Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Çocuğunuz nasıl beslenmeli?

Yazan: admin 17 Şubat 2010  
Kategori: Bebek & Çocuk

cocuk_yemek34-5 yaş çocuk beslenmesi nasıl olmalı?
Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ayça Ilıca Murat bu dönemde doğru beslenme alışkanlıkları kazanma konusunda anne, baba ve aile büyüklerinin önemli birer örnek teşkil ettiğini söylüyor.

Çocuklarda okul öncesi dönem olarak da adlandırılan 4-5 yaş, evde kazanılan doğru beslenme alışkanlıklarının yerleştiği, bu alışkanlıkların okul dönemindeki yeme davranışlarınıda etkilediği hatta yetişkin birer birey haline gelindiğinde oluşabilecek sağlık sorunlarıyla bile ilinti olduğu bilinen bir süreçtir.

Bu yaş grubundaki çocukların günlük olarak her besin grubundan tüketmesi sağlanmalıdır. Bu besin grupları süt ve süt ürünleri, et grubu, sebze -meyve grubu, yağ grubu ve tahıllardan oluşmaktadır. Yapılan fiziksel aktivite göz önünde bulundurularak çocukların günlük beslenme düzeni ayarlanmalıdır.

Bu dönemde özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta kahvaltı yapma alışkanlığının oluşturulmasıdır. 1-2 dilim peynir çeşitleri, tam tahıllı ekmek, zeytin, pekmez-bal, süt, haftada 2-3 kere yumurta veya omlet, taze meyve, evde yapılmış kuru meyveli kek veya börek çocukların kahvaltılarında olabilecek gıdalardır.

Bu yaş grubu çocukların oldukça aktif oldukları ve gelişimlerinin en yüksek düzeyde seyretti düşünülerek gereksinimleri karşılayacak hem besleyici değeri yüksek hem de çocukların severek tüketebileceği gıdalarla beslenmesi gerekmektedir. Her zaman olduğu gibi her öğün kendi içerisinde yeterli miktarlarda karbonhidrat, protein ve yağ içermelidir. Mutlaka kahvaltı arkasına ara öğün, öğle yemeği, bunu takip eden 1 veya 2 küçük ara öğün ve akşam yemeği okul çocuğunun gereksinimlerini karşılayacak yemek sistemidir. Özellikle çocukların ana öğünlerde temel besin grubumuz olan ekmek ve ekmek türevi olan çorba - pilav - makarna gibi gıdalar, et/ tavuk haftada en az 1 gün balık ve mevsiminde olan herhangi bir sebze yemeği, bunun yanında oldukça önemli kalsiyum kaynakları olan süt ve yoğurt hem ana öğünlerde hem de ara öğünlerde tükettirilmelidir.

Büyüme ve gelişme sırasında vücutta meydana gelen bir çok mekanizmada proteinlere önemli görevler düşer. Eğer vücudumuz protein alamazsa vücut hücreleri yenilenemez. Bu durumda büyüme yetersiz kalır. Vücut için temel protein kaynakların yiyeceklerimizden sağlanır.

Proteinler bitkisel ve hayvansal kaynaklar olmak üzere iki kaynaktan elde edilir. Hayvansal kaynaklar yumurta, et, tavuk, balık, deniz ürünleri, süt,y oğurt gibi kaynaklardır. Proteinlerin bitkisel kaynakları ise kurufasuyle, nohut, mercimek gibi kurubaklagiller ve tahıl ürünleridir. Tabii bunların dışında hayatın başlangıcında aldığımız en değerli protein kaynağı anne sütüdür.

Hayvansal kaynaklı proteinlerin biyoyararlılığı yüksektir. Yani vücudumuz bu proteinlerden daha çok yararlanır. Bitkisel kaynaklı proteinlerin vücut tarafından kullanımı ise daha düşüktür. Hayvansal besinlerin içinde proteinin vucüt tarafından en iyi kullanıldığı gıdalar anne sütü ve yumurtadır. Her ikisinde de bulunan proteinlerin neredeyse tamamı vücudumuz tarafından kullanılır. Bu yüzden yumurta ve anne sütündeki proteinler “örnek protein ” olarak adlandırılırlar.

Çocuklarda büyümenin devam etmesi sebebiyle protein gereksinimi fazladır. Her yaş grubu için protein gereksinimi farklıdır.Alınan protein kaynaklarının vücudun kolay kullanabileceği kaynaklardan olması gerekir.Bu nedenle bitkisel kaynaklı proteinlerle beraber hayvansal kaynaklı proteinler de beslenmede kullanılmalıdır.

Proteinin eksik alınması çocuklarda büyümeyi ve zihinsel gelişimi etkileyebilir.Büyüme-gelişme sorunları oluşabilir. Ayrıca proteinin vücutta bir çok önemli reaksiyonda yer aldığını düşünürsek bu reaksiyonlarda da aksamalar gerçekleşebilir.

Çocuklar genellikle renkli yiyecekleri severler.Bu nedenle özellikle et yedirmekte zorlanıyorsanız köftesini sebzelerle karışık pişirebilirsiniz veya tabağını renkli biberlerle,havuçla süsleyebilirisiniz. Ancak çocuklar çoğu zaman ailenin beslenme alışkanlıklarını örnek alırlar. Örneğin akşam yemeği için çocuğunuza etli bezelye gibi yemekler yapıyor ama siz bu yemeği sevmediğinizi söylüyorsanız O da yemeyecektir. Bu yüzden özellikle yemek seçen çocuğunuzla beraber sofraya oturmaya ve aynı yemekten yemeye özen göstermelisiniz.

Proteinli gıdaların yapısı yüksek ısıda bozulur. Bu nedenle yüksek ateşe maruz kalmaması ve kavrulmaması gerekir. Orta veya kısık ateşte pişirilmesi daha doğru pişirme teknikleridir. Ayrıca et, tavuk gibi gıdaların yağda kızartılması durumunda zararlı bazı kimyasal maddeler oluşur. Bu maddeler özellikle kanserin öncü maddelerini oluşturabilir. Bu nedenle et, tavuk gibi gıdaları kızartmak yerine haşlama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilebilir. Balıklar buğulama yapılabilir veya fırında pişirilebilir. Yumurta haşlanırken de rafadan değil tam olarak haşlanmalıdır.Böyle pişirilirse proteinin vücut tarafından kullanımı daha fazla olur.

