Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Sergi: Bedia Çolak’tan “Batik” sergisi

Yazan: admin 11 Mart 2010  
Kategori: Kültür Sanat

Bedia Çolak, ölümünün birinci yıldönümünde “Batik” sergisiyle Harmony Sanat Galerisi’nde!

bedia_colak“Batik sanatçısı” olarak da bilinen Ressam - İç Mimar Bedia Çolak, aramızdan ayrılışının birinci yıldönümünde “Batik” isimli sergisiyle Harmony Sanat Galerisi’ne konuk oluyor. Sergi, 20 Mart - 4 Nisan tarihleri arasında gezilebilir.

Kökeni Endonezya’ya dayanan batik sanatının ülkemizdeki en başarılı temsilcilerinden biri olan ve bir yıl önce hayatını kaybeden Ressam - İç Mimar Bedia Çolak’ın “Batik” isimli sergisi Harmony Sanat Galerisi’nde kapılarını açıyor. 20 Mart - 4 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek sergi, Çolak’ın sanatsal mirasını bir kez daha sevenleriyle buluşturuyor.

İç mimariye bağlı tasarım ve uygulama çalışmalarının uzantısı olan teknoloji, malzeme ve eleman unsurlarından bağımsız çalışan Bedia Çolak, bireysel olarak bir anlamda özgür ve salt sanata duyduğu sevgi ve ilginin gücüyle kendi yaşama sevincini, duygu ve düşüncelerini aktarabilmek için batik sanatını birikimlerinin sözcüsü seçti.

Çalışmalarında Anadolu mimarisi süsleme sanatındaki öğeleri de çağdaş bir anlayış içinde batikle yorumlayan Çolak, bir yandan da kargaşadan uzak yüreğinin sesiyle bize mutluluk ve huzur yankılayan, özlem duyduğumuz doğal uyumu tattıran, sevgi yüklü bir kişiliğin örneklerini veriyor. Bedia Çolak, yumuşak ve saf kumaşlarda, izleyicisini renklerle, dekoratif desenlerle ve kaligrafiyle bezenmiş, sürprizli ve ilk bakışta tekniğinden çok çizgisine ve armonisine tutulduğumuz; sonra da ince ince her fırçanın keyfini çıkardığı tekniğinin gücüyle bütünleştirdiğimiz doyurucu işlerini sunuyor.

Bedia Çolak kimdir?

1956 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimari Yüksek Bölümü’nü bitirdi. 1956-1961 yılları arasında Münih’te iç mimar olarak çalıştı. 1961 yılında yurda dönerek T.C. Emekli Sandığı’nda yüksek iç mimar olarak çalışmaya başladı ve İzmir Büyük Efes Oteli, Bursa Çelik Palas Oteli ve Büyük Ankara Oteli’nin iç dekorasyonlarını gerçekleştirdi. 1967-1973 yılları arasında Ziraat Fakültesi’nde ev planlaması, dekorasyonu ve teknik resim konularında eğitmenlik yaptı.

Aynı yıllarda Atatürk Orman Çiftliği Marmara Oteli’nin dekorasyonunu gerçekleştirdi. 1972 yılında T.C. Beyrut Büyükelçiliği’nin tüm iç mimarisini tamamladı. 1973-1976 yılları arasında ADMMA Mimarlık Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1973-1977 yılları arasında T.C. Turizm Bakanlığı’nda yüksek iç mimar olarak çeşitli illerin danışman büroları ve Bakanlığın düzenlediği yurtiçi ve yurtdışı sergilerin mimari düzenlemelerini gerçekleştirdi. Bu arada kişisel olarak Sanayi Bakanlığı Endüstri ve Turizm Bankalar Birliği 50. Yıl Sergisi’ni düzenledi. 1977-1982 yılları arasında T.C. Turizm Bankası’nda görev aldı. Kuşadası ve Bodrum yat limanlarıyla Ürgüp Oteli’nin iç mimari çalışmalarını da bu yıllar arasında gerçekleştirdi. 1983-1985 yılları arasında T.C. Sanayi Bakanlığı’nda Yurtiçi ve Yurtdışı Fuarlar Bölümü Müdürü olarak görev yaptı. 1985-1988 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Beytepe Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Bedia Çolak Resim Sergisi

Tarih: 20 Mart - 4 Nisan 2010

Yer: Harmony Sanat Galerisi, İcadiye Cad. No: 42-A Kuzguncuk-Üsküdar

Tel: 0216 553 21 67

E-posta: info@harmonygaleri.com
www.harmonygaleri.com

Bu kez erkekler kadınlar için söylüyor!

