Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Dolandırıcı pedagoglara dikkat!

12 Şubat 2010 Pedagog Sevil Gümüş  
Kategori: Ana Haber

pedagog_sevil_gumus_haber_iciPedagog kime denir? Ne zaman çocuğunuzu pedagoga götürmelisiniz?

Pedagoga gitmek neden bir tabu?

Maalesef günümüzde pedagoga gitmek hala bir tabu. Bir çok aile pedagoga gittiğini çevresinden saklar. Çevresinin kendilerini ya da çocuklarını problemli göreceğini düşünüyor. Oysa bir pedagoga gitmek bu dişçiye, çocuk doktoruna gitmek kadar doğal ve şarttır.

Sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirmek için doğuştan anne baba olma sanatıyla doğmuyoruz. Farkında olmadan çocuğunuza hatalı yaklaşabilir, çocuğunuzun gelişimi ve psikolojisini olumsuz etkileyebilirsiniz. Oysa sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirmek için mutlaka profesyonel bir destek almak gerekiyor.

Bu tabu genç anne babaların sayılarının artmasıyla giderek yıkılıyor. Artık merkezimize sadece çocuğunu büyütürken gelişimi nasıl destekleyebiliriz düşüncesiyle, herhangi bir problem yaşamadan gelen ailelerimizin sayısı giderek artı. Böylece sorunlar yaşamadan önüne geçmiş oluyoruz.

Sevgili Anne Babalar, Çocuğunuzu büyütürken bir pedagoga gitmekten utanmanıza, sıkılmanıza gerek yok. Özellikle 0-6 yaşta çocuklarınızın sağlıklı ve mutlu gelişimi için pedagog danışmanlığında çocuğunuzu yetiştirmeli ve gelişimi desteklemelisiniz. O-6 yaşta her yaşta bir defa pedagoga gelişimi kontrol etmeniz ve gelişimini desteklemek için tavsiyeler almanız ilerdeçıkabilecek bir çok problemin önüne geçer ve defalara pedagog ve çocuk psikiyatristine gitmenize gerek kalmaz. Pedagoga sorun yokken giderek sorunların çıkışını önleyebilirsiniz.

Dolandırıcı pedagoglara dikkat edin! Çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmayın!

Diğer taraftan pedagoga gitmeye karar verirseniz doğru bir pedagog bulmanız da çok önemli. Çünkü internet dünyası sahte pedagoglarla dolu. “Çocuğunuzu pedagoga götürmeden önce pedagogun görev ve sorumluluklarını bilmeli ve bu mesleğin etik kurallarına uygun çalışan, doğru pedagogları tercih etmelisiniz. Aksi takdirde işini doğru yapmayan, her alanda uzman olduğunu düşünen sözde pedagoglara giderek, çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmış olursunuz. Öncelikle Pedagog Kime Denir bunu açıklamak istiyorum.

Pedagog kime dedir?

Eski yunanca ve latince de Pedagog: Paidagogos’dan gelir. Anlamı çocukları, onlara eğitim vermekle görevli öğretmene götürmekle yükümlü köle. Oysa Pedagogu en iyi tanımlayacak kelime çocuk psikolojisi eğitmeni ve çocuk psikologu olmalıydı. Çünkü Pedagog ne sadece bir Psikolog, ne sadece bir Eğitimci; Çocuk Psikologu ve Eğitimcisi diyebiliriz. Çünkü psikoloji ile eğitim birbirinden ayrılmaz.

Türkiye’de Pedagoji Bölümü 1982 Yılında kapandı ve Devlet, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü mezunlarını Pedagog olarak atıyor. KPSS sınavına giren her Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü mezununu pedagog olarak atanmaktadır. Fakat yeterli bir pedagog mudur ve gerçekten çocuk psikologu ve eğitimcisi diyebilir miyiz bu tartışılır.

Pedagoji Bölümünün kapanmasıyla onun yerini alan Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümün de sadece çocuk psikoloji ve eğitimine yönelik dersler verilmiyor. Genel psikoloji ve rehberlik dersleri de veriliyor. Birkaç tane çocuk psikolojisi ve eğitimi alanında ders almakla pedagog olmak mümkün değildir. Bu nedenle yeterli bir pedagog olabilmek için sadece bu alandan mezun olmakta yeterli değildir.

Nasıl yeterli bir pedagog olunur?

Pedagog: Çocuk Psikolojisi, Gelişimi ve Eğitimi uzmanıdır. Maalesef Türkiye de pedagog yetiştiren Çocuk Psikolojisi ve Gelişimi Bölümü yok ve bu nedenle pedagog olmak isteyenler hem psikoloji, hem de gelişim ve eğitim alanından iki alandan da mezun olmalı veya bu alanlarda yüksek lisans yapmış olmalıdır. Yani hem çocuk psikolojisi alanından mezun olmalı veya yüksek lisansı bu alanda yapmış olmalı, hem de çocuk gelişimi ve eğitimi alanında lisans veya yüksek lisans yapmış olmalıdır. Sadece Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümünden mezun olmuş, birkaç çocuk psikoloji dersi almış biri çocuğunun eğitimi ve gelişiminden anlayamaz. Sadece çocuk eğitimi ve gelişimi alanında mezun olan biri zaten hiçbir şekilde pedagog olamaz.

Yeterli bir pedagog olmak için Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Okulöncesi Eğitimi gibi bölümlerden birinden en azından 4 senelik bir lisans eğitimi almış olmak veya bu alanlardan birinde yüksek lisans yapmış olmak gerekiyor. Bunların yanı sıra yeterli bir pedagog olmak için çocukların bulunduğu ortamda (okul, hastane, klinik) çalışarak çocukları kitaptan değil, gerçek hayatta tanımış ve yeterli tecrübe kazanmış olmak ve alanla ilgili eğitimlere katılarak, bu alanda otorite profesörler den süpervizyon almak gerekiyor. Sadece Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümünden mezun olup, çocuk psikoloji ve eğitimi alanında yüksek lisans yapmadan, süpervizyon almadan pedagog olmak kesinlikle mümkün değil.

Lütfen gideceğiniz pedagogu titizlikle seçin. Bu mesleği suistimal eden birçok uzman internetin gücünü kullanarak kendilerini çocuk psikolojisi ve eğitimi uzmanı olarak gösteriyor. Çocukları, aldığı birkaç dersle tanıyan, bu alanda yüksek lisans yapmayan, yetişkinlerle çalışırken çocuklara da bakabilirim diyen, alanın etik kurallarına uymayan birçok sözde pedagog var. Hatta bazılarının Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü Diploması da yok.

Pedagogun görev ve sorumlulukları nelerdir?

Pedagog çocuk psikolojisi, gelişimi ve eğitimi uzmanıdır. Pedagog çocuk doktoru değildir. Yüksek lisansını bu alanda yapmışsa Uzman Pedagog denir. Doktorasını bu alanda yapmışsa Dr. Unvanı alabilir.

