<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KadınMAG &#124; Sıradışı Kadınların Sitesi &#187; Sağlık</title>
	<atom:link href="http://www.kadinmag.com/category/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadinmag.com</link>
	<description>Türkiye&#039;de yaşayan kadınlar için hazırlanmış ve her konuda alanında uzman kişilerin görüşüne başvurulan, gündemi kendisi yaratan en özgün kadın sitesi.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 22 Jan 2012 21:51:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Uykuda panik atak geçirebilirsiniz</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2012/01/22/uykuda-panik-atak-gecirebilirsiniz/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2012/01/22/uykuda-panik-atak-gecirebilirsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 21:22:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[Bakırköy]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[panik atak]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mazhar Osman]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[uyku bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6712</guid>
		<description><![CDATA[Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E. A. Hastanesi’nin (BRSHH) bilimsel dergisi Düşünen Adam’da yayınlanan bir araştırma, panik atak hastalarının yüzde 48’inde uykuda da panik atak görüldüğünü ortaya koydu. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A. Hastanesi’nden (BRSHH) bir grup bilim adamının yaptığı bir çalışma, uyku panik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;" align="center"><strong>Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E. A. Hastanesi’nin (BRSHH)</strong><strong> bilimsel dergisi Düşünen Adam’da yayınlanan bir araştırma, panik atak hastalarının yüzde 48’inde uykuda da panik atak görüldüğünü ortaya koydu.</strong></p>
<p>Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A. Hastanesi’nden (BRSHH) bir grup bilim adamının yaptığı bir çalışma, uyku panik atağının (UPA) farklı bir yapıya sahip ayrı bir alt grup olabileceğini ortaya çıkardı.</p>
<p><strong>Korku ile uyanıyorsanız dikkat</strong></p>
<p>Ortada herhangi bir gerçek neden yokken, kişinin uykudan ani bir çarpıntı ve korku ile uyanması olarak tanımlanan ve tekrarlayıcı olan panik hali, uykuda panik atak olarak tanımlanıyor. Çalışmaya dahil edilen 98 panik bozukluğu hastasının 51’inde, çalışma kriterlerine göre uyku panik atağı görüldü.</p>
<p>Yapılan çalışmada, panik bozukluğu hastalarının yüzde 48’nin uyku panik atağı geçirdiği saptandı. Uyku panik atağı olgularında en sık görülen belirtiler ise; boğulma hissi, uyuşukluk, çarpıntı, denge kaybı, ölüm korkusu ve korkuya kapılma olarak tespit edildi.</p>
<p><strong>Uyku bozuklukları hastalık belirtisi olabilir</strong></p>
<p>UPA olan panik bozukluğu olgularında, hastalığın daha şiddetli seyrettiği, depresyon birlikteliğinin sık olduğu, ayrıca, bu hastalarda uyku bozukluklarının eşlik ettiği, uykuya dalma ve sürdürmekte zorluk yaşandığı, sabah yorgun kalkmanın sık görüldüğü saptandı. Ek olarak, hastalar uyku ile ilgili kaçınmalar ve davranış değişiklikleri, uyumaktan ve yalnız yatmaktan kaçınma davranışı sergiliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2012/01/22/uykuda-panik-atak-gecirebilirsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hava kirliliği sinüzite neden oluyor!</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2012/01/17/hava-kirliligi-sinuzite-neden-oluyor/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2012/01/17/hava-kirliligi-sinuzite-neden-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 08:26:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolu enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[büyük şehirler]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[gribal enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hastayken çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[hastayken işe gitmek]]></category>
		<category><![CDATA[hava kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[kulak burun boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[maske kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit neden olur]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit nedir]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk hava]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiye]]></category>
		<category><![CDATA[toplu taşıma araçları]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6698</guid>
		<description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre İlhan, kış ayları ile birlikte büyük şehirlerde artış gösteren hava kirliliğinin, sinüzite ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğunu söyledi. Büyük şehirlerde yaşayanlar hava kirliliği ve çevresel faktörler nedeniyle sağlıklı nefes alamıyor ve gribal enfeksiyonlara daha sık yakalanıyor. Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p dir="ltr"><strong>Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre İlhan, kış ayları ile birlikte büyük şehirlerde artış gösteren hava kirliliğinin, sinüzite ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğunu söyledi.</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2011/12/Op_Dr_A_Emre_Ilhan1.jpg"   ><img class="alignleft  wp-image-6624" title="Op_Dr_A_Emre_Ilhan1" src="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2011/12/Op_Dr_A_Emre_Ilhan1-533x800.jpg" alt="" width="238" height="358" /></a>Büyük şehirlerde yaşayanlar hava kirliliği ve çevresel faktörler nedeniyle sağlıklı nefes alamıyor ve gribal enfeksiyonlara daha sık yakalanıyor. Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre İlhan; sinüzitin burnun her iki tarafında, arkasında ve alında yer alan ve içinde hava boşlukları bulunan kemik yapılarının iltihaplanması olduğunu belirterek, özellikle kış aylarında büyük şehirlerde artış gösteren sinüzit ve üst solunum yolu hastalıklarına dikkat çekti.</p>
<p>Sağlıklı nefes alamıyoruz</p>
