Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Küçük “Ada”da koca dünya izleri

Yazan: Ada Aldoğan 06 Şubat 2010  
Kategori: Ana Haber, Gezi Rehberi

Ada Aldoğan

Ada Aldoğan

Gezmeyi seviyorum hem de çok. Kafamı dağıtıyor. Hele gezdiğim şehir biraz sanat içeriyorsa biraz da kendine hassa o zaman değmeyin keyfime. Eğer Avrupa ise gidilecek yer o zaman yaz harici bir mevsimde gitmeyi seviyorum, çünkü Avrupa’ya grimsi gökyüzü çok yakışıyor bence. Az turist, az kalabalık, bol yağmur ve o şehrin gerçek insanları…

Şubat’ın ilk haftası Amsterdamda idim. Hem sanat, hem teknoloji, hem iş, hem de eğlence, çok bonuslu bir seyahat olsu bu seferki. Asıl gidiş amacım bir fuardı, ISE 2010. İtiraf ediyorum fuar gerçekten sürprizlerle doluydu. Sağlam iş bağlantılarının ilk adımlarını attık ama saat 4 olunca benim çanlar çalmaya başladı ve hooop Amsterdam sokaklarındayım. Her şeyin bir dengesi olmalı canım, hep iş hep iş nereye kadar…Öyle değil mi?

İşte size Amsterdam’ın olmazsa olmazları:

1. ‘Coffee shops’ ve Red Light District: Birinci sıraya yazmam sizi yanıltmasın ama Amsterdam’ın olmazsa olmazlarından biri (ama en önemlisi değil, sakın beni yanlış anlamayın?!) ‘coffee shop’lar. ‘Coffe shop’da ne yapılır? Öncelikle adı sizi yanıltmasın kahve içilmez, gerisini size ve google arama motorunun gücüne bırakıyorum. Red Light District, eminim ki erkekler için ilk sırada burası yer alıyordur. Biz kadınlar için o kadar önemli olmasa da yine de gidip görmek gerek. Değişik bir tecrübe.
coffeeshop

2. Vondel Park: Avrupa’ya yağmur yakışır dedim, ben gittiğimde yağmurdan öte kar vardı ama yine de ben güneşi yakalayıp eski Amsterdam peynirimden yaptığım sandviç ve Hollanda’nın o çok sevdiğim meyveli ‘yougurt drink’leri ile minik bir piknik yaptım. Yeşillikler içinde kısa bir mola.

vondelpark_amsterdam

3. Leidse ve Dam Meydanları: Birbirine çok uzak olmayan bu iki meydandan Dam Red Light District’e yakın olan ve daha tarihi olan eski bir meydan. Leidse ise kafelerin yer aldığı Nişantaşıvari bir yer. Alışveriş için de ideal. Alışverişini yapıp burada bir kahve içerek yorgunluğunuzu atabilir sonra da Dam Meydanı’na geçebilirsiniz. Hatta enerjiniz yeterse buradaki bir iki müzeyi gezip Red Light District gecelerine akabilirsiniz.

4. Müzeler: Amsterdam Avrupa’nın sanatsal olarak doyurucu şehirlerinden bir tanesi. Rijks ve Stedelijk Müzesi zaten ilk gözünüze takılacak müze olur. Ama ben Rembrandt ve Van Gogh müzesi gezilmeden Amsterdam gezilmiş sayılmaz diyorum. Küçükcük Van Gogh müzesinde bir gün geçirebilirsinz. Kronolojik sıraya göre dizilmiş Van Gogh eserlerinin her birini altında sanatçının hangi fiziksel ve ruhsal haller içerisinde bu resmi yaptığı anlatılıyor. Anlatılmaz yaşanır diyorum. Muhteşem…

5. Laleler: Hollanda’nın sembolü lalelere de bir göz atmadan dönmek olmaz tabii ki. Sanki başka sembolü yokmuş gibi çakma lale şehri yapılan İstanbul’un lalelerini bir de anavatanında görün. Dam Meydanı’na yakın Mısır Çarşı’sı benzeri bir pasaj var, burası aslında bir çeşit lale pazarı. Torba torba soğan alan turistleri izleyip gülmek için bile gidilir…

6. Jordaan: Sanat galerileri, seyretmeye doyamayacağınız kanallar, farklı mağazalar arasında kendinizi saatlerce kaybedebilirsiniz. Jordaan’da yarım gün kaybetmeye değer bence.

7. İnekler, tereyağı ve Gouda peyniri: Kendileri ile tanışma şerefine erişemedim ama ünlü Hohnstein ineklerinin heykellerini şehrin her yerinde görebilirsiniz. Her yemekten önce buram buram kokarak gelen tereyağını yumuşacık ekmeğin üzerine sürüp sürüp yemeğe yer kalmayıncaya kadar tıkınabilirsiniz. Bana kalsa bu şekilde hesap bile ödemeden çıkarım da ayıp olmasın diye ana yemek de söylemek durumunda kalıyorum. Gouda peynirinin de çeşit çeşidini bulmak mümkün, ben sade ve eski olanını tercih ettim.

8. Albert Cuyp Market: Bildiğin pazaryeri. Avrupa’nın en büyük ve eski pazarı dediler gittim. Anladım ki Avrupalı pazar görmemiş, gözünü sevdiğim Çarşamba pazarı Albert Cuyp’a 10 basar….

9. Sokaklar, evler, kanallar ve köprüler: Amsterdam’ın sokaklarında, kanallarında ve o kanallara bakan eski apartmanların arasında dolaşın mutlaka. Kanallardaki ‘boathaus’ yani tekne evlere de dikkat edin. Çok resim çekmelik duranları var, gözlerinizi dört açın.
amsterdam

10. Yöresel yemekler: Geleneksel Dutch yemekleri için güzel bir restoran önereceğim: De Silveren Spiegel (Adres: Kattengat 6, 1012 SZ Amsterdam). Ama illa trandy bir yere gitmek isterseniz size Publicvari bir yer de önerebilirim: Leidse Meydanı yakınlarında Momo. Amsterdam’ın tiki gençleri ile kaynaşmak için uygun bir yer.

Ve final: ‘coffee shop’ bulaşmış bir Amsterdam hatırası…

Seni çeker gibi çektim nefesimi

Duman içime sen zihnime doldun

Acısının farkındalığını dağlarcasına

Kalbim daha şiddetli çarpıyor sanki

Bir an arkamdasın bir an yanımda

Bir an önümdesin bir an yok

Ne tuhaf

Hayalin gibi

Sen de böyle değil misin?

