Çocuğunuz nasıl beslenmeli?
17 Şubat 2010 admin
Kategori: Bebek & Çocuk
4-5 yaş çocuk beslenmesi nasıl olmalı?
Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ayça Ilıca Murat bu dönemde doğru beslenme alışkanlıkları kazanma konusunda anne, baba ve aile büyüklerinin önemli birer örnek teşkil ettiğini söylüyor.
Çocuklarda okul öncesi dönem olarak da adlandırılan 4-5 yaş, evde kazanılan doğru beslenme alışkanlıklarının yerleştiği, bu alışkanlıkların okul dönemindeki yeme davranışlarınıda etkilediği hatta yetişkin birer birey haline gelindiğinde oluşabilecek sağlık sorunlarıyla bile ilinti olduğu bilinen bir süreçtir.
Bu yaş grubundaki çocukların günlük olarak her besin grubundan tüketmesi sağlanmalıdır. Bu besin grupları süt ve süt ürünleri, et grubu, sebze -meyve grubu, yağ grubu ve tahıllardan oluşmaktadır. Yapılan fiziksel aktivite göz önünde bulundurularak çocukların günlük beslenme düzeni ayarlanmalıdır.
Bu dönemde özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta kahvaltı yapma alışkanlığının oluşturulmasıdır. 1-2 dilim peynir çeşitleri, tam tahıllı ekmek, zeytin, pekmez-bal, süt, haftada 2-3 kere yumurta veya omlet, taze meyve, evde yapılmış kuru meyveli kek veya börek çocukların kahvaltılarında olabilecek gıdalardır.
Bu yaş grubu çocukların oldukça aktif oldukları ve gelişimlerinin en yüksek düzeyde seyretti düşünülerek gereksinimleri karşılayacak hem besleyici değeri yüksek hem de çocukların severek tüketebileceği gıdalarla beslenmesi gerekmektedir. Her zaman olduğu gibi her öğün kendi içerisinde yeterli miktarlarda karbonhidrat, protein ve yağ içermelidir. Mutlaka kahvaltı arkasına ara öğün, öğle yemeği, bunu takip eden 1 veya 2 küçük ara öğün ve akşam yemeği okul çocuğunun gereksinimlerini karşılayacak yemek sistemidir. Özellikle çocukların ana öğünlerde temel besin grubumuz olan ekmek ve ekmek türevi olan çorba - pilav - makarna gibi gıdalar, et/ tavuk haftada en az 1 gün balık ve mevsiminde olan herhangi bir sebze yemeği, bunun yanında oldukça önemli kalsiyum kaynakları olan süt ve yoğurt hem ana öğünlerde hem de ara öğünlerde tükettirilmelidir.
Büyüme ve gelişme sırasında vücutta meydana gelen bir çok mekanizmada proteinlere önemli görevler düşer. Eğer vücudumuz protein alamazsa vücut hücreleri yenilenemez. Bu durumda büyüme yetersiz kalır. Vücut için temel protein kaynakların yiyeceklerimizden sağlanır.
Proteinler bitkisel ve hayvansal kaynaklar olmak üzere iki kaynaktan elde edilir. Hayvansal kaynaklar yumurta, et, tavuk, balık, deniz ürünleri, süt,y oğurt gibi kaynaklardır. Proteinlerin bitkisel kaynakları ise kurufasuyle, nohut, mercimek gibi kurubaklagiller ve tahıl ürünleridir. Tabii bunların dışında hayatın başlangıcında aldığımız en değerli protein kaynağı anne sütüdür.
Hayvansal kaynaklı proteinlerin biyoyararlılığı yüksektir. Yani vücudumuz bu proteinlerden daha çok yararlanır. Bitkisel kaynaklı proteinlerin vücut tarafından kullanımı ise daha düşüktür. Hayvansal besinlerin içinde proteinin vucüt tarafından en iyi kullanıldığı gıdalar anne sütü ve yumurtadır. Her ikisinde de bulunan proteinlerin neredeyse tamamı vücudumuz tarafından kullanılır. Bu yüzden yumurta ve anne sütündeki proteinler “örnek protein ” olarak adlandırılırlar.
Çocuklarda büyümenin devam etmesi sebebiyle protein gereksinimi fazladır. Her yaş grubu için protein gereksinimi farklıdır.Alınan protein kaynaklarının vücudun kolay kullanabileceği kaynaklardan olması gerekir.Bu nedenle bitkisel kaynaklı proteinlerle beraber hayvansal kaynaklı proteinler de beslenmede kullanılmalıdır.
Proteinin eksik alınması çocuklarda büyümeyi ve zihinsel gelişimi etkileyebilir.Büyüme-gelişme sorunları oluşabilir. Ayrıca proteinin vücutta bir çok önemli reaksiyonda yer aldığını düşünürsek bu reaksiyonlarda da aksamalar gerçekleşebilir.
Çocuklar genellikle renkli yiyecekleri severler.Bu nedenle özellikle et yedirmekte zorlanıyorsanız köftesini sebzelerle karışık pişirebilirsiniz veya tabağını renkli biberlerle,havuçla süsleyebilirisiniz. Ancak çocuklar çoğu zaman ailenin beslenme alışkanlıklarını örnek alırlar. Örneğin akşam yemeği için çocuğunuza etli bezelye gibi yemekler yapıyor ama siz bu yemeği sevmediğinizi söylüyorsanız O da yemeyecektir. Bu yüzden özellikle yemek seçen çocuğunuzla beraber sofraya oturmaya ve aynı yemekten yemeye özen göstermelisiniz.
Proteinli gıdaların yapısı yüksek ısıda bozulur. Bu nedenle yüksek ateşe maruz kalmaması ve kavrulmaması gerekir. Orta veya kısık ateşte pişirilmesi daha doğru pişirme teknikleridir. Ayrıca et, tavuk gibi gıdaların yağda kızartılması durumunda zararlı bazı kimyasal maddeler oluşur. Bu maddeler özellikle kanserin öncü maddelerini oluşturabilir. Bu nedenle et, tavuk gibi gıdaları kızartmak yerine haşlama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilebilir. Balıklar buğulama yapılabilir veya fırında pişirilebilir. Yumurta haşlanırken de rafadan değil tam olarak haşlanmalıdır.Böyle pişirilirse proteinin vücut tarafından kullanımı daha fazla olur.
Bu yaş grubunda anneleri en çok üzen ve telaşlandıran konulardan bir tanesi çocuklarının iştahsız olup yemek yememeleridir. Çocuğumu doyuramıyorum, aç kalıyor düşüncesiyle ne yapacaklarını şaşıran anneler, doğru sandıkları bir çok yanlış yaparak yemek yemeği, ya çocukları için işkence haline getirirler yada kendileri için büyük bir tehdit unsuru oluştururlar.
Çocuklarda iştahı etkileyen en büyük etkenlerden birisi öğün aralarında abur-cuburla karnını doyurmalarıdır. Buna bağlı olarak doygunluk hissi hisseden çocuk ana öğünlerde yemek yemeği rededicektir. Oyalamak için ana yemek öncesi çocuğunuzun eline tutuşturduğunuz bir gofret veya bir dilim kek onu tıkayacak ve sofrada yiyecekleri reddetmesine neden olacaktır. Bu tip durumlarda çocuğun sofra düzenine alışık olması çok önemlidir.
Çocuğunuz bir yaşına geldiğinde artık aile sofranıza oturur hale gelmeli ve yemek zamanının aile ile bir araya gelinen, herkesin yemek yediği eğlenceli bir vakit olduğunu öğrenmelidir. Bunun yanısıra çocuğunuz gereksinimlerini karşılayacak küçük ara kahvaltılar yada meyveler, kahvaltı ile öğle yemeği arasında, öğle yemeği ile akşam yemeği arasında verilebilir ancak bu ara öğünler iştahı kapatıcak miktarda ve ana öğün saatine çok yakın olmamalıdır. Ayrıca yemek tabaklarının çocuğunuzun ilgisini çekecek tarzda renkli ve eğlenceli olması, tabağına yiyebileceği kadar yemek konması çocuğunuzun çok daha istekli yemek yemesini sağlayacaktır. Bunların dışında çocuğunuzla beraber alışveriş yapmanız, sofra hazırlanırken yardım istemeniz hatta onunda yemek hazırlanmasında katkıda bunmasına fırsat tanımanız çocuğunuzun yemek yeme isteğini artırıcı yönde olumlu etkiler oluşturacaktır.
Yemek öncesi çocuğunuzun hem temizlik hem de kendisini daha zinde hissetmesi için elini yüzünü yıkaması faydalı olacaktır. Çocuğunuz çok yorgun ve uykusuzsa yemek yemesi konusunda ısrarcı olmayın.
Çocuğunuzun yemeği reddetmesindeki diğer en önemli etmen ise aynı biz yetişkinlerde olduğu gibi iştahsız olmasıdır. Özellikle hasta ve ateşi yükselmişse, diş çıkartıyorsa, yorgun yada uykusuzsa, alışmış olduğu düzen değişmişse çocuğun iştahında azalma gözlenebilir. Bu dönemde de telaşlanmadan hacmi küçük ama içeriği çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılayacak, normalde de yemekten hoşlandığı yiyecekleri görsel açıdan da ona hitap edecek eğlenceli tabak süslemesiyle yine ısrarcı olmadan yemesini sağlayabilirsiniz.
Tüm bunlara rağmen çocuğuz da kilo kaybı gözlemliyorsanız,yemek yemeği şiddetle reddediyor ve yediklerini çıkartıyorsa mutlaka vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanız faydalı olacaktır.
Sağlıksız beslenen çocuklarda görülebilecek en büyük sağlık sorunu çağımızın hastalığı obezite ve ardından gelebilecek obezitenin yol açtığı genç yaşta oluşabilecek kalp damar hastalığı, diyabet, tansiyon, böbrek fonksiyonlarında bozukluk, mide rahatsızlıkları, demir eksikliği ve bu eksikliğin neden olabileceği bir çok hastalık görülebilir. Bunun yanısıra yetersiz beslenme sonucu gelişim bozuklukları ve konsantrasyon problemleriylede sıklıkla karşılaşılmaktadır .
KadınMAG
Kemik erimesi (Osteoporoz) nedir?
Kemik erimesi, kemik kütlesinin ve doku yoğunluğunun azalması, buna bağlı olarak dayanıklılığının azalması ve kalitesinin düşmesidir. Sağlam kemikler yavaş yavaş erir ve zayıflar; kemik erimesi şiddetlendikçe kemiğin kırılganlığı da artar. Hastaların yaklaşık %80′i kadındır çünkü kadınların kemikleri erkeklere kıyasla daha incedir ve özellikle menopoz sonrası hormonal değişiklikler kemikleri olumsuz olarak etkiler. Kadınlarda sıklıkla menopoz sonrası erkeklerde ise genellikle daha nadir ve 70 yaş sonrası görülmekle beraber kemik erimesi her yaşta hatta çocukluk çağında bile görülebilir.