<p></strong>Op. Dr. Emre İlhan konu ile ilgili yaptığı açıklamada: “ Kış aylarında özellikle büyük şehirlerde grip ve nezle vakaları daha fazla görülür. Bunun nedeni soğuk hava ile birlikte havadaki kirlilik oranının artışıdır. Burnun içine kendi kendini temizleme mekanizması vardır. Biz buna mukosiliyer aktivite  diyoruz.  Eğer soluduğunuz hava kirliyse ve karbondioksit oranı çok yüksekse, mukosiliyer aktivite bozulur. Bu durumda sinüs fonksiyonları çok ciddi derecede etkilenir ve sağlıklı nefes alamayız. Gerek sinüs fonksiyonları, gerekse burun fonksiyonları kirli havadan etkilenir. Bunun sonucunda da sinüzit kaçınılmaz olur. Bu yüzden büyük şehirlerde yaşayanlar, çok daha fazla grip atakları geçiririr ve hastalık riski taşır.” dedi.<strong></p>
<p>Toplu taşıma araçları hasta ediyor</p>
<p></strong>İlhan, metro ve otobüs gibi aşırı kalabalık toplu taşıma araçları ile sık seyahat eden hastaların bu kalabalık ortamlarda diğer insanlarla yakınlaşmaları sonucunda bulaşıcı hastalıklar ve kışın sık görülen nezle ve grip gibi üst solunum yollarında hastalık yapan virüslerle karşılaşma riskinin daha fazla olduğunu beklirterek, ‘Özellikle kış aylarında toplu taşıma araçlarını kullanan hastaların maske kullanabileceğini’ yurt dışında bu konuda bir bilincin geliştiğini, ancak ülkemizde maske kullanımının yaygın olmadığını belirtti.<strong></p>
<p>Plazalarda çalışanların sağlığı tehlikede<br />
</strong><br />
İlhan, kalabalık çalışma ortamlarında temiz hava sirkülasyonunun olmaması nedeniyle çalışanların sinüzite yakalanma oranının arttığını belirterek, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Özellikle plazalar burun sağlığına düşman yerlerdir. Grip ve salgın hastalıklarda plazaların içerisinde havalandırma olmadığı ve çalışanlar gün ışığından faydalanamadığı için bu tür bulaşıcı hastalıklar daha hızlı yayılır. Bu tür ortamlarda bulunanların zamanla bağışıklık sistemi de zayıflar ve hastalıklara karşı daha zayıf düşerler. Eskiden hava kirliliği denince akla trafik, yoğun sis ve havadaki kirlilik gelirken; şimdilerde ise plazalar, alışveriş merkezleri, sinemalar, kafeler gibi kapalı ortamların da havasının kirlenebileceğin ve bu durumun sağlığımız için ciddi risk oluşturduğunu söyleyebiliriz.”<strong></p>
<p>Hastayken işe gitmeyin</p>
<p></strong>İlhan, büyük şehirlerde yaşayanların geçim derdi ve zorlu hayat şatları nedeniyle hastayken bile çalışmak zorunda kaldığını söyleyerek, mümkünse hastayken işe gidilmemesi gerektiğini, hastayken işe gitmenin iş yerine yararlı olmak yerine, tam tersine hasta çalışanların çalışma arkadaşlarına da hastalık bulaştırdığı için şirkette çalışma performansının düşmesine neden olduklarını vurguladı. İlhan, bu konuda işverenlerin de anlayışlı olması ve durumun öneminin farkında olması gerektiğini ifade etti.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2012/01/17/hava-kirliligi-sinuzite-neden-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dr. Oz Show yeni sezonuyla ekranlarda!</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2012/01/03/dr-oz-show-yeni-sezonuyla-ekranlarda/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2012/01/03/dr-oz-show-yeni-sezonuyla-ekranlarda/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 09:58:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[#oyfr {position:absolute;overflow:auto;height:0;width:0;}mükemmelliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[digitürk]]></category>
		<category><![CDATA[dr oz show]]></category>
		<category><![CDATA[dr. mehmet öz]]></category>
		<category><![CDATA[emmy ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[home tv]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6659</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Oz Show ilki 2 Ocak 2012’de yayınlanan 3’üncü sezonun ilk programında Türkiye’den sağlık tüyoları veriyor. Amerikan televizyonlarının EMMY Ödüllü programı “Dr. Oz Show”, 3. sezonunda da birbirinden ünlü konukları ağırlıyor ve Amerika’nın en çok izlenen show programı olmaya devam ediyor. “Dr. Oz Show” hafta içi her gün 13.00 ve o günün tekrar yayını 19.00’da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr. Oz Show ilki 2 Ocak 2012’de yayınlanan 3’üncü sezonun ilk programında Türkiye’den sağlık tüyoları veriyor.</strong></p>
<p><strong>Amerikan televizyonlarının EMMY Ödüllü programı “Dr. Oz Show”, 3. sezonunda da birbirinden ünlü konukları ağırlıyor ve Amerika’nın en çok izlenen show programı olmaya devam ediyor.</strong></p>
<p>“Dr. Oz Show” hafta içi her gün 13.00 ve o günün tekrar yayını 19.00’da Home TV ekranlarında izleyici ile buluşuyor. Dr. Öz, yeni sezonda sağlık ve güzellik hakkında bilinmesi gerekenleri ve herkesin uygulayabileceği tavsiyelerini izleyenleri ile paylaşmaya devam ediyor.</p>
<p>“Dr Oz Show”un 3. sezon bölümleri Türkiye’den tavsiyelerin de yer aldığı güzellik sırları ile açılıyor. Her yaz mutlaka Türkiye’ye ailesini ziyarete gelen Dr. Mehmet Öz, seyircilerine beslenme, sağlık ve güzellikle ilgili konularda bilgi vermeye devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2012/01/03/dr-oz-show-yeni-sezonuyla-ekranlarda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kansızlık nedenleri nelerdir?</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/12/16/kansizlik-nedenleri-nelerdir/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/12/16/kansizlik-nedenleri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 16:22:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[halsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[iç hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Çağatay Öktenli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6618</guid>
		<description><![CDATA[Kansızlık, yaşlılarda fiziksel aktiviteleri gerilettiği gibi kas gücünü de zayıflatıyor. Kansızlığı olan yaşlılar, olmayanlara göre üç kat daha fazla düşme riski ile karşı karşıya kalıyor. Bu hastalarda kırık vakası da artıyor.   Seksen beş yaşın üzerindeki her üç erkekten ve her beş kadından birinde kansızlık bulunduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;" align="center"><strong>Kansızlık, yaşlılarda fiziksel aktiviteleri gerilettiği gibi kas gücünü de zayıflatıyor.</strong> <strong>Kansızlığı olan yaşlılar, olmayanlara göre üç kat daha fazla düşme riski ile karşı karşıya kalıyor. Bu hastalarda kırık vakası da artıyor.  </strong></p>
