Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Türkler, aşkı aceleye getirmek istemiyor!

Yazan: admin 04 Mart 2010  
Kategori: İlişkiler

fiesta_all_night_geciktiricilli_prezarvatif
Elde edilen istatistikî satış rakamlarına göre Türkler, geciktiricili prezervatif tüketiminde dünya geneline göre oldukça önde. Prezervatif pazarında geciktiricili ürünlerin payı Brezilya’da yüzde 4, Meksika’da yüzde 1 oranındayken, hatta Filipinlerde neredeyse pazar payı yokken, Türkiye’de Fiesta prezervatiflerinin satış rakamlarına göre geciktiricili prezervatiflerin toplam prezervatif satışları içindeki payının yüzde 16′nın üzerinde olması dikkat çekiyor.

Dünya genelinde prezervatif pazarında geciktiricili ürünler ile diğer ürünlerin satış rakamları arasındaki oldukça yüksek bir fark varken, Türkiye’de bu farkın oldukça az olduğu görülüyor. Bu gerçeği, “Asıl eğlence şimdi başlıyor” sloganıyla Türkiye’de birbirinden farklı 11 çeşitte yenilikçi prezervatif sunan Fiesta’nın 2009 yılı satış rakamları açıkça ortaya koyuyor.

2009 yılında Fiesta’nın geciktiricili prezervatifi “Fiesta All Night”, Fiesta’nın Türkiye’de gerçekleştirdiği tüm satışları içerisinde yüzde 16′lık bir paya sahip oldu. Türkiye’de prezervatif markası olarak Fiesta’yı sunan ve tüm dünyada 15 ülkede çeşitli markalarla prezervatif satışı gerçekleştiren DKT International’ın farklı ülkelerden elde ettiği farklı satış istatistikleri karşılaştırıldığında geciktiricili ürünlerde Türkiye açısından şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkıyor. 2009 yılında DKT International’ın Brezilya’da satışını yaptığı prezervatiflerde geciktirici ürünlerin toplam satıştaki payı yüzde 4′te kalırken bu oran Meksika’da yüzde 1′e kadar geriliyor. Diğer şirketlerin satış oranları da göz önüne alındığında, Türkiye’de Fiesta markasıyla tüketilen geciktirici özellikli prezervatif oranlarının dünya geneline göre yüzde 60 daha fazla olduğu ortaya çıkıyor. Bu gerçek Türk erkeklerinin aşkı aceleye getirmeyip, partnerleriyle birlikte ortak yaşanan hazzın daha uzun süre keyfini çıkarmak istedikleri şeklinde yorumlanıyor.

Bu durumu değerlendiren Fiesta, Fiesta All Night ile pazarda en güçlü aktör olmaya aday gözüküyor. Gecenin ve eğlencenin hiç bitmemesini isteyen çiftlere yönelik tasarlanan özel kayganlaştırıcılı Fiesta All Night, zevki uzun süre doruklarda yaşamak üzere alınan hazzın dilendiği kadar uzatılmasına yardımcı oluyor. Böylece Fiesta All Night kullanarak çiftler, uzun süre beraber olabilirken yüksek hazzı yaşamaları için fırsat elde etmiş oluyorlar.

KadınMAG

Cinselliğin 3 dönemi …

Yazan: Handan Güner 27 Şubat 2010  
Kategori: İlişkiler

cinsellik1Kadınlar, yaşamları gibi cinselliği de üç farklı dönemde yaşıyor. İşte o özel dönemler…

Kadınların seks yaşamı; genç kızlık, orta yaş, 50 yaş ve üstü dönemlerinden oluşuyor. Her dönemin kendine özgü güzellikleri var. Kadınlar, yaşamları gibi cinselliği de üç farklı dönemde yaşıyor: özgür cinselliğin yaşandığı genç kızlık, seksin altın çağı orta yaş ve seksin sanat gibi yaşandığı 50 yaş…

Uzmanlar, kadınların seks hayatının üç mevsimi olduğunu belirledi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kadının cinselliği, hayatının üç farklı döneminde üç farklı biçimde yaşadığını belirterek, ‘Bu tıpkı mevsimler gibidir. Geçip giden yıllar. Tarhan, kadının 3 mevsimi ile ilgili şu bilgileri verdi: Cinsel özgürlük arayışı: Korkular, utançlar ve hayalkırıklıkları ergenlikle başlayıp, 30′lara kadar sürüyor.

Bu dönem kadının cinsel kimliğinin oluşma evresi. Ruhunu bedeniyle barıştırmaya çabalayan kadın, fırtınalı ve Mantıktan çok duyguların ön planda olduğu bu yaşlarda cinsel özgürlük konusunda aşırı eğilimler gözlenebiliyor.

Sekste altın çağ

Kadınların altın çağı: 30-50 yaş arasında kadın cinsellikte altın çağa ulaşıyor. Bu dönemde kadın duygu ve mantığını aynı oranda kullanabiliyor. Bu yaşlarda erotizmi hiçbir sıkıntı duymadan yaşıyor. Yüzde 80′i zihinsel beceri gerektiren orgazma ulaşması da daha kolay oluyor. Vücudunu tamamen keşfettiği için ne istediğini biliyor. Okşamalar, öpmeler, masajlar, oral seks ve hatta ayrı ayrı orgazmlar yaşıyor.