Yazan: admin 17 Şubat 2010  
Kategori: Güncel, Kültür Sanat

guldunya-konser_İkinci Güldünya konseri, Türkiye’nin ünlü erkek seslerini 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bir araya getiriyor.

Geçen yıl Türkiye’nin en güçlü kadın seslerini, Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı yararına bir araya getirerek muhteşem bir konser gerçekleştiren Hürriyet Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası, bu kez ünlü erkek sanatçıların kadınlar için şarkı söyleyeceği bir konsere imza atıyor.

Türkçe müziğin en iyi erkek seslerinden Cihan Okan, Ferhat Göçer, Kenan Doğulu, Mirkelam, Mustafa Ceceli, Teoman, Yalın ve Yüksek Sadakat’ın sürpriz şarkılar ve düetlerle katılacağı 8 Mart 2010 Dünya Kadınlar Günü’ndeki konserde sanatçılar şiddet mağduru kadınlar için hep bir ağızdan “Aile İçi Şiddete Son!” diyecek.

Most Production imzasıyla İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde yapılacak konserde sanatçılara, geçen yıl olduğu gibi Behzat Gerçeker yönetimindeki Enbe Orkestrası eşlik edecek.

Konserin tüm geliri, yine Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na aktarılmak üzere Aralık Derneği’ne bağışlanacak. Biletix’ten satışa sunulan konser biletlerinin fiyatları 60TL’den başlıyor.

Neden böyle bir konser? Aile içinde kötü muamele ve şiddete maruz kalan kadınlara hukuki, psikolojik ve güvenlikle ilgili destek sağlamak amacıyla iki yıl önce hizmete açılan Acil Yardım Hattı’na maddi destek sağlamak ve daha çok kadına ulaşabilmesi için farkındalık yaratmak.

Neden “Güldünya Şarkıları” Çünkü gencecik yaşında aile içi şiddete kurban edilen Güldünya Tören, bugün Türkiye’de kadına yönelik şiddetin bir sembolü. Bütün suçu, ailesinin istemediği biriyle birlikte olmaktı ve İstanbul’da sokak ortasında kurşunlandı. Ölmedi, hastanede yoğun bakımda hayat mücadelesi verirken, “işi yarım bıraktıklarını düşünen” iki ağabeyi, ellerini kollarını sallaya sallaya içeri girdiler ve “işi” bitirdiler. Onu sevip sarıp kollaması beklenen ailesi, tersine ölüm fermanını çıkarandı.

Güldünya konserleri gelenekselleşiyor
Geçen yıl, Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nazan Öncel, Nilüfer, Emel Müftüoğlu, Aynur, Aylin Aslım, Şebnem Ferah, Ayten Alpman, Zuhal Olcay, Şevval Sam, Rojin ve Funda Arar, Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’nın kullanma bilincinin artırılması ve sürdürülebilirliği için maddi katkı sağlanması amacıyla “Güldünya Şarkıları” albümünde bir araya gelmişti. 9 Mart 2009′da da bu 13 sanatçıdan 8′i, Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Funda Arar, Aynur, Şevval Sam, Şebnem Ferah, Rojin ve Aylin Aslım, Güldünya Konseri’ni gerçekleştirmişti.

Şimdi ikinci Güldünya Konseri’nde şarkılarıyla “aile içi şiddete son” diyecek olan erkek sanatçılar, bu sorunun sadece kadınları değil, toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren ortak bir sorun olduğunu ve ancak birlikte mücadele edilirse çözüm bulunabileceğini gösterecekler.