Bir çift ayak seyrediyorum

Serkeş

Birbirini takip eder gibi

Birbirinden bezgin yürüyen

Ayaklar benden ama benim değil

Benim ayaklarım umutsuz

Gidecekleri yere varamayacaklarının farkında

Bırakmışlar kendilerini kaldırımın ortasına

Şu köşede çökmüş oturan kız gibi

O da yalnız değil belli ki

Zihninde taşıyor ben gibi seni

O başka bir ben

Sen başka bir sen

Uzanıyor anısızın

Uzanışı o kadar gerçek ki ellerinin

Dokunamayışı ne kadar kırgın

Haykırışı ne kadar derin

Elleri üşümüş titriyor

Onun hissedemediğini ben biliyorum

Benim bilmediğimi o hissediyor

Sanki birmişiz gibi

Tamamlıyoruz birbirimizi


Onu yerden almak istiyorum

İçime katmak istiyorum

Üşüyor görüyorum

Isıtmak istiyorum

Olmuyor

Ellerim uzanmıyor

Ellerime bakıyorum titriyor

Onun elleri benim ellerim

Ağlayan ben miyim

Yoksa o mu

Bilmiyorum

Sıcak gözyaşları düşüyor tek tek

Üşüyen elleri ısıtmak istercesine

Hadi kalk gidelim dercesine

Bulamıyorum çıkışı

Zihnimin arka sokakları

O kadar bulanık

O kadar hayal ve gerçek karışık

Beni orada öylece bırakıp

Dağılıyor hayalin

Yarım sevişlerinin mahmuzlarıyla

Parçaladığın kalbim gibi

Beni orada öylece bırakıp

Soluklaşıyor siluetin

Yarım sevişmelerinin ayazıyla dondurduğun

Tenim gibi

Beni orada öylece bırakıp

Kayboluyor gerçekliğin

Yarım varlığının geliş gidişleriyle

Çıldırttığın zihnim gibi

Beni orada öylece bırakıp

Çekip gidiyorsun

Hiç gelemeyişin gibi

Hiç sevemeyişin gibi

Sevgiler,
Ada Aldoğan

Vize almadan kaç ülkeye giriş serbest

Yazan: admin 31 Ocak 2010  
Kategori: Gezi Rehberi

Türkiye’nin geçtiğimiz yıl Suriye ile başlattığı ‘vize açılımı’ Ürdün ile devam ediyor. Komşularla ’sıfır sorun’ stratejisi kısa bir sürede sonuç vermeye başladı. Türkiye, komşularıyla aşılmaz denilen sorunları aştı, sınırlar açıldı. Türklerin vizesiz dolaşabileceği ülkelerin sayısı 55′e ulaştı.

Bosna, Kosova, Arnavutluk, Makedonya’ya zaten vizesiz girebilen Türkler, Kuzey Afrika ülkelerinin de sınırlarını açmasıyla artık vizesiz, eski Osmanlı topraklarına seyahat edebiliyor… Sırada Rusya ve Suudi Arabistan var.

Tabii bu duruma en çok da turizm şirketleri sevindi. Turizm operatörleri, Balkanlar’dan sonra tur listelerine Lübnan, Libya, Ürdün ve Tunus’u da ekledi. Turistlerin ilgisi de yoğun; kültür ve inanç turizminin en önemli güzergâhı olan ülkelere gidenler hem ülkeyi, hem Osmanlı’yı yakından tanıma fırsatı buluyor hem de padişah mezarlıklarından camilerine, çeşmelerden külliyelere yüzlerce Osmanlı eserini gezebiliyor.

Her şeyi tanıdık bir ülke Suriye: Suriye, Osmanlı, Roma ve İslam mimarisinin izlerini korumaya çalışıyor asırlardır. Yemekleri, gelenekleri, kültürü ve misafirperverliği ile tanıdık bir ülke. Osmanlı eserleri ise Suriye’nin gözbebekleri. Neler bunlar; Sultan Abdülhamit tarafından Şam’da yaptırılan Hamidiye Çarşısı. Kapalıçarşı’yı andıran Hamidiye turistlerin uğrak yeri. Şam’ın en görkemli mekanlarından biri de Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı Süleymaniye Külliyesi. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in türbesi de burada. Hicaz Demiryolu İstasyonu ile Osmanlı döneminde birçok kez tamir edilen Zekeriya peygamberin türbesinin de bulunduğu cami ziyaret edilebilir.

Her padişah bir eser bırakmış: Türkiye ile Lübnan ilişkilerinin 486 yıllık geçmişi var. Lübnan 400 yıl Osmanlı idaresinde kalmış. Neredeyse her padişah Lübnan’a eser bırakmış. İsrail bombardımanının hedefi olsa da, pek çoğu hâlâ ayakta. Osmanlı eserlerinin sayısı 500′ün üzerinde. En önemlisi Kanunî Sultan Süleyman döneminde yapılan Trablus Kalesi. Beyrut’ta başbakanlığın bulunduğu bina da Osmanlı’da kışla olarak kullanılıyormuş. Binanın önünde bulunan saat kulesi ise Abdülhamit tarafından yaptırılmış. Beyrut tepesindeki Beydettin Sarayı, Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan Mecidiye Camii, Hicaz demiryolunun Beyrut-Şam arasındaki bölümü de görülmesi gereken Osmanlı eserleri arasında.

İmparatorluğun sürgün şehri Libya: Osmanlı’da sürgün şehirdir Libya… Fizan’a giden gelmez. Biraz Akdenizli, biraz Arap, epeyce Osmanlı’dır. 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan ülkede imparatorluk izlerini Karamanlı, Gurci, Turgut camilerinde, medrese ve hanlarında görmek mümkün. Kentin en etkileyici yeri Yeşil Meydanı ya da Şehitler Alanı çevresi. Bu çevrede Kale (Assai el-Hamra), Cemahiriye Müzesi de görülebilir. Libya’nın en kozmopolit kenti Trablusgarp ve Bingazi’nin Türkiye için bir başka önemi de savaştığı cepheler arasında olması.

Osmanlı’nın barış şehri Tunus: Osmanlı’nın zamanında barışı yaşamış küçük ve şirin bir ülke Tunus. Osmanlı mührünü taşıyan yüzlerce eserin de ev sahibi. Sus Ulu Camii, Safaks Ulu Camii, Mehdiye Ulu Camii ve Tunus’ta Zeytüne Camii ile Şammaiye Medresesi bunlardan birkaçı. Türkler için Tunus şehrinin merkezi olan Zeytüne Camii’nin çevresinde, günümüzde hâlâ Sük el-Türk, Suk el-Kebabcı, Suk el-Babuş gibi tanıdık isimlerle anılan çarşılar yapılmış; camiler ve medreseler inşa edilmiş. Yer yer ay yıldızlı motifleriyle bezenmiş kapılardan girilen dar sokakların içine ahşap kafesli pencereleriyle taşan cumbalı evleri ile Tunus şehirleri Kuzey Afrika’da Anadolu havası estiriyor.