50′den sonra

Seksin sanat yılları: 50′li yaşlardan sonra sağlık sorunları ve menopozla birlikte sıkıntılı bir dönem başlıyor. Kadın, kadınlığını kaybetmiş gibi hissedebiliyor. Bu dönemde daha çok hayata dair diğer paylaşımlar ön plana çıkıyor.

Sevgi, zaman, güven gibi… Vücudun doğasına uygun davranmak gerekiyor. Cinsellik şekil değiştiriyor. Yüceltilerek bir sanat halini alıyor. Bu yaşlar, cinselliğin yoğun bir duygusallıkla ve sonsuz bir güvenle yaşandığı mükemmel yıllar olarak tanımlanıyor.

Kadının orgazmı erkeğin ne kadar parası olduğuna bağlı!

Yazan: admin 10 Şubat 2010  
Kategori: İlişkiler

orgasm-mutlu-kadin-orgazmİngiliz psikologların araştırmasına göre, zengin kocalar kadınlarına daha fazla orgazm yaşatıyor.

Newcastle Üniversitesi’ nden psikologların yaptığı araştırmaya göre kadınların orgazmı, birlikte oldukları erkeklerin geliriyle doğru orantılı.

Kadınların zengin erkekleri tercih etmesinin önemli bir nedeni de bu” diyen araştırmacılar, zengin erkeklerin de kadınları orgazma ulaştırmak konusunda kendilerine daha çok güvendiklerini söylüyor. Araştırma sonuçlarının, fakir erkeklerin seks hayatının kötü olduğunu düşündürmesini istemediğini söyleyen psikolog Daniel Nette, “Hepimiz biliyoruz ki seks hayatımız, duygusal hayatımızdan önemli ölçüde etkileniyor. Karşımızdaki kişinin başarıları, fiziksel çekiciliği, zekâsı ve hatta kokusu onunla ilişkimizi etkiliyor. Finansal durum da bu etkenlerden biri” diyor.

Daha çok para kazanan erkeğin daha güçlü olduğu yönündeki fikirden giden uzmanlar “Para, kazanmak anlamına geliyor. Yoksulluksa kaybetmek. Kadınlar kazanan erkeği daha çok arzuluyor ve ilişki sırasında daha çok orgazm yaşıyor” diyor. Kadınların orgazm olması için erkeklere göre daha az stres altında ve daha rahat olması gerektiğini söyleyen uzmanlar, varlıklı bir erkeğin kadına güven ve rahatlık verdiğini düşünüyor.

Aşk bir hastalık mı?

Yazan: admin 10 Şubat 2010  
Kategori: Güncel, İlişkiler

ask_opucuguBayramlar, doğum günleri ve yıldönümlerinden sonra modern pazarlama tekniklerinin yaşamımıza kattığı vazgeçilmez kutlamalardan en sevimlisi “Aşıklar Günü”, diğer adıyla St.Valentine Günü’dür.

Amerikan Hastanesi Uyku Bozuklukları Kliniği Şefi Dr. Sabri Derman, romantik aşkın bir hastalık olmadığını; yakın çevremizle ilgili farkındalıklarımızın keskinleşmesinde, sosyal farkındalığımızın artmasında, varlığı ve yokluğu ruhumuzun balansını en derinden bozan öğe olan aşk hayatımızı yeniden irdelememizde çok yararlı bir rol oynadığını belirtiyor.

Nasıl evlilik yıldönümleri beraber geçmiş ve geçmemiş zamanların yeniden değerlendirilmesine, yılbaşları daha çok iş ve sosyal yaşamımızın gözden geçirilmesine, doğum günleri yaptıklarımızla yapacaklarımız hakkındaki perspektif ayarlamalarına vesile oluyorlarsa aşıklar günü de, sevdiklerimizi ve sevemediklerimizi düşünmemize yol açıyor. Psikolojik anlamda bu özelleştirilmiş günler, bizim kendimiz ve yakın çevremizle ilgili farkındalıklarımızın keskinleşmesinde, sosyal farkındalığımızın artmasında, çiçek, çikolata, yemek, tiyatro, mum, hafif müzik, tütsü, kırmızı iç çamaşırı gibi rutinlere ilaveten, varlığı ve yokluğu ruhumuzun balansını en derinden bozan öge olan aşk hayatımızı yeniden irdelememizde çok yararlı bir rol oynuyor.

Son yıllarda dinamik görüntüleme tekniklerinin yardımıyla sadece beyin yapılarının değil, işlevlerinin de renkli resimler ve kliplerle belirlenebilmesi, iki kulağımızın arasındaki 1.350 gramlık et parçasının fiziksel olduğu kadar duygusal alanda da ne denli olağanüstü karmaşık bir yapıda olduğunu bir kere daha ortaya koyuyor.