<p>Seksen beş yaşın üzerindeki her üç erkekten ve her beş kadından birinde kansızlık bulunduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öktenli, kansızlığın bir hastalığın habercisi olabileceğini, vücut fonksiyonlarında bozulma ve gerileme yaratacağını belirterek, mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Araştırmalar, hemoglobin düzeyi 11’in altında olan yaşlılarda yaşam kaybı riskinin, kalp krizi ya da kalp yetmezliğine bağlı riskten daha yüksek olduğunu ve kansızlığın fiziksel durumu daha fazla bozduğunu gösteriyor. Kansızlık, başka hastalıklar veya cerrahi müdahaleler için hastaneye yatan hastaların tedavi sürelerini de uzatıyor.</p>
<p><strong>Belirtilere dikkat!</strong></p>
<p><strong> </strong>Kansızlığı olan yaşlı bireylerde en sık görülen şikayetler; solukluk, halsizlik, yorgunluk, en hafif günlük aktivitelerde nefes darlığı ve çabuk yorulma, baş dönmesi, bayılma, kulak çınlaması, çarpıntı ve baş ağrısı olarak kendini gösteriyor. Kansızlık, fiziksel performansta ciddi azalmalara yol açarken, kas gücünü de azaltıyor. Kansızlığı olan yaşlılar, olmayanlara göre üç kat daha fazla düşme riski ile karşı karşıya kalıyor ve bu hastalarda kırık vakası da daha fazla görülüyor.</p>
<p><strong>Kansızlık nedenleri…</strong></p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öktenli, beslenme yetersizliği ve mide-barsak sisteminden kaynaklanan kanamalar başta olmak üzere, birçok kronik hastalık ve kanserlerin kansızlık nedeni olabileceğini belirterek, şunları söylüyor: “Hemoroidler, barsaklardaki polip veya divertiküller, bazı ağrı kesici ve romatizma ilaçları ile aspirin kullanımına bağlı mide-barsak kanamaları demir eksikliğine bağlı kansızlık nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Yaşlı erkeklerde azalmış testosteron düzeyi de kansızlığın sorumlusu olabilirken, kas erimesi ile kansızlık arasında da yakın ilişki olduğu gözleniyor.”<strong></strong></p>
<p><strong>Tedavide amaç eksik olanı yerine koymaktır</strong></p>
<p>“Yaşlılarda yeterli ve dengeli beslenme, diğer birçok konuda olduğu gibi kansızlığın önüne geçilmesi için de esastır” diyen Prof. Dr. Öktenli, açıklamasını şöyle sürdürüyor: “Tıbbi tedavide prensip,  eğer varsa kan kaybına neden olan problemi çözmek ve eksik olanı yerine koymaktır. Demir eksikliği olan yaşlı hastaların mide-barsak sisteminden kan kaybı olup olmadığını kontrol etmek için gastroskopi ve kolonoskopi yapılması uygun olur. Demir eksikliğine bağlı kansızlıklarda ağızdan demir preparatları kullanılarak tedavi mümkündür. Kansızlığın derin olduğu durumlarda demir preparatları ile tedavi süresi çok uzar. Bu nedenle damardan uygulanan demir preparatları kullanılabilir. Folat eksikliği de ağızdan alınan folat içeren ilaçlar ile tamamlanabilir. Ancak, vitamin B12’nin mide-barsak sisteminden emilimi çok iyi olmadığı için kas içine enjeksiyon formunda kullanılması daha uygundur.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/12/16/kansizlik-nedenleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böbrek taşları nasıl tedavi edilir?</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/12/06/bobrek-taslari-nasil-tedavi-edilir/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/12/06/bobrek-taslari-nasil-tedavi-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 23:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu sağlık merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[üroloji uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek taşı ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek taşları]]></category>
		<category><![CDATA[bulantı]]></category>
		<category><![CDATA[idrarda yanma]]></category>
		<category><![CDATA[kusma]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Yalçın İlker]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6574</guid>
		<description><![CDATA[Gelişen modern cerrahi  ve görüntüleme yöntemleriyle böbrek taşı ameliyatları hem yetişkinlerde hem de çocuklarda  artık daha güvenli ve etkin bir şekilde yapılabiliyor. Böbrek taşları özellikle ülkemizde sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri. Dünya genelinde bir insanın hayatı boyunca böbrek taşı oluşturma olasılığı yüzde 12 olarak ifade ediliyor.  Ülkemizde bu oranın daha yüksek olduğu ve özellikle Güneydoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;" align="center"><strong>Gelişen modern cerrahi  ve görüntüleme yöntemleriyle böbrek taşı ameliyatları hem yetişkinlerde hem de çocuklarda  artık daha güvenli ve etkin bir şekilde yapılabiliyor. </strong></p>
<p><strong>Böbrek taşları özellikle ülkemizde sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri. Dünya genelinde bir insanın hayatı boyunca böbrek taşı oluşturma olasılığı yüzde 12 olarak ifade ediliyor.  Ülkemizde bu oranın daha yüksek olduğu ve özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 30’lara çıktığı gözleniyor. Bu bölgedeki genetik faktörler, yöresel gıdalar, sıvı alımının az olması ve yüksek hava sıcaklığı hastalığın sık görülmesinin ana nedenleri olarak gösteriliyor.  </strong></p>
<p>Böbrek taşları tıkanıklık ve iltihaplanmaya yol açarak böbrek hasarına ve kaybına yol açabiliyor. Bu nedenle erken tanı ve uygun tedavinin çok önemli olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi  Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Yalçın İlker, özellikle altı mm den büyük taşların tedavisinin mutlaka müdahale gerektirdiğini söyledi.  Prof. Dr. Yalçın İlker herhangi bir tıkanıklık ya da ağrıya yol açmasa bile böbreklere verdikleri zarar nedeniyle ciddi ve potansiyel bir risk olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi;</p>