İşadamları Kuzey Afrika’da: 1993′ten beri Suriye, Ürdün, Lübnan’a gezi düzenleyen Turenda Turizm, vize açılımından oldukça memnun. Genel Müdür Gökhan Burak Gebel, vizeler kalktıktan sonra çok sayıda Arap turistin özellikle cuma günü Gaziantep, Kahramanmaraş ve Hatay gibi sınır şehirlerine gelip alışveriş yaptıklarını söylüyor. Yerli turist yüzde 20 artmış. Turistlerin yüzde 80′inin inanç ve kültür turizmi için bölgeye gittiğini dile getiren Gebel, “Osmanlı, bugüne kadar bize eksik anlatılmış, vize açılımıyla birlikte Türk halkı ecdadını yakından tanıma fırsatı bulacak.” diyor.

Vizeler kalktı, yerli turist sayısı yüzde 70 arttı: Suriye, Ürdün ve Lübnan gezileri düzenleyen şirketlerden biri de Tempo Tur… Yurt dışı Turları Operasyon Müdürü Kansav Arslan, vizeler kalktıktan sonra bu ülkeleri görmek isteyen Türk turistlerin sayısında yüzde 70 artış olduğunu söylüyor. Arslan, Arap turistlerinde Gaziantep’teki alışveriş merkezlerini doldurduğunu anlatıyor. Özellikle Suriye’nin yemekleri, kültürü ve insanların misafirperverliği ile Türklere çok benzediğini dile getiren Arslan, vize açılımının Osmanlı’yı tanıma adına büyük bir fırsat olduğu görüşünde

Kayak tatiline nereye gidilir nerde kalınır

Yazan: admin 28 Ocak 2010  
Kategori: Gezi Rehberi

Bu hafta başlayan sömestr tatili ile birlikte tüm Türkiye’yi etki altına alan kar yağışı tatilini kayak yaparak geçirmek isteyenleri sevindirdi.

Uludağ’dan Ilgaz Dağları’na Sarıkamış’tan Kartepe’ye kadar Türkiye’nin farklı bölgelerinde kayak yapmak isteyenler için oteller kapılarını açtı.

Nereye gidilir Nerede Konaklanır

Ağaoğlu My Resort Uludağ
2008 yılında genel alanları ve odaları baştan sona yenilenen Ağaoğlu My Resort Uludağ, kış aylarında kış sporlarının yapılabildiği, yaz aylarında ise seminer, organizasyon, trekking, paintball gibi turnuvaların ve aktivitelerin organize edildiği Ağaoğlu My Resort’de toplam 9 adet toplantı salonu bulunuyor.Kış sporlarını seviyorsanız Ağaoğlu My Resort Uludağ’da kayak, snowboard gibi kış sporları ekipmanlarını otelin kayak odasından temin ediliyor. Misafirler, konaklama süreleri boyunca otele ait olan Ağaoğlu Kuşaklıkaya Telesiyej, Ağaoğlu Belvü Gondola, Ağaoğlu Belvü Teleski, Ağaoğlu Fatin Telesiyej ve Fahri Telesiyej’i kullanabiliyor. www.agaoglumyresort.com.tr

Alkoçlar Uludağ, Sport Hotel
Alkoçlar Uludağ, tamamı kayak pistlerine bakan, kayağa çıkışın ve otele ulaşımın kolay olduğu sporcu aile oteli. Alkoçlar pistinin başlangıç noktasında yer alan Sport Otel, 30 odalı ve Chalet tarzında inşa edilmiş. Bursa’ya 35 km., İstanbul’a 215 km. mesafede
 
Grand Yazıcı Uludağ
Yaz aylarında hizmetine ara veren Grand Yazıcı, Bursa’ya 35 km. mesafede yer alan otelde 2 adet pist bulunuyor. 250 odalı tesisin pistlerinden Tutyeli 2750 m., İtalyan 650 m. uzunluğunda. www.grandyaziciotel.com

Greenpark Kartepe
Kocaeli Maşukiye’de 1700 metre zirvedeki The Green Park Resort Kartepe, İstanbul’a yalnızca 1 saat mesafede bulunuyor. Tesisin pistlerinde kayak keyfini yaşamanın yanı sıra kendinizi güzellik merkezi ya da sağlık kulübünde yenileyebiliyor, eski bir Türk geleneği olan Türk hamamı keyfi yaşanabiliyor ya da profesyonel kayak hocalarıyla kayak ve snowboard aktiviteleri yapılabiliyor. The Green Park Resort Kartepe, 250 odası ve 50 chalet ile hizmet veriyor. www.thegreenpark.com

Ilgaz Mountain Resort
4 ayrı apart daire seçeneğiyle konuklarını ağırlayan otelde kayak pistleri, kiralık kayak, kızak ve snowboard sunulan hizmetler arasında yer alıyor. Geleneksel Kastamonu mimarisi estetiği, doğal görünümüyle tasarlanmış 35m²’lik 3 kişilik sedir, 45m²’lik 3 kişilik kayın ya da 65 m²’lik 4 kişilik ladin ve 85m²’lik 6 kişilik ardıç tipi daireler konukları bekliyor. Tenis kortu, futbol sahası, basketbol sahası, voleybol kortu, paintball sahası, dağ bisikleti yolları otelin aktivite imkanları olarak sunuluyor. www.ilgazmountainresort.com

Karinna Hotel Uludağ
Karinna Otel, kış ayları boyunca hizmet veriyor. 36 m² büyüklüğündeki standart odalarında direkt telefon hattı, uydu TV, ücretsiz internet bağlantısı gibi hizmetler sunan otelde aynı zamanda no smoking oda, family room, presidental suit, king suit, junior ve kat suit seçenekleri de mevcut. Otel, misafirleri için Uludağ’ın en uzun kayak pisti olan Volfram Detachable ile kayma olanağı sağlanıyor. İkinci oteller bölgesinde yer alan tesise ait 7 ayrı lift hizmet veriyor. Otelin kayak odasında 2006 model üst düzey kayaklar, board’lar, snowblade’ler, ısıtmalı sistem ayakkabılar, kilitlenebilir özel dolaplar (locker) ve vestiyer bulunuyor.  www.karinnahotel.com

Kartal Hotel
Köroğlu Dağlarının zirvesinde, Kartalkaya’da 2200 metre yükseklikte konumlanmış olan Kartal Otel, İstanbul’a 3, Ankara’ya 2 saat mesafede bulunuyor. 60.000 m² alana kurulu, 160 odalı tesis toplam uzunluğu 20 km.’yi bulan pistleriyle kayak tutkunlarına hizmet sunuyor. www.kartalotel.com

Hotel Monte Baia Uludağ
Monte Baia Uludağ, 2. bölgede, 186 odasıyla hizmet veriyor. Direkt olarak kayağa çıkmaya imkân tanıyan tesis, 5450 metrelik 5 teleskisi ve 2 telesiyejiyle, full board plus sistemiyle misafirlerinin beğenisini kazanıyor. Otelin gelişmiş SPA & Wellness merkezindeki farklı odalarda, Bali, Thai, Hint Ayurveda gibi dünya masajları sunuluyor.
www.baiahotels.com

Toprak Hotel Sarıkamış
Toprak Hotel Sarıkamış, kristal karlar diyarında 5 yıldızlı konforuyla konuklarını bekliyor. 26.500 m² alana kurulu otelin yakınında 9 adet kayak pisti var. 145 oda, 350 yatak kapasiteli otelde 4 kral, 5 junior suit, 5 suit, 11 köşe ve 120 standart oda bulunuyor. Toplam pist uzunluğu 27 km. olan kayak alanında saatte 2400 kişi kapasiteli elektronik telesiyej hizmet veriyor. www.toprakhotels.com 

Çam Kar Otel
Şehir merkezine 3 km., havalimanına 45 km. mesafede. Pistler: Tesiste 2 adet telesiyej bulunuyor. 3500, 3000, 2500, 2450 ve 1750 metre olmak üzere 5 adet pist mevcut. Büyüklük: 1.500 m2 alana kurulu 55 odalı bir tesistir. 