“Aşka dair” konularda sürpriz sayılacak gelişmelerden bazıları, kadın beyninin gerçekten daha küçük olmakla beraber en az erkek beyni kadar mükemmel olduğunun bunu da gramajdan kaybettiğini “verimli çalışmayla” dengelediğinin gösterilmesi, anatomik yapı olarak, sinir hücresi yoğunlukları, sinirlerarası kimyasal ileticilerin cins ve miktarlarındaki dağılım farklılıkları ve nihayet bilgiyi alma, işleme, depolama ve geri-çağırma konularındaki işlevsel farklılıklar gösterilebilir. Kadınlarla erkeklerin beyni hem yapısal hem işlevsel olarak farklılıklar gösteriyorlar çünkü bazı farklar onların biyolojik olarak üstlendikleri görevleri daha iyi yerine getirmelerini sağlıyor.

İnsanların aşık olacakları ve/veya eş seçecekleri insan hakkında beyinlerinde taşıdıkları şablonların 2 ile 8 yaşlar arasında oluştuğu düşünülüyor. Bu özellikler sadece yakınlarında olan anne, baba, kardeş, bakıcı, akraba, öğretmen, arkadaşlar tarafından değil, sinema, TV, dergi vb kaynaklarda rastladıkları ve etkilendikleri sanal kişilerle de belirleniyor. Beynin derinliklerinde birçok farklı alanda depolanan bu sevgili/eş resmine uygun bir kişiye rastlayınca, şimdi beyinde romantik aşk dediğimiz bir “kimyasal heyelan” ortaya çıkıyor. Basit bir tetiklenme değil bu! İlk etkileri saniyeler, dakikalar içinde (yıldırım aşkı), daha karmaşık etkileri günler, haftalar içinde beliriyor ve beynimizde - zorlama bir ayırım yaparsak bir çok farklı duygusal ve bedensel olayı harekete geçiriyor. Bunların en önemlileri, otonomik sistemimizi canlandıran dopamin ve noradrenalin salgılarının artması. Testosteron hormonunun artmasıyla artan sex dürtüsünün aksine bunlar, bedensel ve duygusal bir ödüle ulaşma konusunda beynin ve vücudun hedefe kilitlenmesini ve ona ulaşmak için biyolojik anlamda “gaza basmasını” sağlıyor. Kalp atışları hızlanıyor, ateş basmaları, terlemeler oluyor, iştah azalıyor, sevgili dışında herşey ve herkes giderek önem ve açıklık kazanıyor. Konsantrasyon saplantıya varacak düzeylere çıkıyor, uyku kaçıyor, aşık olunan dünyanın en akıllı, güzel, sevimli, iyi huylu bulunmaz hazinesi haline getirilirken bütün olumsuz özellikler beyin tarafından filtreleniyor, çarpıtılıyor ve bastırılıyor. Bu süreç içinde aşık olunana ulaşamama, sadece ulaşma dürtülerini daha da arttırmaya, yanmaya tutuşmaya sebep oluyor. Tahmin edileceği gibi, biyolojik bir sistemin yemeden içmeden uyumadan kısıp metabolizmasını ve beyin faaliyetlerini tek bir kişide yoğunlaştırması uzun süreli olamaz. Bu noktada iki olasılık var: Birincisi sevgiliye ulaşmak, birlikte olmak, birlikteliği sürdürmek ve bunun sonucu “motorun turunu düşürmek” ikincisi, ilgiyi hastalıklı bir saplantı haline getirmek, yıkıcı ve zarar verici fikirleri giderek arttırmak ve sonunda sevgiliye ve kişiye zarar verecek akıl hastalığı düzeyine vardırmak. Cinayetler, intaharlar, yakmalar, yıkmalar bu aşama ortaya çıkan çaresizliklerin olumlu yoldan çözümlenememsi halidir. Eğer sevgiliye ulaşılırsa beyinde farklı hormonlar, oksitosin ve vazopressin gibi kimyasallar, çiftin “aşkın ateşinden” çıkıp, zamanla “oda ısısında” bir sevgiye, güvene ulaşmalarına , karşılıklı saygı ve bağlılığa ulaşmış bir çift olarak çok uzun yıllar beraber olmalarını sağlıyor. Bütün bu anlattıklarım hem insanlardaki laboratuvar testleriyle, hem de hayvanlar aleminde yaşayan bazı tek eşli hayvanlarda yapılan deneysel yöntemlerle ortaya konmuş bulunuyor.

Aşk konusundaki anlaşılmazlığın temelinde, sanırım, kavram kargaşası yatıyor. Seks, şehvet, arzulama, üreme dürtüsü, sosyal statü aracı olarak seks alma ve verme, toplumsal baskınlık için elde etme, elde tutma ve elden çıkartma gibi çok farklı duygusal durumlar için “aşk” kelimesi kullanılıyor. Cuma akşamından Pazartesi sabahına “aşklar” yaşanıyor, yenisi bulunana kadar seviyeli beraberliklere giriliyor, ve bunların hiçbirisi “romantik aşkı” tarif etmiyor.

