Ailenin bir üyesi: Köpek

AILENIN BIR UYESI KAP

Cesar Millan’ın yayımlandığı bütün dillerde hayranlıkla karşılanan “Ailenin bir üyesi” adlı kitabını insan ve köpek dünyası için bir milat sayabiliriz. Dünyanın en ünlü köpek eğitimcisi, bu kitabında köpek dünyasını “dışarıdan” değil, “içeriden” anlatıyor ve böylece insan dünyasıyla köpek dünyasını ayrılmaz bir biçimde birleştirip aile haline getiriyor. Rahatlıkla söylenebilir ki, insanlar ve köpekler için bir Millan’dan öncesi var, bir de Millan’dan sonrası…

National Geographic’teki “Köpeklere Fısıldayan Adam” adlı programıyla ününün doruğuna çıkan Cesar Millan’ın yayımlandığı bütün dillerde büyük bir ilgiyle karşılanan Ailenin bir üyesiadlı kitabı nihayet Türkçeye çevrildi.

Epsilon Yayınevi’nden Perran Yavuz’un çevirisiyle çıkan kitabın okurda ve yayıncılık kulislerinde daha yayımlanmadan yarattığı heyecan dalgasının nedeni ise çok açık: Cesar Millan, köpeklerin dünyasını “dışarıdan” değil, “içeriden” anlatıyor.

Köpeklerin gizemli yetenekleri

Köpeklerin dilini gizemli bir yetenekle daha çocukken çözen ve bu yüzden de “köpek adam” anlamına gelen “El Perrero” lakabını alan Cesar Millan, köpeklerin gizli kalmış yaşamını ve dilini görkemli bir başarıyla “dilimize” aktarıyor. Daha önce giremediğimiz bir dünyanın kapılarını sonuna kadar açıp, okura kodlarını daha önce çözemediği o dilden sesleniyor. Böylece, köpeklerin dünyasını bugüne kadar hep dışarıdan seyretmiş olan okuru da içeri çekip alıyor. Okur, içeride olup bitenleri gördükçe, tanıdıkça ve yaşadıkça başka birine dönüşüyor. Denebilir ki, bu kitabı okuyarak başka bir dünyanın eşiğinden içeri adım atan kişi, kitabı bitirdiğinde, artık bir kere görmüş olduğu o dünyayı görmemiş gibi yapamıyor. Sanki bugüne dek kapalı kalmış, varlığından bile haberdar olmadığı üçüncü gözü açılıyor. O gözle gördüklerini de bir daha unutamıyor ve kitabın sonunda çifte dünyaya kavuşuyor.

Köpeklerle aile olmak

Hemen belirtelim ki, gelmiş geçmiş en ünlü köpek eğitimcisi Cesar Millan’ın başarısı, insan dünyası ile köpek dünyasını ustaca harmanlamasında saklı. Bu iki dünyayı birbirinden koparmıyor, ayırmıyor. Birini deşifre ederken, diğerine yabancılaştırmıyor. Tam tersine, ikisini birbirinden ayrılmaz bir biçimde birleştiriyor. Aile haline getiriyor.

Kitap böyle başlıyor: Aile olmakla. Cesar Millan en başta söylüyor: “Köpekler de insanlar gibi oluşumumuzda oldukça işlevsel olan ortak bir özelliğe sahiplerdir ki, her iki tür de onsuz yaşayamaz. Tıpkı insanlar gibi köpeklerin de ebediyen bağlı oldukları bir kavram vardır: AİLE.”

Önce, köpeklerin aile olmaktan ne anladığını, bir aileye nasıl üye olduklarını ve aslında nasıl üye olmaları gerektiğini öğreniyoruz.

Bunları öğrenirken, kendimizi ve kendi aile anlayışımızı da sorgulamaya başlıyoruz. Hayatımıza neden bir köpek dahil etmek istemediğimizi, köpek isterken ailedeki herkesin aynı cephede olup olmadığını, bu sorumluluğu topluca alıp alamayacağımızı soruyoruz kendimize.

Bütün bu sorular ve yanıtlar, aynı koldan, iç içe ilerliyor. Çünkü kendimize sorduğumuz insan dünyasına ait bu sorular, yanıtlarını ve karşılıklarını köpek dünyasında buluyor. Örneğin, köpeklerin lider arayışlarını, itaat bağımlılıklarını, bunlara kavuşmadan doğalarındaki aile kavramına da kavuşamayacaklarını, dolayısıyla dünyalarımızı birleştirip aile olamayacağımızı öğreniyoruz. Ya da, köpek seçerken kendi enerjimizi nasıl saptayacağımızı, enerjimizi doğru saptadıktan sonra kendi enerjimize uygun köpeği nasıl seçeceğimizi, bu enerji eşleşmesi gerçekleşmediğinde karşılıklı bir biçimde nasıl mutsuz olacağımızı öğreniyoruz. Cesar Millan, iki ayrı dünyayı böyle böyle birleştiriyor işte. Daha önce hiç sormadığımız sorularla ve bugüne dek birer sır olarak kalmış yanıtlarla.

Yeni bir dünya

Cesar Millan her şeyi, ama her şeyi anlatıyor. Denebilir ki, köpeklerle ilgili anlatmadığı hiçbir şey kalmıyor. İç dünyamızı iyice aydınlattıktan hemen sonra, bir köpekle ilk karşılaşma anında neler yapmamız gerektiğinden başlayıp, işi sonuna kadar götürüyor. Yani köpeğimizle vedalaşacağımız o kaçınılmaz ayrılık anına, ölüme kadar anlatıyor. Sadece kendisinin bildiği, bizim hiç bilmediğimiz bir şeyi, gerçek köpek öyküleriyle ve çözümlediği sıra dışı vakalarla harmanlayıp o kadar iyi anlatıyor ki, kitabın sonunda, sanki yıllarca bir köpekle yaşamışız da ayrılma vakti gelip çatmışçasına hüzünleniyoruz.

Bu kitapta bütün pratik bilgiler bir arada. Köpeğinizi seçtikten sonra eve nasıl götürmeniz gerektiğinden tutun da, evinizi ve evin kurallarını ona nasıl anlatacağınıza kadar bütün bilgiler, hiç atlanmadan, tam zamanında ve sırasıyla, tek tek veriliyor. Evde kaç kişi yaşadığınıza göre, yaşınıza ve yaşamınıza göre, evde bebek ya da çocuk olup olmadığına göre ilişkinizin nasıl bir seyir izleyeceği teker teker anlatılıyor. Bunlarla da kalmayıp, eğer kendisinden sonra eve bir bebek geldiyse ya da boşanma durumunda neler yapılması gerektiğine kadar anlatılıyor. Yavru köpekle yetişkinin, yetişkinle yaşlı köpeğin farkları veriliyor. Davranış bozukluklarının köklerine iniliyor. Yeme içme düzenlerinden günlük programlarına kadar her şey veriliyor. Hastalıkları, seyahatleri, mutlulukları ve mutsuzlukları anlatılıyor. Bütün bu gerçekler ve olasılıklar artıp genişledikçe, Cesar Millan’ın tam da yapmak istediği şeyi gerçekleşiyor ve köpek ruhunu en derinlerine inerek kavramaya, dahası, eskiden sevmiyorsanız bile artık kesinlikle sevmeye başlıyorsunuz.

Ailenin bir üyesiokuru başka bir dünyaya çağırıyor. Hem okurun hem de köpeklerin dünyasını değiştiriyor. İnsanın sonsuz sevgi isteği belki de bu kitabın çağırdığı o yeni dünyada.

Comments are closed.