Kayakçılara harika bir alternatif sunan Sarıkamış Kayak Merkezi’ndeki tek otel olan Çamkar Hotel, Kars Havaalanı’na 45 km. mesafede bulunuyor

Lüks gemide sömestr tatili

Yazan: KadinMag 13 Ocak 2010  
Kategori: Alışveriş, Gezi Rehberi

oasis-of-the-seas6 bin 400 yolcu kapasiteli dünyanın en büyük yüzen oteli ‘Oasis Of The Seas’ sömestr tatilini gemide yapmak isteyen Türklerden rağbet gördü.
Titanic’in 5 katı büyüklüğündeki dünyanın en büyük yolcu gemisi “Oasis of the Seas” Türklerin gözdesi oldu. Yaklaşık 5 bin liradan başlayan ve 50 bin liraya kadar çıkan bir haftalık tatil için sıraya giren Türklerin sayısı şimdiden 450′yi buldu. Dünyanın en büyük otel gemisi geçtiğimiz kasım ayında ilk seferini ABD’nin Florida eyaletinden Karayipler’e yaptı. 1 milyar 300 milyon dolara mal olan 6 bin 400 yolcu kapasiteli gemide yarıyıl tatilini geçirebilmek için Türkler sıraya girdi. Rezervasyon yaptıran 450 Türk, geminin 25 Ocak, 30 Ocak ve 6 Şubat tarihlerindeki 3 ayrı döneminde bu gemide tatil yapacak.

‘SINIF AYRIMI YOK’

Oasis Of The Seas ile birlikte 30 ayrı otel geminin işletmecisi Royal Caribbean şirketinin Türkiye Temsilcisi Bülent Tatlav ” Gemide herkes için eğlence alanları var. Kimi havuzda, kimi basket sahasında, kimi parkta. Herkes aynı restorandan faydalanabilir” dedi. Gemi Florida’dan hareket ederek St.Thomas, St.Marteen ve Bahamalar’ın başkenti Nassau’ya uğruyor. Daha sonra Florida Fort Lauderdale’e geri dönüyor. Ardından Miami ve Londra üzerinden İstanbul’a geliniyor. Gemide 2 bin 700 kabin ve 2 bin 500 personel görev yapıyor. Personel arasında 30 - 35 Türk bulunuyor. Geminin ana restoranı “Central Park 155”in müdürü de bir Türk. Odaları 16 metrekare ile 250 metre kare arasında değişiyor.

GALATAPORT KAYIP
Türklerin gemi turizmine ilgisinin her geçen gün arttığını belirten Tatlav “4-5 sene önce yaklaşık bin kişi gönderiyorduk. Şu anda 4-5 binlere geldik. Türkiye’deki toplam pazar ise 25 bin kişi” dedi. Tatlav, gemi turizminin çok önemli olduğunu vurgulayarak, Galataport’un iptalinin büyük kayıp olduğunu vurguladı.

Dünya’yı keşfe başlamadan önce bu kitabı okuyun

Yazan: admin 31 Temmuz 2009  
Kategori: Gezi Rehberi

maximumcard_maximilesTürkiye İş Bankası, Maximiles’a internetten başvuranlara Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından sınırlı sayıda üretilen “Görmeniz Gereken 501 Yer” kitabını hediye ediyor. Henüz keşfedilmemiş, bakir bölge ve kültürleri de tanıtan, satışa sunulmayan bu özel kitap, gezginler için vazgeçilmez bir kaynak niteliğinde.

“Dünya sizin, onu iyi kullanın” sloganıyla tanıtılan, Türkiye İş Bankası’nın uçuş kartı Maximiles, internetten yapılacak yeni başvurular için, kartın müşterilere tesliminden sonra ayrıca tüm dünyadan görülmeye değer bölgeleri tanıtan “Görmeniz Gereken 501 Yer” kitabını hediye ediyor. Birinci hamur kâğıda basılan 544 sayfalık bu eşsiz kültür ve gezi kitabına sahip olmak için isbank.com.tr ve maximiles.com.tr’den Maximiles almak üzere başvuruda bulunmak yeterli.

Klasik turistik gezilerin dışında beklentileri olan gezginler, bu kitapla benzer kaynaklarda olmayan yüzlerce ilgi çekici kültürle ve bölgeyle tanışma fırsatı bulacak. Kitaptaki 501 yer arasında olağanüstü doğa varlıklarından, insanlık tarihi boyunca inşa edilmiş anıtsal eserlere kadar geniş bir seçki yer alıyor. Çin Seddi, Tac Mahal ya da British Museum gibi efsaneleşmiş yerlerin yanı sıra gidenlerin muhtemelen başka bir gezginle karşılaşmayacağı Wat Tham Pha Tapınağı ya da Dakhla Gölü gibi çok az bilinen yerler de bulunuyor.

Kitaptan…
Dev kara kaplumbağalarının Seyşeller’deki huzurlu sığınağı: Silhouette Adası

Seyşeller’deki en büyük üçüncü granit ada olan Silhouette, bozulmamış bir huzur ve sessizlik vahası. Sulak, dairesel ada, yoğun şekilde tarih öncesi yağmur ormanlarıyla kaplı… Sadece tekne veya helikopterle ulaşılabilen, bir yanından ötekine ancak döşenmemiş yollarla geçilebilen bu ada, gerçekten de modern insan tarafından dokunulmadan bugünlere gelmiş.

Douban Dağı’nın 740 metrelik zirvesi, rüya gibi, ender rastlanan bazı sert keresteli ağaçlarla, kokulu tropik ağaçlarla ve adanın kıyılarına özgü etobur orkidelerle dolu balta girmemiş yağmur ormanının tepesinde heybetle yükseliyor.

Modern yaşamın yokluğu, Silhouette’in biyolojik çeşitliliğini korumasını ve Hint Okyanusu’nun, doğa kaynaklarını koruma yanlılarının incelemesi için önemli bir yaşam alanı haline gelmesini sağlamış.

Bölgedeki en ilgi çekici canlılardan biri, anavatanı sadece Seyşeller ve Pasifik Okyanusu’ndaki Galapagos Adaları olarak bilinen dev kara kaplumbağası. Bakir kumsallarda rahatlamanın, güneşin tadını çıkarmanın, yağmur ormanında ve resiflerde keşfe çıkılabilecek ada tek kelimeyle cennet.