Aşkın biyolojik önemi ve temel işlevi, evrim süreci içinde ortaya çıkan ve bizi akıllı maymunların çok ötesinde yaratıklar haline dönüştüren beyin gelişmesi ile ilgili. Bence romantik aşk olmasaydı insan neslinin sürmesi mümkün olmazdı. Bizi nesli tükenmiş maymunsu/insansı diğer primatlarda ayıran en kritik evrimsel sıçrama, üreme yaşına gelmiş insanlar arasında ortaya çıkan “mucizevi” aşk duygusu ve bağlılığıdır. Atalarımızın dört ayaktan vazgeçip ayağa kalkmasının bedeli olarak doğum kanalının küçülüp uzamasına yol açan sürecin, bir yandan beynin büyüyüp özelleşmesine olanak sağlarken, tam gelişmiş büyüklükte bir beyni olan çocuğun normal yoldan doğumunun olanaksız hale gelmesi, nesil tüketecek bir sorun yarattı: Yüzbinlerce yıl öncesinin mağra koşullarında aylarca gebe, sonra aylarca-yıllarca aciz bir bebek bakmakla yükümlü olan bir annenin, kendisini ve yavrusunu koruyup besleyecek bir “partner” bulmaya ve elde tutmaya ihtiyacı var! Bu ikilinin, bizim şimdiki babalık kavramı ve bilgilerinin olmadığı bir çağda, seks, şehvet, sosyal üstünlük kanıtlama gibi katma getirileri olmadan birbirine ve yeni doğan bebeğe yıllarca (yaklaşık 3 yıl kadar) “karşılıksız” bakmaları ancak son derece güçlü ve özverili bir duygusal ilişkiyle olur. Bu ilişkiyi yönlendiren duygular ve bunları yöneten fizyolojik sistemler, tıpkı gebelik, doğum, erkenlik, menapoz gibi doğal yaşamın doğal süreçlerinden biri olan AŞK’tır. Ne hastalıktır, ne anormallik. Her insanda biraz farklı ortaya çıkan ve gelişen bir insanlık halidir. Son 8-10 senede evrimsel gerekliliğinden uzaklaşıp daha çok duygu zenginlikleriyle bezenmiş olsa da, aşk yaşanabilecek en karmaşık ve iz bırakan duygu durumlarundan birisidir. Üstelik bu haliyle aşk, üreme fizyolojisinin ve neslin sürdürülme dürtülerinin çok üstünde farklı bir düzeye çıkmıştır önbeynimizin gelişmesi sayesinde. Üstelik duygu ağırlığı üstün bu tutkular, sevenler arasındaki cinsiyet, yaş, sosyal statü, ırk, din gibi farklılıkların da üstesinden gelebilecek bir güce ulaşmıştır. Montaigne’nin dediği gibi “Her insanda insanlığın her hali vardır”, bu nedenle de insan sayısı kadar çeşitli aşk vardır, her aşk eşsizdir, kendi içinde herbirisi güzel ve saygıdeğerdir. Marifet yargıcı olmadan bu duyguyu dürüstce ve alabildiğine yaşamak, değerini bilmek ve anısına saygı gösterebilmektir.

KadınMAG

Menopozda cinsel hayat

Yazan: admin 03 Şubat 2010  
Kategori: Yaşam, İlişkiler

menopoz-doneminde-cinsel-seks-yasamiKadınların hayatındaki önemli dönemeçlerden biridir menopoz. Adetlerin kesilmesi ve doğurganlığın bitmesi anlatılır bu kelime ile. Gerçek kelime anlamı son adet kanamasıdır. Ortalama 40 yaşlarında, kadınlarda yumurtalıklar, beyinden gelen uyarılara daha az cevap vermeye başlarlar.

Bazı kadınlar aylık adet kanamalarının bitmesi dışında, menopozu herhangi bir bulgu olmadan geçirirler. Diğer bazı kadınlarda ise östrojen düşüklüğü  sıcak basmaları, terleme gibi fiziksel değişikliklere neden olur. Bu kısa dönemde ortaya çıkan değişiklikler orta derecede veya ciddi düzeyde olabilir ve bazen de uykusuzluk, anksiyete (sinirlilik) veya depresyona sebebiyet verebilir.

Peki bu dönemde cinsel hayatımız ne durumda olacak?
Cinsel istek menopozdan etkilenmez. Cinsellik kadında öğrenilebilen bir davranıştır. Genel olarak gebelik korkusunun ortadan kalkması, profesyonel hayattan kaynaklanan kariyer, para kazanma gibi kaygıların azalması, çocuklarının büyümüş olmasıyla azalan fiziksel bağımlılık, yılların oluşturduğu deneyimler, eşlerin birbirini daha iyi tanımaları sonucu kadının menopozdaki cinsel hayatının daha da renklenmesi son derece doğaldır.

Menopoza girerken ortaya çıkabilecek depresyon ataklarında ve uyum döneminde cinsel istekte  bir miktar azalma olacağını bilerek paniğe kapılmadan uygun danışma ve tedavilere başvurmak en akılcı yoldur. Aksi takdirde eksik kadınlık, değersizlik, hastalıklı olma duygularıyla cinsel istek azalmaları uzun sürebilir veya kalıcı olabilir.