Kemik erimesi sinsi bir hastalıktır. Ancak ilerlediği ve kemiklerde ciddi kayıplar olduğunda belirti vermeye başlar. Belirtiler başta bel ve sırtta olmak üzere ağrılar, kamburlaşma, boyda kısalma ve muhtelif kemik kırıkları olabilir.
Kemikler 30 yaşına kadar kendini sürekli yenileme özelliği gösterirler. 20′li yaşların sonu-30′lu yaşların başında kemik kütlesi maksimum düzeyine erişir. 30-40 yaş arası kayıplar başlar, 45 yaş sonrası kayıp hızlanır. Çünkü kemiklerden kalsiyum kaybı artar ve diyetle alınan toplam kalsiyum miktarı bu kaybı karşılamaya yetmez. Kadınlarda menopoz başlangıcından itibaren ilk 3-7 yıl çok hızlı bir kemik erimesi olabilir. Bunun da nedeni, kadınlarda kalsiyum metabolizmasında önemli rolü olan östrojen hormonunun menopozla birlikte azalmış olmasıdır.
Risk Faktörleri:
* Ailede kemik erimesi öyküsü olması: Kemik erimesi kısmen kalıtsaldır, omurga kırığı öyküsü olan ailelerde kemik erimesi daha genç yaşlarda görülebilmektedir.
* Beslenme: Bu başlık altında birkaç risk faktörü yer almakta, en önemlileri:
* 1)Kalsiyum ve D vitamininden fakir beslenmek (yani sebze ve süt ürünlerinden fakir beslenmek)
* 2)Kafeinli içecekleri ve alkolü bol kullanmak.
* Sigara: Ne kadar uzun süre ve ne kadar çok kullanılırsa risk o derece artar
* Hareketsiz yaşam: Sporun kemik kütlesini arttırdığı, kemik erimesi riskini azalttığı ispatlanmıştır. Bir hastalık ya da ağır bir ameliyat nedeniyle uzun süre hareketsiz kalan kişilerde ve hiç egzersiz yapmayan kişilerde ise kemik erimesi riski yüksektir.
* Yeterince güneş görmemek: Güneşin dik gelmediği saatlerde olmak üzere her gün en az 15 dakika açık havada yürümek riski azaltır.
* Kadın olmak,
* 50 yaş üstü olmak,
* Menopoza girmiş olmak: Erken menopoz daha büyük bir risktir
* Erkekler için herhangi bir nedenle gonad (cinsiyet bezi, erkek için testis) işlevinin bozulması, testesteron hormonunda azalma olması,
* Bazı hastalıklar: D vitamini yapımında bozukluk, Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı), Kronik Böbrek Hastalığı, Cushing Hastalığı(böbrek üstü bezinden kaynaklanan hormonal bir hastalık), Tiroid veya Paratiroid bezinin aşırı çalışması gibi… Bunun yanı sıra bazı mide-barsak ameliyatları da vücutta Kalsiyum emiliminin bozulmasına yol açabilir ve ameliyat sonrası kemik erimesi riski artabilir.
* Bazı ilaçlar: Kortikosteroidler, Lityum, bazı Sara hastalığı ilaçları, bazı Kanser ilaçları gibi ilaçları uzun süreli ve-veya yüksek dozda kullanmak kemik erimesi riskini arttırabilir.
* Bazı yayınlarda ince kemikli, ince yapılı, açık renk tenli, açık renk gözlü, kısa boylu kişilerde kemik erimesinin daha sık görüldüğü söylenmiş.
Osteoporoz geliştikten sonra kemiklerin tedavisi çok zordur. Bu nedenle;
* Anne karnından itibaren sağlıklı ve doğru beslenme,
* Sporun çocukluktan itibaren mutlaka etkili bir şekilde yaşama adapte edilmesi,
* Alkolün az, kullanılması, sigaranın hiç kullanılmaması,
* Gerekli önlemleri alarak açık hava ve güneşten yeterince yararlanmak,
* Hekimleri de uygun görüyorsa herkesin 60 yaş sonrasında; 1 veya daha fazla risk faktörü olanların ise 40 yaş sonrasında her yıl 1 kez kemik taraması testi yaptırması koruyucu yaklaşım olarak önerilir.
Beslenme özellikle 30′lu yaşların başına kadar çok önemli. Çocuklarımıza sütü, tüm peynir çeşitlerini (krem peynir hariç), yoğurt ve ayranı, tüm sebzeleri, taze ve kuru meyveleri, kuruyemişleri, tam tahıllı gıdaları, sağlıklı ve organik gıdaları sevdirmek; yapılan tüm reklamlara rağmen ambalajlı, katkı maddeli gıdalardan, kafeinli içeceklerden, bol beyaz şeker, yağ ve-veya tuz içeren gıdalardan ve fast-food’dan uzak tutmak onların hem bugün sağlıklı büyümelerini hem 40 yaş sonrası ortaya çıkabilecek kemik erimesi ve diğer olası sağlık sorunlarına karşı korunmalarını sağlayacaktır.
30 yaşına kadar haftada 3-4 kez en az yarım saatlik yürüyüş başta olmak üzere herhangi bir spora çocuklarımızı alıştırmak; ders yoğunluğu ve sınavların zorluğu ne olursa olsun sporunu aksatmamasını sağlamak en doğrusu olacaktır. Fakat 30 yaşına kadar hemen hiç spor yapmamış olsanız bile çok geç değil; 30 yaş sonrasında da düzenli ve bilinçli, tercihen hoca gözetiminde spor yapanlarda hareket kapasitesi ve kemik yoğunluğunun arttığı görülmüş.
Vücuttaki yaygın ağrılar, bilinenin tersine kemik erimesi belirtisi değildir. Fakat şiddetli bel ve-veya sırt ağrısı çekiyorsanız hemen bir Ortopedi veya Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı’na danışın. Muayene, hekimin gerek gördüğü kan, idrar testleri, filmler ve kemik yoğunluğu testi ile durumunuz ortaya konsun. Omurga veya kalça kırığı yaşamadan, kamburlaşmadan, boyunuz kısalmadan varsa kemik erimesi teşhisi erken konsun ve hemen gerekli tedaviye başlansın.
DOKTOR TAVSİYESİ: HUZURSUZLUĞUN KİTABI-FERNANDO PESSOA
Bu kez Dünya Edebiyat tarihinde eşi benzeri olmayan, çok özel bir kitaptan söz edeceğim. Huzursuzluğun Kitabı bir roman, felsefi bir metin, bir günlük, bir düzyazı şiir, bir denemeler kitabı… Ve bu türlerin hepsinin toplamından daha fazlası…
1888-1935 yılları arasında yaşayan Portekizli şair ve yazar Fernando Pessoa’nın 1913′ten ölümüne dek üzerinde çalıştığı kitap ancak ölümünden sonra yazarın sandığında bulunarak yayınlanabilmiş. Huzursuzluğun Kitabı’nın ana kahramanı Lizbon’da yaşayan ve bir kumaş mağazasında çalışan sıradan, içe dönük, dışarıdan silik ve yalnız görünen, iç dünyası zengin, derin bir düşünme yetisine ve geniş bir bakış açısına sahip, varoluşun temel sorularının peşine düşmüş bir muhasebeci. Anlatı boyunca kahraman ile yazarın bakış açıları sık sık iç içe geçiyor ve bu yaklaşım metinleri zenginleştiriyor. Metinler günlük tarzında, başına tarih konarak, uzunlu kısalı olarak yazılmış. Anlatıyı, roman gibi sırayla okumak da mümkün; denemeler okur gibi herhangi bir yerinden açıp okumak da… Elinden bırakmadan okuyup bitirmek de mümkün, bir başucu kitabı yapıp her gün birkaç sayfa okuyup düşünerek bitirmek de… Hayatı, var oluşu, dünyayı, insanları, insanın derinliğini, anlam arayışlarını sorgulayan bir felsefi metin olarak da okumak mümkün; pek az kitapla kıyaslanabilecek derecede yoğun edebiyat zevki veren bir anlatı olarak da… Hatta bir aforizmalar kitabı olarak okumak bile mümkün; bazı cümleler o kadar etkileyici ki böyle bir alışkanlığı olmayanlar bile kurşunkalemle altlarını çizmek; o cümleleri, cümlelerin söylediklerini ve düşündürdüklerini içselleştirmek, hayatlarının yeni ve devamlı bir parçası yapmak isteyebiliyorlar. Bu kadar yalın, akıcı bir anlatının bu kadar güzel, derin, düşündürücü ve hatta sarsıcı olması gerçekten az rastlanır bir durum.
Fernando Pessoa, Dünya Edebiyatı’nın en renkli yazarlarından biri. Onun yaşadığı dönemde yazarların takma isimler kullanmasının sık karşılaşılan bir durum olduğunu; çağdaşı olan farklı ülkelerden yazarların da bunu yaptığını görüyoruz. Fakat Pessoa’nın onlardan ayrılan ilginç yönü; her takma ismine bir kişilik ve özgeçmiş yaratması… Yaklaşık 72 takma ismi olduğunu, bunlara çoğunun hiç birbiriyle ilgisi olmayan, orijinal özellikler yazdığını göz önünde bulundurursak ne kadar farklı ve renkli bir kişilik karşısında olduğumuzu anlamak mümkün ( Huzursuzluğun kitabı için seçtiği takma isim de Bernardo Soares ).
Hem Fernando Pessoa hem Huzursuzluğun Kitabı hakkında uzun uzun konuşmak, yorumlar yapmak, değerlendirmelerde bulunmak mümkün. Ama ben sözü çok uzatmadan edebiyatı ve düşünmeyi seven okurlara bu kitabı önereceğim. Ben kendi adıma, karşıma çıkan herşeyi bana sunulduğu gibi ‘öyle’ kabul etmekle gelen yüzeysel huzur yerine; her kavrama eleştirel yaklaşmamı, sorgulamamı sağlayan bir ‘acaba’ sorusunu; beni daha derinini, temelini, doğrusunu aramaya iten iç tedirginliğini ve huzursuzluğu tercih ederim. Her çözümün yeni sorunlar yarattığı, mutluluk vaatlerinin belli belirsiz olduğu, her kavramın yüzlerce soru barındırdığı, hiçbirşeyin güvende olmadığı hayatlarımıza en cesur, en kırılgan, en derin, en vazgeçmiş, en sevdalı, en mantıklı, en ironik ve en hüzünlü bakışlardan biri Huzursuzluğun Kitabı. Hem derin bir okuma ve düşünme keyfi verdiği için hem Dünya Edebiyatı ve kültürünün başyapıtlarından biri olarak selamlanan bir kitap olduğu için hem de ben kendi adıma çok etkilendiğim için tavsiye ediyorum.