<p>“Taş hastalığı genellikle böbreklerin olduğu yerde şiddetli ağrıyla kendini belli eder. Kimi hastalarda korkunç ağrılar yaşanırken, kimi vakalarda ağrı her zaman şiddetli seyretmeyebilir. Ayrıca idrarda yanma, bulantı ve kusma da taş hastalığının belirtilerindendir.”</p>
<p><strong>Perkütan taş cerrahisiyle iyileşme süresi kısalıyor</strong></p>
<p>Böbrekte oluşmuş 2 santimetreden büyük taşlar için ciltte açılan küçük bir delikten endoskop sokularak yapılan perkütan taş cerrahisi kullanılıyor. Prof. Dr. İlker, bu yöntemle açık ameliyata göre taşların daha iyi temizlendiğini ve iyileşme sürecinin daha kısa olduğunu belirtiyor.  Teknolojik olarak kullanılan aletlerin incelmesi ile birlikte çocuklarda da uygulanabilen bu yöntem öncesinde ve sonrasında hastanın günlük yaşantısını sınırlayan herhangi bir kural bulunmuyor. Ameliyatı sonrasında bir hafta kadar hastanın fiziksel zorlanma gerektiren spor, ağır taşıma gibi hareketlerden kaçınması yeterli oluyor.</p>
<p>Böbrek taşlarından kurtulmanın bir diğer yolu ise idrar deliğinden ince ve uzun optik cihazlarla girilerek yapılan üretereskopi ameliyatları. Böbrekten idrar kesesine uzanan ve üreter ismi verilen borudaki taşların, tümörlerin ve darlıkların ameliyatında kullanılan bu yöntem bazı böbrek taşlarının tedavisinde de alternatif tedavi olarak kullanılıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/12/06/bobrek-taslari-nasil-tedavi-edilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalp hastalıkları sağlığınızı tehdit ediyor!</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/12/06/kalp-hastaliklari-sagliginizi-tehdit-ediyor/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/12/06/kalp-hastaliklari-sagliginizi-tehdit-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 16:33:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz mutfağı]]></category>
		<category><![CDATA[şeker hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalp hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp ve damar hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kolesteröl]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. timur timurkaynak]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6546</guid>
		<description><![CDATA[Dünyada bir numaralı ölüm nedeninin kalp ve damar hastalıkları olduğuna dikkat çeken  Prof.Dr.Timur Timurkaynak, neredeyse iki kişiden birinin kalp ve damar hastalıklarından öldüğü bir ülkede yaşadığımızı belirtti.  Kalp hastalığı kader değildir. Daha da ileri gitmek gerekirse akıllı insan kalpten ölmez. Başka bir deyişle yaşamayı seven, hayattan zevk alan insan kalpten ölmez. Kalp ve damar hastalıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyada bir numaralı ölüm nedeninin kalp ve damar hastalıkları olduğuna dikkat çeken  Prof.Dr.Timur Timurkaynak, neredeyse iki kişiden birinin kalp ve damar hastalıklarından öldüğü bir ülkede yaşadığımızı belirtti. </strong></p>
<p>Kalp hastalığı kader değildir. Daha da ileri gitmek gerekirse akıllı insan kalpten ölmez. Başka bir deyişle yaşamayı seven, hayattan zevk alan insan kalpten ölmez. Kalp ve damar hastalıkları önlenebilir hastalıklardır.</p>
<p><strong>Suçlu kim</strong></p>
<p>Kimler kalp hastası olur sorusunun cevabı Daltonlarla baş edemeyenlerdir. Daltonları herkes tanır. Bu 4 azılı kardeş eskiden bankaları soyar, paraları çalardı. Şimdilerde ise sağlığımızı çalıyorlar. 80 yıllık ömrünüzü 50 yıla indiren, 30 yılımızı çalan bu Daltonlar gerçekten de işlerinin ustasıdır. Ancak işin iyi yanı bunlarla mücadele ederek 30 yılımızı kurtarmak mümkündür. Modern tıp bugün kalp ve damar hastalıklarının bir kader olmadığını kanıtladı.</p>
<p>Bu dört kardeşi kolesterol, tansiyon, sigara ve şeker hastalığı olarak tanınır. Her biri çok tehlikeli, ömrümüzü kısaltan azılı haydutlardır. Daha da kötüsü eğer birlikte dolaşırlarsa ortalıktan yok olmakta fayda var.En çok konuşulansa kolestrol.</p>
<p><strong>Kolesterolle ilgili bilimsel gerçekler</strong></p>
<p>Gün geçmiyor ki medyada kolesterolle ilgili yeni bir haber olmasın. “Kolesterol aslında zararlı değildir. Kolesterolü düşürmeye gerek yoktur. Kolesterol ilaçları zararlıdır” gibi&#8230; Diğer yandan bilim insanlarına sorduğunuzda kolesterol en azılı düşmandır derler. Hangisine inanmalı.</p>
<p>Kolesterol hücrelerimizin yapı taşı olmazsa olmazıdır. Sağlıklı kolesterol düzeyi için şunu söylemek uygun olur; azı karar, çoğu zarardır. Doktorunuz kolesterolden bahsederken LDL kolesterolden (düşük dansiteli lipopreotein) bahseder. Kan testlerini yaptırdığınızda genelde 4 farklı kolesterol değeri verilir. Ancak akılda tutulması gereken nokta en tehlikeli ve öldürücüsünün LDL kolesterol olduğudur. L harfi ile başladığı için “Lanetli kolesterol” de denebilir. Bilimsel gerçekler kalpten ölmek istenmiyorsa şu iki rakamın unutulmaması gerektiğinin altını çiziyor. Daltonlardan hiçbiri yoksa, lanetli kolesterol değeriniz 130 dan küçük, daltonlarla çoktan tanışıldıysa LDL’nin 70 civarında olması gerekmektedir.</p>
<p>Kolesterol oganların yapı taşıdır, ancak fazlası da o organlara giden can damarlarını tıkar. Evinizdeki musluktan akan su kireçli ise o musluğun bir süre sonra kireçle kaplanarak tıkanacağını ve artık su akmayacağını herkes bilir. Kolesterolde böyledir. Eğer kanınızdaki kolesterol düzeyi çok yüksekse bir süre sonra kalbinize, beyninize, böbreğinize, bacaklarınıza giden damarlar aynen kireçli suyun yaptığı gibi tıkanır. Kalp krizi geçirirsiniz. Felç geçirirsiniz. 50 metre yürüyünce bacaklarınız ağrır, durmak zorunda kalırsınız. Kolesterol diğer dalton kardeşlerden biri veya birden fazlasıyla bir araya gelecek olursa o zaman yukarıda sayılan hastalıklar çok daha ağır geçer ve ölümle sonuçlanabilir.</p>
<p><strong>Kolesterol ne kadar düşerse tehlikelidir</strong></p>
<p>Yeni doğan sağlıklı bir çocuğun göbek kordonundaki LDL kolesterol düzeyi 30 – 50 mg/dl düzeyindedir. Bu düzeylerde bile çocuk sağlıklı doğabilmektedir. Bazı genetik hastalıklarda LDL düzeyleri 10-15 mg/dl düzeyindedir ve bu insanlar çok uzun yaşar ve kalpten ölmezler. Yukarıda belirtildiği üzere kolestrol hedefi Daltonlarla karşılaşmamış olanlar için 130, karşılaşmış olanlar için 70’dir. Bu hedefler insan sağlığını bozmaz aksine yaşamı uzatır. Daltonların yıllarınızı çalmasını engeller.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişikliği </strong></p>