Cinsel istekte azalma menopozda vajen girişi ve vajinada çekilme (atrofi) ve kuruluk nedeniyle ağrılı ilişki ve buna bağlı bir isteksizlik ortaya çıkabilir. Bu tür durumlarda lokal hormon veya kayganlaştırıcı jel uygulamalarıyla sorun çözülür.

Eşiniz ile bu durumu konuşmalısınız, bu döneminizde anlayışlı ve olgun davranmalı. Canınızın cinsel birleşmede acıması ve sizin isteksiz davranışlarınız münakaşaya dönüşmemeli.

Bu durum da östrojen eksikliğinden ötürü ortaya çıktığından, tedavisi mümkündür. Doktorunuza baş vurup gereken biçimde tedavi edileceğinizden emin olabilirsiniz. Bu probleminizi açıklamaktan çekinmeyiniz; iyi tanımlanmış, tedavisi kabil bir tıbbi durumdur sizinki.

Unutmayın “Hayat kırkında başlar“.

Menopoz Nedir
Menopoz, kelime anlamı olarak aylık adet kanamalarının doğal yolla bitmesi demektir. Bu süre içinde yumurtalıklar, iki kadınlık hormonu olan östrojen ve progesteron salınmasını yavaşlatır ve bir süre sonra da üretimini durdurur. Bir sene boyunca adet görülmemesi durumu menopoz olarak tanımlanmaktadır. Halk arasında menopoz menapoz yada menepoz olarak da ifade edilir.
Bazı kadınlar aylık adet kanamalarının bitmesi dışında, menopozu herhangi bir bulgu olmadan geçirirler. Diğer bazı kadınlarda ise östrojen düşüklüğü  sıcak basmaları, terleme gibi fiziksel değişikliklere neden olur. Bu kısa dönemde ortaya çıkan değişiklikler orta derecede veya ciddi düzeyde olabilir ve bazen de uykusuzluk, anksiyete (sinirlilik) veya depresyona sebebiyet verebilir. Bu tarz hissedilen değişikliklere ek olarak vücutta farkına varılamayan değişiklikler de oluşmaktadır ki bunlar, osteoporoz ve kalp hastalıkları gibi gelecekteki sağlık ve yaşam kalitesini etkileyecek  ciddi sağlık problemlerine yol açabilir.

Sevgililer günü armağanı aşk romanları

Yazan: admin 30 Ocak 2010  
Kategori: İlişkiler

kolera-gunlerinde-ask-love-in-the-time-of-choleraSevgililer günü sevgilime ne alsam, diye düşünenlerden ve karar veremeyenlerdenseniz,  iste alternatif ve romantik bir öneri: Sevdiğinize aşkınızı ilan etmenin en güzel yolu aşkı en iyi anlatan kitaplardan birini hediye etmek…, aşk öyküleri, aşkı anlatan mektuplar, aşk şarkıları… Hepimizin hayatının vazgeçilmezleri…  Hepimiz seviyoruz aşkı anlatan kitaplar okumayı, aşkı anlatan filmler izlemeyi..

Aşk romanları

Bu sevgililer gününde biraz aşk’tan söz etmeye ne dersiniz? O zaman, sevgilinize Sevgililer Günü’nde aşkı en iyi anlatan roman ya da öykü kitaplarından birini hediye edin! İşte, pudra.com’un sizin için seçtiği en güzel aşk romanları…

Kolera Günlerinde Aşk
Gabriel Garcia Marquez / Can Yayınları
Bırakılmış bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsünü anlatıyor Gabriel Garcia Marquez.

19. yüzyılın 20. yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun saçmalıkları da yazarın ince alay süzgecinden geçiyor.
Masumiyet Müzesi
Orhan Pamuk / İletişim Yayınları
Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum” sözleriyle başlayan Türk filmi tadındaki romanı, yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizi derinden etkiliyor.

1975’te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen İstanbul’lu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun’un hikayesi, insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüne sahip.

Son Mektup / Bir Aşk Hikayesi
André Gorz / Ayrıntı Yayınları
Hayatları boyunca yeryüzündeki haksızlıklar karşısında yol arkadaşlığı da yapan Gorz ve Dorine, Dorine’nin uzun yıllar süren acı verici, geri dönüşsüz hastalığının ardından radikal bir karar alırlar ve kendi hayatlarına son verme haklarını kullanırlar. Böylece Gorz’un sevgili karısına yazdığı son mektupta söylediği gibi “diğerinin ölümünden sonra yaşamak” zorunda kalmayacaklardır.

“Yakında 82 yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa 45 kilosun ve hala güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. 58 yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum” diye başlayan mektubu gözünüzde iki damla yaşla bitirirken, sevginin yüceliğine hayran olacaksınız.
ask-romani-sevgililer-gunu-hediyesiNe Güzel Bir Hiçlikti Aşk
Neslihan Acu / Epsilon Yayınları
Neslihan Acu, romanda uyumsuz bir adamla saplantılı bir genç kızın aykırı aşk hikayesini anlatıyor. Düzene başkaldırdığı için acımasızca cezalandırılanlardan biridir Tarık. İdeallerini ve masumiyetini yitirdiği noktada küçük sahtekarlıklara, çıkar ilişkilerine bırakır kendini. Derken Aysel çıkar ortaya.