KadınMAG

‘İlişki, çatışma ve dayanışma’ya dair evrensel bir oyun: Ada

Yazan: admin 06 Şubat 2010  
Kategori: Kültür Sanat

Hakan Pişkin ve Ümit Çırak’ın oyunculukları ile ödül aldıkları Ada oyunu 11 Şubat Perşembe günü Akıngüç Oditoryumu’nda sanatseverlerle buluşuyor.

iku_gorsel_ada_1_subat2010

İstanbul Kültür Üniversitesi bünyesinde bir sanat merkezi haline gelen Akıngüç Oditoryumu, Ti Performans’ın “Ada” oyununu İstanbul izleyicisi ile buluşturuyor. Oyundaki performansları ile IX. Lions Tiyatro Ödülleri, “Küçük Salon Erkek Oyuncu” ödülüne layık görülen Hakan Pişkin ve Ümit Çırak’ın sahnelediği “Ada”, yönetmen Bülent Emin Yarar’ın yorumuyla sahneleniyor.

Athol Fughard’ın yazdığı oyun, Güney Afrika’da ünlü bir ada olan Robben adasında geçmektedir. Ünlüdür çünkü Güney Afrika Cumhuriyeti siyahlara seçme hakkı tanıdıktan sonra cumhurbaşkanı seçilen lider Nelson Mandela, ada tutuklularındandır. Oyun bu adada yaşayan iki tutuklunun aralarındaki ilişkiyi, çatışmayı ve dayanışmayı ele almaktadır. Ada, nefretin hakim olduğu dünyamızda, sevginin olabilirliğine dair evrensel bir oyun.

11 Şubat Perşembe günü saat 20:00′de Akıngüç Oditoryumu’nda sahnelenecek oyunun biletleri İKÜ gişesi ve Biletix’ten temin edilebilir.

Yazan : Athol Fughard

Yöneten : Bülent Emin Yarar

Oyuncular : Hakan Pişkin, Ümit Çırak

Dekor-Kostüm : Nilgün Nalçacı

Yer : Akıngüç Oditoryumu

Tarih : 11 Şubat Perşembe

Saat : 20:00

Bilet fiyatları : Öğrenci: 5.00 TL

Tam: 10.00 TL

Bilet Satış Gişeleri;

İstanbul Kültür Üniversitesi Bilet Satış Gişesi : 0 212 498 41 03

Biletix Çağrı Merkezi : 0 216 556 98 00

Tuluyha Uğurlu’dan sevgililer günü konseri

Yazan: admin 06 Şubat 2010  
Kategori: Kültür Sanat

Piyanist Tuluyhan Uğurlu’nun 14 Şubat Pazar günü Notre Dame de Sion Kültür Merkezi’nde vereceği Sevgililer Günü konserleri bugüne özel etkinliklerinden hayli farklı. Müzik ve görüntülerle aşkın ve sevginin her halinin anlatıldığı bu duygusal konserlerin öncesinde konuklara Kahve Dünyası tarafından kahve, lokum, kurabiye ve çikolata ikram edilecek.
tuluyhan_ugurlu

İkramlar tümüyle sevgiyi anlatacak sürprizlerle dolu. Bu özel etkinlik herkesin rahatlıkla katılabilmesi için saat 15.00 ve 18.00′da iki kez tekrarlanacak. Konserlerde Tuluyhan Uğurlu’nun piyanosuna bazen bir keman, bazen yanık bir kaval sesi eşlik edecek.

Uğurlu konserlerde beş kişilik kendi müzik topluluğu ile birlikte sahneye çıkacak.

Tuluyhan Uğurlu bugüne özel besteleriyle ruhunuzu farklı boyutlara doğru sürükleyip, sizi zirvelerde gezdirirken, Kahve Dünyası tutkuyu anlatan çikolataları,lokumları ve kahveleriyle bu güzelliği tamamlıyor. Piyanoya zaman zaman bir keman, bazen yanık bir kaval sesi eşlik ediyor… Saraylarda, çöllerde, gökyüzünde sonsuzluk içinde sevgiyi arıyorsunuz. Ve belki de hayatın gerçek anlamını keşfediyorsunuz…

14 Şubat Pazar günü Sevgililer Günü, ister yanınızda sevgiliniz, ya da bir arkadaşınız, çocuğunuz, ya da anneniz, ya da yalnız…

Kadın kadına, belki erkek erkeğe maç izlediğiniz arkadaşlarınızla…

Sizleri insanın sevgi üzerine yaptıklarını ve yapabileceklerini birlikte yaşayacağınız bir etkinliğe bekliyoruz.