KadınMAG

Türkiye’nin Gizli Maldiv Adası

Yazan: admin 27 Nisan 2009  
Kategori: Gezi Rehberi

Kalem Adası İzmir’in Dikili ilçesinde denizcilerin saklı cenneti Bademli köyü kıyılarında bulunuyor ve toplam 480.000 m2 alana sahip. Ana karaya uzaklığı 450 metre olan adanın Midilli adasına uzaklığı sadece 13 deniz mili kadar.
Köye biri Dikili, diğeri ise Çandarlı’ dan olmak üzere iki farklı yönden gidilebiliyor. Her iki yol da deniz tarafında olduğu için, köye varana kadar manzara izleyenleri büyülüyor. İlk olarak Çandarlı’ dan geliyorsanız eğer, hiç bir zaman keskin virajların ardında çıkacak olan manzarayı kestirmek mümkün olmuyor. Her yeni dönemeç , egenin farklı tonda mavilerini gözler önüne serip şaşırtabiliyor yolcuyu.
Dikili’ den yolculuk sakin ve deniz manzaralı olarak geçiyor. 10 dakika süren araba yolculuğu, bisikletle 25 dakikaya kadar çıkabiliyor. Bir kaç zorlayıcı yokuştan sonraki inişler, ege denizinden gelen iyotu rahatça ciğerlerinize çekip rahatlamanız ve bir sonraki yokuşu tırmanmak için enerji depolamanıza yetiyor zaten.

Bundan 10 sene öncesine kadar köyde sadece kadınların girebildiği -kadınlar kahvesi- de bulunuyordu. Ancak bu sene çekime gittiğimde gördüm ki, aynı kahvenin yerinde bir bakkal açılmış. Eh tabi kadınların kahveye gidip boşa harcayacakları vakit yok ki. Sabahın ışıklarıyla birlikte uyanıp bakacağı çocukları, gideceği tarla, temizleyeceği ev, pişireceği yemek dururken , kahve nasıl dolacak???Ancak yine de böyle bir girişimde bulunup , fikirlerini hayata geçirmeleri çok hoş.

Koruk ( olgunlaşmamış üzüm) şurubu, yapanlar korukları ya komşu köylerden veya komşu bahçelerden temin ediyorlar. Sadece Temmuz-Ağustos aylarında koruk oluştuğu için , koruk şurubu yapımı süresi de 2 ayla sınırlı. O yüzden bu şurubu içmek isteyenlerin bu aylarda Bademli köyüne uğramaları gerekiyor. Genellikle bisiklet turum sırasında, ve dönüş yolunda uğradığım kahvelerde içtiğim koruk suyu gerçekten insanın içini ferahlatıyor. Hele de mevsim kavuran Temmuz- Ağustos ayları olursa…

Unutturulmaya çalışan eski şuruplarımız, şerbetlerimiz

Şimdilerde koruk suyu yerli ve yabancı turistlere ,köyün merkezinde yan yana sıralanmış olan köy kahvelerinde sunuluyor. Önceleri koruk şurubu evin hanımları tarafından yapılıyormuş. Eğer bir evde şurup yapılacaksa, komşu evlerden diğer hanımlar da gelip yardım ederlermiş. Ancak günümüzde imece usulü olarak yardımlaşma da ortadan kalkmış. Eskiden koruk suyu mevsimi dahi heycanla beklenirmiş. Ancak şimdilerde çocuklar gazlı suni içeceklerle tanışıyor. Aynı çocukların anneleri de tarhanasını evde yapmak yerine hazır çorbaları alıp 10 dakikada akşam yemeği hazırlayabiliyor. Zaman hızlı geçiyor dediler, yetişelim tren kaşıyor dediler, öyle böyle olsun dediler, hep bişeyler dediler…Ve bu dış sesler o kadar yükseldi ki, artık içimizdeki öz sesimizi duyamıyoruz sanki…

Çok değil sadece 150 sene önce sokaklarda satılan, müselles (kaynatıldığında gaz kabarcıkları çıkmadan, köpürmeden önce ısıtılıp, üçte ikisi uçup üçte biri kalan üzüm suyu ), tükenmez şıra (ayva, elma, armut, muşmula gibi çeşitli meyvaların toprak küplerde aralarına kuru üzüm konarak bekletilmesi ile elde edilen içecek. Eskiden şıranın hazırlandığı küplerin alt kısmında bir musluk olur ve içecek olduktan sonra bu musluktan alınırdı. Boşalan meyva kadar, küpün üzerinden su ve meyva ilave edilerek bu içeceğin devamlı olması ve uzun süre içilmesi sağlanırdı. Tükenmezmiş gibi gelen içeceğin ismi de burdan gelmektedir .), pelverde ( çeşitli meyvaların koyu kıvama gelinceye kadar kaynatılması ve daha sonra süzülmesi ile meydana getirilen koyu içecektir. İçim sırasında bir miktar pelverde su ile sulandırılarak içilir. Ayrıca ekmek üzerine sürülüp marmelat olarak da yenebilir. Pelverde, bir hazırlamadan sonra uzun süre dayandığı için özellikle ramazan aylarında sofralardan eksik olmaz idi. ) çeşitlerimize ne oldu da, şimdiki nesil bunlardan birini dahi bilmiyor, dahası küçümsüyor…Kendi değerlerinden böylesine uzaklaşan bir nesli yetiştiren annelerin de eski geleneklerini unutması çok sıradanmış gibi görünüyor.

Evlerde yapılan koruk suyu bahçedeki odun ateşinde büyükçe bakır kazanlarda kaynatılarak yapılıyor. Koruk birkaç saat kaynatıldıktan sonra, ağaca asılı olarak bezin içinde süzülmesi bekleniyor. Daha sonra süzülen su yeniden kaynatılıyor ve renginin kırmızı-bordoya dönmesi bekleniyor. İşte tam bu sırada, suyun içine tat vermesi için şeker ( eskiden muhtemelen farklı tatlandırıcılar atılıyordu)konuyor. Biraz daha kaynatılan suya koku vermesi için hindişah otu katılıyor. Annemin memleketi Seydişehir’ de ise koku vermesi için ıtır, amber, çubuk tarçın katılıyormuş.

Kaynadıktan , tadını ve kokusunu aldıktan sonra , bardak içinde köpürtülerek karşımıza gelen koruk suyunun rengi de inanılmaz güzellikteydi. Mideye, göze, burna hitap eden bu içeceğin, Osmanlı sarayında sultanların sofralarını taçlandırması da beklenmeyecek bir şey değildi elbette…

Anadoluda bağcılık geleneği M.Ö. 3500 yıllarına kadar gidiyor

Eskiden Anadolu’ da üzümün yetiştirildiği pek çok bağda koruk şurubu yapılıyordu. Üzümü pek çok gıda maddesi olarak değerlendiren Anadolu insanımız, yıllar geçip batılılaşınca! unuttukları pek çok değeri gibi bu alışkanlıklarını da unutmuş.