<p>Yaşam tarzı değişikliği, hareketli olmak ve sağlıklı beslenmek demektir. Yürüyün, merdiven çıkın, az yiyin, sık yiyin, ambalajdan, poşetten çıkan hiçbir şeyi tüketmeyin, sadece doğal topraktan çıkan yiyecekleri tüketin. Akdeniz mutfağı ile tanışın, sigaradan nefret edin. Bunları yaparken damak tadınızı da unutmayın. Haftada bir gün kaçamak yapın, sevdiğiniz kebabı yiyin.</p>
<p>Kolesterolün asıl fabrikası karaciğerdedir. Karaciğer siz hiç kolesterol yemeseniz de kolesterolü üretmeye devam eder. Yani sadece yiyeceklerle kolesterolü düşüremeyebiliriz. Kolesterolünüzü düşürmek için karaciğerdeki fabrikanın kapısına kilit vurmak üretimi azaltmak gerekir. Bunun içinde fabrikadaki üretimi azaltacak olan kolesterol ilaçlarını kullanmak gerekir. Bu ilaçları 20 yıldır kullanıyoruz ve artık doktor kontrolünde kullanıldığında oldukça güvenli ilaçlar olduklarını biliyoruz. Güvenli ve yaşam uzatan ilaçlar.</p>
<p><strong>Unutulmaması gerekenler</strong></p>
<p>1. Daltonlar ömrümüzü çalan dört azılı kardeştir. Kolesterol, tansiyon, şeker, sigara</p>
<p>2. Daltonlarla karşılaşmadıysanız LDL düzeyiniz 130’dan, karşılaştıysanız 70’den küçük olsun</p>
<p>3. Akıllı adam kalpden ölmez. Kalp hastalığı kader değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/12/06/kalp-hastaliklari-sagliginizi-tehdit-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış güneşine dikkat!</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/12/04/kis-gunesine-dikkat/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/12/04/kis-gunesine-dikkat/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Dec 2011 14:24:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[astigmat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya göz hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[göz doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[güneş gözlüğünün faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[kış güneşi]]></category>
		<category><![CDATA[kış hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kuşkanadı hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[op. dr. melike gedar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6488</guid>
		<description><![CDATA[Yaz aylarında güneşli ve açık havalarda gözümüzü korumak güneş gözlüğümüzü bir an olsun yanımızdan ayırmayız ancak kış gelince güneş gözlüklerimiz de kışlık giysilerimiz gibi rafa kalkar. Oysa yazın olduğu kadar kışın da güneşin ultraviole ışınlarının gözü tehdit ettiğini biliyor muydunuz? Kış aylarında çıkan güneş kuşkanadı hastalığına neden olabilir Gözün uzun süre güneşin ultraviole (UV) ışınlarına, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaz aylarında güneşli ve açık havalarda gözümüzü korumak güneş gözlüğümüzü bir an olsun yanımızdan ayırmayız ancak kış gelince güneş gözlüklerimiz de kışlık giysilerimiz gibi rafa kalkar. Oysa yazın olduğu kadar kışın da güneşin ultraviole ışınlarının gözü tehdit ettiğini biliyor muydunuz?</strong></p>
<p><strong>Kış aylarında çıkan güneş kuşkanadı hastalığına neden olabilir</strong><br />
Gözün uzun süre güneşin ultraviole (UV) ışınlarına, kuru hava ve toza maruz kalması sonucu oluşan, halk arasında kuşkanadı veya et yürümesi diye bilinen pterygium hastalığı kış aylarında da gözü tehdit ediyor. Hastalığın kış aylarında da görülme sıklığının fazla olduğunu söyleyen Dünyagöz Etiler Hastanesi’nden Op. Dr. Melike Gedar, “Kuşkanadı hastalığı veya et yürümesi diye bilinen pterygium hastalığı gözün beyaz kısmını örten zarın kalınlaşması ve kornea (gözün saydam kısmı) üzerine doğru ilerleyerek büyümesidir. Pterygium büyüdükçe gözde kırmızılık ve batma gibi rahatsızlıklara yol açar. Sonunda korneanın düzgün yüzeyini değiştirerek görme bozukluklarına – özellikle de astigmatizmaya- neden olur. Çok ileri vakalarda gözbebeğini kapatarak hastanın görmesini tamamen bloke eder” dedi.</p>
<p><strong>Balık Avlarken Göze Dikkat!</strong><br />
Kuşkanadı hastalığın genellikle Türkiye gibi neredeyse 4 mevsim güneş ışığının eksik olmadığı ve karlı ülkelerde görüldüğünü belirten Op. Dr. Gedar, şöyle konuştu: “Hastalığın oluşmasındaki öncelikli neden, gözün UV ışınlarına aşırı maruz kalması. Hastalık sıcak ve güneşli iklimleri seviyor. Türkiye’de Akdeniz ve Güneydoğu bölgelerinde diğer bölgelere oranla daha sık rastlanıyor. Bir diğer neden ise, kuru hava ve tozlu ortamlar. Sörf sporu yapan veya balık avlamaya fazla zaman harcayan kişilerde hem UV ışınlarına hem de tozlu ortamlara uzun süre maruz kalmaları nedeniyle pterygium oluşma ihtimali yüksektir.”</p>
<p><strong>Kışın Güneş Gözlüğünü İhmal Etmeyin! </strong><br />
Kuşkanadından korunmak için yılın her döneminde güneş gözlüğü kullanmak gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Gedar, “Pterygiumdan korunmanın en iyi yöntemi UV 400 korumalı güneş gözlüklerini güneşli açık havada, karlı havalarda da düzenli olarak kullanmak. Güneş gözlüklerinin göz etrafı cilt dokusu ile gözlük çerçevesi arasında geniş boşluk olanlar yerine göz etrafını saran tasarımla yapılmış olanlara tercih edilmelidir. Geniş siperli şapka takmak ilave koruma sağlayacaktır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Nasıl Tedavi Edilir? </strong><br />