TULUYHAN UĞURLU AŞKI VE SEVGİYİ ANLATIYOR
14 Şubat 2010 Pazar
Birinci seans: Saat 15.00 - İkinci Seans: Saat 18.00
Notre Dame de Sion Fransız Lisesi Kültür Merkezi
(İstanbul Radyosu ve Harbiye Orduevi karşısı)

Biletler: Biletix 0216 556 98 00

Kitap: Muz Sesleri - Ece Temelkuran

Yazan: admin 31 Ocak 2010  
Kategori: Kültür Sanat

muz-sesleriEce Temelkuran, yeni romanı ‘Muz Sesleri’ni, “Zor zamanlarda bir Ortadoğululuk hikâyesi” diye imzalamış. Savaşların ortasında Beyrut merkezli bir roman yazmış Ece.
Türkiye’nin darbeler ve demokrasi tarihiyle kesişen bir yazgısı var Beyrut’un; 1960’larda Ortadoğu’nun Paris’i diye anılırken iç savaşlar, işgaller, toplama kampları altında geçen ömürler, bölünmüş yaşamlar, bombaların üzerinden eksik olmadığı bu oteller kentini bir roman cenneti/ cehennemi haline getiriyor.
Oxford’da İslam üzerine tez hazırlayan Deniz’i Beyrut’a çeken de, Ortadoğu’nun laneti değil, savaşların tozu dumanı altındaki şiirsellik. Silah seslerinin, sokak çatışmalarının, acıların onca yoksulluğun altında insanlığı aramak.
Şatila kampında doğan kızına yazdığı mektupta Beyrut’u anlatır bir Filipinli:
Bu topraklar böyledir. Hatıraları unutmak üzerinedir. Herkes kendi günahını unutur ama kimse alacağı intikamı unutmaz. Ve Ortadoğu -tanrıların hep bu topraklarda icat edilmesi bir tesadüf değil- günahlardan kuruludur. Kaç silah varsa o kadar tarih vardır burada. Anlamaya kalktığında da bütün bu hikâyenin içinde kaybolursun. Bu, Ortadoğu’nun lanetidir. Dışarıda olanı anlamamakla lanetler, içine gireni de dünyada başka önemli bir şeyin olmadığı serabıyla.
Dünya haritası üzerinde bir baskı yanlışı kadar küçük görünen bu sevgili ülke hakkında bilmen gereken tek bir şey var. Herkes herkesi öldürdü. Sanırım herkesin üzerinde anlaşabileceği tek tarihimiz bu bizim
.”
Türkiyeli bir akademisyen Oxford’da İslam çalışırken Beyrut’a niye gider?
Eksen meselesi romanda da karşımıza çıkıyor, Deniz’i eleştiriyor hocası:
Siz, akarken çarpacağı taşlardan korkan bir su gibisiniz. Ortadoğu çalışıyorsunuz ama Ortadoğu’ya gitmiyorsunuz. İslami hareketler çalışıyorsunuz ama kafanız karışmıyor. Yoksulluk çalışıyorsunuz ama öfkelenmiyorsunuz. Siz niye bu kadar Batılılaşmış gibi yapıyorsunuz? Yabancıymış gibi.”
Ece Temelkuran, kalplerin yağmalandığı yerden anlatıyor hikâyesini.
Beyrut’ta taksiye binmek, Roma’nın antik harabeleri arasında dolaşmaktan çok farklı. Eski oteller,  kafeler iç savaşın simgesi. Daha birkaç yıl önce bombalar yağdı kentin üzerine. Hariri 2005’te  öldürüldü. Holiday Inn vardı, gökdelen gibi hani, delik deşik. İç savaşta dümdüz oldu oralar.
Filipinli hizmetçinin Şatila kampında Filistinli bir doktorla aşkı da bir bombalama sonrası evsiz barksız kaldığında başlıyor. Kampta doğan ve Filipinler’e gönderilen Beyrutlu çocuğa yazılan mektuplar anlatıyor savaşın acılarını.
Onu ağustosta muz tarlalarına götürecektim. Muz seslerini dinleyecekti. Nasıl sevineceğini, hayret edeceğini düşündükçe…”
Zor zamanlarda Ortadoğu’yu yazmak. Kozmik odalar, suikastlar, darbe tartışmaları arasında ‘Muz Sesleri’ni okumak.
Ece, roman yazarak işimizi iyice zorlaştırıyor.