Bu yaş grubunda anneleri en çok üzen ve telaşlandıran konulardan bir tanesi çocuklarının iştahsız olup yemek yememeleridir. Çocuğumu doyuramıyorum, aç kalıyor düşüncesiyle ne yapacaklarını şaşıran anneler, doğru sandıkları bir çok yanlış yaparak yemek yemeği, ya çocukları için işkence haline getirirler yada kendileri için büyük bir tehdit unsuru oluştururlar.

Çocuklarda iştahı etkileyen en büyük etkenlerden birisi öğün aralarında abur-cuburla karnını doyurmalarıdır. Buna bağlı olarak doygunluk hissi hisseden çocuk ana öğünlerde yemek yemeği rededicektir. Oyalamak için ana yemek öncesi çocuğunuzun eline tutuşturduğunuz bir gofret veya bir dilim kek onu tıkayacak ve sofrada yiyecekleri reddetmesine neden olacaktır. Bu tip durumlarda çocuğun sofra düzenine alışık olması çok önemlidir.

Çocuğunuz bir yaşına geldiğinde artık aile sofranıza oturur hale gelmeli ve yemek zamanının aile ile bir araya gelinen, herkesin yemek yediği eğlenceli bir vakit olduğunu öğrenmelidir. Bunun yanısıra çocuğunuz gereksinimlerini karşılayacak küçük ara kahvaltılar yada meyveler, kahvaltı ile öğle yemeği arasında, öğle yemeği ile akşam yemeği arasında verilebilir ancak bu ara öğünler iştahı kapatıcak miktarda ve ana öğün saatine çok yakın olmamalıdır. Ayrıca yemek tabaklarının çocuğunuzun ilgisini çekecek tarzda renkli ve eğlenceli olması, tabağına yiyebileceği kadar yemek konması çocuğunuzun çok daha istekli yemek yemesini sağlayacaktır. Bunların dışında çocuğunuzla beraber alışveriş yapmanız, sofra hazırlanırken yardım istemeniz hatta onunda yemek hazırlanmasında katkıda bunmasına fırsat tanımanız çocuğunuzun yemek yeme isteğini artırıcı yönde olumlu etkiler oluşturacaktır.

Yemek öncesi çocuğunuzun hem temizlik hem de kendisini daha zinde hissetmesi için elini yüzünü yıkaması faydalı olacaktır. Çocuğunuz çok yorgun ve uykusuzsa yemek yemesi konusunda ısrarcı olmayın.

Çocuğunuzun yemeği reddetmesindeki diğer en önemli etmen ise aynı biz yetişkinlerde olduğu gibi iştahsız olmasıdır. Özellikle hasta ve ateşi yükselmişse, diş çıkartıyorsa, yorgun yada uykusuzsa, alışmış olduğu düzen değişmişse çocuğun iştahında azalma gözlenebilir. Bu dönemde de telaşlanmadan hacmi küçük ama içeriği çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılayacak, normalde de yemekten hoşlandığı yiyecekleri görsel açıdan da ona hitap edecek eğlenceli tabak süslemesiyle yine ısrarcı olmadan yemesini sağlayabilirsiniz.

Tüm bunlara rağmen çocuğuz da kilo kaybı gözlemliyorsanız,yemek yemeği şiddetle reddediyor ve yediklerini çıkartıyorsa mutlaka vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanız faydalı olacaktır.

Sağlıksız beslenen çocuklarda görülebilecek en büyük sağlık sorunu çağımızın hastalığı obezite ve ardından gelebilecek obezitenin yol açtığı genç yaşta oluşabilecek kalp damar hastalığı, diyabet, tansiyon, böbrek fonksiyonlarında bozukluk, mide rahatsızlıkları, demir eksikliği ve bu eksikliğin neden olabileceği bir çok hastalık görülebilir. Bunun yanısıra yetersiz beslenme sonucu gelişim bozuklukları ve konsantrasyon problemleriylede sıklıkla karşılaşılmaktadır .

KadınMAG

1 yaşına kadar inek sütü yasak

Yazan: Handan Güner 15 Şubat 2010  
Kategori: Bebek & Çocuk

inek_sutuÇocuklar kabızlık sorunuyla sık sık karşılaşıyor.
Bebekler ve çocuklar kabızlık sorunuyla sık sık karşılaşıyor.

Acıbadem Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevil Elçin Kızılok, kabızlığın her yaşta görülen ciddi bir sindirim sorunu olduğunu belirterek, bazı bebeklerin anne sütü almalarına rağmen bağırsak yapısındaki sorunlar nedeniyle kabızlık sorunu yaşayabildiğine dikkat çekiyor.

Kızılok, bebeklerde kabızlığa yol açması nedeniyle bir yaşına kadar inek sütünü önermediklerini de belirtiyor. Yeterince sebze ve meyve yememek, bağırsaklarda posa oluşmasına engel oluyor. Sevil Elçin Kızılok, kuru kayısının kabızlığa çok iyi geldiğini söylüyor.

Pedagog Sevil Gümüş KadınMAG’da!

Yazan: Pedagog Sevil Gümüş 06 Şubat 2010  
Kategori: Ana Haber, Bebek & Çocuk, Güncel

pedagog_sevil_gumus_haber_iciPedagog Sevil Gümüş kimdir?

Pedagog Sevil Gümüş, Boğaziçi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Okul Öncesi öğretmenliği, ikinci alan olarak Psikolojik Rehberlik ve Danışmanlık lisans programından Yüksek Onur derecesi ve bölüm beşincisi olarak 2006 yılında mezun oldu. Üniversite eğitimi sırasında çeşitli kolejlerde staj yaptı ve birebir çocuklarla evlerinde çalıştı.2007′de Londra’ da eğitim kurslarına ve çeşitli seminerlere katıldı. Oradaki eğitim modellerini, çocuk yetiştirme stillerini ve aile yapılarını inceledi. Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli eğitim ve sağlık kurumlarına pedagojik danışmanlık yaptıktan sonra British International School’da anaokulu bölümünde çalıştı ve aynı zamanda özel eğitim bölümüne destek oldu.