Pedagoga gitmekten korkmayın! Pedagogun görevi; çocuğunuzla yaşadığınız problemlerde size rehberlik etmek, çocuğunuzun gelişimi kontrol etmek ve hayatında her şey yolunda mı bu konularda sizi yönlendirmek. Çocuğunuzun bir problemi olsun olmasın, özellikle 0-6 yaşta 6 ayda bir pedagoga giderek çocuğunuzun gelişimi kontrol ettirmelisiniz. Kulaktan duyma sözlerle “çocuktur bu geçer demek”, erken fark edilerek çözülebilecek bir sorunun gelişim geriliği veya ruhsal bir hastalık halini almasına neden olabilir. Bilinçli anne baba olmak için pedagog rehberliğinde çocuğunuzu büyütmeniz çocuğunuzun hayatını değiştirecektir.

Pedagog, çeşitli terapi teknikleri ve özel ilgi ve eğitimle çocuğun yaşadığı sorunları çözmer ve aileye rehberlik eder ama çocukların ruhsal bozukluklarını tek başına tedavi edemez. Ne bir pedagog, ne de bir psikolog çocukların yaşadığı ciddi ruhsal ve gelişimsel bozuklukları tek başına tedavi edebilir.

Pedagog, çocuk psikiyatristiyle işbirliği içinde çalışmak zorundadır!

Eğer pedagog çocukta bir psikiyatrik bozukluktan veya hastalıktan şüphe ediyorsa hemen işbirliği içinde çalıştığı çocuk psikiyatriste yönlendirir. Hiçbir pedagog, psikolog tanı koyamaz, ilaç yazamaz ve dolayısıyla tek başına çocuğu tedavi de edemez. Pedagog bir bozukluktan şüphe ederse çocuk psikiyatristine yönlendirmek zorunda olduğu için bir çocuk psikiyatristinden eğitim ve süpervizyon almalı ve işbirliği içinde çalışılmalıdır. Bir psikiyatristle işbirliği içinde çalışmayan pedagog aileleri doğru yönlendiremez. Pedagog seçerken bunlara dikkat etmelisiniz.

Pedagoga ve çocuk psikiyatristine gitmekten korkmayın!

Çocuk psikiyatristi çeşitli testlerle ve klinik gözlemleri doğrultusunda bir bozukluk varsa bunun tanısını koyar ve bir tedavi planı düzenler. Tedavi ilaç ve terapiyle birlikte olacaksa çocuk psikiyatristi, çocuğu terapi alması için tekrar pedagoga yönlendirebilir ve bu hastayı takibe alır. Bu çocukla, pedagog çocuk psikiyatrisinin gözetiminde, işbirliğiyle çalışabilir

Ayrıca pedagogtan, çocuk psikiyatristinden korkacak bir durum yoktur. Çocuk ne kadar erken tanı alırsa, o kadar kolay tedavi edilir. Geç kalındığında bir problem farklı bir gelişimsel geriliğe ve bozukluğa, o da yetişkinlikte ortaya çıkacak çeşitli kişilik bozukluklarına neden olabilir. Mesleğin etik kurallarını bilmeyen; bir piskiyatristle işbirliği içinde çalışmayan, çocukların ruh sağlığı ve çocukluk dönemi ruhsal bozukluklar ve hastalıklar hakkında hiçbir şey bilmeden, kendi başına bu hastalığı tedavi edeceğim diye sizi defalarca çağıran, sözde pedagog ve psikologlara dikkat edin.

Dolandırıcı bir pedagogu nasıl anlarsınız?

Anadolu üniversitesi, Okulöncesi Eğitimi Bölümü, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümü, Anaokulu Öğretmenliği Bölümünü mezunları, pedagog veya çocuk psikolojisi ve gelişimi uzmanı olamaz!

Anadolu üniversitesi, Okulöncesi Eğitimi Bölümü, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümünü, Anaokulu Öğretmenliği Bölümünü bitirenler ” Anaokulu Öğretmeni” olarak çalışabilirler. Bu bölümlerden mezun olanlara ne pedagog, ne de çocuk gelişimi uzmanı nedir. Bu alanlardan mezun olup günümüzde çok moda olan bir kaç haftalık yaşam koçluğu dersi alıp kendilerini çocuk gelişimi ve psikolojisi uzmanı olarak tanıtıp, hatta merkez açan sözde uzmanlara dikkat edin. Bu sözde uzmanlar bırakın pedagogun, çocuk psikiyatristinin uzmanlık alanına giren hastalıklara, gelişimsel bozukluklara bile bakıyor ve çocukların hayatıyla oynuyor.

Bu alanda eğitim almamış, satın aldığı sertifika ve diplomayla pedagog olduğunu düşünenler var!

Yüksek lisansını ve doktorasını bu alanda dışında yapmış (mesela matematik öğretmenliği veya eğitimi) sonra yurtdışından uzaktan eğitimle bir psikoloji sertifikası veya diplomasını parayla alarak kendini psikiyatrist, pedagog, psikolog olarak tanıtan hatta isminin başına Assoc. Prof. veya Dr. Unvanı bile koyan sözde uzmanlar var. Bütün bunlar internetin gücü ve halkımızın bu konuda bilinçsiz olmasından kaynaklanıyor. Nasıl olurda doktora eğitimini başka alanda yapmış bir insan pedagoji ve psikoloji alanında aldığı bir sertifikayla bu alanda profesör doktor olabilir. Bu kişi internette her yerde ilan vererek, hatta kendine psikolojik danışmanlık merkezi açarak işine yapmaya (çocukların ruh sağlığıyla oynamaya) devam ediyor. Özel pedagog, psikolog, psikiyartist, özel öğretmen diye google araştırınca sözde pedagogları göreceksiniz.

İnternetteki sağlık sitelerine kayıtlı sözde pedagoglara dikkat edin!

İnternette birçok doktor sitesinde, sağlık platformlarında uzman olarak kendilerini kaydedip, buradan ailelerin sorularını sağdan soldan okuduklarıyla, bir uzman gibi yanıtlayıp aileleri yanlış yönlendiren uzmanlar mevcut. Maalesef bu sağlık ve eğitim platformlarını, sitelerini hazırlayanların bu alanla bilgisi olmadığı için herkes bu sitelere kolayca üye olabiliyor. Bu site yetkilileri, bu uzmanların etik çalıp çalışmadığını denetlemiyorlar. Bu site sahiplerini uyarmama rağmen aynı uzmanlar listede kalmaya devam ediyor. Burada görev size düşüyor: cv sini okumadan, cv sinde yazanların gerçek olduğunu anlamadan, bırakın bu uzmanların merkezlerini ziyaret etmeyi, soru bile sormayın. Aksi takdirde çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmış olursunuz.

İnternetin gücünü kullanan, etik çalışmayan uzmanlara dikkat edin!