Derya Sazak - Siyaset Günlüğü Milliyet

“Onu ağustosta muz tarlalarına götürecektim. Muz seslerini dinleyecekti. Nasıl sevineceğini, hayret edeceğini düşündükçe…”

Ece Temelkuran, kalplerin yağmalandığı yerden anlatıyor hikâyesini; Ortadoğu’dan. Bizden alıp döküntülerini iade ettikleri hikâyelerimizi geri almak için… Aşklarımızı, acılarımızı, haysiyetimizi…
Yağmalandıkça kapattığın kalbini aç şimdi. Çünkü bu senin hikâyen. Sen de Ortadoğulusun!

Yazar: Ece Temelkuran

Sayfa Sayısı: 280
Dili: Türkçe
Yayınevi: Everest Yayınları
Kitap Fiyatı : 10,99 TL

Muz Sesleri resmi web sitesi

En güzel kadın filmleri

Yazan: admin 19 Ocak 2010  
Kategori: Kültür Sanat

Kadınların hikayelerini kimi zaman komik kimi zaman da hüzünlü yönleriyle beyazperdeye yansıtan en güzel filmler.

Saatler - The Hours

saatler-the-hours1923 yılında yaşayan Virginia Woolf (Nicole Kidman) bunalımın eşiğindeki bir yazardır. Daha sonra birçok insanı etkileyecek ünlü romanı Mrs. Dalloway’i yazmaya başlamak üzeredir. Laura Brown (Julianne Moore), 1951′in Los Angeles’ında yaşayan bunalım içindeki bir ev kadınıdır.
Kocasının doğumgünü için bir pasta yapmayı düşünürken, aslında aklında çok farklı planlar vardır. Üçüncü kadın olan Clarissa Vaughn (Meryl Streep) ise 2001 yılının New York’unda yaşayan bir kadındır. AIDS’den ölümü bekleyen eski eşi Richard Brown (Ed Harris) için parti hazırlıkları yapar.
Değişik zamanlarda yaşayan bu üç kadının hayatları aynı romandan etkilenir. Dram tarzı film sevenlere hitap eden başarılı bir kadın filmi.
Nicole Kidman bu filmdeki performansı ile Oscar ödülü de almıştı.

frida1Frida

Meksikalı ressam Frida Kahlo’un yaşamından yola çıkan film, Kahlo’nun sıra dışı yaşamı, hocası ve aynı zamanda yaşamını paylaştığı Diego Rivera’yla olan norm dışı birlikteliği, Leon Trotsky’yle olan sansasyonel ilişkisi ve kadınlarla yaptığı romantik kaçamakları merkeze alıyor. Marksist bir bohem olan Frida Kahlo’nun yaşamını, beyazperdeye hakkıyla yansıtan bu film, Frida Kahlo gibi farklı bir kadını tanımak isteyenler için şaşırtıcı ve keyifli.

Amelie
Paris’te garsonluk yaparak, kendine özgü bir dünyada yaşayan saf, çekingen ve masum bir kızdır Amelie. amelie Annesininbeklenmedik ölümü, babasının soğuk tavırları ve yaşadığı travmalar sonucu, sevimli ve boş şeylerle uğraşarak kendisine eğlence yaratmaya çalışsa da aslında hayatı sıkıcı bulduğu için kendisini son derece yalnız hisseder.
Bu kısır döngü Amelie’nin evde bulduğu bir kutuyu ve onun aracılığıyla sahibini keşfetmesiyle birlikte bir anda kesilir.

Amelie aşık olmuştur. Audrey Tautou’nun başrolde olduğu, modern Paris hayatının idealize edilmiş, alaycı bir yorumu olan bu film, romantik komdediden hoşlananlar için.

Erkek Severse - When a Man Loves a Woman

erkek-severse-when-a-man-loves-a-womanMicheal (Andy Garcia) ve Alice (Meg Ryan) sevişerek evlenmiş çok mutlu bir çifttir.