İyi okumalar,
Selmin Çetin Doğan
Böbrek taşı olanlar nasıl beslenmeli?
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi‘nden Uzman Diyetisyen Binnur Okan, böbrek taşı hastalarının beslenmelerinde nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda bilgi verdi.
Böbrek taşı hastası olanların beslenmesine dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi‘nden Uzman Diyetisyen Binnur Okan, “Böbrek taşı hastalarında beslenme çok önemlidir. Ancak genellikle çok ihmal edildiği için yanlış beslenme nedeniyle taş sorunu sıklıkla tekrarlar. Özellikle Türkiye’de tüketilen çay, su, alkol,tuz ve hayvansal kaynaklı protein miktarları önemli faktörlerdir” diyor
Böbrek taşı hastalarının beslenmesi özel mi olmalıdır?
Böbrek taşında genetik faktörler çok etkili olsa da biz çevresel faktörlerle de bu sorunu geciktirebilmek için çabalamalıyız. Böbrek taşı hastalarında beslenme çok önemlidir. Ancak genellikle çok ihmal edildiği için yanlış beslenme nedeniyle taş sorunu sıklıkla tekrarlar. Özellikle Türkiye’de tüketilen çay, su, alkol, tuz ve hayvansal kaynaklı protein miktarları önemli faktörlerdir.
Böbrek taşı hastaları?
Türkiye’de en sık rastlanan taş tipleri kalsiyum oksalat taşlarıdır. Bu nedenle böbrek taşı hastalarının beslenmesinde alınan oksalat miktarı büyük önem taşımaktadır. Oksalat alımında en önemli etkenlerden biri siyah çay tüketimidir. Siyah çay oksalattan çok zengindir, o nedenle direkt olarak etkiler. Çay dışında fazla kahve tüketimi, suyun yetersiz tüketilmesi, tuzun fazla tüketilmesi, oksalattan zengin sebzelerin, hayvansal kaynaklı proteinin fazla alınması riski artıran faktörlerdir.
Hayvansal kaynaklı protein, kırmızı erik ve mürdüm eriği idrarı asit yapar ve oksalat taşlarının çökmesi uygun hale gelir. O yüzden hayvansal kaynaklı proteini mümkün olduğu kadar günlük gereksinimi aşmayacak kadar öneriyoruz. Yetersiz olması da uygun değildir, çünkü vücudun protein ihtiyacı vardır ve hayvansal kaynaklı protein de vücutta en iyi kullanılan proteindir.
Sebzeler de genellikle yüksek oksalat içerdiğinden mümkün olduğu kadar oksalat miktarı az olan sebzeleri öneriyoruz. Örneğin çok koyu yeşil yapraklı sebzelerde oksalat miktarı fazladır. Ispanak, semizotu, pancar, şalgam, taze fasulye bamya gibi sebzeler bu sınıfa girer. Brokoli, bürüksel lahanası ve normal lahanada ise miktar düşüktür. Mümkün olduğu kadar sebzelerin haşlanıp, suyu süzüldükten sonra pişirilmesini ve tüketilirken beraberinde bir kalsiyum kaynağının bulunmasını (yoğurt, peynir, süt gibi) öneriyoruz.
Meyvelerden kırmızı erik ve mürdüm eriği asit yapar. Asit ortamda oksalat taşları çok daha kolay çöker. Çilek ve kivi de yine oksalattan zengin meyvelerdir. Limonata ve portakal suyu önerdiğimiz içecekler arasında… Yağlı tohumlardan fındık, yerfıstığı, badem gibi yiyecekler yine oksalattan çok zengindir. Hastalarımıza bunları azaltmalarını; kakao ve kakaolu içecekler ile kolayı mümkünse tamamen çıkarmalarını istiyoruz.
Böbrek hastalarında su tüketimi çok nem taşır. Özellikle hastanın geçmişini incelediğinizde çoğunun altında yeterli miktarda su tüketilmediğini görüyoruz. Günlük su tüketiminin 2-2,5 litre olmasını, toplam sıvı alımının ise; erkeklerde 3,7 litre, kadınlarda da 2,7 litre olmasını istiyoruz.
Tuzu hayatınızdan çıkartın demiyoruz başka bir rahatsızlığı yoksa günlük 6 gram tuz normal sağlıklı bireyler için yeterlidir. İlave tuz, sofrada tuzluk kullanımını istemiyoruz.
Vücuda alınması gereken günlük kalsiyum miktarı ne kadar olmalıdır?
Kişiye göre farklılıklar gösterse de ortalama 1000-1200 miligram alınması önerilir. Bu miktar da 3 su bardağı süt ya da yoğurt ve iki dilim kadarda peynir anlamına gelmektedir. Tüm besinlerden dengeli bir şekilde alınması gerekiyor. Günlük önerilen dozların yüzde yüzünü almaları gerekiyor. Bunun için de mutlaka bireysel danışmanlık alınmalı ve kişinin ihtiyacına göre yönlendirilmeli.
Böbrek taşı olanlar;
- Siyah çayı ve kahveyi çok az tüketmeli,
- Bol su içmeli,
- Tuzu yemeklerden az miktarda almalı, ekstra tuzluk kullanmalı,
- Yeterli kalsiyum almalı, aşırıya kaçmamalı,
- Siyah çay yerine yeşil çay ya da diğer bitki çaylarını tercih etmeli,
- Alkolden uzak durmalı,
- Hayvansal kaynaklı protein alımına dikkat etmeli,
- İdeal ağırlığında olmalı, ani kilo kayıplarından kaçınmalı
KadınMAG
Elvan’a büyük onur
19 Ocak 2010 Basın Takip Merkezi
Kategori: türkiye
Medyada Türkiye Gündemi 19 Salı Ocak 2010
Bu da Sincan Şovu
Yüzyılın, isminden en çok bahsettiren katillerinden Mehmet Ali Ağca yaklaşık 30 yıllık cezaevi yaşamının ardından dün tahliye oldu. Papa suikastı sanığı ve gazeteci Abdi İpekçi cinayeti ile gasp hükümlüsü Ağca cezaevinden konvoyla çıktı. Hapishane çıkışında davul zurna ile karşılanan Ağca’ya büyük bir kalabalık eşlik etti. Ağca’nın hapishaneden çıkışı bir şova dönüştü. Önceki akşamı Sincan F Tipi Cezaevi’ndeki koğuşunda geçiren Ağca’nın dünkü son durağı, Türkiye’ye geldiğinde ABD Devlet Başkanı Obama’nın da misafir edildiği Shareton Oteli oldu. 450 euro verilerek kiralanan tek odanın ücretini avukatları verdi. Ancak avukatlara vekalet ücretinin kimin verdiği ise henüz bilinmiyor. Ağca’nın tahliye olması nedeniyle sabahın erken saatlerinden itibaren Sincan F tipi cezaevi önünde basın ordusu oluştu. Daha sonra cezaevine, Terörlü Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler geldi. Ekiplerin içeri girmesinden bir süre sonra cezaevi çıkışında önceden tutulan davul zurna ekipleri eşliğinde biriken kalabalık, sevinç gösterilerine başladı. Bu kalabalık içinde Ağca’nın kardeşi Adnan Ağca’nın da yer aldığı görüldü. Daha sonra Ağca’yı yaklaşık 100 araçlık bir konvoy takip etmeye başladı. 26 kişilik gönüllü koruma ekibi eşliğinde otele girdi. Ağca’ya cezaevinden firar ettikten sonra yardımcı olduğu için yargılanan Hasan Murat Pala ve Mehmet Kurşun’un, otelde Ağca’yı ziyaret etti.
Hastanelerde hayat duracak
Türk Tabipleri Birliği (TTB), bugün, Meclis’te görüşülmekte olan Tam Gün Yasa Tasarısını protesto etmek için iş bırakma eylemi yapacak. TTB tarafından daha önce yapılan açıklamada, öncelikli taleplerinin söz konusu Tasarı’nın acilen geri çekilmesi olduğu belirtilerek, “Eylemimiz hiçbir şekilde halkımıza, hastalarımıza karşı değildir. Sağlık ocaklarında 2 TL, devlet hastanelerinde 10 TL, özel hastanelerde hem 15 TL hem de üstüne ‘ilave ücret’ ödemek zorunda kalanlar başta olmak üzere uygulanan sağlık politikalarından zarar gören, mağdur olan bütün vatandaşlarımız davetlimizdir” denilmişti. Sağlık personellerinin de destek vereceği eylem sırasında sadece acil olan hastalara bakılacak.
Hrant Dink Anılıyor
AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden bugün tam 3 yıl geçti. Dink, ölümünün 3. yıldönümünde çeşitli etkinliklerle anılıyor. İstanbul’daki en büyük etkinlik, Hrant Dink’in vurulduğu yerde ve saatte yapılacak anma töreni. Bugün saat 14.30 - 15.30 arasında Şişli Halaskargazi Caddesi üzerinde Agos gazetesi önünde yapılacak anmayı düzenleyen ‘Hrant’ın Arkadaşları’, bir çağrı metni yayınladı. Çağrıda cinayetin özellikle aydınlatılmadığı belirtildi. ‘Barış İçin Sanat Girişimi’ ise Agos Gazetesi önünden başlayan yürüyüşün sonunda Kurtuluş’taki ‘Ergenekon Caddesi’ tabelasını sembolik de olsa ‘Hrant Dink Caddesi’ tabelasıyla değiştirecek. Öldürülen gazetecilerin kaderleri aynı sanki; Abdi İpekçi, Musa Anter, Metin Göktepe ve diğer gazetecilerin suikastları hala aydınlatılmadı.
30 Yıldır aydınlanmayan Abdi İpekçi Davası
Gazeteci Abdi İpekçi’yi öldürmekten hüküm giyen Mehmet Ali Ağca’nın cezaevinden tahliyesiyle, gözler yeniden onun en yakınındaki isimlerden biri Oral Çelik’e döndü. Oral Çelik’le, Abdi İpekçi cinayeti ve Papa Suikastı ile Ağca’nın cezaevinden kaçırılmasının detaylarını 3 yıl önce konuşmuştum. Yaptığım araştırmalarda da Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) 1997′de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği “Gizli” ibareli bir rapora da ulaşmıştım. Devletin istihbarat teşkilatının Oral Çelik’le ilgili özet raporunda yazılanlar ise cinayetin tamamen çözülüp, çözülmediğiyle ilgili soru işaretlerini artırır bilgiler içeriyor: MİT, 1997′de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na, “Gizli” ibareli bir rapor göndererek Oral Çelik’i kısaca özetlemiş… Adı geçenle ilgili; “1979 yılında öldürülen Gazeteci-Yazar Abdi İpekçi cinayeti eyleminde, Yalçın Özbey ile birlikte aktif rol oynadığı. Mehmet Ali Ağca’ya Abdi İpekçi cinayetini üstlenmesi halinde kendisine yardım edileceği ve hapisten kaçırılacağı sözünü verdiği. M. Ali Ağca’nın tutuklu bulunduğu İstanbul/Maltepe Askeri Cezaevi’nden 24.11.1979 tarihinde kaçırılması olayını organize edenler arasında yer aldığı. Adı geçenin kaçtıktan sonra saklanmasına yardımcı olduğu, şahsa para, elbise, peruk ve silah temin ettiği” belirtildi.