Maalesef Türkiye’de bu konuda hiçbir kanuni yaptırım yok. Özellikle internettin gücü kulan, işini etik yapmayan birçok pedagog olduğu gibi, pedagog olmadığı halde kendini ailelere pedagog olarak tanıtan dolandırıcılar bile, rahatça kendini pedagog olarak gösteriyor ve aileleri ve çocukları yanlış yönlendirebiliyor. Danışanlarımdan biri internetten bularak böyle bir dolandırıcı, sözde pedagoga gitmiş. Aile, ilk görüşmede diplomalarının olması ve çelişkili cevaplardan bu kişinin pedagog olmadığını anlamış. Hatta bu sözde uzman kendine ben psikiyatristim bile demiş. Maalesef görüşme sırasında çocuğa bir travma yaşatmış. Bu travma sonrası bana geldiler. Şimdi ise bu aile sözde uzman hakkında dava açtı. Hiç kimsenin çocukların ruh sağlığını tehlikeye atma hakkı yoktur.

Lütfen çok dikkatli olun. Her şey internet olmuş ve aileler internetin gücüyle dolandırılmaktadır. Sahte diploma düzenleme, onu internet ortamında yayama, abartı cv düzenleme ve yanlış cv bilgileri bütün bunlara aldanmayın.

Bir uzman yüksek lisans yapmadığı ve eğitim almadığı alanlarda uzman olduğunu söyleyebilir!

En önemli konu bir uzmanın birden fazla uzmanlık alanında kendini uzman ilan etmesidir. Bir pedagog, hem özel eğitim uzmanı, hem dil ve konuşma bozuklukları uzmanı, , hem dikkat eksikliği hiperaktivite uzmanı gibi birçok dalda eğitim almadan uzman olamaz. Pedagog bu sorunlarla gelen danışanlarını bu alanda uzman kişilere yönlendirebilir. Bir kişi farklı alanlarda uzmanım diyorsa, o uzmanlık alanındaki yüksek lisans diplomasını ve eğitimini sorun. Bu tür kişiler internetteki anahtar kelime gücünü kullanmaktadırlar. Her konuda sorun yaşayan aileler önce bana gelsin diye tüm alanlarda uzman olduğunu yazmaktadırlar. Ayrıca uzmanlıkları dışındaki alanlarda, sağdan soldan çalıp, kopyalayıp yapıştırdıkları yazıları internete koyarak, ailelerin kendilerine gelmeleri için çaba harcamakta ve özellikle eğitim seviyesi düşük aileleri tuzağa düşürmektedirler.

Ayrıca telefonla, e-maille, msnle danışmanlık hizmeti veriyorum diyenlerden uzak durun!

Uzmanın böyle bir hizmet sunması, uzman hakkında ilk izlenimi veriyor ve çocuk psikolojisi ve gelişimi hakkında hiçbir şey bilmediğini ortaya çıkıyor. Telefonla, msnle, maille terapi, yetişkin terapisinde son günlerde internetin gelişmesiyle moda olan bir danışmanlık şeklidir. Buna terapi demiyorum sadece terapiye gelmeden önceki ön görüşme, danışma diyorum. Yetişkinlerde de pek işe yaramayan bir teknik. Eğer danışan yurtdışında veya şehir dışındaysa, acil bir durumda danışmak için telefonla, msnle, e-mail ile danışmanlık hizmeti sunulabilinir.

Fakat çocuklarda böyle bir durum söz konusu değildir. Asla bir çocuğa telefonla, msnle, maille terapi uygulanamaz. Çünkü çocuk yetişkin gibi duygu ve düşüncelerini dile getiremez. Aile de durumu objektif anlatamaz. Ailenin gördükleri çok farklıdır, uzmanın sağlıklı bir değerlendirme sonucu gördükleri çok farklıdır. Çocuk, klinik ortamda gözlenmeli, çeşitli testler yapılmalı ve aileden ayrıntılı bilgi alınmalıdır. Acil bir durumda sadece anne baba bir konu için danışabilir ama hiçbir şeyin telefonla, msnle, e-maille çözülemeyeceğini bilmelisiniz. Hiçbir sorun klinik gözlem ve değerlendirme yapılmadan tespit edilemez ve doğru yönlendirme ve tavsiyelerde bulunulamaz.

İnternette her okuduğunuz yazıya güvenmeyin!

Sahte doktorların, sözde pedagog ve psikologların sağdan soldan çalarak bir araya getirdiği, kopya yazıları okuyarak çocuğunuza karşı yanlış bir yaklaşım içine girmeyin. En basiti bunlardan ” 2 yaş sendromu”dur. 2 yaş sendromu diye bir şey yoktur. Sendrom bir hastalığın belirtisi veya alt gurubudur. 2 yaşında çocuğun gelişimsel özelliklerinden kaynaklanan davranışlarında değişiklik gözlenebilir. Bunu açıklayamayan, aileyi nasıl yönlendireceğini bilemeyen sözde pedagog ve psikologlar, buna 2 yaş sendromu derler. Çocuk 3 yaşına gelince bu,3 yaş sendromu olur. Sürekli her şey sendromu olarak açıklanır. Ailelerde bunun arkasına sığınır ve çocukta erken teşhis edilecek bir sürü problem ertelenir ve bir bozukluk halini alınca iş işten geçmiş olur.

Çocuğunuz sizin en kıymetli varlığınız ve onu doğru bir uzman götürme sorumluluğunu taşıyorsunuz. Korunmasız çocuklarınızı, çocuk ruh sağlığı hakkında bir bilgisi olmayan sözde uzmanlara götürerek çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmayın.

Pedagogunuzu nasıl seçmelisiniz?

Her alanda kendini uzman gösteren sözde pedagog olup olmadığını anlamak için seçtiğiniz pedagogla ilgili bir araştırma yapın ve randevuya gittiğinizde diploma ve eğitim sertifikalarını sorun. Eğer çelişkili cevaplar veriyorsa çocuğunuzu o ortamdan uzaklaştırın.

Bir pedagog ararken önce internette ön çalışma araştırması yapın!

Bir isme karar verdiniz diyelim. Bu kişinin cv sini dikkatle inceleyin. Hangi üniversite ve bölümlerden mezun olmuş? Cv’de okul ismi ve bölüm ismi vermiş mi, Kendine “uzman pedagogum” diyorsa gerçekten psikoloji alanında yüksek lisans yapmış mı? Cv’de yazdıkları tutarlı mı, abartı mı? Gerçekten söylediği yerlerde çalışmış mı? Gerçekten söylediği sertifika programlarına katılmış mı bunlara dikkat edin.

Bazıları sadece yüksek lisans yaptım yazıyor. Hangi alanda yüksek lisans yapmış araştırın. Arkeoloji alanında yüksek lisans yapmış biri ” pedagog” ismine ” uzman” unvanı koyamaz. Aileler, yüksek lisans yapmış demek ki alakalı bir alanda ki uzman pedagog yazıyor diye bunu araştırma gereği duymuyor.