Türkiye’de bir ilk olan sadece çocuklar ve gençlerin ihtiyaçlarına göre dekore edilmiş Parenting Skills & Counseling Center (Psikolojik Danışmanlık ve Anne Baba Becerileri Merkezi) 2008′de açtı ve Merkezinde Pedagog, Çocuk ve Ergen Psikolojisi ve Gelişimi Uzmanı olarak çalışmaya devam etmektedir.

Bunun yanı sıra çeşitli eğitim dergilerine, web sitelerine ve gazetelere alanı ile ilgili makaleler yazmaktadır ve TV Programları ve Haber Bültenlerinde görüşlerini paylaşmaktadır. Aynı zaman Çocuk ve Gençlerle ilgili ürün markalarına sahip firmalara pedagojik danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Yaklaşık 13 senedir çocuklar ve gençlerle çalışmaktadır. Pedagog Sevil Gümüş ayrıca yabancı uyruklu ailelere de danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Gümüş, Psikoloji alanında Yüksek Lisans Eğitimine devam etmekte ve bu alandaki araştırmaları ve yenilikleri takip etmektedir.

Aldığı Eğitimler;

* Psikolojik Testler Derneğinden “Çocuklarda Objektif Testler” Eğitimi aldı (Porteus Zeka Testi, Catell 2A Zeka Testi (Catell Culture Free İntellegence Test), Aleksander Pratik Zeka Testi-Kohs Küpleri, Frostiğ Gelişimsel Görsel Algı, Ankara Gelisim Envanteri (AGTE), Gessel Testi, Metropolitan Okul Olgunluğu Testi, Peabody Kelime-Anlama Testi, Kent Egy).

* ABD’li Dr.Byron ve Dr.Carol Norton tarafından eğitimi verilen “Experiential Play Therapy (Deneyimsel Oyun Terapisi)” sertifikası almıştır.

* Academy of Cognitive Therapy (ACT) ‘nin eğitici terapisti ve Bilişsel Davranış Terapileri Derneği Başkan Yardımcısı Doç.Dr. Hakan Türkçapar’dan “Yoğunlaştırılmış Bilişsel Davranışçı Terapi” eğitimi almıştır

* Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uzmanı, Prof. Dr. Mücahit Öztürk’ten “Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı” Eğitimi aldı.

* Family Enhancement and Play Terapi” Merkezi Kurucusu PhD, Dr. Risë VanFleet tarafından verilen “Yoğunlaştırılmış Filial Therapy” eğitimi alarak Filial terapist olarak ailelerle çalışmaya başladı.

* Gelişimsel Çocuk Nöroloji Derneği tarafından adaptasyon çalışması yapılan “Denver II Gelişim Tarama Testi” uygulama eğitimi aldı.

* Dr.Risë Vanfleet’ın tarafından geliştirilen “Child-Centered Play Therapy” eğitimini Dr. Rise Vanfleet tarafından aldı.

* Dr.Ender Uzundemir Marangoz’dan “Portage Eğitimi Paketi” sertifikası aldı.

* “Good-Enough Harris Bir İnsan Çiz Testi, Bender Gestalt Görsel-Motor Algılama Testi, Burdon Dikkat Testi” eğitimi aldı.

Uzmanlık Alanı
Çocuk ve Ergen Danışmanlığı

0-18 yaş Bebek, Çocuk ve Ergenlere Psikolojik Danışmanlık

0-6 Yaş Gelişim Kontrolü ve Danışmanlık

Çocukluk ve Ergenlik Dönemi Ruh Sağlığı Bozuklukları

Aile ve Çocuk Danışmanlığı ve Terapisi

Çocukların Gelişim İhtiyaçlarına Özel Program Geliştirme ve Uygulama

Ailelere Filial Oyun Terapisi Eğitimi

Yönlendirilmemiş Oyun Terapisi

Davranış Problemleri

Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği

Konuşma Sorunları

Sünnet için en uygun zaman?

Yazan: Handan Güner 22 Ocak 2010  
Kategori: Bebek & Çocuk

sunnetÇocuğunuzun sünnetini ne zaman yaptıracağınıza karar vermek için doktorların uyarısını dikkate almalısınız.

Sünnet zamanı seçimi pek çok aile için kafa karıştıran çok önemli bir konudur. Ebeveynler sünnet için çocukların yaşı ve mevsim seçiminde titiz davranır. Sömestr tatili hem sağlık açısından hem de sosyal yönden sünnet için en uygun dönemlerden biridir. Memorial Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Turan Kanmaz, ” En uygun sünnet dönemi ve dikkat edilmesi gerekenler” hakkında bilgi verdi.

Sünnetin yararlılığı konusunda sayısız çalışma olmakla beraber sünnet zamanlaması konusunda görüş birliği yoktur. Konusunda uzman kişilerce, hastanelerde, yenidoğan döneminde gerçekleştirilen sünnet; bebek, aile ve doktor açısından en az soruna yol açmaktadır.

Genel olarak 3 ile 6 yaş arası çocuklarda sünnetin sakıncalı olduğu söylenir ama bu durumun bilimselliği kanıtlanmamıştır. Bilinçli çocukta sadece bölgesel uyuşturucu kullanılarak sünnet yapılması yüksek derecede psikolojik hasar verme riski taşır, ama çocuğun uyutulması şartıyla, ağrısız ve rahat bir sünnet işlemi gerçekleştirilirse yaşın çok büyük bir önemi kalmamaktadır.