Ancak Alice’in alkol sorunu bir süre sonra hem çocuklarıyla hem de kocasıyla olan ilişkisini zedelemeye başlar.

Michael’in bir uçak pilotu olması çift için her şeyi daha da zorlaştırır. Meg Ryan ve Andy Garcia hayranları için, onların performansları eşliğinde muhteşem bir film şöleni…

Küçük Kadınlar - Little Women
Başrollerinde Susan Sarandon ve Claire Danes’in yer aldığı filmde, babaları iç savaşta çarpışırken anneleri tarafındankucuk-kadinlar zor şartlarda büyütülen Joe, Meg, Beth ve Amy March’ın öyküsü, aynı zamanda kimsenin bozamayacağı güçlü bir bağın duygu dolu hikayesi anlatılıyor.

Film izlerken gözyaşı dökmekten hoşlanan duygusal film hayranları için kaçırılmaması gereken bir dram.

 

Denizkızları - Mermaids

Denizkızları, 1960′ların Amerika’sında alışılmışın dışında bir aile olan Flax’ların öyküsünü anlatıyor. Filmin kahramanları kendine has özgür ruhlu bir kadın olan anne Rachel, Yahudi olmasına aldırmadan rahibe olmayı kafaya koymuş abla Charlotte ve 9 yaşındaki yüzme şampiyonu Kate. Anneyi Cher’in, ablayı Winona Rider’ın ve küçük kardeşi Christina Ricci’nin canlandırdığı bu film, aynı anda güldüren, düşündüren ve ağlatabilen hareketli hikayelerden hoşlananlara hitap ediyor.

Sense and Sensibility

Jane Austen’ın aynı adlı romanından uyarlanan filmde, Mr. Dashwood yasalar gereği mirasını ilk karısından olan oğluna bırakmak zorundadır. Oğlundan ikinci karısı ve ondan olan kızlarına destek olmasını rica eder. Fakat oğlunun karısı bunun gerçekleşmesini engellemek için elinden geleni yapar. Biri tamamen duygularıyla, diğeri de sadece mantığıyla hareket eden iki kızkardeş, 19. yüzyılın erkek egemen ve ahlakçı dünyasında bir de ekonomik sorunlarla baş etmek zorunda kalırlar. Toplumsal ve ekonomik baskılara rağmen mantık ve duygu aşkla birleştiğinde, bu iki kızkardeşe mutluluğun kapılarını açacaktır. Hüzün ve aşkı aynı filmde arayanlara…

Kadınlar – The Women

Hayatını rayına oturttuğuna inandığı için artık pek bir şey için çaba göstermez hale gelen Mary Haines, günün birinde neredeyse elindeki her şeyi kaybettiğini anlar ve yaşam mücadelesine girişir. Mary gibi onun çevresindeki farklı yaş gruplarından kadınların, tek başlarına ayakta kalma mücadelelerinin anlatıldığı, Meg Ryan ve Annette Bening’in başını çektiği kalabalık oyuncu kadrosunun yer aldığı filmin en dikkat çekici özelliği, içinde tek bir erkek bile olmaması. Tamamen bir kadın filmi olan “Kadınlar”ı mutlaka izleyin!

Aşkta Her Şey Mümkün - Somethings Gotta Give

Erica, kızının kendisinden epey yaşlı Harry Langer ile birlikte olmasına karşı çıksa da duruma katlamaktan başka çare bulamaz. Harry, bir akşam kalbinden rahatsızlanınca bütün bir haftayı, hiç anlaşamadığı Erica ile birlikte geçirmek zorunda kalır. Sürekli didişen ve çok farklı yaşam tarzları olan iki insan olmalarına rağmen birlikte geçirmek zorunda kaldıkları bu süre, hiç beklemedikleri şekilde yakınlaşmalarına neden olacaktır. Jack Nicholson ve Diane Keaton’ın keyifli oyunculukları ile oldukça eğlenceli zaman geçirten bu film, komedi tutkunları için.