Kuşkanadı hastalığının, hafif vakalarda suni gözyaşı damlalarla giderilebildiğini anlatan Op. Dr. Gedar, göz damlalarına rağmen gözdeki kızarıklık, irritasyon, bulanık görme şikayetleri devam etmesi veya pterygiumun sürekli büyümesi nedeniyle görmenin azalması durumunda cerrahi işlem yapılması gerektiğini ifade etti. Op. Dr. Gedar, tedavi yöntemi hakkında şu bilgileri verdi: “Pterygium cerrahisinde kornea üzerine ilerleyen bu anormal doku kornea (saydam tabaka) ve sklera (gözün beyaz kısmı) üzerinden temizlenir. Hastalığın tekrar nüksetme oranını en aza indiren konjunktival otogreft yöntemiyle pterygium dokusu temizlenir, kornea şeffaf hale getirilir, pterygiumun alındığı yerdeki boş alana üst kapak altından alınan konjunktiva ( gözün beyaz kısmını saran zar dokusu) dokusu nakledilir. Bu cerrahi yöntem eski yönteme göre daha fazla cerrahi tecrübe ve yetenek gerektirir. Nakledilen konjunktiva, pterygiumun alındığı alanda bariyer görevi görerek yeniden pterygium dokusunun büyümesini engeller. Bu alana çok ince dikişlerle tutturulur. Bu dikişler 1 hafta kadar batma hissine neden olsa da kendiliğinden eriyerek kaybolurlar. Ameliyat sonrası 2-3 hafta içinde göz normal haline geri döner.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/12/04/kis-gunesine-dikkat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kısırlık nedenleri nedir, nasıl tedavi edilir?</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/12/03/kisirlik-nedenleri-nedir-nasil-tedavi-edilir/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/12/03/kisirlik-nedenleri-nedir-nasil-tedavi-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2011 21:04:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[döllenme]]></category>
		<category><![CDATA[doğurhanlık yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[down sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[fertilite]]></category>
		<category><![CDATA[gebe kalma]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlık]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlık nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlık tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kromozom anormallikleri]]></category>
		<category><![CDATA[rahim ağzı kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6485</guid>
		<description><![CDATA[Artan eğitim ve kariyer isteği, ekonomik durum, kontraseptiflerin rahat kullanılabilmesi çocuk doğurma yaşının ötelenmesinde en önemli faktörler. Bayındır Hastanesi İçerenköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Meral Aban, çocuk sahibi olmayı ileri yaşlara ertelemenin erkekte semen kalitesinin bozulmasına, kadınlarda da gebe kalma başarısının düşmesine ve gebeliğin düşükle sonlanma oranlarının artmasına neden olduğuna dikkat çekti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px;">Artan eğitim ve kariyer isteği, ekonomik durum, kontraseptiflerin rahat kullanılabilmesi çocuk doğurma yaşının ötelenmesinde en önemli faktörler. Bayındır Hastanesi İçerenköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Meral Aban, çocuk sahibi olmayı ileri yaşlara ertelemenin erkekte semen kalitesinin bozulmasına, kadınlarda da gebe kalma başarısının düşmesine ve gebeliğin düşükle sonlanma oranlarının artmasına neden olduğuna dikkat çekti.</span></h2>
<div>
<p>Çocuk doğurma yaşını geciktirmede birçok faktör rol oynamaktadır. Artan eğitim ve kariyer isteği, iş yerinde istenilen konuma yükselme hırsı, ekonomik durum, kontraseptiflerin rahat kullanılabilmesi bunlardan birkaç tanesi. Artmış yaş infertilite için bir risk oluşturmaktadır. Kadın yaşının 35’in üzerine çıkması ile hem gebe kalmak zorlaşmakta hem de erken dönemde gebelik kayıpları artmaktadır. Kromozom anomalisi olan bebek doğurma riski de anne yaşı arttıkça artmaktadır. Örneğin; down sendromu (mongol bebek; 21 no’lu kromozomun anormal yani 3 tane olması ile oluşan hastalık) riski anne yaşının artması ile artmaktadır. Down sendromundaki bu risk artışı erken dönemde düşük artışına da sebep olmaktadır. Ayrıca kadın yaşının artması ile overler (yumurtalıklar) de yaşlanmakta bu da fertilite potansiyelini azaltmaktadır.</p>
<p>Kadına bağlı infertilitenin sebebi, sosyal ve ruhsal sebepler olabileceği gibi jinekolojik hastalıklar da olabilmektedir. Sıklıkla görülen jinekolojik sebepler; yumurtlama bozuklukları, fallop tüpünün kapalı olması (döllenme için açık olması gerekir), endometriozis, bozulmuş yumurta kalitesi, kromozom anormallikleri, rahim ve rahim ağzının konjenital (doğuştan) oluşmuş anormallikleridir.</p>
<p>Sıklıkla düşüğe sebep olan, kadına ait hastalıklar ise, kromozomal anormallikler, kontrol edilememiş diabet hastalığı, sistemik lupus eritematosus, hipertansiyon, tiroid hastalıkları, rahim ağzı yetmezlikleri, immün sistem bozuklukları ve enfeksiyonlardır.</p>
<p>Strese bağlı infertilite olabileceği gibi yapılan çalışmalarda infertilite tedavisinin de çiftlerde stresi artırarak bir kısır döngü yarattığı tespit edilmiştir. Ayrıca hayat tarzına bağlı olarak da infertilite için risk artmaktadır. Örneğin cinsel geçişli hastalıklara maruz kalma özellikle sık partner değiştirme bu tür enfeksiyonlar için risk oluşturmaktadır. Ayrıca doğurmayı geciktirmek, aşırı obezite, kafein içeren içecekleri aşırı tüketme ve sigara içmek fertilite potansiyelini olumsuz etkilemektedir.</p>
<p><strong>Sosyal hayat değişiklikleri ve üreme kapasitesi arasındaki etkileşimler</strong><br />
Geleneksel rejimlerde fertilite düzeyleri genelde evlilik yaşı, emzirme süresi ve mortalite düzeyi ile belirlenmektedir. Avrupa ülkelerinde 18.yüzyılda evlilik başına çocuk sayısı ortalama 5-6 iken 20.yüzyılda evlilik yaşının 25 üzerine çıkması ile birlikte çocuk sayısı da 1-2’ye düşmüştür. Dünyada kadın mortalite yaşı 50 yaşın üzerine çıkmış, emzirme süreleri son derece kısalmıştır. Birçok ülkede evlilik olmadan cinsel yaşam başlamaktadır. Bu nedenle sosyal yaşam geçmişten günümüze değişiklikler göstermiştir. Sosyal yaşamdaki değişikliklere bağlı olarak çocuk doğurma yaşının ileri yaşlara ertelenmesinin yanında diğer bir sorun da erken yaşta cinsel ilişkiye başlayan genç kızların gebelikten korunma konusunda yeterince aydınlatılmadıkları için bu seferde çocuk yaşta anne olma problemi ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çiftler aile planlaması kullanmazlar ve ortalama evlilik başına 5-6 çocuk devam ederse dünya nüfusu her 15 yılda bir 2 kat artacaktır. Tüm bu bilgilerin ışığı doğrultusunda, evli çiftlerin sağlık ve sosyokültürel düzeyleri uygun olduğu durumda bakabilecekleri kadar çocuk yapmaları ile gelecek neslin yaşam standardının yükselerek devam etmesi sağlanacaktır. Evli olsun olmasın cinsel ilişki yaşayan kişilerin gebelikten korunma ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgilenmeleri istenmeyen gebelikleri önleyeceği için hem anne morbidite (hastalık) ve mortalitesini (ölüm) azaltacak hem de sağlıklı bir neslin devam etmesini sağlamada etkili olacaktır.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/12/03/kisirlik-nedenleri-nedir-nasil-tedavi-edilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben deyip, geçmeyin!</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/11/30/ben-deyip-gecmeyin/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/11/30/ben-deyip-gecmeyin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 14:34:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[amerikan hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[benler]]></category>