Sömestr Tatili Sosyal Açıdan En Uygun Dönem

Sosyal olarak yarıyıl tatilleri çocuklar için uygun bir sünnet dönemidir, havaların soğukluğundan dolayı ev dışı aktivasyonlar kısıtlıdır. Sonuç olarak çocuk daha uygun koşullarda, evinde dinlenerek rahat bir sünnet sonrası dönem geçirecektir. Sünnet sonrası en önemli dönem ilk 24 saattir, olası sorunlar en çok bu dönemde gerçekleşir. Sünnet sonrasında ilk hafta aşırı hareketlilikten kaçınmakta yarar vardır.

Genel Anestezi İyileşme Sürecini Kısaltır

Cerrahi işlemin hastane koşullarında ve hatta ameliyathanede yapılması en doğru seçim olacaktır. Halen pek çok sağlık kurumunda lokal (sadece penisin uyuşturulması) ve genel anestezi (hastanın narkozla uyutulması) ile sünnet yapılmaktadır. Ancak son yıllarda 3 ayını geçmiş çocuklarda kullanılacak anestezi şeklinin genel anestezi olması gerektiği konusunda artık bir fikir birliği oluşmuştur.

Genel anestezi hem çocuğu ruhsal bakımdan koruyacak hem de iyileşme sürecini kısaltacaktır. Şüphesiz bu konforlu ve daha insancıl bir yaklaşım olmaktadır. Ayrıca günümüzde uygun ortamda, çocuklara özel, ileri teknoloji kullanılarak verilen genel anestezi eski yıllara göre çok daha güvenli hale gelmiştir.

Lokal anestezide ise; hangi koşullarda ve yaşta yapılırsa yapılsın çocuk penisine yapılacak olan iğne yüzünden büyük korku ve panik yaşamaktadır. Bu anlar çocuk tarafından yaşamı boyunca korkuyla hatırlanmaktadır. Bu nedenle lokal anestezi sadece 3 aydan küçük bebekler için önerilmektedir.

Komplikasyon ve sakıncalar

Sünnet sırasında derinin fazla kesilmesi, kötü nedbe dokusu kalması, kanama, şekil bozuklukları, idrar yolunun zarar görmesi gibi kalıcı sakatlıklar ve enfeksiyon karşılaşılabilecek problemlerdir. Konuda deneyimli kişilere yaptırılması ile bu tür komplikasyonlar en aza indirilebilmektedir.

Uyarılar

- Halk arasında doğuştan sünnetli ya da peygamber sünnetli olarak bilinen hipospadias durumu varlığında kesinlikle sünnet yaptırılmamalıdır. Bu durumun ameliyatla düzeltilmesi gerekir.

- Ailede kanama hastalığı olan, düşme ya da diş çekimi sonrası uzun süre kanama öyküsü bulunan, iğne yapıldıktan sonra veya bir darbe sonrası büyük şişlik ve çürükleri oluşan, zaman zaman kendiliğinden diş eti ya da burun kanaması olan çocukların mutlaka kan testleri yapıldıktan sonra sünnet edilmeleri gerekir.

- Ailede bulunan kronik (müzmin) hastalıklar, önceden geçirilmiş önemli rahatsızlıklar (hastanede yatmayı gerektiren) ve ameliyatlar da girişimi yapacak olan hekim tarafından bilinmelidir.

- Sorunları olan hastalarda sünnetten önce gerekli önlemler alınarak tehlikeli durumlar oluşmasının önüne geçilebilmektedir.

Sünnet sonrası bakım

Hastanemizde kullanılan Plastibell yöntemi nedeniyle herhangi bir pansuman ya da bakım gerekmemektedir. İlk 24 saat düzenli ağrı kesici ve 3 gün süreyle yaraya antibiyotikli merhem kullanılması önerilir.

Sünnet işleminin ertesi günü banyo yapılabilir. İşleme bağlı şişlik, hafif pembe lekelenmeler olabilir. Cerrahi iyileşme birkaç gün içinde olmakla beraber, görüntü olarak tam iyileşme 3 haftayı bulur.

Modanın kalbi Barbi koleksiyonlarında atıyor!

Yazan: admin 20 Ocak 2010  
Kategori: Bebek & Çocuk

Tüm dünyada kız çocuklarının en sevdiği oyun arkadaşı Barbie, yepyeni bebekleri Barbie Fashionistas ile süper modellerin dünyasını kız çocuklarının oyunlarına taşıyor.

barbie_fashionistas

Moda dünyasının yakından takip ettiği Barbie, 2010 yılının en moda, en trendy ve en göz kamaştırıcı bebekleri Barbie Fashionistas ile minikleri büyülemeye hazır. Modayı yaşam tarzı haline getiren Barbie Fashionistas bebekler Şirin, Süslü, Romantik, Çılgın, Havalı ve Gösterişli tarzlarıyla süper modellerin podyumda verdikleri pozları veriyor.

Pırıltılı kostümleri ile göz kamaştıran süper model bebekler, kız çocuklarının oyunlarına son modayı getirirken, hareket eden eklemleri ile yüzlerce farklı poz verebiliyor. Miniklerin istediği pozu verdirerek eğlenceye doyamayacağı Barbie Fashionistas bebekler faklı tarzları ile her zevke hitap ediyor.
Kız çocukların oyunlarına renk katacak Barbie Fashionistas bebekler, Barbie koleksiyonlarının en gözdesi olacak.

KadınMAG

Bebek mamalarına dikkat!!!

Yazan: Handan Güner 20 Ocak 2010  
Kategori: Bebek & Çocuk

bebek-mamasiTarım ve Köyişleri Bakanlığı, 1 Mart 2010 tarihine kadar yurda sokulacak olan GDO olarak bilinen “genetiği değiştirilmiş gıdaların” kapsamını genişletti.

GDO yönetmeliğinin genel hükümleri belirleyen ve bebek mamaları, bebek formülleri, devam mamaları, devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması, insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatı ve piyasaya sunulmasını yasaklayan 5′inci maddenin uygulamasını 1 Mart erteleyen Tarım Bakanlığı, böylece en son dün kontrol belgesi almış ithalatçılara AB kriterlerine uygun olması koşuluyla 5′inci madde kapsamında yasaklanan ürünlerin ithalatına 1 Mart 2010 tarihine kadar izin vermiş oldu.

Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlandı.

26 Ekim’de yayınlanan GDO yönetmeliğinin ardından izin koşulları, başvuru ve ithalatla ilgili maddelerin yürürlük süresini 20 Kasım’da yayınladığı yönetmelikle 1 Mart 2010 tarihine kadar uzatan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, aldığı son kararla GDO’lu ürünlerle ilgili genel hükümleri içeren 5′inci maddenin uygulamasını da 1 Mart’a kadar uzattı. Yapılan değişiklikle 26 Ekim 2009 tarihli GDO’yla ilgili yönetmeliğin genel hükümlerini düzenleyen 5′inci maddesinin uygulaması 1 Mart 2010′a ertelenmiş oldu.

Yeni yapılan değişiklikle GDO’lu ürünlerle ilgili genel hükümleri düzenleyen 5′inci maddenin uygulaması da ertelenmiş oldu. Uygulaması ertelenen madde ithal edilen, üretilen veya dağıtımı yapılan GDO’lu gıda veya yemin çevre, insan veya hayvan sağlığı açısından olumsuzluğu tespit edildiğinde, gıda veya yem işletmecisi sağlığı ve çevreyi korumak amacıyla gerekli tedbirleri almak, Bakanlığı, diğer ilgili mercileri ve tüketicileri acilen bilgilendirmek ve söz konusu gıda veya yemi, piyasadan geri çekmek zorunluluğu getiriyor.

GDO’lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılmasını yasaklıyor ve insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatı ve piyasaya sunulmasını engelliyordu.

İlgili yönetmelikle yapılan erteleme kararıyla, yönetmeliğin bugün yürürlüğe girmesi nedeniyle (dün itibariyle) kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında, bu ürünlerin Avrupa Birliği’nin kabul ettiği kriterlere uygun olması koşulu ile 5′inci maddeye uygun olması şartı aranmayacak.

Böylece yönetmeliğin çıkarılmasından önce kontrol belgesi almış ithalatçılara AB kriterlerine uygun olması koşuluyla 5′inci madde kapsamında yasaklanan ürünlerin ithalatına 1 Mart 2010 tarihine kadar izin verilmiş oldu.

Bebeklere ek gıda obezite riskini artırıyor

Yazan: KadinMag 18 Ocak 2010  
Kategori: Bebek & Çocuk

bebek_yemekBebeklerde tamamlayıcı ek gıdalara önerilenden erken başlanması obezite (şişmanlık) ile besin alerjisi riskini artırıyor.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşegül Tokatlı, yaptığı açıklamada, bebeklik dönemindeki beslenme süreçlerinin, “anne karnındaki beslenmeden sütle beslenmeye geçiş”, “anne sütü dışındaki besinlerle karşılaşma” ve “erişkin tipi beslenmeye geçiş” şeklinde üç döneme ayrılabileceğini söyledi.

Anne sütünün yaşamın ilk altı ayında bebeğin tüm gereksinimlerini tek başına karşıladığını, ancak altı ay sonrasında yetersiz kaldığını anlatan Tokatlı, “Altı ay sonrasında artan vücut ağırlığı nedeniyle gereksinim duyulan enerji, anne sütü hacmi ile karşılanamaz. Ayrıca, anne karnındaki dönemin son üç ayında anneden bebeğe geçen demirle dolan bebeğin demir depoları, ilk 5-6 ayda tükenir, bu nedenle bu aydan sonra bebeğe demir sağlayacak tamamlayıcı ek gıdalara gereksinim vardır. Ancak tamamlayıcı ek gıdalarla birlikte anne sütü demutlaka verilmelidir” diye konuştu.

“İLK KEZ DENENECEK BESİNLER BEBEĞE AÇKEN VERİLMELİ”
Tokatlı, ilk kez denenecek besinlerin, reaksiyonların doğru tespit edilebilmesi için haftada bir çeşit olacak şekilde başlanması gerektiğini ifade ederek, şu önerilerde bulundu:

“İlk kez denenen besin tek öğün olarak, çok az miktarlarda ve bebek açken verilmeli. Bebek almazsa zorlanmamalı, bir süre geçtikten sonra denenmeli. Tüm besinler kaşık ile verilmeli. Bebeğe verilecek yiyecekler doğal ve taze ürünler kullanılarak hazırlanmalı, konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler verilmemeli. Hazırlanan yiyecekler uzun süre oda ısısında bekletilmemeli.”

“BEBEK ÖLÜMLERİNİN EN YÜKSEK OLDUĞU DÖNEMDİR”
Ek besinlere geçiş döneminde, yani altı ay civarında bebeğin anne karnındaki dönemde anneden sağladığı pasif bağışıklığın artık tam koruma sağlayamayacak kadar azalmasının bebeği başta ishal olmak üzere çeşitli enfeksiyonlara karşı korumasız olduğunu anlatan Tokatlı, “Ek besinlerin hazırlanış, saklanış ve bebeğe sunuş aşamasında hastalık yapıcı mikroplarla bulaşması halinde korumasız olan bebekte kolaylıkla ishal gelişir” dedi.

Tokatlı, ek besinlerin yetersizliğinin de ciddi sorunlara yol açabildiğini belirterek, “Sık geçirilen enfeksiyonlar, diyete inek sütünün
eklenmesi ve bunun yol açtığı mikro kanamalar, ek besinlere geç başlanması, bu dönemde demir eksikliği anemisinin sık gelişmesinin nedenleridir” diye konuştu.

“Ek besinlere geçiş döneminin gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde bebek ölümlerinin ve hastalık gelişiminin en yüksek olduğu dönem” olduğuna dikkati çeken Tokatlı, tamamlayıcı ek besinlere geçişin önerilen şekilde uygulanmadığı taktirde bazı psikososyal sorunlara neden olabileceğini ifade etti.

