oyunun
Başlanmış olan oynanmaya Yaratan’la insan arasında…
Dr. Deniz Kite, 22 Eylül 2010, Adana
© KadınMAG
YASAL UYARI: Haber sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yayınlanan özel haber, köşe yazıları ve özel fotoğraflar, sitemiz kaynak gösterilmek veya ilgili sayfamıza link verilmek koşuluyla yayınlanabilir. Aksi durumlarda art niyetli kişi ve/veya kuruluşlar ile ilgili her türlü yasal haklarımız saklıdır. Güncel ya da son dakika haberlerde kaynak olmadığı takdirde bizimle iletişime geçebilirsiniz.