Mezun olduktan sonra aldığı eğitimlere dikkat edin!

Sadece bir alanda mezun olmuş kafasını psikolojik danışmanlık merkezinden çıkarmayan, hiçbir eğitime katılmayan, yıllar önce öğrendiği bilgilerle aileleri yönlendiren pedagoga dikkat etmelisiniz.

Randevuya gittiğinizde belgelerini sorun!

Randevuya gittiğinizde diplomalarını ve aldığını söylediği sertifikalarını sorun. Eğer bunları gösteremiyor ya da eksik gösteriyor, tutarsız ve telaşlı cevaplar veriyorsa, hemen çocuğunuzu o ortamdan uzaklaştırın, merkezi terk edin ve hakkında gerekli yasal işlemleri başlatın.

Eğer siz bilinçli anne babalar olmazsanız böyle etik çalışmayan, hatta pedagog olmayan dolandırıcıların yanlış yönlendirmesiyle çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atarsınız.

Lütfen pedagogunuzu yalan yanlış internet ilanlarına göre, abartı, gerçek dışı cv’lerle seçmeyin. Unutmayın ona canınızı, çocuğunuzu emanet edeceksiniz.

Çocuğunuz sizin en kıymetli varlığınız ve onu doğru bir uzman götürme sorumluluğunu taşıyorsunuz. Korunmasız çocuklarınızı, çocuk ruh sağlığı hakkında bir bilgisi olmayan sözde uzmanlara götürerek çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmayın. Bu konuda ince eleyin sık dokuyun. Çünkü ruhsal hastalıkların tedavisi kolay değildir. Erken teşhis çocuğun hayatını değiştirir. Bunun içinde mesleğin etik kurallarına uyan, kişisel gelişime açık, çeşitli eğitimlerle bu alanda kendini hep yetiştiren doğru bir pedagogu tercih etmelisiniz.

Doğru bir pedagog seçerek çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmamanız dileğiyle…
Pedagog Psk. Dan. Sevil Gümüş

Kurucu, Çocuk & Ergen Psikolojisi ve Gelişimi Uzmanı
Oyun ve Filial Terapist

Charlize Theron anne olmak istiyor

14 Ocak 2010 admin  
Kategori: Magazin

Hollywood’un güzel oyuncusu Charlize Theron anne olmak istiyor. Büyük bir aile kurmak istediğini söyleyen 34 yaşındaki güzel oyuncu, “Büyük bir aile herkesin hayali ama benim için zamanlama çok önemli” dedi.

Oscar ödüllü oyuncunun hayatında aile kavramı bir tramvatik duygu çünkü Charlize Theron daha küçük bir çocukken annesi  babasını öldürmüştü.

Foto Galeri

Japon hükümeti çöpçatanlık yapacak

04 Ocak 2010 admin  
Kategori: Yaşam

urahama_01

Hızla yaşlanan nüfusu artırmak için projeler geliştiriliyor

Dünyanın en hızlı yaşlanan ülkesi Japonya’da aile başına düşen çocuk sayısının ortalama yüzde 1.3 olması ve evli çift sayısının hızla düşmesi hükümeti çöpçatanlık partileri düzenlemeye yönlendirdi. Yamanashi şehrinde yürütülen projenin iyi sonuç vermesi sebebiyle Japonya’da birçok yerel yönetim eş bulmaya yardımcı olmak için çöpçatanlık partileri düzenlemeye başladı.

Projeden sorumlu valilik yetkilisi, “Yamanashi şehrinde 5 yıldır sürdürülen projeye göre şehirde evli çiftlerin sayısı yüzde 50 arttı. Yaşları 20 ile 40 yas arası değişen 20 kadın ve 20 erkekten oluşan çöpçatanlık partilerine ilgi büyük. Japonya’da internette çöpçatanlık siteleri bolca bulunuyor fakat partileri yerel yönetimin düzenlemesi halkta güven hissi uyandırıyor. Bu sebeple geçen yıl bahar ayından beri 16 bin kişinin bu partilere katıldığı birçok kişi de rezervasyon yaptırarak sırasını bekliyor.

Sadece 20-40 yaş arasına parti düzenlemiyoruz. 80 yaşında bile evlendirdiğimiz cifler var” diye konuştu.
Hükümet kurduğu evlilik danışma merkezleriyle evlendirmekle kalmıyor evli çiflerin sorunlarını da çözmek için elinden gelen gayreti gösteriyor.

İHA

Amerikalıların aşı tedirginliği sürüyor

04 Ocak 2010 admin  
Kategori: Sağlık, domuz gribi

domuz_gribi_asi1Ülkede domuz gribinden 1000 civarında çocuk ölmesine rağmen, Amerikalıların 3′te 1′i, güvenlik kaygıları nedeniyle çocuklarına H1N1 aşısı yaptırmıyor.

WASHINGTON - ABD’de ailelerin 3′te biri, çocuklarına domuz gribi aşısı yaptırmaktan kaçınırken, ülkede hem gribin etkisi hem de gribe yönelik kamuoyu ilgisi azalıyor.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), 6 aylık bebekler ile 18 yaşına kadar dönemdeki çocukların domuz gribi aşısında en öncelikli grubu oluşturduğunu belirtiyor. Çünkü özellikle bu grup, gripten ciddi oranda etkileniyor ve ABD’de bu yıl içerisinde 1000 civarında çocuğun domuz gribinden öldüğü tahmin ediliyor. Ancak Harvard Üniversitesi Kamu Sağlığı Okulu’nun yaptığı yeni anket, tüm risklere rağmen ailelerin bir kısmının aşıya hala şüpheyle yaklaştığını gösteriyor.

Üniversitenin 18 yaş ve üstü 1637 kişi arasında yaptığı ankete göre, bu ay çocuklarına H1N1 aşısı yaptırmak isteyen ailelerin yüzde 74′ü, aşıyı yaptırabildi. Yine de toplamda ailelerin 37′te biri, çocuklarına aşı yaptırma niyetinde değil. Bunda başı çeken neden ise aşının güvenliğine dair endişeler.

Bunun yanı sıra salgının Kamu Sağlığı Ofisi’nin düşündüğü kadar yaygın olmadığı görüşünde olan bu aileler, çocuklarının ciddi risk altında olduğuna inanmıyor ve eğer çocukları hasta olursa “domuz gribi”yle mücadele etmek için ilaçla tedavinin yeterli olacağını düşünüyor.

KAMUOYU İLGİSİ AZALDI
Araştırma sonuçlarına göre, öncelikli grupta yer alan yetişkinler arasından, bu ay aşı olmak isteyenlerin yüzde 22’si aşı yaptırabildi. Bunların arasında hamileler, kronik hastalar, sağlık ve acil durum personeli, 18-24 yaş arası gençler var. Ancak bu öncelikli gruptan da ankete katılanların yüzde 44′ü, aşı olmak istemediğini belirtiyor. Bu grubun da aşıya yönelik endişeleri ile salgının çok önemli olmadığına yönelik düşünceleri aşı yaptırmamasında etkili. Ankete katılan tüm yetişkinler arasında ise yüzde 41′i aşı olduğunu veya böyle bir niyeti bulunduğunu belirtirken, yüzde 55′i aşı yaptırmaya niyetli olmadığını söylüyor.