Tokatlı, “Annenin bebek doyduğu halde ek besin vermekteki ısrarı, bebeğin istemediği besinleri vermek için yaptığı zorlama gibi nedenler bebek-anne ilişkisinde zedelenme yaratabilir. İştahsızlık, kusma, bunların sonucunda yetersiz kilo alımı anne ile bebek arasındaki beslenme ilişkisinin bozulmasından kaynaklanabilen ciddi sonuçlar yaratabilen olaylardır. Bu tür sorunların gelişmemesi için anneye bebeğini beslerken acele etmemesini, ısrarcı olmamasını öğütlemek gerekir” uyarısında bulundu.

Çocukta kardeş kıskançlığı

Yazan: KadinMag 18 Ocak 2010  
Kategori: Bebek & Çocuk

aglayan_cocukKardeşi doğduğundan beri çocuğunuza bir hal oldu. O uyumlu çocuk gitti, yerine sürekli problem çıkaran biri geldi sanki.

Çocuğunuz son zamanlarda içine mi kapandı? Onu parmağını emerken mi görüyorsunuz? Doğduğunda çok sevdiği kardeşini artık istemediğini mi söylüyor? Bu belirtilerden onun kardeşini kıskandığını anlamak zor değil. Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü’nden Pedagog Güzide Soyak, kardeş kıskançlığının normal bir duygu olduğunu, ancak her çocukta aynı oranda görülmediğini söylüyor.
Kardeş kıskançlığı her çocukta ve aynı oranlarda görülmeyebilir. Çocuklar arasındaki yaş farkı ne kadar yakın olursa, özellikle küçük yaş döneminde daha yoğun yaşanabilir. Anne-babanın tutumları, cinsiyet, yaş faktörü  sıkıntıların boyutunda etmen olur.  Çocuk, kendisinin daha az sevildiğini düşünür. Eğer çocuklar arasındaki yaş farkı 2.5 / 3 yaştan az ise bu daha yoğun yaşanır.

HER ÇOCUĞUN KİŞİLİĞİ FARKLIDIR
- Anne ve babalar ne kadar eşit davranırlarsa çatışmanın o kadar az olacağını sanırlar. 5 yaş ile 10 yaşın ihtiyaçları ve bunların çözümünde kullanılan yöntemler aynı olamaz. Çocukların yaş dönemlerine uygun iletişim kurmak gerekir.
- Tartışmaların olması olağandır. Ebeveynler buna müdahale ederse, çocukların sorunla baş etme becerilerinin gelişmesini engellemiş olurlar. Fiziksel zarar vermedikleri ve birbilerinin haklarını yemedikleri sürece müdahale edilmemeli, haklı ve haksız ayırımı yapılmamalı.
- Kıskançlığı yoğun yaşayan çocukla ilgili, günlük işlerde onun da seçebileceği bir yakından yardım istenmeli. Kardeşin olmadığı baş başa geçirilen saatler de planlanmalı.
- Kardeş bile olsalar her çocuğun kişiliği farklıdır. Farklılıklarına saygı gösterilme-li, kızmak yerine düşünceleri dinlenmeli.
- Ev içi ve kardeşle ilgili günlük sorumluluklar verin ve yerine getirdiğinde övün.
- Yeni bir kardeş gelme aşamasında eşyalarını onun izni olmadan bebeğe vermeyin.
-  Üç yaşındaki bir büyük kardeş, bebeğin canlı olduğunu ve ona zarar verebileceğini bilemez, ilgisine gösterilen tepkiye   öfkelenir. Olumlu ya da olumsuz tutumlar geliştirir.
-Anne ve baba, çocuklarla ilgili iş paylaşımı yapmalı. Anne, bebeği emzirirken baba da büyük çocuğun giysisini değiştirebilir.

PÜRÜZSÜZ İLİŞKİ BEKLEMEYİN
Prof. Dr. Yankı Yazgan
Kardeşler arasındaki çekişmeler son derece doğaldır. Kardeşler arasında pürüzsüz ve mükemmel ilişki beklentisi gerçekçi değildir. Bazı çocukların ihtiyaçları, klasik bir anne-baba yaklaşımıyla karşılanamayacak derecede yoğun olabilir; ihtiyaçlarını ne kadar karşılarsanız karşılayın bunu hissetmekte zorlanan çocuklar vardır. Bu durumlarda da çocuk psikolojisi konusunda uzman olan bir kişiye danışmak yararlı olacaktır.

‘ABİ/ABLA VURGUSU YAPMAYIN’
Uzman Psikolojik Danışman Yael Profeta
Kardeş kıskançlığı olarak adlandırılan durum, her anlamda beslenmek için kullanılan kaynağın paylaşılmasıyla ilgili sıkıntıdan doğar. Kendisine daha az sevgi, ilgi, zaman kalacağını düşünen çocuklar, hırçınlık, öfke patlamaları, ağlama krizleri,  uyku problemleri, içe kapanma, alt ıslatma, dışkı kaçırma, tırnak yeme gibi birçok davranış problemleri gösterebilir. Tepki gösteren çocuğa, ebeveyn, ‘tek ve biricik’ olduğunu hissettirebilmelidir. Bazen küçük kardeşin yorucu olduğu, çok ağladığı vs. gibi ufak şikayetlerde bulunulabilir. Çocuk kardeşin bakımına katılabilir, ama istemiyorsa zorlanmamalı ve ‘abi / abla’ vurgusu da fazla yapılmamalıdır. Baş edilemeyen durumda mutlaka bir uzmana götürülmelidir.

Avrupa’da çocuklar üzerinde yapılmış en büyük araştırma

Yazan: admin 12 Ocak 2010  
Kategori: Bebek & Çocuk

Avrupa genelinde bugüne dek yapılan en büyük çalışmada 8-14 yaş arası, dijital açıdan bilinçli çocukların yepyeni bir kuşağı tanımlandı. İnternetsiz bir dünyayı hiç bilmeyen ve öte yandan hem kendi gelecekleri hem de gezegenin geleceği konusunda güçlü bir bilinç sahibi olan bu çocuklara ‘XD Kuşağı’ – yani X Kuşağının Dijital Çocukları deniyor.

disney_cocukYeni çocuk kanalı Disney XD için sürdürülen araştırmalar çerçevesinde Disney tarafından hazırlatılan raporda; Avrupa genelinde altı ülkede 8-14 yaş arası 3,000’i aşkın çocukla bir araştırma yapıldı ve elde edilen sonuçlar çocukların internetle olan ilişkilerinin yanısıra, ailelerine ve ünlüler kültürüne yönelik tavırları ile de ilgili pek çok efsaneye son verdi.

