Kadın…
©KadınMAG- Otuz yaşından sonra kadın olduğunu hissetmeye başlayan “kendini erkek sanmış” biri olarak, Kadın hakkında konuşmak veya yazmak bana ilginç geliyor. Oysa hayatımdaki tek tiyatro rolümde, kadın hakları savunucularımızın ilk sayılan Halide Edip Adıvar’ı oynamıştım!
Ayrıca zor da geliyor. Çünkü Kadın hakkında yazınca, illa ki kendimden söz etmem gerek.
Küçük Kız olmak istemedim sanırım çünkü bir yerlerde kulağıma çalınmış “erkek olmanı isterlerdi” cümlesi var. O sebeple miydi acaba eteklerin altına şort giymem, erkeklerle futbol oynamam, yarışlar etmem? Bebeklerim olmadı hiç çünkü onun yerine kovboyculuk oynar ve ağaçlara tırmanırdım.
Lakin hikaye benim yaşımdan da uzun: Annemin babası o üç yaşındayken ölünce annesi yeniden evlenmiş. Anneannemin yeni eşi de annemleri istememiş. Annem anlatırdı eskiden: Bir gün annesini “yeni ailesiyle” hamamda görünce, koşarak ona gidip “anne” demiş, sarılmak istemiş. Anneannem de annemin suratına bir tokat patlatıp, “git buradan” demiş. Annem “o tokadın hamamdaki yankısını asla unutamadım” derdi. Ve sanırım o sebeple daima savaşçıydı: Dedesinin Köy Ağası ve Kars’ın en zenginlerinden biri olmasına rağmen annem, iki erkek kardeşine bakma sorumluluğu üstlenmiş bir erkekti.
Önümdeki örnek buydu yani…
Her şeyi yapmaya çalışan, herkesin iyiliğini düşünen, kendine vakit ayıramayan, kendini annesinin aksine çocuklarına adayan, içindeki çocuğu ama hiç yitirmemiş bir savaşçı. Akrep burcuydu annem üstelik; yani ya sokacak, ya sokulacak ya da en nihayetinde tüm zehirden kurtulup kendisiyle birlikte etrafını da dönüştürecek…
Küçükken öğrenmiştim kadının bu yanını ve kesinlikle Türk toplumuna baktığımda daima benzer örnekler gördüm: Türk Kadını akrebe benzer… Bu akreplik zaman içinde bir nevi korumacı, savaşçı, mazoşistliğe varacak kadar mağdur, kıskanç, verici ve/veya yargılayıcı bir yapıya dönüşüyordu. Ve ben bir seçim yaptım 30lu yaşlara gelince; dönüşerek dönüştürmeyi seçtim.
Gerçekten de kadın olarak doğmak zor iştir Türkiye’de. Çünkü doğar doğmaz akrepliği tamamlamanız için içinize sürekli zehir akıtmaya başlarlar:
- Eksik eteksin
- Adem’in kaburgasından yaratılmış 2. sınıf insansın
- Kadının hakkı kötektir, ona göre laf-söz dinle.
- Kadının aklı çalışmaz, erkeğin sözü olur.
- Mutsuzda olsan da boşanma, ortalıkta kalma.
- Erkekler illa aldatır, sen evinde çocuklarınla ol.
- Kocanın ailesinin hizmet-karı-sın.
- Ona buna bakıp başımızı belaya sokma.
- Tecavüze bile uğrasan sus otur, aileni rezil etme.
- Kızlık zarı namus demektir, evlenmeden bir erkekle birlikte olursan orospu olursun.
- Okula gidemezsin, gitsen bile çalışamazsın…
Zehirlerin listesi ve çeşidi uzundur tabii… Ancak zehirlenmenin sonucu olan verilerle konuşmak gerekirse; Türkiye’de kadın cinayetlerinde 2002′den 2009′a kadar %1.400 oranında artış olmuştur. Aynı verilere göre 2002 yılında 66, 2003′te 83, 2004′te 164, 2005′te 317, 2006′da 663, 2007′de 1011, 2008′de 806, 2009′un ilk 7 ayında ise 953 kadın yaşamını kaybetmiştir.