		<category><![CDATA[benler nasıl çıkartılır]]></category>
		<category><![CDATA[deri kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[doğumsal benler]]></category>
		<category><![CDATA[estetik cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[iyi huylu benler]]></category>
		<category><![CDATA[kötü huylu benler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6470</guid>
		<description><![CDATA[Halk arasında &#8220;BEN&#8221; diye bilinen ve tıp dilinde &#8220;nevüs&#8221; olarak adlandırılan oluşumları, &#8220;melanositler&#8221; meydana getirir. Derinin normal yapısında da bulunan melanosit hücreleri &#8220;melanin&#8221; isimli bir boya maddesi yaparak deriye rengini verirler. Benleri oluşturan hücreler de yine benzer şekilde melanin pigmenti üretebilirler ancak normal deriye göre oranları daha fazla olduğu için daha koyu renkli olarak karşımıza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Halk arasında &#8220;BEN&#8221; diye bilinen ve tıp dilinde &#8220;nevüs&#8221; olarak adlandırılan oluşumları, &#8220;melanositler&#8221; meydana getirir. Derinin normal yapısında da bulunan melanosit hücreleri &#8220;melanin&#8221; isimli bir boya maddesi yaparak deriye rengini verirler. Benleri oluşturan hücreler de yine benzer şekilde melanin pigmenti üretebilirler ancak normal deriye göre oranları daha fazla olduğu için daha koyu renkli olarak karşımıza çıkarlar.</strong></p>
<p>Genel olarak zararsız olan bu oluşumlar, sıklıkla kahverengi veya siyah renkte olurlar. Bazıları deriden kabarık dururken, bazıları deri seviyesindedir. Kimi benlerin üzerinde tüy veya daha kalın kıl yapılarıda olabilir. Çok değişken boyutlarda gözlenebilirler.</p>
<p>Doğumdan beri var olabildiği gibi sonradan da çıkabilirler. Doğumsal benlerin bazılarında çok düşük de olsa deri kanseri gelişme olasılığı vardır. Bu nedenle bir benin doğumdan itibaren var olması onun iyi huylu olduğu anlamına gelmez. Sağlıklı bir bireyde ortalama 13-15 adet ben mevcuttur. Bu sayı yaşla ve ultraviyoleye maruz kaldıkça artış gösterir. Benler görünüşlerine, renklerine, bulundukları yere veya köken aldıkları hücrelere göre farklı isimlerle adlandırılırlar.</p>
<p>Vücudumuzda birçok ben bulunur. Benlerin sayısında çeşitli nedenlerle artış meydana gelebilir. Bazıları güneş ışınlarının etkisi altında ortaya çıkar veya çoğalır. Benzer biçimde yaşlandıkça sayılarının daha arttığı, renklerinin koyulaşıp açılabildiği, daha genişlediği de gözlenebilir. Özellikle açık tenli ve uzun süre güneşe maruz kalan kişilerde daha çok ben görülür.</p>
<p><strong>Benler Neden Önemlidir?</strong><br />
Benler iki nedenle tıbbi açıdan önem taşırlar. Bazı ben tipleri zamanla deri kanserine dönüşme riskine sahiptirler. Kimi deri kanserleri benlerle görüntü olarak kolayca karıştırılabildiği için kötü huylu bir oluşumun, iyi huylu bir ben olarak algılanıp tedavisiz bırakılması söz konusu olabilir.</p>
<p>Bu nedenler benlerin yakından takip edilmeleri gerekliliğini ortaya çıkarmakta ve gerektiği durumlarda benlerin alınarak patolojik olarak incelenmesini zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Benlerin hepsinin alınması gerekli değildir. Belli kriterler benlerin alınması için neden teşkil eder. O halde hangi benler alınmalıdır:</p>
<p>- Beş mm’den büyük olanlar;<br />
- Birden fazla renk içerenler veya alacalı bir renge sahip olanlar;<br />
- Çevresi düzensiz, belirsiz, silik olanlar, bir tarafa akıyor izlenimi verenler;<br />
- Üzerinde yara açılan, kanamaya meyilli benler;<br />
- Etrafı kızaran benler;- Sıkça tahriş olan (saç içinde, elbise askısı, sütyen kuşağı, kemer bölgesi, gömlek yakası bölgesinde, erkeklerde traş bölgesinde) benler;<br />
- Zaman içerisinde belirgin fiziksel değişiklik gösteren benler daha dikkatle incelenmesi gereken lezyonları teşkil ederler.</p>
<p>Hastada riskli görülen benler yukarıdaki bulgular, dermatoskopi ve klinik tecrübeye göre sınıflandırılmalıdır. Doktorunuz tarafından gerekli görülen, yani şüpheli olanlar cerrahi olarak çıkartılmalıdır. Bunlar daha sonra patolojik incelemeye gönderilerek tam tanıları gerçekleştirilir.</p>
<p><strong>Benler Nasıl Deri Kanserine Neden Olur?</strong><br />
Benlerin deri kanserine dönüşümünde güneşin önemli etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle güneşten korunma oldukça önemlidir. Güneşten korunmak için özellikle yaz aylarında güneş ışınlarının en dik ve etkili şekilde olduğu saatler olan 11-15 arasında çok zorunlu olmadıkça güneşe çıkılmamalı.</p>
<p>Mümkün olduğunca kapalı ve sıkı dokumalı giysiler ile şapka kullanılarak güneşe maruz kalan deri yüzeyleri azaltılmalı. Güneşe maruz kalan alanların korunması için ise güneş koruyucu kullanılmalı (koruma faktörü 20 ve üzeri olan güneşten koruyucular ile). Güneş koruyucusu tercih ederken gerek UV A gerekse UV B ye karşı koruyuculuğa sahip ürünler tercih edilmelidir. Kış aylarında açık havada yapılan sportif aktivitelerde özellikle kayak sporunda güneş ışınlarından korunmak en az yaz aylarındaki kadar önem taşımaktadır.</p>