Gürbüz Çapan, Doğu Perinçek Grubu sürekli görüş değiştiriyor
Ergenekon tutuklusu Esenyurt Belediyesi eski Başkanı Gürbüz Çapan, “Doğu Perinçek grubuyla aynı mezara bile girmem. Her 10 yılda görüş değiştirir bunlar” dedi. Çapraz sorgusunda da, “Buradakilerden cuntacı değil, olsa olsa contacı olur” diye konuştu. Davada savunma sırası gelen Çapan, “Hayatımın en trajikomik davasından yargılanıyorum. Deli Dumrul gömleği geçirildi üzerime. Anlamakta zorlandığım ulusalcılarla birlikte yargılanıyorum” dedi. 1980 sonrası dönemde kitapların, şimdi ise CD’lerin toplandığını belirten Çapan, 1980 darbesiyle ülkenin genetiğinin bozulduğunu savundu. Çapan, “Tayyip Erdoğan’ın büyük şansı halkımıza benziyor olmasıdır. Kokusu halkımıza benziyor. Ama Deniz Baykal’ın kokusu benzemiyor. Halkımız bir kez kötü koku alırsa bitiyor” diye konuştu. Türklerin Kürtlerle sorunu olmadığını da belirten Çapan, “Nasıl müminin imamı varsa, İlhan Selçuk da bizim Cumhuriyet’in filozoflarındandır. Cumhuriyet’in çizgisi bana aykırı, ama yine de yaşamalı. Bunun için gazeteye ortak oldum, editoryal aşamaya girmedim. Perinçek’le ise aynı mahalledeyiz. Ama ayrı grubuz. Solcu diye hepimizi aynı kefeye koydular. Aynı pencereden bakmıyoruz” dedi.
JİTEM davasında belirsizlik devam ediyor
Diyarbakır’da görülen 11 sanıklı JİTEM davasında, 11 yıldır süren yargılamaya rağmen bir arpa boyu yol alınamadı. 1999′da İdil Savcısı tarafından hazırlanan dosyayla başlayan ağır aksak yargı sürecine ‘görevsizlik’ damgasını vurdu. Dava, 11 yılda ‘görevsizlik’ gerekçesiyle 5 mahkeme arasında gitti geldi. Güneydoğu’da 1987-94 yılları arasında bazı emekli generallerin bilgisi dahilinde “Adam öldürmek”, “araç bombalamak”, “suikast”, “adam kaçırıp infaz etmek” ve “fidye almak” suçlarından haklarında ömür boyu hapis istemiyle hazırlanan dosya DGM’ye gönderildi. DGM rütbeli askerlerle, diğerlerinin evraklarını birbirinden ayırdı. Sekiz askerin dosyası Genelkurmay’ın talebiyle Diyarbakır 7′nci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’na gönderildi. PKK itirafçıları 11 sanık hakkında ise “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak”, “adam öldürmek” suçlarından 3 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde dava açıldı. İki yılın sonunda, suçlamaların “terör suçu” kapsamında olmadığı gerekçesiyle dosya 3′üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Son olarak bu mahkemeye Genelkurmay ve Jandarma’dan gelen “JİTEM adında bir birim yoktur” yanıtının ardından dosya, işlenen suçların “Yasadışı silahlı örgüt” kapsamında olduğu gerekçesiyle, bir kez daha görevsizlik kararıyla Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Duruşma önümüzdeki günlerde yapılacak.
Kozmik oda hala aranıyor
Seferberlik Ankara Bölge Başkanlığı’ndaki aramaları birkaç gün içinde bitirmesi beklenen Ankara 11′inci Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Kadir Kayan’ın kozmik odadaki çalışmasına ilişkin olağanüstü güvenlik önlemleri aldığı ortaya çıktı. 15 Ocak’ta ağır grip nedeniyle 2 gün verdiği aradan sonra dün aramalara yeniden başlayan Kayan’ın, buradaki çalışmaları birkaç gün içinde sonuçlandırması bekleniyor. 25 Aralık’tan bu yana 200 saati aşan bir çalışma yürüten Kayan, görevini bitirdikten sonra tüm bilgileri, ancak özel kodla girilebilen flash belleğe aktarıyor. Bu aktarmayı çok güvenli ortamlarda yapan Kayan, flash belleği de yanından ayırmıyor. Hâkim Kadir Kayan devlet sırrı niteliğindeki “gizli gizli” bazı kayıtları ise bizzat kendi el yazısı ile tutanağa aktarıyor. Bu bilgiler hiçbir ortama kaydedilmiyor. Kayan’ın el yazısıyla tuttuğu çok özel bilgiler, yanından ayırmadığı şifreli çantasında saklanıyor. Kayan, elde ettiği tüm bilgileri internet bağlantısı olmayan bir bilgisayarda değerlendiriyor. Böylece, “sanal ortamda” gizli bilgilerin elde edilmesi riski ortadan kalkıyor, siber saldırının önüne geçiliyor. Bu arada Genelkurmay’ın tutanağa geçirilen bazı bilgilerin delil olarak kullanılamayacağı ve devlet sırrı olduğu gerekçesiyle imhasını isteyeceği öğrenildi.
Hasan Atilla Uğur, faaliyetler yasalar ve mevzuata uygundur
Örtülü ödenekten yapılan harcamalara ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli olarak ifadesi alınan İkinci Ergenekon Davası’nın tutuklu sanığı emekli Albay Hasan Atilla Uğur, yaptığı yazılı açıklamada 2003-2004′de Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’nca icra edilen tüm faaliyetlerin yasalar ve mevzuata uygun olduğunu belirtti. Hasan Atilla Uğur, “İddia edildiği gibi yasadışı dinleme, darbe senaryoları hazırlanması, örtülü ödeneğin yasadışı kullanılması hususları tamamen gerçek dışı ve yalandır. Bu ödenekleri kullanan kurum ve amirlerine ‘nerede kullandın, ne tür faaliyetler yaptın?’ diye sorulması ‘devletin sırlarının’ deşifre olmasına neden olacaktır ki bu suçtur” diye konuştu. Uğur, bu ödenek kapsamında yapılan faaliyet ve harcamaların açıklanmasının suç olduğunu, 5 yıl ile 10 yıl arasında hapis cezası gerektirdiğini söyledi.
Adana’da, El Kaide operasyonu
Adana’da, terör örgütü El Kaide’ye yönelik 25 ayrı adrese gerçekleşen operasyonda 20 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında örgütün Türkiye sorumlusu olduğu ileri sürülen Ebu Zer’in de bulunduğu öğrenildi. Ankara’da 15 Ocak’ta yapılan ve el bombaları, patlayıcı düzenekler, kalaşnikof silahların ele geçirildiği operasyon Adana’ya uzandı. Edinilen bilgiye göre, Ankara’da 15 Ocak günü düzenlenen operasyonda bir eve baskın düzenlendi. Örgütle bağlantısı olduğu iddiasıyla 10 kişi gözaltına alındı. Evde çok sayıda el bombası, bomba düzenekleri, kaleşnikof ve bu silahlara ait mermilerin yanı sıra gece ve gündüz görüş dürbünleri ile sahte pasaportlar ele geçirildi. Zanlıların sorgulamasında asıl oluşumun Adana’da olduğu iddia edildi. Bunun üzerine dün Adana’ya kaydırılan operasyonda eylem hazırlığında olduğu öne sürülen 20 kişi daha gözaltına alındı. Örgütün silahlı yapılanmasına üye oldukları iddia edilen zanlıların evlerinde ve gösterdikleri yerlerde yapılan aramalarda silah ve mühimmat ele geçirildiği öğrenilirken, miktarları açıklanmadı.
Gül’ün Gazilerle görüşmesi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kendisini ziyaret eden gazilere demokratik açılımla ilgili garanti verdi, emekli subaylara da tavsiyelerde bulundu. Gül, Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) Başkanı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu ile Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimleri Derneği Genel Başkanı Taner Uran’ı ayrı ayrı kabul etti. Gazi Uran, açılımla ilgili tereddütlerini Gül ile paylaştı. Şehit aileleri ve gazilerin süreçle ilgili çekincelerini dikkate aldıklarını belirten Gül’ün “Devletimize güvenin” dediği öğrenildi. TESUD Başkanı Küçükoğlu da, derneğin kuracağı Mehmetçik Üniversitesi’nden bahsetti. Bu konuda TOBB ve Çankaya Üniversitesi’nin tecrübelerinden faydalanılabileceğini öneren Gül, emekli subayların savunma sanayi alanlarında görev alması gerektiğini belirtti.
Enerji sorunu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, enerjinin ülkeler arasında rekabetten çok bir işbirliği konusu olması gerektiğini söyledi. Erdoğan, “Biz, enerjiye ilişkin uluslararası meselelerin uluslararası dostluk ve işbirliği ile kalıcı olarak çözülebileceğine yürekten inanıyoruz” diye konuştu. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi’de düzenlenen 3′üncü Dünya Enerji Zirvesi’nin açılış oturumunda konuşan Erdoğan, artan nüfus ve büyüyen küresel ekonomi neticesinde, enerjinin çok ciddi bir mesele olarak gündeme geldiğini kaydetti. Küresel meselelerin ancak ve ancak, küresel gayretler sonucunda çözüme kavuşabileceğine işaret eden Erdoğan, küresel enerji güvenliğinin herkes için son derece önemli olduğunu ifade etti. Başbakan Erdoğan, küresel enerji güvenliği kadar, temiz enerji, verimlilik ve çevre kirliliğinin de artık hayati önem arz etmeye başladığını vurgulayarak, şunları söyledi: “Bugünün insanlarının ihtiyaçlarını karşılamak gibi bir sorumluluğa sahip olduğumuz kadar, gelecek nesillere de daha yaşanabilir bir dünya emanet etmek zorundayız. İklim değişikliği ile küresel mücadelede, ortak ve uzun vadeli politikanın belirlenmesi son yıllarda uluslararası gündemin en önemli maddelerinden biri haline gelmiştir” dedi.