Dijital ortamda yetişmeleri nedeniyle önceki kuşaklardan temel bir farkı olan XD Kuşağı; yani X Kuşağından anne-babaların 1995-2001 arasında dünyaya gelen çocukları diğer tüm kuşaklardan daha fazla teknolojik gelişmeye tanık oldular ve dijital eğlencenin, cep telefonlarının ya da sosyal medya kanallarının olmadığı bir yaşamı hiç tanımadılar.

Disney XD EMEA Araştırmadan Sorumlu Yetkili Müdürü Victoria Hardy araştırmayla ilgili şunları söylüyor: Yeni bir on yıla girerken XD raporu; günümüz çocuklarının popüler manzarasını yeniden tanımlamakta ve onları toplumsal bilinci olan pozitif, içinde yaşadıkları teknolojiyi kendi yaşamlarında ve çevrelerindeki dünyada olumlu bir etki yaratmak üzere kullanan bir kuşak olarak göstermektedir.

Araştırma, eşi benzeri görülmemiş bu aidiyetin sonucu olarak aşağıdaki trendleri ortaya koymaktadır:

• Dijital Kuşak - XD’ler teknolojiye çok hakim olmakla birlikte, onu yüzyüze sosyal etkileşimin yerine koymak yerine, etkileşimi güçlendirmek için kullanıyorlar.
- En tercih edilen arkadaşlarla buluşma yöntemi hâlâ yüzyüze sosyal temas (%30). Sonra mesajlaşma (%15), çevrimiçi sohbet (%14) ve cep telefonu (%8) geliyor.
- %95’i internet ve bilgisayarların onlar için önemli olmadığına inanıyor.
- %53’ü internetin okul dışında da arkadaşlarıyla konuşma olanağı vererek yaşamlarını geliştirdiğini düşünüyor.
- %44’ü internetin arkadaşlarıyla bağlantıyı koparmamayı kolaylaştırdığını söylüyor.
- Internetin en yaygın kullanımları konusunda ev ödevi (%59) oyunların (%74) arkasından geliyor.

• Mini-Girişimciler – Kısmen kendilerinden önceki X Kuşağının kredi-ve-borç kültüründen kaynaklanan ekonomik krize rağmen, XD’ler erken dönemde sağlam finansal alışkanlıklar ediniyorlar.
- %70’i harçlıklarını hemen harcamak yerine biriktiriyor
- XD’lerin %64’ü büyüdüklerinde bir başkasının yerine kendileri için çalışmayı istiyorlar

Kuşağın Amaçları – XD’lerin içinde yetiştikleri, ünlülerin etkisindeki ortama rağmen güçlü aile değerleri var ve ün peşinde koşmak yerine geleneksel mesleklere özeniyorlar
- Geleceğin önde gelen beş mesleği veteriner hekimlik, öğretmenlik, futbolculuk, doktorluk ve polislik.
- Her ülkede dünyada en beğendikleri kişi sorusunun yanıtı %43 anne, ardından %30 ile baba oldu.

Yeşil Çocuklar – XD Kuşağı çevreye özen göstermenin önemli olduğunu söylüyor
- XD’lerin %97’si gezegene özen göstermenin önemli olduğuna inanırken, %74’ü daha şimdiden düzenli olarak geri dönüşüm yapıyor.

Stuff Yayın Danışmanı Tom Dunmore şöyle diyor: Yirmili yaşlarındayken tüm modern olanaklara sahip olan X Kuşağının çocukları olarak, XD Kuşağının internetin onlara nasıl yardımcı olacağını çok iyi bilmeleri beklenirdi. Ancak ilginç olan, hayata karşı yaklaşımlarında hem en son teknolojiyi hem de geleneksel aile değerlerini benimsemeleri. Kaçınılmaz olarak David Beckham’a değinilse de, ünlü olmak aileden sonra geliyor ve şarkıcı ya da ünlü olmak yerine veteriner veya öğretmen olmayı istiyorlar. Bu hem şaşırtıcı, hem de cesaret verici. Gerçekten de, XD Kuşağı bildiğimiz şekliyle gençliğin geleneksel tanımını yeniden şekillendiriyor.

Disney XD’den Victoria Hardy ekliyor: XD Kuşağı’ndan çocuklar sosyo-ekonomik sorunları, köklü aile değerlerini çok iyi biliyorlar ve daha şimdiden gelecekte büyük etkisi olacak davranış düzenleri sergiliyorlar. Disney; aile eğlencesinde dünya lideri olarak izleyicilerimizi tanımaya devam etmek, onları esinlendirecek ve kritik bir şekilde, dijital evrenlerinde istedikleri zamanda ve yerde erişebilecekleri içerik üretmemize yardımcı olmak için büyük yatırımlar yapıyor. Bunların her ikisi de Disney XD için merkezi önem taşıyor.

Disney XD 6-14 yaş arası erkek çocuklara odaklanmış, kız çocuklarını da kapsayan, türünün dünyadaki ilk örneği olan bir TV kanalıdır. Türkiye’de Ekim 2009’da yayına başlayan kanal; erkek çocukları ve onların keşfetme, başarı, spor, serüven, müzik ve gülmece arayışlarını hedef alan live-action ve animasyon programlardan oluşan çekici bir program yelpazesi sunuyor.

Daha fazla bilgi için: (www.disneyxd.com.tr)

KadınMAG

Hayal dünyası masallarla renklensin!

Yazan: Handan Güner 11 Ocak 2010  
Kategori: Bebek & Çocuk

masal-diyari1Her çocuğun masal dinleyerek büyümesinde fayda var. Çünkü masallar, çocukların hayal dünyasının gelişmesini; masallardaki değişik semboller ise hayatın gerçekleriyle yüzleşmelerini sağlar.