Bir tarafta kendini tutkulu bir aşka sorgusuz sualsiz teslim eden kız, diğer tarafta onun bu bağlılığını karanlık dünyasının çıkarları için kullanmaktan hiç çekinmeyen erkek…

Aşk Köpekliktir
Ahmet Ümit / Doğan Kitap
Ahmet Ümit, “Aşk, imkansızı ümit etmektir”i anlatıyor kitabında. Bir taraftan da aşkın göz kamaştıran yanılsamasını, muhteşem bencilliğini, karanlık cesaretini, görkemli yıkıcılığını…

10 öyküden oluşan kitapta aşk, kimi zaman kanlı bir cinayet için kafi delil oluyor, kimi zaman bir mucize, kimi zaman çözümsüz bir problem, kimi zaman bir ütopya, çoğu zaman da köpeklik
Yeni Moda Aşklar
Ayşe Kilimci / Altın Kitaplar
Masalsı diliyle yoğurduğu öykülerinde birbirinden farklı kahramanlarına şaşırtıcı aşk tarifleri yaptıran Ayşe Kilimci, bir kahramanının ağzından “Aşk, komutanım, dellenmektir, arz ederim!” derken, bir diğerinden, “Anarşinin Allah’ı, kendine hükümsüzlük, amenna onursuzluk” diye tanımlıyor aşkı.
Farklı toplum kesitlerinden aşk fotoğraflarının yer aldığı bu kitaptaki öyküler, aşkın her halini anlatıyor.
Aynada Aşk Vardı
Duygu Asena / Doğan Kitap
Üç kuşak kadın; anneanne, kız, torun etrafında gelişiyor romanın konusu. Nilüfer, Berlin’de Hitler’i dinliyor; Nilgün, Ay’a inen astronotları izliyor; Nil, Sting konserinde. Üçü de aşık…

Aşkların kimi acılı, kimi gülünç, kimi mantıklı… Kimi zaman güldüren, kimi zaman kızdıran, kimi zaman hüzünlendiren taraflarıyla Duygu Asena, sizi romanın içine çekiyor.

Aşk
Elif Şafak / Doğan Kitap
Elif Şafak’ın çok satanlar listelerini aylarca meşgul eden ve halen listelerin başında yer alan kitabı, unutulmaz aşk romanları arasındaki yerini aldı bile.

Ella Rubinstain adlı Amerikalı bir ev kadınının A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmek üzere başladığı serüven, onu dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkarırken, bizi de okuyucu olarak Zahara’nın kitabından Mevlana ile Şems’in ilahi aşklarına götürüyor.

Seksin yeni kuralları var

Yazan: admin 30 Ocak 2010  
Kategori: İlişkiler

sevismek_seksSeks hakkında doğru bildiğimiz her şey, uzmanlar tarafından çürütüldü. Artık seks kitapları size bambaşka numaralar öğretiyor.

Eskiden eğer hoşlanıyorsa yapmaya devam edin
Şimdi  yeni şeyler denemekten vazgeçmeyin.
Partnerinizin vücudunun hassasiyeti tahrik oldukça artar. İlişki uzmanı Susan Quilliam şöyle diyor: “Yeni hareketler bulup tekrarlayın. Böylece tek bir noktaya saplanıp kalmak yerine düzenli olarak bazı hassas noktaları ziyaret edersiniz.” ‘Aşağı’ ya da ‘yukarı’ gibi aranızda kullanacağız kısa kodlar sayesinde elinizi nereye götüreceğinizi anlayabilirsiniz. Ya da nasıl hissettiğini 1’den 10’a kadar dürüstçe puanlamasını isteyin.

Eskiden fanteziler garip kişiler içindir.
Şimdi onun da ara sıra eğlenceye ihtiyacı var.

Seks sırasında erkeklerin aklında sadece yaklaşmakta olan orgazm vardır.
Kadınların aklı ise dolanır durur (özellikle de fanteziler arasında). Orgazma ulaşmak için zihnini temizlemesi ve beynindeki korku şalterini aşağı indirmesi gerekir. İşte fantezi tam da bu noktada aklını her şeyden koparmak ve korku merkezini etkisiz hale getirmek için en garanti yoldur. İşler henüz kızışmadan önce onu erotik bir fantezi konusunda cesaretlendirin. Sonrasında ise onu iyice kışkırtmak için kulağına gerekli cümleleri fısıldayın. Bu sayede kendini nasıl kaybedeceğini ve

Eskiden Kontrolü eline al.
Şimdi Dizginleri ona verin
Hemen hemen her kültürde seksi erkekler başlatır ve yönlendirir. Ancak bu ataerkil düzeni geride bırakmanın zamanın geldi. Seksin başlangıcını ve yoğunluğunu onun yönlendirmesine izin verin. Bu sayede ikiniz için de en iyisinin hangisi olduğunu kolayca öğrenebilirsiniz. Hem unutmayın o ne kadar çok eğlenirse, siz de o kadar eğlenirsiniz. Özellikle üstte olduğu pozisyonların hâkimiyeti hissetmesi açısından önemli olduğunu da ekleyelim