Erdoğan Atina’yı ziyaret etmek istiyor
Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı ziyarette Dubai Devlet Televizyonu’na konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, burada Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas ile yaptığı görüşmede, öncelikle ikili ilişkileri ele aldıklarını bildirdi. Bölgesel sorunlar arasında Kıbrıs konusunu da görüştüklerini anlatan Erdoğan, “Bizim bölgede Yunanistan ile sıkıntılı bir süreci yaşamamız doğru değil” dedi. Papandreu’nun cevabi mektubunu beklediğini belirten Erdoğan, mektuptan sonra Atina’ya ziyarette bulunmayı düşündüğünü söyledi. Öte yandan Yunanistan Başbakanı Papandreu, Erdoğan’ı Atina’ya davet edeceğini açıkladı. “Ziyaret için belli bir tarih belirlenmediğini” ifade eden Papandreu, “Erdoğan’ın gönderdiği mektuba yanıt mektubunu önümüzdeki günlerde göndereceğini” söyledi.
Mecliste yasal düzenlemeler
Meclis, bu hafta önemli yasal düzenlemeler için mesai yapacak. TBMM Genel Kurulu, haftaya, görüşmeleri yarım kalan üniversite ve sağlık çalışanlarının tam gün çalışmasını öngören yasa tasarısı ile başlayacak. “Temel kanun” olarak iki bölüm halinde görüşülen tasarıya, 19 Ocak salı günü, 1. Bölüm içindeki 9. maddeden devam edilecek. Tasarıyla, öğretim elemanları, üniversitede devamlı statüde görev yapacak. Öğretim elemanları, yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde ücretli veya ücretsiz, resmi veya özel başka herhangi bir iş göremeyecek, ek görev alamayacak, serbest meslek icra edemeyecekler. Mahalli idareler ile kamu tabipliklerinde çalışan ve döner sermaye ek ödemesi almayan doktorlar, iş yeri hekimliği yapabilecek. Doktorlar, tıbbi kötü uygulamadan doğacak zarar ve bu nedenle kendilerine yapılacak rücuları karşılamak üzere zorunlu sigorta yaptıracak. Haftalık çalışma süresi dışında normal, acil veya branş nöbeti tutan personele, izin suretiyle karşılanamayan her bir nöbet saati için ücret ödenecek.
Anadolu Kartalı tatbikatı
İsrail Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Ehud Barak’ın ikili ilişkilerin onarılması açısından olumlu mesajların verildiği Türkiye ziyaretinin ardından Avrupa ve Ortadoğu’da düzenlenen en büyük hava tatbikatlarından biri olan Anadolu Kartalı’nın duyurusuna İsrail revizyonu yapıldı. Ekim 2009′da ertelendiği için geçtiğimiz dönem İsrail ile kriz yaratan Anadolu Kartalı Tatbikatı’nın 2010 yılı programı “güncel” olarak duyurulacak. Yılda 4 kez yapılan tatbikatlar, olası ikinci krizi önlemek için önceden duyurulmayacak. Böylelikle tatbikatlardan herhangi biri ertelenirse, bu durum katılımcı ülkeler için sürpriz olmayacak. Konya 3′üncü Ana Jet Üs Komutanlığı’nda icra edilen tatbikatın, İsrail’in de katılacağı Ekim 2009′daki uluslararası bölümü iptal edilmiş, bu da iki ülke arasında krize neden olmuştu. Genelkurmay Başkanlığı o dönemde yaptığı açıklamada, tatbikatın “Dışişleri marifetiyle” iptal edildiğini açıklamıştı. İsrail ise tatbikatın “Gazze Operasyonu sırasında Hamas hedeflerini bombalamış olan uçakların katılma olasılığına” karşı iptal edildiğini öne sürmüştü.
Süleyman Yağız “Kısmi Anayasa Değişikliği” için soru önergesi verdi
DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, “kısmi Anayasa değişikliğinin” hangi konuları içereceğini sordu. Yağız, Erdoğan’ın cevaplandırması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesinde, Başbakan Erdoğan’ın, “Kısmi Anayasa değişikliği için bu yıl düğmeye basılacak. 2007 yılından beri bu konuda çalışıyoruz. Değişiklikler referanduma götürülürse, bu tür düzenlemeleri 120 günden daha kısa sürede hızla yapabiliriz. Türkiye referanduma alışsın” şeklinde ifadeler kullandığını belirtti. “Kısmi Anayasa değişikliğinin hangi konuları içereceğini” ve “demokratik açılım” ile ilgili hangi değişikliklerin yapılacağının açıklanmasını isteyen Yağız, önergesinde şu sorulara yer verdi: “Kısmi Anayasa değişiklikleri çerçevesinde referanduma götürülecek konular arasında ‘milletvekillerinin dokunulmazlıklarının sınırlandırılması’na ve ’seçim barajının makul bir seviyeye çekilmesi’ne yönelik düzenlemeler de yer alacak mıdır? ‘Türkiye referanduma alışsın’ dediğinize göre, Anayasa değişiklikleri dışında da referanduma götürülmesini düşündüğünüz konular var mıdır?” dedi.
RTÜK yabancı sınırını kaldırdı
Yabancıların, radyo ve televizyon sahibi olabilmesini kısıtlayan yasal sınır fiilen delindi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yabancıların radyo ve televizyon (TV) kuruluşlarındaki payının yüzde 25′i geçemeyeceğine ilişkin yasal sınırı, yorum yoluyla kaldırdı. Kurul, bir yabancının birden fazla radyo ve TV’ye ortak olamayacağına ilişkin kuralı da yeni mevzuat yaratırcasına esnetti. RTÜK, halka açık hisseleri yabancıların da elinde bulunan Doğan Yayın Holding’in, Alman Axel Springer’e sattığı yüzde 25 hisse sonrasında yabancı payı ile ilgili olarak 2.5 ay içinde iki farklı karara imza attı. Doğan Grubu televizyonlarında yabancı payının yüzde 25′i aştığına ilişkin Maliye Bakanlığı’nın raporunu dikkate alınmadı ve Grup için “Mevcut durum devam edebilir” mesajı verilerek yeni bir tartışma tetiklendi. Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörleri, Doğan Yayın Holding’de (DYH) yaptığı vergi incelemesi sırasında, RTÜK mevzuatına da aykırılık tespit etti. Kontrolörler, yabancıların sahip olabileceği radyo ve TV sayısına ilişkin yasal sınırların aşıldığını 2009′da bir raporla RTÜK’e bildirdi.
Devlet sabit gelirli vatandaştan toplayamadığı verginin acısını çıkartıyor
Kayıtdışılık ve yapısal sorunlar nedeniyle doğrudan vergi toplamakta zorlanan devlet dolaylı vergilerle sabit gelirli vatandaşa ağır fatura ödetiyor. Türkiye’de bütçenin cankurtaranı olan dolaylı vergilerin toplam vergi geliri içindeki payı yüzde 70′e çıktı. Her gün kullandığımız pek çok mal ve hizmet için yüksek tutarlarda vergi ödüyoruz. 7 liraya satılan 1 paket sigaranın 5.47 lirasını, 3.65 lira ödediğimiz 1 litre benzinin 2.44 lirasını, her 3 liralık cep telefonu faturasının da 1 lirasını vergiler oluşturuyor. Motorlu taşıtlardaki vergi yükü yüzde 38 ile 47 arasında değişiyor. 1600 motor hacimli bir otomobilin vergi öncesi 30 bin 221 lira olan fiyatı, vergi sonrası 49 bin 600 liraya yükseliyor. Bu otomobil için vatandaş 11 bin 181.9 lira ÖTV, 7 bin 452.6 lira KDV ödüyor. 324 liralık Motorlu Taşıtlar Vergisi de (MTV) dahil edildiğinde, söz konusu araçtaki toplam vergi miktarı 18 bin 958.5 liraya ulaşıyor. Böylece, bu aracın satış fiyatının yüzde 38.2’si vergi olarak devlete aktarılıyor. Cep ve sabit telefonlarda da KDV ve Özel İletişim Vergisi vatandaşın belini büküyor. Dolaylı vergilerin yüksekliği vergideki adaletsizliği de artırıyor.
Japonya havayolu şirketi iflas başvurusunda bulunacak
Japonya havayolu şirketi Japan Airlines’ın (JAL) iflas koruma başvurusunda bulunması bekleniyor. Geçen yıl Kasım ayı itibariyle 16.5 milyar dolar borcu bulunan JAL’ın bugün iflas başvurusunda bulunması, ülke tarihindeki en büyük iflaslardan biri olarak kayıtlara geçecek. Ekonomi gazetesi Nikkei, hükümetin, JAL’ın yeniden yapılanmasına ve devam eden operasyonlarına destek garantisi önereceğini yazdı. JAL’ın geçen hafta yüzde 90′dan fazla düşen hisseleri dün de yüzde 29 değer kaybetti ve şirketin piyasa değeri 150 milyon dolara geriledi. Bu da şirketin değerinin, yeni bir Boeing 787 jetin fiyatından daha az olduğu anlamına geliyor. Kyodo haber ajansına göre, yeniden yapılanma planıyla JAL’ın çalışma gücünün üçte birini oluşturan 15 bin 600 kişinin işten çıkarılması, içeride ve dışarıda sefer sayısının azaltılması amaçlanıyor.
Kürdistan’da Genel Enerji’nin elde edeceği gelir
Irak’ta merkezi yönetim ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki ‘Petrol geliri nasıl paylaşılacak?’ sorununun çözümü için adım atılırken Türk şirketi Genel Enerji’yle ortağı bu yıl 1.4 milyar dolarlık gelir elde edecek. Kuzey Irak’ta petrol ihracatı sorunu çözülüyor. Dün Kuzey Irak’ın resmi internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, Irak Başbakanı Nuri el Maliki, Kürdistan Bölgesel yönetimi ile önümüzdeki günlerde el sıkışacak ve Tak Tak ve Tavke bölgesinden petrol ihracatı başlayacak. Tarafların yaptığı görüşmede, bu bölgede 2010-2014 yıllarında toplam 67 milyar dolar petrol geliri elde edileceği ve bu gelirin 6 milyar dolarının Türk şirketi Genel Enerji ile Norveçli DNO’ya verilmesi öngörüldü. 2015 yılında petrol gelirinin yıllık 27 milyar dolar olacağı öngörülen anlaşmada Genel Enerji ve DNO’ya yıllık 1.5 milyar dolar ödenecek. Başbakan Nuri el Maliki’nin, Araplarla Kürtler arasında sorunun sona erdirilmesi için 3 Ocak’ta yaptığı çağrıya, yanıt veren Kürt yönetimi, “Petrol ihracatına günde 100 bin varilden az olmamak kaydıyla yeniden başlamak istiyoruz” dedi. Bölgede 1 Haziran 2009′da başlayan petrol ihracatı 4 ay sonra gelirler paylaşım sorunu nedeniyle durmuştu.