En dar alanlı olacak şekilde kadına enjekte edilen zehir çekirdek aileden başlar, akrabalar, mahalle, köy-kasaba derken genişleyerek büyür. Her birinden akan zehir miktarına veya gücüne göre kadını azar azar öldürür… Ölmeden öldürür… İşte bu sebeple Türk Kadını ya yaşam hakkının elinden alınmaması için çok fazla mücadele edecek ya da kaybetmeye razı olacaktır…
Olay bununla da kalmaz. İşin doğası gereği eğer size sürekli zehir veriliyorsa bu verileni ya içinizde saklarsınız ve kendinize zarar verirsiniz, ya da dışarıya akıtırsınız demiştim ya, dışarıya akıtırken kadının ilk hedefi, ironik de olsa, benzeri yani hemcinsi olur. Bu konuda Nasrettin Hoca’nın ünlü duygudaşlık teoremi çöker gider. Yani damdan düşen damdan düşeni anlar yerine, genelde bir tekme de kadın kadına atar! Maalesef.
O sebeple kadının en büyük düşmanı yine kadındır, sonra erkeklerdir. Kadınlar kendilerine bir iyilik yapacaklarsa, önce diğer kadınları sevmekle başlamalılar yeni yaşamlarına. Aksi halde kadın, kendi verici doğasına aykırı kalır yaşamda: Akreptir ve başkasını sokar; sokar ama kadın vicdanıyla baş başa kalır eninde sonunda.
Türk Kadını, kendine sadece bir günü hak görüyorsa, elbette onun adına yapacak bir şey yoktur. Ama ben toplumun çocuk, kadın, erkek vs ayrımlara bölünmesinden rahatsızlık duyuyorum. Eğer bir başlık olacaksa o başlık İnsan Hakları olabilir. Her insanın Kamil olması yolunda onun için yapılan her türlü eylem, insanın alma ve verme yönünde eşit hakka sahip olduğu düşüncesiyle yapılmalıdır. İnsanın sadece yaşa ve bireysel becerilerine göre değişen ihtiyaçları vardır elbette. Ama nasıl ki bir Çinli, Amerikalı, Rus, Türk’ün insan olarak birbirinden farkı yoksa, insan evladının da kız-erkek diye ayırımlara tabi tutacağı ihtiyaçları yoktur. Tokluk, eğitim, güvenlik, sevgi, saygı, kendini gerçekleştirme her yaşın, her cinsiyetin ve her ırkın ihtiyacıdır. Eğer sorunlara bu açıdan yaklaşırsak, bir güne sığdırılmaya çalışılan Kadınlar Günü faaliyetlerinin anlamsızlığı da kendiliğinden ortadan kalkar. Ayrıca kadına atfedilen tüm sorunları ve çözümlerini de bir gün yerine 365 güne dağıtmış oluruz. Çünkü kadın sorunu dediğimiz her sorun, gelecek nesilleri yetiştiren kadınla birlikte, insanlığın temel sorunudur.
O halde, bizler kadına insan olarak yaklaşarak sorunlara çözümler üreteceğiz. Bizler kadına yaşam boyu ona yük olacak ve toplumsal hastalıklara sebep olacak zehirleri vermeyeceğiz. Biz kadını her insanın olması gerektiği gibi vakar ve başı dik bir insan-ı kamil olması yönünde 365 gün destekleyeceğiz. Biz tüm bunlardan sonra, dünyada Kadın Hakları konusunda Yeniz Zelanda, Avusturayla, İskandinavya ülkelerinden sonra haklarını almış nadide Türk Kadını olarak, 365 gün kendimiz dahil tüm insanlık için mücadele edeceğiz. Bunu yaparken hemcinslerimizi rakip değil ama müttefik olarak göreceğiz. Bizler insanın doğumuna gebe olan kadınların, insanlığın gelişimine katkı koymadan var olabileceği fikrini ret ederek, 365 gün kendine ve insanlığa yatırım yapan kadınları destekleyeceğiz.
Aksi halde, Boutros Boutros Ghali’nin dediği gibi, insanlık tek kanatlı kuş olarak asla uçmayı öğrenemeyecek!
Deniz Kite, 9 Mart 2011, Adana
©KadınMAG
YASAL UYARI: Haber sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yayınlanan özel haber, köşe yazıları ve özel fotoğraflar, sitemiz kaynak gösterilmek ve ilgili sayfamıza link verilmek koşuluyla yayınlanabilir. Aksi durumlarda art niyetli kişi ve/veya kuruluşlar ile ilgili her türlü yasal haklarımız saklıdır. Güncel ya da son dakika haberlerde kaynak olmadığı takdirde bizimle iletişime geçebilirsiniz.