Üzüm yetişticiliği için en uygun iklim koşuluna sahip birkaç ülkeden biri olan Anadolu topraklarında, bağcılık geleneği bilinen M.Ö. 3500 yıllarına kadar gitmektedir. Ayrıca şunu da eklemek gerekir ki; bilinen en eski üzüm yaprağı fosili, günümüzden 130 milyon yıl öncesinde bulunmuş. Dolayısiyle insanoğlunun üzümden faydalanışının pek eskilere dayandığını söylemek yanlış olmaz.

Arap tıp bilgini İbn Butlan tarafından sağlık üzerine yazılmış olan el kitabı Takvim es-sıhha’ dan alınan bir resimde görüldüğü gibi (yandaki resim), ortaçağ Avrupası’ nda, üzümün suyundan faydalanmak için üzümler toplanıyor ve işleniyor. Dönemin önemli yiyeceklerinden olduğunu burdan da anlaşılıyor. Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre, o dönemlerde hem Osmanlı sayay mutfağında, hem de avrupanın çeşitli mutfaklarında koruk suyu yaygın olarak kullanılmakta idi. Kimi zaman sosların içine, kimi zaman ekşi ihtiyacı olan yiyeceklerin içine koruk suyu katılmaktaydı.

Üzüm kimi zaman- daha üzüm olmadan evvel- koruk şurubu olarak karşımıza çıkar, kimi zaman korukların iyice ezilmesi ile koruk suyu olarak salatalarımıza veya yemeklerimize tat katar. Limon sitrik asit olup yüzümüzü ekşitir, sirke asetik asittir ve genzimizi yakan bir tadı vardır. Koruk suyu ise ikisinin arasında bir yerde duran asit oranı ile ağızda yakıcı bir tat bırakmaz. Ayrıca koruk suyu temiz su ile karıştırılarak içtiğinde kurdeşene de iyi geldiği söylenmektedir.

Dönüş yolunda Yahşibey (Eldebir) köyü

Bademli’ ye gidiş yolunda sol tarafta tabelada yazan “Yahşibey” ismi dikkatimizi çekmişti. Dönerken de bu köye uğramadan edemedik. Dik yokuşun ardından sessiz köyün içinde dolaşır bulduk kendimizi. Annem soru soracak birine bakınıyordu, ben ise köy evlerinin doğal düzensiz dizilişinden kopan düzgün mimari yapıyı takip etmeye başlamıştım. Atık annem soru soracak birini görse dahi ben duracak halde değildim. Gördüğüm değişiklik beni çok meraklandırdığı için gözümü yoldan ve duvarlardan alamıyordum. Kısa bir süre sonra ise bu yapısal değişimin sebebi karşımıza çıkmıştı. Emre Senan Tasarım Vakfı tarafından inşa edilen bu yapıda sonradan öğrendiğimiz kadarıyla 15 günlük dönemlerde Güzel sanatlar yerleşkesinde çeşitli bölümlerde okuyan öğrencilerle birlikte atolye çalışmaları yapılıyormuş.Atolyeyi daha yakından görmek için dik ve yüksek merdivenlerden tırmandık ( çıktık diyemiyorum:) ) , güzel sanatlar havasını solumuş olduğumdan dolayı ortam yabancı gelmemişti bana. Dağın dik yamacına kurulu olan yörük köyü içersinde, belki farklılık yaratmak adına , belki de sanatçı adaylarının vizyonlarını genişletmek adına , yaratıcılığın kendisi o bölgeye taşınmış.

Köyde halk geçimini zeytinliklerinden topladıkları zeytinlerin ve zeytinyağının satışı ile sağlamaya çalışıyor. 13. yüzyılda Balıkesir Savaştepe Bölgesi Türklerin hâkimiyetine geçmesiyle, Karaman bölgesinde yaşayan Türklerin Oğuz boyundan olan yörük ve türkmen aşiretleri Savaştepe’ ye yerleşirler. Yazları ise yöre halkı Yahşiköye göç ederek çadırlarda yaşamakta idi. Şimdiki köy halkı, Osmanlı zamanında yörüklerin yerleşik düzene geçmesiyle ilgili padişah fermanı çıktıktan sonra bölgeye yerleşmiş olan halktır.

Işıl Erol

Fotoğraf Albümü

5 Şubat itibariyle kayak merkezleri

Yazan: admin 11 Şubat 2009  
Kategori: Gezi Rehberi

kayakKar kalınlıkları Kartalkaya’da 170, Uludağ’da 146, Kartepe’de 125, Bayraktepe’de 105, Erciyes’te 70, Ilgaz’da 100, Karacadağ’da 30, Davraz’da 100, Saklıkent’te 40 santimetre ölçüldü.
 Kayak merkezlerinde yarıyıl tatili dolayısıyla yaşanan yoğunluk, işletmecilerin yüzünü güldürüyor. 
 

Kar kalınlıkları Kartalkaya’da 170, Uludağ’da 146, Kartepe’de 125, Palandöken’de 20, Bayraktepe’de 105, Erciyes’te 70, Ilgaz’da 100, Karacadağ’da 30, Davraz’da 100, Saklıkent’te 40 santimetre ölçüldü.

Bolu’daki Kartalkaya Kayak Merkezi’nde, havanın sıcak ve sağanak yağışlı olması nedeniyle 2 metre civarında olan kar kalınlığı 170 santimetreye düştü.

Grand Kartal Otel’in Genel Müdürü Halit Ergül, Kartalkaya’daki otellerin yarı yıl tatili dolayısıyla tam kapasite hizmet verdiğini belirterek, “Yoğunluğun 20 Şubata kadar devam etmesini bekliyoruz. Kayak merkezindeki bütün pistler açık durumda. Kayak merkezinin yolu da otellere ait kar makineleri ile 24 saat temizleniyor” dedi.

Öte yandan, Bolu’nun Gerede ilçesindeki Arkut Dağı Kayak Merkezi’nde kar kalınlığı 55 santimetre ölçüldü.

ERCİYES KAYAK MERKEZİ
Erciyes Kayak Merkezi, yarı yıl tatilinde günübirlik ziyaretçilerin yoğun ilgisini çekiyor. Kar kalınlığı 70 santimetre ölçülen kayak merkezindeki tesisler, yarıyıl tatilinde yüzde 70-80 doluluk oranına ulaştı.

Kayakevi yetkilileri, kar kalınlığının kayak yapmak için yeterli olduğunu, özellikle yarı yıl tatilini fırsat bilen tatilcilerin, uzun pistlerden çok sayıdaki mekanik tesisi kullanarak faydalandıklarını bildirdi.

ILGAZ
Ilgaz Dağı Kayak Merkezi’nde sömestr tatili dolayısıyla kamuya ait tesisler yüzde 100, özel tesisler yüzde 90 doluluk oranına ulaştı.