Afganistan’da Taliban Depremi
Taliban militanları, Afganistan’ın başkenti Kâbil’i 4 saat boyunca savaş alanına çevirdi. 20 kadar intihar bombacısıyla devlet başkanlığı sarayı ile bakanlık, banka ve alışveriş merkezlerine eşgüdümlü saldırılar düzenleyen Taliban militanları, başkentte deprem etkisi yarattı. Çatışmalar sonucu halk kent merkezini boşalttı. Saldırıların dün yapılması planlanan Afgan kabinesinin yemin töreni öncesine rastlaması dikkat çekti. Kaynaklara göre, çatışmalar dün sabah cumhurbaşkanlığı sarayında kabinenin yemin töreni sırasında, saraya bir kaç yüz metre uzaklıkta iki Taliban militanının polislere ateş açmasıyla başladı. Ardından da Taliban militanları aynı anda cumhurbaşkanlığı sarayı yakınlarındaki devlet binalarından savunma bakanlığı, adalet bakanlığı, sanayi ve maden bakanlığı, Merkez Bankası ve lüks Serina Otel’e girerek etrafa ateş açtı. Çatışmalarda 5′i militan 10 kişi ölürken 38 kişi de ağır yaralandı.
Af örgütü, İsrail’in ablukasın kaldırmasını istedi
Dünyanın önde gelen insan hakları örgütlerinden Uluslararası Af Örgütü (AI), İsrail’den Gazze’ye uyguladığı ablukayı hemen kaldırmasını istedi. Kuruluş tarafından yayımlanan bildiride, 1 milyon 400 bin kişinin yaşadığı Gazze’de abluka yüzünden insanların “nefes alamadıkları” belirtildi. Roket atan militanları engellemek için Gazze’ye abluka uyguladığını bildiren İsrail’in iddialarını inandırıcı bulmayan Af Örgütü, gıda, tıbbi ve inşaat malzemesinin girişine kısıtlama getirilen Gazze’de halkın tamamının cezalandırıldığını kaydetti. İsrail ile Mısır, Hamas’ın yönetimi ele geçirdiği 2007′den beri Gazze’ye abluka uyguluyor.
Haiti’de ABD askerleri tartışması
Haiti Devlet Başkanı Rene Preval’in, ABD’nin, başkentte asayişin sağlanması için Birleşmiş Milletler (BM) güçlerine yardımcı olacağını açıklaması, daha korkunç depremin yaraları sarılmadan, uluslararası yeni bir tartışma başlattı. Başkan Preval, başkentte asayişin sağlanmasının çok güç olduğunu belirterek, 3500 Amerikan askerinin BM ve Haiti güvenlik güçlerine bu konuda destek vereceğini duyurdu. Porto Prens havaalanının denetimini de üstlenen ve sayıları şimdiden 5 bini aşan Amerikan askeri sayısının, bu açıklamanın ardından pazartesi gününe kadar 12 bini bulacağının anlaşılması da, tepkilere yol açtı. ABD’nin Haiti havalimanını kontrol altına alıp ABD uçaklarına öncelik vermesi de, alanda yer bulunamadığı için yardım ulaştıramayan diğer ülkelerin ‘işgal mi var’ kuşkuları ile tepkilerini artırdı.
Ukranya’da başkanlık seçimi
Ukrayna’da önceki gün ilk turu yapılan başkanlık seçiminde muhalefet lideri Viktor Yanukoviç ile Başbakan Yuliya Timoşenko’nun ikinci turda yarışacağı kesinleşti. Ancak oyların yüzde 25,95′ini alan Timoşenko’ya karşılık yüzde 35,42 oy alan Yanukoviç 7 Şubatta yapılacak ikinci tur öncesi büyük avantaj elde etti. “Mavi” rengi kullanan Rusya yanlısı Yanukoviç böylece 2004 cumhurbaşkanlığı seçimlerine hile karıştırıldığını savunup koltuğu elinden alan “turuncu” cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko’dan rövanşı almış oldu. Yuşçenko ise yüzde 5.45 gibi inanılmaz derecede düşük bir oyla rekor kırdı. Yanukoviç’in başkan seçilmesi halinde Türkiye’yi de ilgilendiren enerji boru hattı projelerinde değişiklikler olabileceği belirtiliyor. Analistlere göre Yanukoviç yönetimi Ukrayna’daki doğalgaz boru hatlarını Ruslara devredebilir.
Gaziantep’te büyüdü ‘Mahmut Tea’ filmiyle Dubai’ye uzandı
Gaziantep’in gelişen markaları, kentte bir reklamcıyı 3 milyon liralık ciroya ulaştırdı. Dolphin’in sahibi Nazmi Özkoyuncu, ‘Mahmut Tea’ filmiyle başta Dubai olmak üzere Ortadoğu ve Körfez’e ulaştı. GAZİANTEP’in gelişen markalarıyla birlikte büyüyen Dolphing Production Filmcilik Yapımcılık’ın hazırladığı filmler Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde de ekranlara yansımaya başladı. Bugüne kadar 15 Gaziantep markasına film hazırlayan şirketin “Mahmut Tea” filmi, başta Dubai olmak üzere Körfez ülkelerinde de yayına girdi. Şirketin sahibi Nazmi Özkoyuncu, Gaziantep markaları sayesinde 3 milyon liralık ciroya ulaştı.
Geleceğin gazetesi
İnternet kullanım oranının hızla artması ve gazetelerin internet sitelerine taşınmasıyla patlak veren “gazeteler ölecek mi” tartışması LG’nin geliştirdiği e-paper isimli cihazla yeni bir boyut kazanıyor. Gazetelerin birebir olarak elektronik ortama taşınmasını sağlayacak olan LG’nin e-paper’ı normal bir gazete gibi cebe koyulup kolayca taşınabiliyor. LG Electronics’in kullanıcılarına duyurduğu yeni e-paper’ı, kağıt gazeteleri tamamen elektronik ortamla buluşturuyor. Tasarımı itibariyle bir kağıt kadar ince olan ve esnek yapısıyla dikkat çeken e-paper, gazete okuma keyfini dijital ortama taşıyor. Kalınlığı 0.3 mm olan e-paper’ın ağırlığı ise 130 gramı geçmiyor. LG E-paper’ın görüntü kalitesi de bir hayli yüksek. Kağıt kadar ince ve kağıt kadar hafif bir tasarıma sahip olan bu özel ekranın 11.5 inçlik modellerinin 2010′un ilk yarısında seri üretime geçmesi bekleniyor.
Sharapova sürprizi
Avustralya Açık 2010 daha ilk günden sürprizlerle başladı. 2008 yılının şampiyonu Maria Sharapova geçen yılı omuz sakatlığıyla geçirdikten sonra Roland Garros çeyrek finali görmüştü. Bir türlü eski günlerine dönemeyen Rus sporcu, ilk turda vatandaşı Maria Kirilenko karşısında sessizliğe büründü. 23 yaşında ve WTA 58 Kirilenko ilk seti tie-break ile almasına rağmen Sharapova’nın 2.set dönüşüne engel olamadı. Son sette daha agresif oynayıp file önü oyunlarında rakibini hataya zorlayan Kirilenko büyük heyecanına rağmen maçı 2-1 kazandı.
Elvan’a büyük onur
Fair Play Konseyi, Elvan Abeylegesse’nin, ayakkabılarını otelde unutan yarışın favorilerinden Etiyopyalı Meselech Melkamu’ya yedek ayakkabılarını vermesini ‘Davranış’ dalında ödüllendirdi. Fair Play dünyasının en büyük ödülüne layık görülen milli atletimiz Elvan Abeylegesse, ‘Çok mutluyum, ayakkabılarımı rakibime ödül beklentisiyle vermemiştim” dedi. Abeylegesse, ‘Ödülü aldığım için çok şaşkın ve mutluyum.
BASIN TAKİP MERKEZİ
Tel: (0212) 222 36 59 - 221 46 09 Faks: (0212) 320 96 38 www.basintakipmerkezi.com
Nasıl kilo verilir?
19 Ocak 2010 Editör: Nurhan Demirel
Kategori: Ana Haber, Diyet
Malumunuz geçen yazımda da bahsettiğim üzere; yılbaşında doktorum Selmin Çetin Doğan ve en yakın kız arkadaşlarımla birlikte zayıflama ve şöyle bir silkelenip, kendimize gelme kararı aldık.
Hayatımda ilk defa yılbaşında “bu yıl şunu yapacağım” diye bir karar almış bulunmaktayım. Umarım kararımın arkasında durabilirim. Geçen hafta kararımı hayata geçirmek için ilk adımı attım ve kendimce hayatımda ufak tefek değişiklikler yapmaya başladım.
Biliyorum hiç kolay olmayacak.
Komşu Fırın’ın önünden geçerken koku alma duyularıma engel olmaya çalışacağım.
Canım Büyükada’daki Taş Fırın’ın bol soğanlı lahmacununu çektiğinde başka şeyler düşünmeye çalışacağım.
Kentucky Fried Chicken’ın hot wings ve biscuit’lerini tamamen hayatımdan çıkarmam lazım.
Burger King’in ateşli whopper’ına sesleniyorum: Lütfen ateş beni çağırmasın!
Artık hayatımda yepyeni bir sayfa açıyorum.
Bundan böyle kendime daha fazla özen göstereceğim.
Bilgisayar karşısında kamburum çıkana kadar çalışmayacağım.
Hafta da en az üç kere dışarı çıkacağım.
Haftada bir gün fotoğraf çekmek için sokakları arşınlayacağım.
Yukarıda saydıklarımı yaparak kilo veremeyeceğimin farkındayım. Piyasada satılan merdiven altı diye tabir edilen abuk subuk ilaçlardan da medet umacak değilim. Bunların dışında tv’lerde ciddi ciddi reklamları yapılan elma krommuş, yok biber hapıymış, lahana kapsülüymüş, x-tra gelmiş… Daha neler? Bu tarz ürünlerden medet umacak kadar vahim mi durum? Nerde kaldı kentli, kariyerli, iyi eğitimli kadın olmak?
Beş çaylarında padişah sofraları gibi sofralar kurup, böreği çöreği mideye indirdikten sonra diyet yapmam lazım diye vicdan yapan kadınlara benzetiyorum kendimi. Yemek yeme faslında herşey iyi güzel de sonrasında insanın içini bir huzursuzluk kaplıyor. Yediklerim boğazıma diziliyor bir bir. Bu duyguyu yaşamaktan bıktım, usandım. O yüzden artık bana vicdan azabı çektirmeyecek yiyecekler yemeyi tercih ediyorum. Sabah uyandığımda bir tane elma yiyorum. Sindirim sistemini hızla harekete geçiriyor ve bütün kadınların sinirlerini bozan şişkinlik ve hazımsızlık şikayetlerini gideriyor. Şiddetle tavsiye ederim. Bir de yoğurt yemeye başladım. İştahımı frenlemekte açıkçası çok işe yarıyor. Ne zaman acıksam ya elmalara ya da yoğurda saldırıyorum…
Selmin daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için bana bir yol haritası hazırladı. İşe önce Check-Up yaptırarak başlamam gerekiyormuş. Açıkçası bırakın Check-Up yaptırmayı doktora gitmekten bile ödüm kopuyor. Türk filmlerinin doktor-hasta diyalogları gözümün önüne geldikçe bana bir haller oluyor. Sanki doktora gidince doktor bana 3 aylık ömrümün kaldığını söylecek! Doktora gitmedikçe ömrüm uzayacak gibi geliyor, kendi kendimi avutuyorum… Halbuki benim gibi bir insanın bu konuda böyle anlamsız kaygılar taşımaması gerekiyor. Anlamsız olduğunu biliyorum ama gene de bu duruma mani olamıyorum.