Eskiden erotik noktaların hepsi bellidir.
Şimdi farklı dokunuşlar farklı sonuçlar doğurur.
Klitoris, vajina ve rahim birbiriyle bağlantı içindedir ve araştırmacılara göre bunlardan herhangi birini uyarmak tüm vücutta etkili bir uyarılmaya neden olur. Quilliam kimilerince U noktası olarak bilinen noktayla (klitoris ve vajina arasında, rahme girişe yakın bir yer) oynamanızı şiddetle tavsiye ediyor. Parmağınızla yumuşak ve dairesel hareketler yapın. Rahimdeki sinirler çok hassastır ve bu noktaları uyarmak normalden farklı bir tahrik sağlayacaktır. Ancak ellerinizin temiz olduğuna emin olun, zira bu bölge enfeksiyona çok açık.

Eskiden çabuk bir orgazmsevisme_seks_on_sevisme_orgazm
Şimdi yavaşlayın
O doruk noktasına yaklaştığında durmak ve daha sonra kaldığınız yerden devam etmek orgazmın şiddetini artıracaktır. Zira beklemek ve meraklanmak zevk almanın psikolojik seviyesini artırır. Orgazma yakın olduğu zaman sizi uyarmasını isteyin. Öpüşmek ve vücudunun başka noktalarıyla ilgilenmek için birkaç dakikalık bir mola verin. Bunu sık sık tekrar edin. Anı mahvedeceğinizden sakın çekinmeyin, çünkü tahrik olma halinin geçmesi için 5–10 dakika gerekir. O orgazmı kaçırdığını düşünse bile sizin onu tekrar o seviyeye getirmeniz oldukça kolaydır.

Cinsel ilişkide ideal süre nedir

Yazan: admin 30 Ocak 2010  
Kategori: İlişkiler

ideal-sex-suresi-seksAvrupa Üroloji Birliğinin (EAU) Stockholm’de düzenlenen kongresinde sunulan araştırmalar, tatmin sağlayıcı cinsel ilişki süresinin sanılanın çok daha altında olduğunu ortaya koydu

ABD Mid-Michigan Sağlık Merkezleri Tıbbi Direktörü Dr. Matt Rosenberg, “Cinsel ilişkinin saatlerce sürmesi gerektiği yönündeki genel kanının aksine, ABD ve Kanadalı cinsel ilişki terapistlerinin yürüttüğü yeni bir çalışmada, tatmin edici cinsel ilişkinin 7 ila 13 dakika arasında sürdüğü ortaya koyuldu” dedi. Bu sürenin yaşla birlikte düştüğüne işaret eden Rosenberg, “Dünya nüfusu yaşlanmaya devam ettikçe, 40 yaşın üzerindeki erkeklerde sertleşme sorununun yaygınlığı artacak. Bu sorunun çözümünde hedefler, yalnızca sertliği artırmak yerine, tatmin edici bir cinsel yaşamın yeniden sağlanmasına yöneltilecek olursa tedavinin sonuçları iyileşir” diye konuştu. Cinsel tatmini partneriyle paylaşmanın erkeğin cinsel deneyiminin önemli bir unsuru olduğuna işaret eden Rosenberg, bu konuda son dönemde geliştirilen ilaçların olumlu etki gösterdiğini söyleyerek, araştırmalar “Bayer Schering Pharma’nın ilacı Levitra’nın uzun ve sürekli sertleşme sağladığı belirlendi” dedi.

Social Inclusion Band Sevgililer Günü’nde Babylon’da

Yazan: admin 30 Ocak 2010  
Kategori: İlişkiler

6208_1_mehar_tellez_wwwsocialinclusionbandorDüşler Akademisi’nin “Herkes için Müzik!” sloganıyla yola çıkarak dezavantajlı gençleri profesyonel sanatçılarla beraber sahneye çıkarmayı hedefleyen Social Inclusion Band, yoluna Babylon’da devam ediyor.

Düşler Akademisi müzik atölyelerinde eğitim gören engelli ve sosyal dezavantajlı gençlerin, profesyonel müzisyenlerle bir arada sahne aldığı Social Inclusion Band üçüncü konserini; 14 Şubat Sevgililer Günü’nde gerçekleştirecek. Sevgililer Günü’nde bir fark yaratmak için Babylon’dayız.

14 Şubat Sevgililer Günü’nde Beraberiz
14 Şubat Pazar akşamı Babylon’da folk konseptiyle düzenlenecek konser, etnik müzik tarzının en başarılı gruplardan biri olan Kolektif İstanbul’un katılımıyla gerçekleşecek. Farklı coğrafyalardan beslenen müzisyenleri bir araya getiren Kolektif İstanbul, Anadolu ve balkanların müzikal çeşitliliğini yansıtma hedefiyle, büyük bir hayran kitlesine sahip. Kolektif İstanbul, konserlerinde yaptığı doğaçlama sürprizleriyle de ön plana çıkıyor.