DOKTORA DANIŞILMIYOR
Araştırmaya göre, az sayıdaki insan aşı için doktorlara danışıyor. Sağlık uzmanlarına danışanların da yüzde 64′ü doktorların aşı yaptırmalarını tavsiye ettiğini, yüzde 25′i doktorlarının herhangi bir öneride bulunmadığını, yüzde 10′u ise aksini belirttiğini ifade ediyor.
Ancak Ankete göre, tüm endişelere rağmen Kasım ayının başından bu yana domuz gribi aşısı yaptıranların sayısı arttı, buna karşılık domuz gribine yönelik kamuoyu ilgisi azaldı. Ankette, Eylül ayında halkın yüzde 52’si kendilerinin veya yakınlarından birinin 12 ay içerisinde domuz gribine yakalanacağından endişe ederken, bu oran Aralık ayında yüzde 40′a düştü. Üniversitenin diğer bir araştırmasına göre ise seyahat edenlerin birçoğu, seyahat sırasında domuz gribine yakalanmaktan endişe ediyor. Bu nedenle de yolcuların çoğu, geçen yıla oranla mevsimsel grip ve H1N1′e yönelik önlemlerini artırıyor. Bir sonraki yolculuklarında hapşırdıklarında yüzlerini elleriyle değil dirsekleriyle kapatacaklarını, yanlarında el dezenfektanı taşıyacaklarını ve seyahat sırasında grip olmamak için aşı olacaklarını belirten yolcuların bu yorumlarının, kamu sağlığıyla ilgili mesajları dikkate aldıklarını gösteriyor.

6-12 Aralık tarihleri arasında yapılan Ulusal 2009 H1N1 Grip Araştırması’na (NHFS) göre de ABD’de nüfusun yüzde 15,3′ünü oluşturan 46 milyon kişi domuz gribi aşısı yaptırdı. Bunlardan 28 milyonunun yetişkin, 18 milyonunun çocuk olduğu tahmin ediliyor. Anketin yapıldığı sırada tedarikçilere gönderilen aşının nüfusun yüzde 21′ine yetecek kadar olduğu düşünüldüğünde, her 4 aşıdan 3′ünün kullanıldığı belirtiliyor. Bu dönemde aşıların yüzde 74′ünün öncelikle risk gruplarına gönderildiği, bu aşıların yüzde 42’sinin çocuklara uygulandığı ifade ediliyor.

GRİBİN ETKİNLİĞİ AZALIYOR
Öte yandan, CDC’nin 13-19 Aralık dönemini kapsayan raporu, ABD’de gribin etkinliğinin azalmaya devam ettiğini gösteriyor. Söz konusu haftada zatürreye ve gribe dayalı ölüm oranları, “salgın hastalık” eşiğinin altında kaldı.

Bu haftada Dünya Sağlık Örgütü ve Ulusal Solunum ve Enterik Virüs Gözetleme Sistemi’nin işbirliğindeki laboratuvarlarda test edilen ve CDC’ye bildirilen 4 bin 440 numunenin 306’sının sonucu “pozitif (grip)” oldu. Bunlardan da 233′ü “domuz gribi” çıktı.

Söz konusu hafta Iowa, New Jersey, New York, Ohio, Güney Carolina ve Batı Virginia’da griple bağlantılı 9 çocuk ölümü rapor edildi. Bunlardan 8′inin ölümü A/H1N1 virüsüyle ilgili, bir çocuğun ölümü ise alt türü tanımlanmamış A tipi virüsten kaynaklı. CDC, ülke genelinde “domuz gribi”nden toplamda 1100 civarında çocuğun öldüğünü tahmin ediyor. Ancak, laboratuvarlarca doğrulanan rakamlar bu sayının altında kalıyor. 26 Nisan’dan bu yana CDC’ye grip vakalarından 285 çocuk ölümü rapor edildi. Bunların 241′i A/H1N1 (domuz gribi) kaynaklı. Bunun yanında, CDC’ye göre, ABD’de “domuz gribi”nden şu ana kadar 10 bin civarında kişi yaşamını yitirdi. Ancak, 30 Ağustos-19 Aralık tarihleri arasında, griple bağlantılı olduğu laboratuvarda doğrulanan ve CDC’ye bildirilen ölüm sayısı bin 630.

AA

Sosyallik aile içinde başlar

26 Aralık 2009 admin  
Kategori: Yaşam

Bir bireyin ilk ve en kaliteli sosyal çevresi ailesidir.

Bir bireyin ilk ve en kaliteli sosyal çevresi ailesidir.

Birçok kişiyle diyaloğu olan ve iletişim halinde bulunan kişilerin sosyal çevresi olduğunu sanırız. Kimseyle görüşmeyen kişilerin de asosyal olduğunu düşünürüz. Bir baba veya anne, evde çocuklarıyla geçirecekleri 2 saatlik dilimde bilgisayar, TV, telefon meşguliyeti arasında iletişimleri sadece “Bugün nasıl geçti?”de kalıyorsa bu o ailenin asosyal olduğunu gösterir.

 

 Asosyal kişi  kime denir 
Sosyal çevresi ile iletişimini kesmiş, içine kapanmış ve kimse ile görüşmeyen kişilere halk arasında ‘asosyal kişi’ denilir. Asosyalliğin tanımı her ne kadar bu şekilde yapılıyor olsa da, psikoloji biliminde asosyal kişilik bozukluğunun tanımı; kişinin sosyal çevresi ile “yeterince ve kaliteli bir etkileşim içinde bulunamaması” diye de çok öz olarak ifade edilebilir.

Bir kişinin sosyal çevresi ile yeterince ve kaliteli bir etkileşim içinde bulunamaması bazen kişinin içinde yaşadığı ve kimseye açamadığı problemlerin baskısı ile oluşabileceği gibi, bazen de kişinin gereğinden daha fazla kişi ile iletişim içinde olma çabası da o kişiyi asosyal hale getirir.