Selmin sadece Check-Up yaptırmakla kalmamamı, kadın hastalıklarına karşı da gerekli önlemleri almamı tavsiye ediyor. Tam anlamıyla sağlıklı bir kadın olmak için eğer varsa ufak tefek sorunların tedavisi ve takibini tam olarak yaptırmak gerekiyormuş. Korkularımı yenebilirsem neden olmasın?
Yoğun iş hayatım nedeniyle malumunuz fiziksel aktivite konusunda sınıfta kalmış durumdayım. Bu durumu değiştirmek için kendimce bir takım kararlar aldım fakat doktorun tavsiyelerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Selmin’in söylediğine göre: “Düzenli yürüyüş yapmanın kilo verdirmesi, vücudu şekillendirmesi, vücut yağ oranını azaltıp kas oranını arttırmasının yanı sıra kalp-damar hastalıkları ve kanser’e karşı koruyucu olması özelliği var… Benim önerin bir pedometre alıp yavaş yavaş süreyi uzatarak 2 günde bir ortalama 10.000 adım olacak şekilde bir yürüyüş düzeni oturtman.
Yürüyüşten döndüğünde yere yatıp (Hayır, uyumayacaksın!! Bildiğin mekik hareketini yapman. Özellikle göbek bölgesinden sorunun olduğunu söylediğin için bu harekte hayat kurtarıcı olacaktır. 25′ten başlayıp haftada-2 haftada bir sayıyı arttırarak 100 mekiğe çıkmanı öneriyorum. Bu düzeni kurmak için harekete geçtiğinde önce belini en ince yerinden ölç, bel çevresi diye kaydet… Sonra kalça kemiklerinin hemen üstünden, göbek deliğinin üzerinde olacak şekilde ölç, göbek çevresi diye yaz. 2 günde bir yürüyüş + mekik’i düzenli olarak yap, 12 hafta sonra tekrar ölç… Mutlaka bir fark olması lazım… “
Gelelim zurnanın zırt dediği yere…
Ne yiyip, ne içeceğim ben? Nasıl besleneceğim?
Televizyon izlemek öldürüyor!
Avustralya’da yapılan bir araştırmaya göre televizyon karşısında uzun süre oturmak ömrü kısaltıyor. Günde 4 saatten fazlası tehlikeli…
Televizyon karşısında uzun süre oturmanın insan ömrünü kısalttığı ortaya çıktı. Avustralya’da yapılan bir araştırmaya göre televizyon başında hareketsiz duranlar, az televizyon izleyenlere göre çok daha erken yaşta hayatını kaybediyor.

Avustralya’da herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmayan 8 bin 800 kişinin yaşama alışkanlıklarının 6 yıl boyunca takip edilmesiyle elde edilen bulgulara göre, günde 4 saatten fazla televizyon izleyenlerin kalp hastalıklarından ölme oranı, günde 2 saatten az televizyon izleyenlere göre yüzde 80 daha yüksek. Uzun süre televizyon izleyenlerin herhangi bir sebepten erken yaşta hayatını kaybetme oranı ise yüzde 46 daha fazla.
Amerikan Kalp Vakfı’nın dergisinde yayımlanan araştırma, televizyon karşısında hareketsiz oturmanın sağlıklı insanlarda bile kan şekerini ve vücuttaki yağ oranını olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Üstelik televizyon izlemek ile ölüm riski arasındaki ilişki incelenirken sigara içmek, yaş, kötü beslenme ve yüksek kolestrol gibi diğer sağlık faktörleri de hesaba katılmamış.
Araştırmada televizyon karşısında geçirilen her saatin kalp-damar rahatsızlıklarından ölme oranını yüzde 18 artırdığı belirtilmiş. Bu oran, kanser dahil tüm hastalıklar hesaba katıldığında yüzde 11.
Hasta yakınının bilmesi gerekenler
11 Ocak 2010 Editör: Nurhan Demirel
Kategori: Ana Haber
Yeni bir yıla nasıl girersen, bütün bir yıl da öyle geçermiş.
Rivayetler böyle söylüyor.
Yeni yıla ne kadar eller havada modunda, eğlenerek girsek de yeni yılın ilk gününde hastanedeydik.
Neden hastanede olduğumuza gelince…
Yeni yıla arkadaşımın evinde kendi çapımızda eğlenerek girdik.
Sevgili arkadaşım Ada ev sahibi olmanın vermiş olduğu ağırlıkla hizmette sınır tanımadı ve bütün maharetini konuşturdu.
Bizler de boş durmadık, Ada’ya yardım ettik.
Gece geç saatlere kadar yedik, içtik, eğlendik…
Sabah da geç uyandık haliyle.
Kahvaltı da geç yapıldı.
Ada’nın uyması gereken beslenme düzeni sayemizde allak bullak oldu.
Halbuki şeker hastası olan birisi için beslenme düzeni hayati önem taşıyor.
Bilinçli hasta yakını olmak
Yorucu bir gecenin ardından Belgrad Ormanı’na yürüyüşe gittik.
Ada ve köpeği de bizimle geldi.
Kısa bir süre sonra Ada’nın karnı acıktı ve geri dönüşümüz Ares yüzünden bir hayli gecikti…
Ada’nın köpeği Ares, gördüğü bütün köpeklerle koklaşıp, öpüştü…
Top oynadı, didişti.
Halbuki Ada’nın çok fazla vakti yoktu…
Bir an önce karnını doyurup, şeker takyesi yapması gerekiyordu…
Arkadaşınızın şeker komasına girdiğini nasıl anlarsınız?
Nihayet yürüyüşten döndük ve mesire yerine ulaştık ve çaylarımızı sipariş ettik.
O esnada Ada yavaştan şeker komasına girmeye başlamıştı.
Son bir umut ağzına şeker vermeye çalıştım ama şeker istemiştik, nerede kaldı diye huysuzlanmaya başladı…
Bir taraftan da şekerini ölçmeye çalışıyordu…
En son ölçtüğü değere göre şekeri bir hayli düşmüştü.
Ada’yı normale döndürmek için ne yaptımsa fayda etmedi.
Yemek söyledik, önündeki yemeği ısrarla görmeyerek, yemek nerde kaldı diye garsona kızıp durdu…
O an anladım ki yemesi için ısrar etmek nafile…
Çünkü papağan gibi kendisinin çok sıkıldığını söyleyip, duruyordu.
Panik yapmayın!
İstifimi hiç bozmadan, önümdeki köfteyi afiyele yedim. Çünkü biliyordum ki Ada’yı hastaneye yetiştirmek için bir hayli efor sarfedeceğim ve bünyemin bu duruma hazırlıklı olması lazım.
Çünkü benim de tansiyon problemim var. Analayacağınız tam bir “Körler sağırlar birbirini ağırlar!” durumu…
Yemeğimi bitirdikten sonra arkadaşımın ne durumda olduğunu kontrol ettim ve restorandaki görevlilerin yardımıyla arkadaşımı arabaya taşıdım.
Arabaya bindikten sonra ki ilk işim ambulansı (112) arayıp, bizi bulabilecekleri bir noktada buluşma organize ettim.
Hacıosman yokuşuna gelmeden, Kilyos yolu girişinde dörtlülerimizi yakıp, ambulansı beklemeye koyulduk.
Yaklaşık 5 dakika sonra ambulans geldi ve arkadaşıma ilk müdahaleyi yaptı.
Hastanın evcil hayvanını unutmayın
İlk müdahalenin ardından arkadaşımın Acıbadem sigortası olduğu için Acıbadem Maslak Hastanesi‘ne gittik. Köpeği de arabada bıraktık. Aklımda bir taraftan arkaaşımın sağlığı bir taraftan da arabadaki köpek vardı. O telaşlı hayvanı arabada unuturum diye ödüm koptu. Mazallah kaş yapayım derken, göz çıkarmayalım…
Arkadaşım rutin kontrol ve müdahalelerin ardından tamamen kendine geldiğinde olanları anlatıp, bol bol gülüştük. Yiyemediği köfteler aklında kalmasın diye onun için bir köfte ayırıp, çantasına koymuştum. Karnım acıktı deyince çıkardım, verdim. Rutin kontrollerin ardından tekrar eve döndük ve günün krtitiğini yaptık… Sizlere tavsiyem eğer şeker hastası olan bir yakınınız varsa cebinizde küp şekerleri ve Albeni çikolatayı eksik etmeyin!
Sevgiler,
Nurhan Demirel
editor@kadinmag.com
Kadınların seks fantezileri
Kadınların fantezilerdeki ipuçları
Konu seks; özellikle de cinsel fanteziler olduğunda, çoğumuz hayal gücümüzün akıllara ziyan ürünlerini kendimize saklamayı tercih ederiz. Bunun iki sebebi vardır.
• Fantezilerimizin kişiliğimize, özlemlerimize, beklentilerimize, hatta bazı durumlarda cinsel sorunlarımıza dair ipuçları taşıdığını biliriz.
• Dolayısıyla onları açığa vurmak bizim için ortalıkta çırılçıplak dolaşmak kadar imkânsızdır. İkincisi; bu fanteziler zihnimizde ne kadar anlamlı ve doğalsa, anlatınca bize o derece anlamsız, olağandışı ve gülünç gelir.
• Sonuç olarak pek çok kadın, cinsel içerikli hayallerini kendine saklamayı tercih eder. Öyle ki bu hayalleri sevgilisinden ya da eşinden bile uzak tutar.
• Daha edepli olanları hafızasının bir köşesinde saklarken, uç noktalarda gezinen hayallerini acilen unutmayı tercih eder.
• Onlar için asıl cazip olan yüzlerce kez dinledikleri iktidarsızlık, yatakta iletişim bozukluğu ya da isteksizlik hikâyeleri değil, beynimizin bize oynadığı tutku oyunlarıdır ama bu oyunlara ulaşmaları hiç de kolay sayılmaz.
• Erkek ya da kadın, herhangi bir insanın; ”Hadi bir delilik yapayım” deyip seks fantezisini anlatması için kendini gerçekten çok rahat hissettiği, güven duyduğu, yargılanma kaygısı taşımadığı ideal ortamda olması gerek.
• Çünkü herkes fantezi kuruyor, herkes herkesin fantezi kurduğunu biliyor ama bu konu hâlâ ciddi bir tabu… Neyse ki İngiltere”de bir grup araştırmacı ağızlarından girip burunlarından çıkarak yedi cesur kadını konuşturmayı başarmışlar.