Kar kalınlığının 1 metre ölçüldüğü kayak merkezine, rezervasyonlarını önceden yaptıran tatilciler, değişik organizasyonlarla eğlenceli vakit geçiriyor. Kayak merkezine, çevre illerden de günü birlik ziyaretçiler geliyor.

Ilgaz Dağı Oteller Birliği Başkanı Eray Öztürk, ekonomik krize rağmen yaşanan yoğunluktan memnun olduklarını belirterek, “Kayak Federasyonunun yaptığı yeni yatırımlarla Ilgaz Dağı’na biraz olsun çeki düzen verildi. Gelecek yıl yapılacak yeni yatırımlarla Ilgaz Dağı’nın diğer rakiplerinin önüne geçeceğine inanıyoruz” dedi.

ULUDAĞ
Uludağ Meteoroloji İstasyonu yetkililerinden alınan bilgiye göre, hafif kar yağışı geçişlerinin olduğu Uludağ’da, oteller bölgesindeki kar kalınlığı, 146 santimetre ölçüldü.

Sıcaklığın 0 derece civarında olduğu bölgede kar yağışı geçişlerinin bugün sona ereceği ve pazar gününe kadar yağış beklenmediği kaydedildi.

Yağış geçişlerinin ardından etkili olması beklenen sis nedeniyle görüş mesafesinin düşeceğini belirten yetkililer, tatilcileri ve sürücüleri dikkatli olmaları konusunda uyardı.

KARTEPE KAYAK MERKEZİ
Kocaeli’ndeki Samanlı Dağları’nın zirvesi olan Kartepe’de kar kalınlığı 125 santimetre ölçüldü.

Uzunlukları 400 ile 3 bin 500 metre arasında değişen, 3’ünde telesiyej, 1’inde teleski bulunan, dereceleri zor, orta ve kolay arasında değişen 14 kayak pistinden 13’ü açık durumda.

Kartepe’deki tek konaklama merkezi olan beş yıldızlı, 250 oda, 50 apart ve 800 yatak kapasiteli otelin tamamen dolu olduğu, ancak günübirlik ziyaretçilere kayak, snowboard, ayakkabı ve baton kiralama imkanı sunulduğu bildirildi.

PALANDÖKEN KAYAK MERKEZİ
Palandöken Kayak Merkezi’nde aralıklı olarak etkili olan kar yağışı otel işletmecilerinin yüzünü güldürdü.

Palandöken’deki Polat Renaissance Otel Genel Müdürü Gökçe Eredor, kar yağışı açısından kötü bir sezon geçirdiklerini ancak son bir kaç gündür etkili olan kar yağışıyla birlikte pistlerdeki kar kalınlığının giderek arttığını belirtti.

Pistlerde kar kalınlığının 20 santimetreye ulaştığını bildiren Eredor, tüm pistlerde kayak yapılabildiğini söyledi.

Eredor, otelin doluluk oranının ise yüzde 65 olduğunu belirterek, bir hafta devam etmesi beklenen kar yağışıyla birlikte Palandöken’e ilginin de artmasını ümit ettiklerini kaydetti.

Dedeman Otel Genel Müdürü Nuri Avşarer de kar sıkıntısı nedeniyle kapanan bazı pistlerin, son kar yağışıyla birlikte yeniden kayak yapmaya elverişli hale geldiğini bildirdi.

Otelin doluluk oranının yüzde 50 olduğunu dile getiren Avşarer, konuklarının yerli ve yabancı turistlerden oluştuğunu belirtti.

BAYRAKTEPE KAYAK MERKEZİ

Kars’ın Sarıkamış ilçesindeki Bayraktepe Kayak Merkezi’ne yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisi devam ediyor.

Bayraktepe’deki Kardelen Otel Müdürü Muzaffer Ergöz,otellerindeki doluluk oranının yüzde 100 olduğunu söyledi.

Son kar yağışıyla birlikte pistlerde kar kalınlığının 105 santimetreye ulaştığını bildiren Ergöz, “Yerli ve yabancı turistlerle dolu dolu bir dönem geçiriyoruz. Tur operatörleriyle görüşmelerimiz devam ediyor. İnşallah sezon sonuna kadar Bayraktepe’yi boş bırakmayacağız” diye konuştu.

Bayraktepe Kayak Merkezi’ndeki Toprak ve Çamkar otellerinde de doluluk oranının yüzde 100 olduğu bildirildi.

DAVRAZ KAYAK MERKEZİ
Isparta yakınlarındaki Davraz Kayak Merkezi’nde sömestr tatili dolayısıyla konaklama tesisleri yüzde 70 doluluğa ulaştı.

Tesis yetkilileri, sömestr tatilinin başında pistlerde yeterli kar olmaması nedeniyle yoğunluğun az olduğunu, geçen hafta sonu yağan karla birlikte ilginin arttığını belirtti.

Davraz’daki konaklama tesislerinin bulunduğu bölgedeki birinci pistte kayak yapılabilecek düzeyde kar bulunmazken, daha yukarıdaki ikinci ve üçüncü pistlerdeki kar kalınlığının 1 metreye yaklaştığı bildirildi.

SAKLIKENT KAYAK MERKEZİ
Antalya’da 50 kilometre uzaklıktaki Saklıkent Kayak Merkezi’nde kar kalınlığının kayak yapmaya uygun olduğu kaydedildi.

Yetkililer, pistlerin orta ve üst kısımlarındaki kar kalınlığının 40 santimetre civarında olduğunu bildirdi.

KARACADAĞ KAYAK MERKEZİ
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Karacadağ Kayak Merkezinde, kar kalınlığı 30 santimetre ölçüldü.

1919 rakımlı Karacadağ Kayak Merkezi’nde geçen haftadan bu yana aralıklarla etkili olan kar yağışı nedeniyle yüksek kesimlerde kar kalınlığı artıyor. Yapılan son ölçümlere göre kayak merkezinde kar kalınlığı 30 santimetreye ulaştı.

Bu arada kayak tesisinin işletmecisi Mahmut Atilla, yarı yıl tatili dolayısıyla tesislerde bulunan kayak malzemelerinin kira bedelinde yüzde 30 iskonto yaptıklarını bildirdi.

“Yedi renkli göl” hayata dönüyor

Yazan: admin 14 Aralık 2008  
Kategori: Gezi Rehberi

Siemens Ev Aletleri, WWF-Türkiye ile el ele vererek Türkiye’nin en büyük ikinci içme suyu rezervi olan ve “yedi renkli göl” olarak da bilinen Eğirdir Gölü’nün korunması için yeni bir çalışma başlattı. Siemens ve WWF-Türkiye, “Yedi Renkli Göle Yedi Renkli Hayat” projesiyle, yedi ana maddede Eğirdir Gölü’nün gelecek nesiller için de bir içme suyu rezervi olarak kullanılmasının sağlanmasını amaçlıyor. Bu maddeler şöyle:

• Kirliliğin azaltılması,

• Sürdürülebilir balıkçılığın sağlanması,

• Eko-turizmin geliştirilmesi,

• Doğa dostu tarımın yaygınlaştırılması,

• Sorunların çözümünde yerel ortaklık,

• Suyu kullananlar ve yönetenler için eğitimler,

• Akılcı doğal kaynak kullanımı.

