Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Dolandırıcı pedagoglara dikkat!

12 Şubat 2010 Pedagog Sevil Gümüş  
Kategori: Ana Haber

pedagog_sevil_gumus_haber_iciPedagog kime denir? Ne zaman çocuğunuzu pedagoga götürmelisiniz?

Pedagoga gitmek neden bir tabu?

Maalesef günümüzde pedagoga gitmek hala bir tabu. Bir çok aile pedagoga gittiğini çevresinden saklar. Çevresinin kendilerini ya da çocuklarını problemli göreceğini düşünüyor. Oysa bir pedagoga gitmek bu dişçiye, çocuk doktoruna gitmek kadar doğal ve şarttır.

Sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirmek için doğuştan anne baba olma sanatıyla doğmuyoruz. Farkında olmadan çocuğunuza hatalı yaklaşabilir, çocuğunuzun gelişimi ve psikolojisini olumsuz etkileyebilirsiniz. Oysa sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirmek için mutlaka profesyonel bir destek almak gerekiyor.

Bu tabu genç anne babaların sayılarının artmasıyla giderek yıkılıyor. Artık merkezimize sadece çocuğunu büyütürken gelişimi nasıl destekleyebiliriz düşüncesiyle, herhangi bir problem yaşamadan gelen ailelerimizin sayısı giderek artı. Böylece sorunlar yaşamadan önüne geçmiş oluyoruz.

Sevgili Anne Babalar, Çocuğunuzu büyütürken bir pedagoga gitmekten utanmanıza, sıkılmanıza gerek yok. Özellikle 0-6 yaşta çocuklarınızın sağlıklı ve mutlu gelişimi için pedagog danışmanlığında çocuğunuzu yetiştirmeli ve gelişimi desteklemelisiniz. O-6 yaşta her yaşta bir defa pedagoga gelişimi kontrol etmeniz ve gelişimini desteklemek için tavsiyeler almanız ilerdeçıkabilecek bir çok problemin önüne geçer ve defalara pedagog ve çocuk psikiyatristine gitmenize gerek kalmaz. Pedagoga sorun yokken giderek sorunların çıkışını önleyebilirsiniz.

Dolandırıcı pedagoglara dikkat edin! Çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmayın!

Diğer taraftan pedagoga gitmeye karar verirseniz doğru bir pedagog bulmanız da çok önemli. Çünkü internet dünyası sahte pedagoglarla dolu. “Çocuğunuzu pedagoga götürmeden önce pedagogun görev ve sorumluluklarını bilmeli ve bu mesleğin etik kurallarına uygun çalışan, doğru pedagogları tercih etmelisiniz. Aksi takdirde işini doğru yapmayan, her alanda uzman olduğunu düşünen sözde pedagoglara giderek, çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmış olursunuz. Öncelikle Pedagog Kime Denir bunu açıklamak istiyorum.

Pedagog kime dedir?

Eski yunanca ve latince de Pedagog: Paidagogos’dan gelir. Anlamı çocukları, onlara eğitim vermekle görevli öğretmene götürmekle yükümlü köle. Oysa Pedagogu en iyi tanımlayacak kelime çocuk psikolojisi eğitmeni ve çocuk psikologu olmalıydı. Çünkü Pedagog ne sadece bir Psikolog, ne sadece bir Eğitimci; Çocuk Psikologu ve Eğitimcisi diyebiliriz. Çünkü psikoloji ile eğitim birbirinden ayrılmaz.

Türkiye’de Pedagoji Bölümü 1982 Yılında kapandı ve Devlet, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü mezunlarını Pedagog olarak atıyor. KPSS sınavına giren her Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü mezununu pedagog olarak atanmaktadır. Fakat yeterli bir pedagog mudur ve gerçekten çocuk psikologu ve eğitimcisi diyebilir miyiz bu tartışılır.

Pedagoji Bölümünün kapanmasıyla onun yerini alan Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümün de sadece çocuk psikoloji ve eğitimine yönelik dersler verilmiyor. Genel psikoloji ve rehberlik dersleri de veriliyor. Birkaç tane çocuk psikolojisi ve eğitimi alanında ders almakla pedagog olmak mümkün değildir. Bu nedenle yeterli bir pedagog olabilmek için sadece bu alandan mezun olmakta yeterli değildir.

Nasıl yeterli bir pedagog olunur?