“Kırmızı Başlıklı Kız, bir gün hasta olan büyükannesine yiyecek götürmek için yola çıkmış. Yolda karşılaştığı oduncu amca ona şöyle demiş: Aman kızım, sakın ormanın içinden geçme, çok tehlikeli!..” Devamını bilmenize rağmen tamamını anlatsak okurdunuz, değil mi? İşte masallar bu kadar sürükleyici.

Çocuklar için ise büyüleyici…

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nden Psikiyatrist Prof. Dr. Emine Zinnur Kılıç, masalların çocukları nasıl etkilediğini ‘Bebeğim ve Biz’ dergisine anlattı…

MASALA BAŞLAMAK İÇİN EN UYGUN YAŞ…
İki yaşından itibaren çocuklara hayvan masalları okunmaya başlanabilir. Bu masallar gerçekle hayali ayırt etmek için iyi bir başlangıçtır, çünkü masallarda hayvanlar konuşurlar.

Halbuki bu yaştaki çocuk artık hayvanların insanlar gibi konuşamadığının bilincindedir. Bu masallar, çocuğa duygularını ifade etmesi, doğruyu yanlışı anlaması için semboller kazandırır. Bu masallardaki örnekler, çocuğu korkutmadan uyarmak açısından yararlıdır. Örneğin; evinden ayrılan ayı yavrusu kaybolur, üzülür. Bunu masal olarak anlatmak ve çocuğa dolaylı olarak mesaj vermek; ona, ‘Evden uzaklaşma, kaybolursun, kaçırırlar’ gibi uyarılar yapmaktan daha az korkutucudur.

Çocuk büyüdükçe daha karmaşık insan ilişkilerini ve insani duyguları içeren masallar, ona daha ilginç gelmeye başlar. Okul öncesi çocuklar için ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’, ‘Külkedisi’ gibi masallar, insanın karmaşık duygularını sembolize etmeleri açısından öğreticidirler. Bu yaşta zaten çocuk, hayalle gerçeği ayırt etme yetisi kazanmıştır.

Okula başlamaya, yani daha geniş insan toplumuna adım atmaya hazırlanıyordur. İyilik, kötülük, yardımseverlik, başarı gibi kendisi için yeni bir takım kavramlarla tanışması için, bu tür masalları dinlemesi iyi bir yoldur.

ÇOCUĞA NE TÜR MASALLAR OKUNMALI?
Çocuğun evrensel kültürün bir parçası olması için; ‘Külkedisi ya da Kırmızı Başlıklı Kız’ gibi herkes tarafından bilinen, ileriki yaşamında da başka biçimlerde karşısına çıkacak temalar içeren masallardan haberdar olması gerekir. Bunun dışında çocuğa okunan masalın insanın duygularına, ilişkilerine, insani değerlerin neler olması gerektiğine ilişkin somut örnekler içermesi de; kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlaması, değer yargılarının oluşumunun ilk çekirdeğini oluşturması açısından önemlidir.

Örneğin; hepimiz La Fontaine masallarındaki karıncadan çalışkanlığı, leylekten de dostluğun karşılık gerektiren bir olgu olduğunu öğrenmişizdir.

OLUMSUZ ETKİLER YARATAN MASALLAR…
‘Bir varmış bir yokmuş…’ diye başlanıldığı ve anlatılan şeyin gerçek olmadığını bildikleri sürece çocuklar, masallardaki kurguları gerçek zannetmezler. Çocukları ürküten, daha çok hayali şeyleri gerçekmiş gibi sunan öykülerdir.

Örneğin; cinler, ruhlar, şeytanlar gibi gerçeküstü olgular içeren masallar, çocukları gerçekten korkutabilir. Dini içerikli masallarda bu tür korkutucu temalara çok rastlarız ve genellikle bu masalları anlatan kişiler, çocuğa buradaki hayali olguların gerçek olabileceğine dair bir mesaj verirler.

MASALIN OKUNUŞ ŞEKLİ ÇOK ÖNEMLİ

Prof. Dr. Emine Zinnur Kılıç’a göre; bir masalın çocuk tarafından nasıl algılanacağı, anlatan kişinin tutumuna bağlıdır. Masallar bu şekilde çocuklara yararlı ve öğretici olabilmekle birlikte, yanlış bir şekilde anlatılınca korkutucu olurlar.

Masallar somut olgular içerdiğinde, insanın duygularını, değer yargılarını çocuğa basit bir şekilde aktardığında; çocuğun toplumsallaşması, duygularını tanıması, ve empati geliştirmesi açısından son derece yararlıdır.

MASALLAR ÇOCUKLARI NASIL ETKİLER?

Masallar ‘Bir varmış, bir yokmuş…’ diye ya da ‘Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde…’ diye başlarlar. Yani ilk andan itibaren anlatılanın gerçek olmadığını, hayal ürünü olduğunu haber verirler. Çocuğu, hayal kurma; hayali bir hikayeyi kafasında oluşturabilme yetisi ile tanıştırır masallar.

Hayal kurabilmek, kendi beyninde kurgular yaratabilmek ise insanın en önemli yetilerinden birisidir. Bir yandan da masallar, çocuğu bilinçdışı ile tanıştıran öğeler içerir.

BECERİLERİ GELİŞİR

İyilik, kötülük gibi kavramlar masallarda çocukların anlayabileceği şekilde aktarılır. Çocuk, ilk andan itibaren anlatılan olayların hayal olduğunu, yani gerçek olmadığını bilir, böylece hayalle gerçeği ayırt etmesi gerektiğini anlar. Çoğu çocuk için masal okumak, okumaya başlamak için ilk adımdır.

Bazı çocuklar kendileri de masal uydurabileceklerini fark ederler, öyküler oluşturmaya başlarlar, anlatırlar. Bu sayede dil yetenekleri ve anlatım becerileri gelişir. Masallar insanoğlunun kurgusal dünyasına ilk adımdır. Hayal olduğunu bildiği sürece anlatılan öyküler, çocuğu genellikle olumsuz etkilemez.

Sonraki sayfa »