Bir başka deyişle; örneğin bir kişi, bir saatlik bir zaman dilimi içinde en fazla iki kişi ile “kaliteli ve yeterince” bir iletişim kurabilme gücüne sahipken, aynı kişinin bir saat içinde on kişiyle iletişime geçmeye çalışması da o kişinin asosyal davranış sergilemesini zorunlu hale getirir. Zira, bir saatlik bir zaman diliminde farklı on kişinin dünyasına girebilmeyi insan ruhu kaldıramaz. İnsan etkileşim içinde bulunduğu bir başka kişi ile önce zihinsel, daha sonra duygusal hazırbulunuşluk seviyesine ulaşması gerekir ki ondan sonra kaliteli bir iletişim başlayabilsin. Kaliteli iletişim diye vurguladığımız şey ise hissederek iletişimdir, yani empatik iletişimdir. Örneğin, bir baba eve geldiğinde, ailesi ile geçireceği iki saatlik bir zamanı var ise, bu iki saatlik zaman dilimi içinde eve getirdiği işleri bir de telefonla takip etmeye çalışıyor ise bir telefon kapandıktan sonra diğer telefon çalıyor, etrafında kendisinden ilgi bekleyen çocuklarına da telefon aralarında “Okulunuz nasıl gidiyor?” diye ne anlama geldiği bile belli olmayan sorular soruyor ise… Veya yemek masasında ailesi ile otururken televizyon izliyor ise… veya eve geldiği dakikalarda internet arkasında birtakım şeylerin peşinde koşuyor ise, böylesi bir kişinin durumu aile içinde asosyalliktir. Birçok çocuk var ki, böylesi bir baba ve böylesi bir anne yanında büyümüş, gelişmiş, gençlik dönemine girmiştir de anne-baba, çocukların ne zaman büyüdüğünü fark edememişlerdir.

Bir bireyin ilk ve en kaliteli sosyal çevresi ailesidir. Ve bir bireyin kendi sosyalitesini en rahat sergileyebileceği yer de aile içidir. Bu itibarla bakıldığında eğer bir birey, aile içinde sergilediği tutum ve davranışlarla asosyal kişilik özellikleri sergiliyor ise, böylesi bir bireyin aile dışında iş yemeklerine gidiyor olması, çok sinema izliyor olması veya tiyatro kültürünün yüksek olması bu kişinin sosyal olduğu anlamını doğurmaz.

Bireyin asosyalleşme süreci ailede başlar. Zira bireyin maskesiz olduğu en somut alan aile içindeki alanıdır. Birey burada gerçekleştireceği tutum ve davranışları ile gerçek kimliğini sergilemektedir. Asık bir surat, saatlerce yapılan telefon konuşmaları, evdeki bireylerin ihtiyaçlarını görememe, empatik iletişim kurmak için zaman yokluğu çekme, televizyon karşısında geçirilen saatler, internet arkasında harcanan zaman kişinin asosyalliğinin en somut göstergeleridir.

Facebook’larla gelen asosyal yaşantılar. Günümüzde sosyal paylaşım ağı veya sosyal kişilik özelliği olarak tarif edilen Facebook, MSN, Twitter ve chat vasıtası ile oluşturulmaya çalışılan sosyal yaşam tam bir dramdır. Zira asosyal bir yaşama kişiyi iten bu türlü davranışları sosyalleşme olarak tanımlamak tam bir akıl oyunudur.

Zira, böylesi iletişim kanalları ile kişinin kaliteli bir iletişim kurması imkansızdır. Zira, kişi sanal ortama bağlandığında kendisini o sırada gören ve iletişim kurmak için harekete geçen onlarca kişi ile baş başa kalmaktadır. Ayşe Hanım İngiltere’den, Ahmet Bey Sivas’tan, asker arkadaşı Rize’den, okul arkadaşı İstanbul’dan ‘Nasılsın?’ diye hal hatır sormaya başladığı an, normal bir insan bünyesi aynı anda bunca kişi ile kaliteli iletişime geçmeyi beceremez. Böylesi bir haldeki kişi, ya karşısındaki kişilerle kaliteli olmayan yüzeysel bir iletişim gerçekleştirmek zorunda veya herkese oturup kendi özel yaşamından kesitler anlatmak durumundadır.

Güya sosyal paylaşım alanına kişi kendini bıraktığında, aynı anda onlarca kişi ile iletişim kurmaya çalışması o kişinin ruhu adına verebileceği en büyük tahribattır. Zira kişi kaliteli bir iletişimi ancak sadece o kişi için zaman ayırarak ve belli bir psikolojik hazırbulunuşluk seviyesine geldikten sonra gerçekleştirebilir. İnternet ortamında aynı anda onlarca kişinin karşısında “sosyalleşeceğim” diye çırpınan kişinin durumu asosyalleşme adına tam bir dramdır.
 
Bunun da ötesinde, böylesi bir durumda kalan şahıs, kendisini internet içinde çağıran onlarca ses ile aile içinde kendisinden kaliteli iletişim bekleyen eş ve çocuklarının sesleri arasında kalacaktır. Ve maalesef, internet içindeki renkli dünyadan yükselen sesler çocukların seslerini ve eşlerin seslerini çok rahat bastırabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, sağlıklı ve sosyal bir bireyin, az ama kaliteli iletişim kuracak çevresinin bulunuyor olması gerekir. Aile içinde sosyal olamayan bir bireyin dışarıda sosyallik araması da sadece bir yanılsamadan ibarettir.

ADEM GÜNEŞ - UZMAN PEDAGOG

En zor dönem: Ergenlik

22 Aralık 2009 KadinMag  
Kategori: Bebek & Çocuk

Çatışma ve çelişkiler dönemi olarak da adlandırılan ergenlik döneminde, çoğu anne ve baba çocuklarıyla iletişim kurmakta zorlanıyor.


Ergenlik dönemi (buluğ çağı) 11-21 yaşları arasında, dalgalanmaların yoğun görüldüğü zor bir dönemdir. Bu dönem, hem ergen için hem de ergenin ailesi için zorlu bir süreçtir. Aile ergeni anlamakta güçlük çekerken, ergen anlaşılma duygusunu tam olarak yaşayamadığını düşünür. Didem Tangil, ebeveynlerin bu dönemde, çocuğunu iyi tanıması ve bu dönem özelliklerini iyi bilmesi halinde ebeveyn-ergen çatışmalarının en aza indirilebileceğini belirtiyor.

Ergenliğin, hem ebeveynler hem de ergenler için duygu, düşünce ve davranışlar açısından iniş-çıkışlı geçen bir dönem olduğunu belirten Didem Tangil, yaşanan sıkıntıların normal olduğunun altını çiziyor. Bu sürecin sonunda gencin kendi ayakları üzerinde durabilen sağlıklı bir yetişkin olmasında anne babanın tutumları önem taşıyor. Ailelere, çocuklarıyla ilişkilerinde “baskıcı”, “tavizkar” ya da “ilgisiz” tutum yöntemlerinden kesinlikle kaçınmalarını tavsiye eden Didem Tangil, çocuğun bir birey olarak kabul edildiği ve sorumluluk alabileceğine güvenildiği “yetkin” tutum yöntemini öneriyor. Dosyada, özellikle ebeveyn ve ergen arasında iletişimin kopmaması için “etkin dinlemenin” önemine dikkat çekiliyor.
hürriyet

Kardeş kıskançlığı ile nasıl başedilir?