• Bu kadınların fantezileri, dünyadaki pek çok kadının fantezileriyle ortak özellikler taşıyan, sıradan sayılabilecek hayal ürünleriymiş.
• Araştırmanın ilk şaşırtıcı sonucu şu olmuş: Kadınlar, seks fantezilerini daha çok seks sırasında havaya girmek, bir anlamda kendilerini erotize etmek için kullandıklarını itiraf etmişler.
• Uzmanlar bunun kesinlikle bir eksiklik, yani cinsel açığın fanteziyle kapatılmaya çalışılması şeklinde yorumlanmaması gerektiğini söylüyorlar.
• Vücudun ve zihnin her an, her yerde ve her koşulda sevişmeye hazır olması mümkün olmadığı, özellikle de bugünkü yaşam biçimimizin içerdiği hemen her şey cinsel istek üzerinde öldürücü etki yarattığı için, işe yaradığı sürece fantezilerimizi devreye sokmamızda bir sakınca yok.
• Ayrıca bu fantezilerle yüzleşmek, kendimiz hakkında çok daha fazla şey öğrenmemizi de sağlıyor. İşte sıradan kadınların kendileri için yazdıkları sıra dışı seks hikâyeleri ve bu hikâyelerin gizli göndermeleri..
• Arkadaşlarınızla birlikteyken cinsel hayatınız hakkında küçücük bir imada bile bulunmaktan ölesiye korkuyorsunuz ama en büyük fanteziniz sevişirken gözetlenmek…
• Bunun bir çelişki olduğunu mu düşünüyorsunuz? Aslında değil. Hatta gerçekle kurmaca arasındaki bu zıtlığın birbirini beslediği bile söylenebilir. İzlenme fantezisi kadınlar arasında yüzde 22 oranında görülen, dolayısıyla uzmanlar tarafından normal kabul edilen bir fantezi…
• Peki bu teşhircilik hevesinin sebebi ne? Bir kadın neden partneriyle yaşadığı en mahrem dakikalara üçüncü bir kişinin ortak olmasını hayal eder? Yapılan araştırmaların sonuçlarına bakılırsa, kadınlar içlerine işleyen birtakım toplumsal kabulleri cinsel fantezilerine de yansıtıyorlar.
• Pek çok kadın ünlü erkeklerle seks yapmanın hayalini kurar; özellikle de oyuncularla… Fakat bundan çok daha yaygın olanı, filmde ya da dizide canlandırılan bir karakterle sevişme hayalidir.
• Gerçekte var olmayan bu karakterler, bütünüyle güvenilirdirler, üstelik her türlü abuk sabuk fanteziye gıklarını bile çıkarmadan malzeme olurlar!
• Gerçek bir erkek sizi yangından kurtarıp, hemen ardından sahilde günbatımını izlemeye götürüp orada sevişmeyi teklif etmez; zaten etseydi de, merak etmeyin, ondan koşarak uzaklaşırdınız.
• Kadınların yüzde 25”i hayatları boyunca en az bir kez başka bir kadınla seks yapmanın hayalini kurmuştur. Bunun sebebi ise basitçe şudur: Hemcinsleriyle kuracakları mahremiyet bağının ve fiziksel güzelliğe temas etme deneyiminin nasıl bir şey olduğunu merak ederler. Cinsel ve fiziksel her türlü farklılığın ortadan kalktığı, eşit şartlar altında yaşanan bir cinsel tecrübenin neye benzediğini gözlerinin önüne getirmeye çalışırlar.
• Bir kadınla sevişme fantezisi, aynı zamanda hayata geçirilmesi en kolay fantezilerden biridir. Fakat bu deneyimi yaşayan heteroseksüel kadınların büyük bölümü, gerçeğe dönüşünce pırıltısını kaybeden her fantezi gibi bunun da bekledikleri kadar farklı ve özel bir his yaratmadığını söylerler.
• Grup sekse grup indirimi yapılmasa da, bu fantezi pek çok kadının hayal dünyasının nadide bir ürünü olarak cinselliğin tarihindeki yerini almıştır; Utah Üniversitesi”nde yapılan bir anketin sonuçlarına göre, kadınların yüzde 50′’sinin… “Hayal kurarken bir erkek neyinize yetmiyor?” sorusunun cevabı ise bir değil, birkaç tanedir. Öncelikle, bu fantezi en yaygın ve gerek porno, gerek ana akım film senaryolarında kendine en çok yer bulan fantezilerden biridir; dolayısıyla bu noktada herkes modaya uymak ister.
• İkincisi, bir kadın için bir erkek tarafından arzulanmaktan daha güzel olan tek bir şey varsa o da iki erkek tarafından arzulanmaktır. Kadın egosu için iki erkekle sevişmek, iki kat seksi bulunmak demektir. Bu fantezide genellikle birbirinden çok farklı tipte erkekler bir araya gelir; yani kadın hayal kurarken genelleme yaparak, kendisini bütün erkeklerin çekici bulacağı ve hepsinin onunla yatmak isteyeceği varsayımında bulunur. Üçüncü sebep ise biraz daha düşündürücü:
• Kadınlar, iki kişilik ilişkinin aşırı derinleşmeye başlayan yakınlığından kaçma ihtiyacı hissettikleri zaman iki erkekle birden sevişmeyi hayal ederler. Dolayısıyla bu fanteziyle, uzun yıllardır evli olan kadınlarda daha sık karşılaşılır. Böylece romantizm potansiyeli taşıyan bir deneyim, bir anda tamamen fiziksel bir ihtiyacın karşılanmasına dönüşür; seks, özüne döner. Yani bu fantezi, son dönemde partnerinizle fazla içli dışlı olduğunuz ve ilişkinizde biraz mesafeye ihtiyaç duyduğunuz anlamına da gelebilir.
kaynak cinselsaglikrehberi.com
Foto Galeri
• Gerçek hayatta bu sırayla ilerleyen bir olaylar silsilesi, kafada soru işaretleri uyandıran bir saçmalıktan başka bir şey değildir.
• Oysa siz bu saçmalığın hayalini kurmakta ve bu hayali istediğiniz noktaya çekmekte sonuna kadar özgürsünüz.
• Yine de seksologlar bizi bir tek noktada uyarıyorlar: İdealize edilen karakterle ilişki hayalini abartıp gerçekliğine inanmaya başlama noktası! İşte bu sınırı geçmemek gerek.
• Çünkü eğer hayatımıza giren her erkeği fantezi dünyamızdaki bu ideal erkekle karşılaştırırsak, her seferinde hayal kırıklığına uğrayacağımız kesin. Şunu unutmamalıyız:
• Bir filmde ya da dizide görüp beğenmiş, oradan esinlenmiş olsak da, sonuçta kafamızdaki karakteri biz yarattık ve elbette bize göre mükemmel olacak şekilde yarattık. Kanlı canlı hiçbir erkek onunla rekabet edemez, çünkü o aslında yok!
• Günümüzün toplumsal kabulleri arasında ise kişinin görünüşüne, başkaları üzerinde yarattığı etkiye, kalıplaşmış bir ifadeyle, “imajına” özen göstermesi ilk sırada geliyor.
• Bu da teşhirciliğin seks fantezilerine taşınmasına neden oluyor. Gözetlenme hayali, bir tür “Bakın ben ne kadar iyi bir yatak partneriyim” mesajı taşıyor.
• Bu hayalin en iyi yanı ise, kadına kendini ilgi odağı gibi hissetme ve özgüven tazeleme fırsatı tanıması… Sevişirken izlendiğini hayal eden kadının egosu güçleniyor.
• Fakat bu yine de o kadının, hayali gerçeğe dönüşse rahatsız olmayacağı ya da bu fantezinin pratikteki karşılığını reddetmeyeceği anlamına gelmiyor.
Yoğurt yağ yakmaya yardımcı…
04 Ocak 2010 Handan Güner
Kategori: Diyet
Yararları saymakla bitmeyen yoğurdun ayrıca yağ yakma özelliğiyle çabuk kilo vermek ve özellikle karın bölgesindeki fazla kilolardan kurtulmak isteyenler için de ideal bir besin olduğu belirlendi.
Japonya’da yapılan ve sonuçları İngiltere’de yayımlanan araştırmalar, şekersiz yoğurdun nefes kokusunu giderdiği, diş taşı ve diş eti iltihaplarını doğal yollardan önlediğini ortaya koydu.
Araştırma kapsamında 6 hafta boyunca günde bir porsiyon yoğurt yiyenlerin yüzde 80′inde nefes kokusuna yol açan hidrojen sülfit düzeyinin düştüğünü belirten Japon bilim adamları, yoğurdun içeriğindeki maddelerin bu rahatsızlıkları önlediğini vurguladı.
İngiliz Diş Sağlığı Vakfı yöneticileri de araştırma sonuçlarını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Vakıf yöneticileri, İngiltere’de her dört kişiden birinin nefes kokusu sorunu bulunduğunu ve her 20 kişiden 19′unun hayatlarının bir döneminde diş eti iltihaplarından çektiğini bildirdi.
YAĞ YAKMAYA DA YARDIMCI
ABD’de yapılan bir araştırmada, düşük kalorili rejimlerine yoğurt seçeneğini ekleyen ve günde üç öğün yağsız yoğurt yiyen aşırı kiloluların, yoğurtsuz bir diyet programı uygulayanlara oranla yüzde 22 daha fazla kilo verdikleri ve yüzde 61 daha fazla yağ yaktıkları tespit edildi. Yoğurt yiyenlerin ayrıca, karın bölgelerinde yüzde 81 daha fazla yağ yaktıkları ortaya çıktı.
“Kaslar kalori yakmaya yardımcı oluyor”
Tennessee Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya katılanlardan Dr. Michael Zemel, yoğurt yiyenlerin ortalama 7 kg olan kilo verme seviyesinden daha fazla kilo vermekle kalmadıklarını, aynı zamanda kas kütlesini de diğerlerine oranla iki kat fazla koruduklarını belirtti.
Dr. Zemel, kas kütlesini korumanın diyet yapanlarda önemli bir konu olduğunu belirterek, “Önemli olan yağ yakmak, kas değil. Kaslar kalori yakmaya yardımcı oluyor, ancak kilo verirken kas kütlesi de kaybediliyor. Bu duruma karşı en iyi çözüm, kalsiyum ve protein ağırlıklı bir diyet, yani yoğurt seçeneği” diye konuştu.
Sonuçları Uluslararası Obezite Dergisi’nin Nisan sayısında yayınlanacak araştırmayla ilgili bilim adamları, düşük yağ oranlı süt ürünlerinden oluşan kalsiyum ve protein ağırlıklı diyetin, yağ yakma ve kilo vermek için ideal olduğunu vurguluyorlar.