Kollektif İstanbul& Social Inclusion Band
Kaval, gayda zurna, bağlama, klarnet, saksafon, tuba ve vurmalı sazlardan oluşan gruba Düşler Akademisi öğrencileri eşlik edecek. Bu iki grubun enerjilerini birleştirerek verecekleri konser, seyircilere geleneksel müziklere dayalı yepyeni yorumlarla dolu bir müzik şöleni yaşatacak.

En Duyarlı Sevgililer Günü programı
Konsere Sevgililer Günü ruhunu farklı şekilde yaşamak isteyen hayatında farkındalık yaşamak isteyen herkes davetli.

Sevgilinizle ya da sevgilisiz, 14 Şubat’ta Babylon’a gelin ve bu müthiş müzik ziyafetini ve enerjiyi birlikte yaşayalım.

Konser Öncesinde Yapılan Atölye Çalışmalarını Da Kaçırmayın
Proje kapsamında, konserlerin yanı sıra “farkındalık atölyeleri” gerçekleştirilecek. 14 Şubat Pazar günü saat 15:00’te gerçekleşecek olan “Görme Engelli Simulasyonu”na hayatı farklı bir şekilde algılamak isteyen herkes davetli.
* Atölye çalışmalarına katılmak için 0212 287 88 16’dan kayıt yaptırmanızı rica ederiz.

Social Inclusion Band Vol:3
Workshop Görme Engelli Simulasyonu: 15.00-17.00
Konser Social Inclusion Band Vol:3 20.00-22.00

Istanbul’ da 14 Şubat Sevgililer Günü Kutlamaları

Kadınlarda cinsel fonksiyon bozuklukları

Yazan: admin 29 Ocak 2010  
Kategori: İlişkiler

orgazm1 pelvis kaslarıKadınlarda cinsel uyarılmanın ilk devresinde düz adalelerinin gevşemesi ile klitoris büyüyor, vajinal kayganlık artıyor ve vajina duvarları şişip genişliyor. Damar sertliği gibi damarsal bozukluklarda, fizyolojik olarak meydana gelmesi gereken olaylar engellendiği için kadında cinsel fonksiyon bozukluğu söz konusu olabiliyor.

Uzmanlar, bu durumlardaki ortaya çıkabilecek klinik şikâyetleri şöyle sıralıyor; vajinal şişme, azalmış vajinal kayganlık, ilişki sırasında rahatsızlık ya da ağrı, azalmış vajinal duyarlılık, azalmış vajinal orgazm, azalmış orgazm ve klitoral duyarlılık.

Bu konuda yapılan kobay çalışmalarında, damarsal bozukluk yaratılan tavşanlarda sinir uyarısına rağmen vajinal ve klitoral kan akımlarında azalma, vajinal duvar basıncında azalma görülmüş. Günümüzde insanlarda da henüz deneme aşamasında olmakla birlikte, klitoral kan akım ölçümleri ve vajinal basınç ölçüm çalışmaları yapılıyor.

Tüm bu bulgular ışığında, kadın cinsel şikâyetlerinin sadece psikolojik kaynaklı olmadığı, organik sebeplerinin de olabileceği görülmüş. Bu nedenle cinsel fonksiyon bozukluğu ile merkezlere başvuran kadınlara, tanı amacıyla erkeklere olduğu gibi birçok testler yapılıyor.

orgazm_problemi_sorunuKadında orgazmın belirtileri

- Orgazmın hemen öncesinde alında ve üst dudakta hafif bir terleme olur. Taklit yapan kadınlarda bu ter belirmez.

- Klitoris hacim kazanır ve hassaslaşır.

- Damarlar daha belirgin ve sert olur.

- Vajina genişler ve uzar. Boyu 8 – 12 cm, çapı 3 – 7 cm’i bulur.

- Göğüs uçları ve meme çevresindeki koyu renk bölge daha belirginleşir. Göğüsler şişer, kadın sırt üstü yattığında oldukça hacimli görünürler.

- Pelvis kasları 10 saniye içerisinde 3 -12 kez kasılır. Beyinden geçen bu kasılmalar isteği belirtir, orgazm 3-15 saniye sürer.

- Üriner yollar kapanır ve ilişki sonrasında yoğun bir idrar isteği duyulur.


orgazm-olamamaKadınların orgazm olamama nedenleri

Tıp orgazm bozukluğunu, sürekli ya da tekrarlayan biçimde normal cinsel uyarılmadan sonra orgazmın olmaması ya da gecikmesi şeklinde tanımlıyor. Kadınlarda orgazmı oluşturmak için gerekli uyarının şekli yoğunluğu hayli farklılıklar gösteriyor.

Dolayısıyla teşhis, kadının uygun cinsel uyarıyı aldığına doktorun karar vermesine bağlıdır. Tedavi boyutuna gelinebilmesi için, bu şikâyetin kişiler arası ilişkiyi güçleştirmiş ve sıkıntıya yol açmış olması gerekiyor. Doktorların bu konuda önemli bir de uyarısı var:

Kadınların orgazm olabilmesi için gerekli uyarının şekil ve yoğunlukları çok farklı olduğu ve bunlar değişik zamanlarda da farklılık gösterdiği için, aralıklı ve durumsal orgazm eksikliklerinin cinsel bozukluk olarak sayılmaması gerekiyor

Sonraki sayfa »