09 Aralık 2009 admin  
Kategori: Bebek & Çocuk

Kardeş kıskançlığı kişilik bozukluğuna yol açıyor
hamile-anne-cocuk-kardesAmerikan Hastanesi Pediatri Bölümü Pedagog’larından Güzide Soyak kardeş kıskançlığı kişilik bozukluğuna yol açtığını belirtiyor.

Kıskançlık, yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanır. Kardeş kıskançlığı doğal bir duygu olup, şiddeti ve dışa vurumu her çocuğa göre farklılıklar gösterebilir. Kardeş kıskançlığı duygusuyla savaşmak yerine çocuğa bu duygusunu kabul edilebilir olduğu ve nasıl başedeceği öğretilebilir.

Bu kıskançlığı yaşayan çocuklar ne gibi endişeler taşırlar?
Kardeş kıskançlığı her çocukta ve aynı oranlarda görülmeyebilir. Çocuklar arasındaki yaş farkı ne kadar yakın olursa, özellikle küçük yaş döneminde daha yoğun yaşanabilir. Anne -baba tutumları, cinsiyet, yaş faktörü ve aradaki yaş farkı sıkıntıların boyutunda etmen olur. Çocuk, kendisinin daha az sevildiğini ve ilgi gördüğünü düşünür. Eğer çocuklar arasındaki yaş farkı 2.5/3 yaştan az ise, bu daha yoğun yaşanan bir duygu olur. Birbirine yakın dönemlerde olan çocukların ihtiyaçları da benzerlik taşır. Aynı ilgi ve enerjiyi göstermek, anne ve baba için zorlayıcı olabilir. Gördüğü ilginin bölünmüş olması annenin ilgisini kaybediyor olduğunu düşündürtür.

Nasıl davranışlar sergilerler?
• Anneden uzaklaşma ya da daha önceden istemediği şeyleri talep etme gelişebilir.
• İçe kapanabilir. Uyku ve yemek yeme ile ilgili sorunlar başlayabilir ya da aşırı sinirli olabilir.
• Alt ıslatma, parmak emme, bebeksi konuşma, ağlama görülebilir. Kendi başlarına yemek yemek istemeyebilirler. Anne - baba ile birlikte uyumak için hayali korku hikayeleri uydurabilirler.
• Anne - babaya ve çevrelerine sözlü ve fiziksel olarak sataşabilirler. Kendisinden istenileni yapmakta isteksiz olabilir.
• Anneyi kontrol etmek ve sevgisini sık sık sorgulama eğilimi gelişebilir.
• Okula gitmek ile ilgili sorun çıkartabilir.
• Bütün bu faktürler anne babanın tutumu ile azalabilir ya da çoğalabilir.

Anne ve babanın yapması gerekenler
• Anne ve babalar ne kadar eşit davranırlarsa çatışmanın o kadar az olacağını sanırlar. 5 yaş ile 10 yaşın ihtiyaçları ve bunların çözümünde kullanılan yöntemler aynı olamaz. Çocukların yaş dönemlerine uygun iletişim kurmak gerekir. Taleplerini bununla orantılı olarak değerlendirmek gerekir.
• Tartışmaların olması olağandır. Bu tartışmaları çözümlerken kişisel sınırlarını da öğrenirler. Ebeveynler buna ne kadar müdahale ederse, baş etme becerilerinin de gelişmesini engellemiş olurlar. Fiziksel zarar vermedikleri ve birbilerinin haklarını taciz etmedikleri sürece anne-baba müdahale etmemeli, haklı ve haksız ayırımı yapmamalı.
• Kıskançlığı yoğun yaşayan çocuk ile ilgili, günlük işlerde onun da seçebileceği bir yakından yardım istenmeli. Diğer kardeşin olmadığı baş başa geçirilen saatler de planlanmalı.
• Unutulmamalı ki, kardeş bile olsalar her çocuğun kişiliği farklıdır. Farklılıklarına saygı gösterilmeli, kızmak yerine duygu ve düşüncelerini dinleyin.
• Ev içi ve kardeş ile ilgili günlük sorumluluklar verin ve bunları yerine getirdiğinde sözlü olarak övün.
• Yeni bir kardeş gelme aşamasında eşyalarını ve oyuncaklarını onun izni olmadan bebeğe vermeyin.
• 3 yaşındaki bir büyük kardeş bebeğin canlı olduğunu ve ona zarar verebileceğini bilemez, ilgisini gösterdiğimiz tepkiye öfke duyar. Zaman içerisinde bizim davranışlarımızla paralel olumlu ya da olumsuz tutumlar geliştirir.
• Anne ve babanın çocuklar ile ilgili iş paylaşımı yapmış olması gerekir. Anne, bebeği emzirirken baba da büyük çocuğun giysisini değiştirebilir.

Çocuğu istemiyor diye yeni bir çocuk projesini erteleyen ebeveynlere öneriler
Kardeşi olmasını istemeyen bir çocuğun önce duygularını anlamak gerekir. Bu ihtiyacı bütünüyle değerlendirebilecek olgunlukta değillerdir. Anne - babanın yoğun çalışması ve çocuğa vakit ayırması, anne-çocuk ilişkisinin bağımlı olması ve rekabet duygusunun yeterince gelişmemesi ile bağlantılı olarak yeni bir kardeş fikrini ret edebilirler. Bu noktada kararı alması gereken anne ve babadır.

KadınMAG

Video: En ideal doğum yapma yaşı ve tavsiyeler

11 Kasım 2009 admin  
Kategori: Video

Çocuğunuzun göz sağlığını ihmal etmeyin

09 Ekim 2009 admin  
Kategori: Bebek & Çocuk, Sağlık

ders-calisan-cocukYeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Vildan Öztürk çocukların göz sağlığı konusunda aileleri uyardı.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Vildan Öztürk, çocukların göz sağlığı konusunda ailelere uyarıda bulunarak, “Çocuklardaki göz bozuklukları, onların okul başarılarını önemli ölçüde etkiler, ihmal edilmemelidir” diyor.

Çocukların göz bozukluğu başarılarını nasıl etkiler?
Çocuklar genellikle görme problemlerini farketmezler ya da belirtmezler. Çünkü görmeleri kendileri için normal olduğundan herkesi öyle görüyor zannederler. Oysa çocukların büyüme ve gelişmesi sırasında öğrendiklerinin büyük çoğunluğu görme yolu ile oluşmaktadır. Çocuklarda görmenin değerlendirilmesi ve takibi bu nedenle kesinlikle göz ardı edilmemelidir.

Ailelere neler önerirsiniz?
Sistematik olarak doğumdan sonra hemen, 6. ayda ve sonrasında göz hekiminin önerdiği aralıklarla, senede bir kereden az olmamak şartıyla çocukların göz muayenesinden geçmesi uygundur. Büyüklerde kantitatif eşeller ile değerlendirilen görme yeni doğanlarda, bebeklerde, okul öncesi çağda ve okul çocuklarında farklı muayene yöntemleri ile değerlendirilir.

Hangi belirtiler varsa çocuklar mutlaka göz doktoruna götürülmelidir?