Pedagog: Çocuk Psikolojisi, Gelişimi ve Eğitimi uzmanıdır. Maalesef Türkiye de pedagog yetiştiren Çocuk Psikolojisi ve Gelişimi Bölümü yok ve bu nedenle pedagog olmak isteyenler hem psikoloji, hem de gelişim ve eğitim alanından iki alandan da mezun olmalı veya bu alanlarda yüksek lisans yapmış olmalıdır. Yani hem çocuk psikolojisi alanından mezun olmalı veya yüksek lisansı bu alanda yapmış olmalı, hem de çocuk gelişimi ve eğitimi alanında lisans veya yüksek lisans yapmış olmalıdır. Sadece Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümünden mezun olmuş, birkaç çocuk psikoloji dersi almış biri çocuğunun eğitimi ve gelişiminden anlayamaz. Sadece çocuk eğitimi ve gelişimi alanında mezun olan biri zaten hiçbir şekilde pedagog olamaz.

Yeterli bir pedagog olmak için Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Okulöncesi Eğitimi gibi bölümlerden birinden en azından 4 senelik bir lisans eğitimi almış olmak veya bu alanlardan birinde yüksek lisans yapmış olmak gerekiyor. Bunların yanı sıra yeterli bir pedagog olmak için çocukların bulunduğu ortamda (okul, hastane, klinik) çalışarak çocukları kitaptan değil, gerçek hayatta tanımış ve yeterli tecrübe kazanmış olmak ve alanla ilgili eğitimlere katılarak, bu alanda otorite profesörler den süpervizyon almak gerekiyor. Sadece Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümünden mezun olup, çocuk psikoloji ve eğitimi alanında yüksek lisans yapmadan, süpervizyon almadan pedagog olmak kesinlikle mümkün değil.

Lütfen gideceğiniz pedagogu titizlikle seçin. Bu mesleği suistimal eden birçok uzman internetin gücünü kullanarak kendilerini çocuk psikolojisi ve eğitimi uzmanı olarak gösteriyor. Çocukları, aldığı birkaç dersle tanıyan, bu alanda yüksek lisans yapmayan, yetişkinlerle çalışırken çocuklara da bakabilirim diyen, alanın etik kurallarına uymayan birçok sözde pedagog var. Hatta bazılarının Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü Diploması da yok.

Pedagogun görev ve sorumlulukları nelerdir?

Pedagog çocuk psikolojisi, gelişimi ve eğitimi uzmanıdır. Pedagog çocuk doktoru değildir. Yüksek lisansını bu alanda yapmışsa Uzman Pedagog denir. Doktorasını bu alanda yapmışsa Dr. Unvanı alabilir.

Pedagoga gitmekten korkmayın! Pedagogun görevi; çocuğunuzla yaşadığınız problemlerde size rehberlik etmek, çocuğunuzun gelişimi kontrol etmek ve hayatında her şey yolunda mı bu konularda sizi yönlendirmek. Çocuğunuzun bir problemi olsun olmasın, özellikle 0-6 yaşta 6 ayda bir pedagoga giderek çocuğunuzun gelişimi kontrol ettirmelisiniz. Kulaktan duyma sözlerle “çocuktur bu geçer demek”, erken fark edilerek çözülebilecek bir sorunun gelişim geriliği veya ruhsal bir hastalık halini almasına neden olabilir. Bilinçli anne baba olmak için pedagog rehberliğinde çocuğunuzu büyütmeniz çocuğunuzun hayatını değiştirecektir.

Pedagog, çeşitli terapi teknikleri ve özel ilgi ve eğitimle çocuğun yaşadığı sorunları çözmer ve aileye rehberlik eder ama çocukların ruhsal bozukluklarını tek başına tedavi edemez. Ne bir pedagog, ne de bir psikolog çocukların yaşadığı ciddi ruhsal ve gelişimsel bozuklukları tek başına tedavi edebilir.

Pedagog, çocuk psikiyatristiyle işbirliği içinde çalışmak zorundadır!

Eğer pedagog çocukta bir psikiyatrik bozukluktan veya hastalıktan şüphe ediyorsa hemen işbirliği içinde çalıştığı çocuk psikiyatriste yönlendirir. Hiçbir pedagog, psikolog tanı koyamaz, ilaç yazamaz ve dolayısıyla tek başına çocuğu tedavi de edemez. Pedagog bir bozukluktan şüphe ederse çocuk psikiyatristine yönlendirmek zorunda olduğu için bir çocuk psikiyatristinden eğitim ve süpervizyon almalı ve işbirliği içinde çalışılmalıdır. Bir psikiyatristle işbirliği içinde çalışmayan pedagog aileleri doğru yönlendiremez. Pedagog seçerken bunlara dikkat etmelisiniz.

Pedagoga ve çocuk psikiyatristine gitmekten korkmayın!