stepmom-e28093-omuz-omuzaStepmom – Omuz Omuza

Isabel (Julia Roberts), annelik konusunda oldukça başarısız sayılabilecek genç bir üvey annedir. Birlikte olduğu adam Luke (Ed Harris), Jackie’nin (Susan Sarandon) eski kocasıdır. Jackie, nasıl anne olunması gerektiğini iyi bilen, anaç bir kadındır. Babalarının anneleriyle yeniden birleşmesini isteyen çocuklar, Isabel’in hayatını mahvetmek için ellerinden geleni yaparlar. Jackie ve Isabel birbirlerinden nefret etmelerine rağmen kanser olduğunu öğrenen Jackie, çocuklarının ortada kalmasını önlemek için Isabel’le arasını düzeltmeye çalışır. Türkiye’de “Omuz Omuza” adıyla gösterime giren Stepmom (Üvey Anne), romantik komedi tutkunları için

EN İYİ ROMANTİK KOMEDİ FİLMLERİ;

Altın Küre’nin yıldızı Avatar

Yazan: KadinMag 19 Ocak 2010  
Kategori: Kültür Sanat

avatar-movie1Oscar’dan sonra en prestijli ödüllerden biri olan Altın Küre’de, son haftalarda listeleri alt üst eden “Avatar” en iyi film, filmin yaratıcısı James Cameron da en iyi yönetmen ödülüne layık görüldü. Yaşam boyu başarı ödülü ise, usta yönetmen Martin Scorsese’nin oldu.

Altın Küre, Beverly Hills’te düzenlenen görkemli törenle sahiplerini buldu. Törende, yaşayan en büyük yönetmenlerden biri olan Martin Scorsese, “Cecil B. DeMille Hayat Boyu Başarı Ödülü”yle onurlandırıldı.
En iyi film ödülünü, tüm dünyada büyük ilgiyle izlenen ve tüm zamanların en çok kazanan ikinci filmi haline gelen “Avatar” aldı. Yönetmen James Cameron da “Avatar” filmiyle, en iyi yönetmen ödülünü kazandı.
Altın Küre’de, Sandra Bullock “The Blind Side”daki rolüyle en iyi kadın oyuncu ödülüne layık görülürken, en iyi erkek oyuncu ödülünü de “Crazy Heart”taki başarılı performansıyla Jeff Bridges kazandı.

Altın Küre’de drama dalında diğer ödüller ise şöyle:
En iyi yardımcı kadın oyuncu “Precious” filmindeki performansıyla Mo’Nique, en iyi yardımcı erkek oyuncu “Inglourious Basterds”daki oyunculuğuyla Christoph Waltz.

En iyi senaryo ödülünü “Up in The Air” ile Jason Reitman ve Sheldon Turner aldı. Gecede, en iyi animasyon ödülüne layık görülen “Up” filmi, besteci Michael Giacchio’ya da en iyi müzik ödülünü kazandırdı.

Müzikal veya komedi dalında en iyi film “The Hangover”, en iyi kadın oyuncu Meryl Streep (Julie&Julia) ve en iyi erkek oyuncu Robert Downey Jr. (Sherlock Holmes) seçildi.

Öte yandan, en iyi şarkı ödülü Ryan Bingham ve Bone Burnett’ın “Crazy Heart” filmi için yazdığı “The Weary Kind”a giderken, yabancı dilde en iyi film ise Alman yapımı “White Ribbon” oldu.

Televizyon ödülleri
Televizyonda drama dalında ise ödüllere doymayan “Mad Men” Altın Küre’de de en iyi drama dizisi seçildi. Drama dalında, en iyi kadın oyuncu ödülü “The Good Wife” dizisindeki Julianne Margulies’e, en iyi erkek oyuncu ödülü de “Dexter”daki katili canlandıran Michael C. Hall’a gitti.

Televizyonda komedi ve müzikal daldaki yapımlar arasında en iyi dizi “Glee” oldu. Bu dalda, en iyi kadın oyuncu Toni Collette (United States of Tara), en iyi erkek oyuncu da Alec Baldwin (30 Rock).
Öte yandan “Mini dizi veya filmi” dalındaki ödüller de şöyle:

►En iyi mini dizi veya film: “Grey Gardens”

►En iyi kadın oyuncu: Drew Barrymore (Grey Gardens)

►En iyi erkek oyuncu: Kevin Bacon (Taking Chance)

►En iyi yardımcı kadın oyuncu: Chloe Sevigny (Big Love)

► En iyi yardımcı erkek oyuncu: John Lithgow (Dexter)

Kenan ‘polis’, Nejat ‘asker’ rolünde

Yazan: KadinMag 19 Ocak 2010  
Kategori: Kültür Sanat

polis-kenanGüneydoğu’da askerlik yapan Ensar’ın 12 yaşındaki kardeşi tecavüze uğrar.