Okul çocuğunda görme problemlerine bağlı olarak sık görülebilen belirtiler şöyledir;

Okuma ve yazma ile başağrısı

Okurken kelimelerin bulanıklaşması ya da kayması,

Okurken kelime ya da satır atlaması,

Okumasının yaşıtlarına göre yavaş ya da gelişmemiş olması,

Okurken başını eğmesi ya da tek gözünü kapaması,

Tahtadan yazı çekmede zorluk,

Okuma ve yazmada isteksizlik,

Okurken küçük kelimeleri atlama,

Yazarken satırı düzgün takip edememe,

Yanan, kaşınan, sulanan, gözler,

Göz kızarıklığı,

Okuduğunu anlamada güçlük,

Kitabı çok yakın tutma,

Televizyonu yakından seyretme

Okurken dikkatini vermede zorluk,

Ödevlerini yapmada isteksizlik, “yapamıyorum” diyerek kolay vazgeçme

Sakarlık,

Uzun sürede bitmeyen ödevler,

Dalıp gitmeler,

Göz kırpıştırmaları


KadınMAG

Çocukların, uyku ve beslenme düzenleri okul başarısını etkiliyor

27 Eylül 2009 admin  
Kategori: Eğitim, Sağlık

ilkokul_ogrencisi_mavi_onlukYeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD Alerji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Reha Cengizlier, okulların açılma zamanı olan bugünlerde ailelere uyarılarda bulunarak “Çocukların, uyku ve beslenme düzenleri okul başarısını etkiler” diyor.

Çocukları okula başlayacak ailelerin yapması gerekenler var mıdır?
Rahat rahat gezilen, oynanan yaz mevsiminin rehavetini çocukların üzerinden atma zamanı geldi. Okulla birlikte yeni bir düzeni de çocukların hayatına adapte etmek gerekiyor. Okula başlarken evde ve okulda dikkat edilecek bazı davranış biçimleri var. Bunun başında çocuğun yatma saatleri gelir.

Çocuğun uyku düzeni nasıl olmalıdır?
Yaz tatili çocukların genellikle istediği saatte yatıp istediği saatte kalktığı dönemlerdir. Okulların açılma döneminde artık uyku düzenlerinin oturması gerekir. Bir çocuğun gün içinde sağlıklı, zinde olması ve okuldaki başarısı için en önemli faktör gece uykusunu almasıdır. Bunun için de bir çocuğun en az 8–10 saat uyuması gereklidir. Geç vakitlere kadar oturup televizyon izlenmemelidir. Örneğin ilkokul birinci sınıftaki bir çocuk akşam 21.30–22.00 civarında yatmalıdır. Ortaokul ve lisede bu zaman 22.30 olabilir. Bu zamanlama çocuğun yaşı ve ertesi gün kalkma saatine göre ayarlanmalıdır.

Çocuğun beslenme düzeni nasıl ayarlanmalıdır?
Bazı okullar eve uzak olduğundan çocuklar çok erken saatlerde servislere biniyor. Aileler de çocuğun uykusu bölünmesin diye sabahları servis gelmeden beş dakika önce çocuğu apar topar kaldırıp giydirerek okula göndermektedir, bu çok yanlıştır. En azından yarım saat önce çocuğu kaldırmak ve kahvaltı ettirmek çok önemlidir. Yetişkinlerde de çocuklarda da en önemli öğün kahvaltıdır. Çocuk kahvaltıda büyümenin gelişmenin temel desteğini alıyor. Bu nedenle kahvaltıda bir bardak süt içmesi gelişimi açısından çok önemlidir. Bunun yanı sıra bir dilim ekmek, biraz peynir ve yumurta yenmesi faydalıdır ama bunlar yenemiyorsa süt mutlaka içilmelidir.

Abur cubur dediğimiz, çerez, tuzlu yiyecekler o anda karnını doymuş gibi hissettirir ama besleyici değeri olmadığından kahvaltı olarak verilmesi doğru değildir.

Bazı ailelerde de aç karnına çocuğa bal, pekmez vermek gibi bir adet var. Bu hiç doğru değildir, çocuğun iştahını keser.

Okulda da ya da çevresinde açıkta satılan yiyeceklerin hiçbir şekilde yenmemesi gerekiyor. Bu anlamda çocukları uyarmamız gerekiyor. Eğer okulda bir beslenme saati varsa o saatte bir yoğurt, bir dilim kek gibi bir şeyler yiyebilir.

Okuldan eve gelindiğinde akşamüstü ise bir ara öğün, akşamsa da protein, karbonhidrat ve yağı içeren sağlıklı bir akşam yemeği yemesini sağlamak gerekir.

Okula giden çocuklar açısından başka nelere dikkat etmek gerekir?

Uyku ve beslenme düzeni dışında çocukların omurga sağlığı da önemli.

Genellikle çocuklar sırta asılan okul çantaları kullanılıyor. Tek tarafa yük binmesin ve omurga zarar görmesin diye düşünüldüğü için gayet doğrudur. Ancak hele yeni okula başlayan çocuklar lazım olan olmayan bütün kitapları çantaya doldurduklarından gereksiz bir ağırlık taşıyor. Anne babaların çocuklarının çantalarına göz atmalarında yarar vardır. Sadece gerekli malzemeleri çantasına koymasını sağlamak, çocuğun omurga deformitelerini önlemek açısından faydalıdır.

Ayrıca okula giderken çocuğun aşırı kalın giysiler giymesi terlemeye ve hastalığa davetiye çıkartır. Aynı şekilde çocuğun seçtiği çok ince giysiler de üşüyüp hastalanmasına neden olabilir. O nedenle aileler çocuklarının giysilerini mevsime uygun seçmelidir. Aynı şekilde ayakkabıları da ayağına uygun ve rahat olmalıdır.

Bir diğer konu da bazı çocukların tuvaletlerini okul saatleri boyunca tutma eğilimleridir. Çocuklara bunun yanlış olduğu anlatılmalıdır. Çünkü tuvalet konusunda kendini kasmak idrar yolu enfeksiyonları ve kabızlık gibi sorunlara yol açabilir.

Çocuklar okuldan geldiğinde ise hemen derse oturmasını söylemek doğru değildir. Biraz oynaması, kendine zaman ayırması fayda sağlar.

Çocukların sağlığı açısından hijyen konusunda ne yapılmalıdır?

Öncelikle çocuklara el yıkama alışkanlığın kazandırılması, tuvalete girerken ve çıkarken elleri yıkamalıdır. El yıkama pek çok hastalığı önlemede de büyük önem taşır.

Ayrıca çocuklar sınıflarda kalabalık ortamda nefes aldıklarından teneffüslere çıkıp oksijen almalı ve sınıf da havalandırılmalıdır.

Çocuklar eve geldiklerinde de mutlaka ellerini hemen yıkamalı hele evde küçük bir kardeşi varsa çok önemlidir.

KadınMAG

Sonraki Sayfa »