 

Yitirilen değer Eğirdir Gölü
Siemens ve WWF-Türkiye’nin Eğirdir Gölü’nün korunması için başlattığı işbirliği, bilinenin aksine su zengini olmayan, su kaynaklarını kaybeden ve iklim değişikliğinin etkilerini yoğun şekilde yaşayacak Türkiye’de sulak alanların korunması için atılmış önemli bir adım niteliğini taşıyor. Bazı gün ve saatlerde değişik renklere büründüğü için halk arasında “yedi renkli göl” olarak da bilinen Eğirdir Gölü, 487 kilometrekarelik alanı ve 4005 hektometreküp hacmi ile Türkiye’nin ikinci büyük tatlı su gölü. Sarp kayalıklar, tepeler ve dağlarla çevrili olan göl, aynı zamanda Türkiye’nin ikinci büyük içme suyu rezervi. Biyolojik çeşitliliği ile Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından biri olan göl, Doğal Sit Alanı, Önemli Kuş Alanı ve İçme-Kullanma Suyu Koruma Sahası. Ancak bunca önemli değerine rağmen Eğirdir Gölü, kirlilik ve su seviyesindeki düşüş nedeniyle sahip olduğu doğal zenginliği her geçen gün kaybediyor.

Tarımsal, endüstriyel ve evsel atıklar gölün su kalitesinde düşüşe ve ciddi boyutlarda kirliliğe neden oluyor. Özellikle tarımsal üretimde kullanılan aşırı gübre nedeniyle gölde fosfor ve amonyak düzeylerinde artış görülüyor, bazı kısımlarda su kalitesi ikinci sınıf su kalitesine düşüyor. Bu durum, bölgenin başlıca geçim kaynakları olan tarım, balıkçılık ve turizmi tehdit ediyor. Göl çevresindeki bazı fabrikaların atıklarını göle bırakması nedeniyle ortaya çıkan kirlilik, Kovada Gölü’ne akan suda toplu balık ölümlerine sebep oluyor. Aşırı avlanma, göldeki balık çeşitliliğinde azalmaya ve ekonomik değeri olan su ürünlerinin hızlı tükenişine de neden oluyor. Bilinçsiz kullanım ve tarımsal sulama nedeniyle gölün su seviyesi son 30 yıl içerisinde 2,5 metre düşüş gösterdi. Bu düşüş, Türkiye’nin elma üretiminin yüzde 20’sini sağlayan Eğirdir Havzası’nı olumsuz etkiliyor.

Türkiye’nin geleceği için önemli bir proje
Siemens ve WWF-Türkiye işbirliği, su kaynakları hızla azalan ülkemizdeki kısıtlı tatlı su kaynaklarının korunması yolunda atılmış en önemli adım. Çünkü Eğirdir Gölü, Türkiye’nin ikinci büyük tatlı su gölü ve ikinci büyük içme suyu rezervi olması nedeniyle çok önemli bir alan. Eğirdir Gölü’nün bugünkünde daha fazla kirlenmemesi ve su kalitesinin bozulmaması için gerçekleştirilecek, gölü korumaya ve sürdürülebilir kullanımını sağlamaya yönelik “Yedi Renkli Göle Yedi Renkli Hayat” projesi bu bağlamda çok önemli.

Eğirdir Gölü, barındırdığı biyolojik çeşitlilikten çok, kullanım değerleri ile öne çıkan ve insan faaliyetlerinin etkisinin yoğun olarak görüldüğü bir göl. Göl, çevresine içme suyu sağlama, balıkçılık, turizm, tarımsal faaliyetler gibi doğrudan hizmetler sunan, insan kullanımından doğrudan etkilenen bir alan. Bu yüzden de tüm bu hizmetlerden yararlanırken göle zarar vermeden, gölün gelecekte de var olabilmesini sağlamak gerekiyor. WWF-Türkiye ve Siemens işbirliği ile başlatılan “Yedi Renkli Göle Yedi Renkli Hayat” projesi, tüm bunları sağlamaya yönelik olmasıyla ön plana çıkıyor.

En önemli sorunu kirlilik olan Eğirdir Gölü’nün korunması için adımlar atılmazsa, önümüzdeki yıllarda Türkiye bir içme suyu kaynağını daha kaybedecek. İklim değişikliğinin etkileri su kaynaklarının ve yağışların azalması, kuraklık, tarımsal verimde düşüş gibi göstergelerle ülkemizde halihazırda görülmeye başlanmışken, Eğirdir Gölü’nün gelecekte var olabilmesinin önemi daha net anlaşılabilir.

2 yıllık yoğun program
Siemens ve WWF-Türkiye, Eğirdir Gölü’nün en önemli sorunu olan kirliliği tespit etmek için kirlilik kaynaklarını belirlemeye yönelik bir araştırma yapacaklar. Pilot uygulamalar, kirliliğin etkilerinin azaltılması konusunda somut örnekler olacak. Yaklaşık 2 yılda tamamlanacak olan ve tüm Siemens çalışanlarının desteği ve yöre halkının katılımıyla sürdürülecek proje çerçevesinde aşağıdaki çalışmalar yapılacak:

• Yapay sulak alan arıtımı ile bir köyde arıtım yapılacak, diğer köyler için örnek teşkil edecek.

• Bir köye katı atık deposu yerleştirilecek ve katı atıklardan temizlenecek.

• Yaklaşık 250 çiftçiye doğa dostu gübre ve tarım eğitimleri verilecek.

• 30 çiftçi Çıralı’ya götürülerek doğa dostu tarım konusunda eğitilmesi sağlanacak.

• Akılcı Doğal Kaynak Kullanımı konusunda 400 kişiye eğitim verilecek.

• 300 balıkçıya sürdürülebilir balıkçılık konusunda eğitim verilecek.

• Yerel halk için alternatif gelir kaynakları (eko-turizm) sunulacak.

• Yürüyüş parkuru ve kuş gözlem kulesi alanla ilgili tüm ilgi gruplarına ulaşılacak.

• Eko-turizm haritası ile alanla ilgili tüm ilgi gruplarına ve bölgeye gelen turistlere ulaşılacak.

• En az 40 kişiye yerel turist rehberi eğitimi verilecek.

• Yerel pansiyonculuk konusunda Eğirdir’de pansiyonculukla uğraşan kişilerle işbirliği yapılacak.

• Yerel pansiyonculuk ve turist rehberi eğitimi ile tüm Eğirdir ve Isparta’ya katkı sağlanacak.

• Özellikle eko-turizm faaliyetlerinde çarpan etkisiyle proje çok daha geniş bir kitleye ulaşacak.Kadın Magazin