Ensar ortadan kaybolur, seri cinayetler başlar. Kurbanların hepsi aftan yararlanıp hapisten çıkmış sübyancılardır. Türkiye’nin ilk seri katil filmi  ‘Ejder Kapanı’ cuma günü vizyonda. Uğur Yücel’in yönettiği ve oynadığı filmde Nejat İşler asker Ensar’ı, Kenan İmirzalıoğlu cinayet büro amirini, Berrak Tüzünataç stajyer polisi oynuyor.

Butto’nun hayatı film olacak…

Yazan: KadinMag 19 Ocak 2010  
Kategori: Kültür Sanat

benazir-buttoPakistan’ın eski başbakanlarından Benazir Butto’nun hayatı beyaz perdeye aktarılacak.

Filmin yönetmenliğini, 2007 yılında suikasta kurban giden Butto’nun, Oxford üniversitesinden arkadaşı Victoria Schofield yapacak. İngiliz film yapımcısı ve yönetmen Schofield Pakistan’da yayımlanan Dawn gazetesine yaptığı açıklamada, filmin adının “Benazir’in Alın Yazısı” olacağını belirtti.

Bir kadın politikacının olağanüstü cesareti ve ülkesi için verdiği mücadelenin konu edileceği sinema filminin, Butto’nun ölümünün 5. yılı olan 2012’de vizyona girmesi planlanıyor.

Avatar için ‘çalıntı’ iddiası

Yazan: KadinMag 18 Ocak 2010  
Kategori: Kültür Sanat

avatar-movieRekortmen Avatar filminin yönetmeni James Cameron’a fikir hırsızlığı suçlaması yöneltildi. İzlenme rekorları kıran Avatar filminin yönetmeni James Cameron, ‘fikirleri ödünç alıp filminde kullanmakla’ suçlandı.

Avatar filminin, Rus bilim kurgu yazarları Arkady ve Boris Strugatsky kardeşler tarafından 1960′larda kaleme alınmış 10 çok satan fantastik romandan oluşan “The World of Noon” ya da diğer ismiyle “Noon Universe” serisi ile benzerlikler taşıdığı iddia edildi.

Avatar’daki gezegen Pandora, söz konusu kitaplarda da geçiyor ve film de kitaplar da 22. yüzyılda geçiyor.

İngiliz Guardian gazetesinde yer alan habere göre, Pandora filmde Na’vi adı verilen yeni bir ırka ev sahipliği yapıyor. Eleştirmenler bunun Strugatsky romanlarındaki Nave adlı ırk ismine son derece benzediğini not ediyor.

Yazar ve gazeteçi Dimitri Bykov da Rus gazetesi Novaya Gazeta, “Na’vi açık bir şekilde Strugatskylerin Nave’sini hatırlatıyor” diye yazdı.

76 yaşındaki Boris Strugatsky geçen hafta Avatar filmini henüz izlemediğini açıkladı, söz konusu benzerlik iddialarını ise reddetti. Kitapların yazarlarından Arkady Strugatsky 1991’de yaşamını yitirdi.

James Cameron ise, Avatar fikrinin orijinal olduğunu belirterek iddiaları kesin bir dille reddediyor ve film için 1994′te 80 sayfalık bir senaryo yazdığını belirtiyor.

Dünya genelinde 1 milyar 450 milyon dolar hasılat yaparak 1 milyar 842 milyon dolarlık hasılatlı Titanic’i tahtından indirmek üzere olan Avatar’ın İngiltere’deki dağıtımcısı 20th Century Fox yetkilileri konuyla ilgili yorum yapmadı.

Avatar’a daha önce ırkçılık suçlaması yöneltilmiş, bir kesim tarafından da solcu diye nitelenmişti.

Sonraki sayfa »