<p>Atmosferdeki ozon tabakasının incelmesi ve çevre koşularının bozulması (kanserojen atıklar ve maddelerin artışı) deri kanserlerinin görülme sıklığını oldukça arttırmıştır. Bu nedenle, benleri fazla olanlar, güneşe çok sık maruz kalanlar (çiftçi, balıkçı, turizmci), açık tenli olanlar belli aralıklarla doktor kontrolüne (Plastik Cerrahi veya Dermatoloji Uzmanı) gitmelidir. Değişiklik gösteren benlerden biyopsi yapılması ve deri kanseri dönüşümü meydana gelmiş ise gecikmeden tedavi gerçekleştirilmesi çok önemlidir. Çoğu deri kanseri erken ve yeterli tedavi gerçekleştirildiğinde rahatlıkla tedavi edilebilmekte ancak tedavide gecikmeler meydana gelirse kötü sonuçlara sebep olmaktadır.</p>
<p><strong>Benler Nasıl Çıkartılır?</strong><br />
Benler sıklıkla lokal anestezi altında alınırlar. Bir iğne yardımı ile ben ve çevresi uyuşturulur. Ben çevresindeki sağlam doku ile birlikte çıkartıldıktan sonra, alınan yeri kapatmak amacıyla dikiş atılır. Çıkartılan ben ise inceleme için patolojiye gönderilmelidir. Kimi benlerde, lazer, radyofrekans, kriyoterapi veya elektrokoagülasyon gibi metodlar da uygulanabilir. Bu konuda hekiminiz sizi aydınlatacak ve sizin için en uygun yöntemi size önerecektir. Vücudumuzu tüm dış etkilerden koruyan derimizi yakından tanımak ve korumak; ve üzerinde meydana gelen değişiklikleri en kısa zamanda tespit ederek ilgili hekimlere danışmak için özen göstermek gerekir.</p>
<p>Amerikan Hastanesi<br />
Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü<br />
Prof. Dr. Reha Yavuzer</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/11/30/ben-deyip-gecmeyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ofis ve evlerdeki yanlış aydınlatma gözleri bozuyor</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/11/28/ofis-ve-evlerdeki-yanlis-aydinlatma-gozleri-bozuyor/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/11/28/ofis-ve-evlerdeki-yanlis-aydinlatma-gozleri-bozuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 12:14:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya göz hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[ev aydınlatması]]></category>
		<category><![CDATA[göz kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[göz sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[ofis aydınlatması]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon ışığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6399</guid>
		<description><![CDATA[Gün ışından en az yararlandığımız kış aylarında evde veya ofiste aydınlatmalar altında geçirdiğimiz süre de artıyor. Günlük yaşamınızda zamanımızın çoğunun ev ve ofiste geçtiği düşünülürse göz sağlığımız için en doğru aydınlatmayı seçmek büyük önem taşıyor. Zira, yanlış aydınlatılan ortamlarda uzun süre zaman geçirmek gözde kuruluğa, baş ağrısına ve göz yorgunluklarına neden olabiliyor.  Göz sağlığı için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gün ışından en az yararlandığımız kış aylarında evde veya ofiste aydınlatmalar altında geçirdiğimiz süre de artıyor. Günlük yaşamınızda zamanımızın çoğunun ev ve ofiste geçtiği düşünülürse göz sağlığımız için en doğru aydınlatmayı seçmek büyük önem taşıyor. Zira, yanlış aydınlatılan ortamlarda uzun süre zaman geçirmek gözde kuruluğa, baş ağrısına ve göz yorgunluklarına neden olabiliyor. </strong></p>
<p>Göz sağlığı için ofiste ve evde kullanılan aydınlatmaların büyük önem taşıdığını söyleyen Dünyagöz Ataköy Hastanesi’nden Op. Dr. Haluk Talu “Ofislerde kullanılan ışığın odanın her bölümüne homojen dağılması gerekiyor. Çalışma yüzeyinin parlaklığı, bakılan nesnenin parlaklığının en az üçte biri olmasına dikkat edilmeli. Bu nedenle ofis ortamlarında genel ışık veren aydınlatmalar, floresan veya kompakt floresanlı armatürlerin seçilmesini öneriyoruz. Halojen ve spot gibi direkt ışık veren aydınlatmaların ise sadece vurgulanmak istenen noktalarda kullanılmasına özen gösterilmeli” dedi.</p>
<p><strong>Az ışıkta çalışmak çocukta göz bozukluğu nedeni </strong><br />
Op. Dr. Talu, özellikle gelişim çağındaki çocukların çalışma ortamlarında ışık düzeninin iyi planlanması gerektiğini belirtti. Op. Dr. Talu, “ Çocuğun çalışma masasındaki aydınlatmanın gün ışığı gibi tüm renkleri doğru haliyle göstermesi, göz sağlıklarını korumak ve yorulmadan uzun süre çalışmalarını sağlamak için önemlidir. Az ışıkta veya halojen olmayan aydınlatma altında uzun süre çalışan çoğun gözleri çabuk yorulur. Bu durum okuduğunu iyi görememe ve çabuk sıkılma ve yavaş algılama gibi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle çalışma ortamları aydınlık olmalı ve ışığın direkt gözlerine yansımamasına dikkat edilmelidir” dedi.</p>
<p><strong>Televizyon ışığında oturmak gözleri yoruyor</strong><br />
Göz sağlığı için televizyonun kesinlikle karanlıkta izlenmemesi gerektiğini de ifade eden Op. Dr. Talu, nedenlerini şöyle açıkladı: “TV ekranı çok ışıklı, çevre karanlık olduğu zaman göz yorulur. Özellikle ışığın dengelenmesi açısından televizyonun bulunduğu bölümün aydınlatmasının iyi olması gereklidir. Evlerimizde tasarruflu lamba olarak da bilinen akkor halojen lambaların seçilmesi uygun olur. Yalnız bu lambaların çıplak olarak kullanılmaması ve ışığının doğrudan göze gelmemesi gerekir.</p>
<p><strong>Fazla ışık göz kuruluğu nedeni</strong><br />
Işıklar ortamı ısıtır. Aşırı ısınma gözlerde kuruluğa neden olabilir. Kuruluk ise gözde kızarıklık, batma ve kum varmış gibi takılma ve yanmalara sebep olabilir. Göz kuruluğuna karşı önlem olarak direkt ışıklardan kaçınmak gerekir ancak bu mümkün değilse yüzümüzü sık yıkayarak, soğuk kompresler uygulayarak ya da gözyaşı damlalarıyla gözyaşımızın kurumasına da engel olabiliriz” diye konuştu.</p>
<p>Bunun yanı sıra göze direkt gelen ışıkların bazı yatkın kişilerde migren ataklarını tetikleyebileceği konusunda uyarıda bulunan Op. Dr. Talu, Bazı kişilerde göze direkt ışık gelmesi migren ataklarını tetikleyebilir. Migreni olan kişiler ağrıyı gözlerinde hissettiklerinden bunu göz ağrısı sanırlar, ancak ana neden migrendir. Böyle kişilerin gözlerini, direkt ışıklardan mutlaka korumaları gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/11/28/ofis-ve-evlerdeki-yanlis-aydinlatma-gozleri-bozuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