Çocuk psikiyatristi çeşitli testlerle ve klinik gözlemleri doğrultusunda bir bozukluk varsa bunun tanısını koyar ve bir tedavi planı düzenler. Tedavi ilaç ve terapiyle birlikte olacaksa çocuk psikiyatristi, çocuğu terapi alması için tekrar pedagoga yönlendirebilir ve bu hastayı takibe alır. Bu çocukla, pedagog çocuk psikiyatrisinin gözetiminde, işbirliğiyle çalışabilir

Ayrıca pedagogtan, çocuk psikiyatristinden korkacak bir durum yoktur. Çocuk ne kadar erken tanı alırsa, o kadar kolay tedavi edilir. Geç kalındığında bir problem farklı bir gelişimsel geriliğe ve bozukluğa, o da yetişkinlikte ortaya çıkacak çeşitli kişilik bozukluklarına neden olabilir. Mesleğin etik kurallarını bilmeyen; bir piskiyatristle işbirliği içinde çalışmayan, çocukların ruh sağlığı ve çocukluk dönemi ruhsal bozukluklar ve hastalıklar hakkında hiçbir şey bilmeden, kendi başına bu hastalığı tedavi edeceğim diye sizi defalarca çağıran, sözde pedagog ve psikologlara dikkat edin.

Dolandırıcı bir pedagogu nasıl anlarsınız?

Anadolu üniversitesi, Okulöncesi Eğitimi Bölümü, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümü, Anaokulu Öğretmenliği Bölümünü mezunları, pedagog veya çocuk psikolojisi ve gelişimi uzmanı olamaz!

Anadolu üniversitesi, Okulöncesi Eğitimi Bölümü, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümünü, Anaokulu Öğretmenliği Bölümünü bitirenler ” Anaokulu Öğretmeni” olarak çalışabilirler. Bu bölümlerden mezun olanlara ne pedagog, ne de çocuk gelişimi uzmanı nedir. Bu alanlardan mezun olup günümüzde çok moda olan bir kaç haftalık yaşam koçluğu dersi alıp kendilerini çocuk gelişimi ve psikolojisi uzmanı olarak tanıtıp, hatta merkez açan sözde uzmanlara dikkat edin. Bu sözde uzmanlar bırakın pedagogun, çocuk psikiyatristinin uzmanlık alanına giren hastalıklara, gelişimsel bozukluklara bile bakıyor ve çocukların hayatıyla oynuyor.

Bu alanda eğitim almamış, satın aldığı sertifika ve diplomayla pedagog olduğunu düşünenler var!

Yüksek lisansını ve doktorasını bu alanda dışında yapmış (mesela matematik öğretmenliği veya eğitimi) sonra yurtdışından uzaktan eğitimle bir psikoloji sertifikası veya diplomasını parayla alarak kendini psikiyatrist, pedagog, psikolog olarak tanıtan hatta isminin başına Assoc. Prof. veya Dr. Unvanı bile koyan sözde uzmanlar var. Bütün bunlar internetin gücü ve halkımızın bu konuda bilinçsiz olmasından kaynaklanıyor. Nasıl olurda doktora eğitimini başka alanda yapmış bir insan pedagoji ve psikoloji alanında aldığı bir sertifikayla bu alanda profesör doktor olabilir. Bu kişi internette her yerde ilan vererek, hatta kendine psikolojik danışmanlık merkezi açarak işine yapmaya (çocukların ruh sağlığıyla oynamaya) devam ediyor. Özel pedagog, psikolog, psikiyartist, özel öğretmen diye google araştırınca sözde pedagogları göreceksiniz.

İnternetteki sağlık sitelerine kayıtlı sözde pedagoglara dikkat edin!

İnternette birçok doktor sitesinde, sağlık platformlarında uzman olarak kendilerini kaydedip, buradan ailelerin sorularını sağdan soldan okuduklarıyla, bir uzman gibi yanıtlayıp aileleri yanlış yönlendiren uzmanlar mevcut. Maalesef bu sağlık ve eğitim platformlarını, sitelerini hazırlayanların bu alanla bilgisi olmadığı için herkes bu sitelere kolayca üye olabiliyor. Bu site yetkilileri, bu uzmanların etik çalıp çalışmadığını denetlemiyorlar. Bu site sahiplerini uyarmama rağmen aynı uzmanlar listede kalmaya devam ediyor. Burada görev size düşüyor: cv sini okumadan, cv sinde yazanların gerçek olduğunu anlamadan, bırakın bu uzmanların merkezlerini ziyaret etmeyi, soru bile sormayın. Aksi takdirde çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmış olursunuz.

İnternetin gücünü kullanan, etik çalışmayan uzmanlara dikkat edin!

Maalesef Türkiye’de bu konuda hiçbir kanuni yaptırım yok. Özellikle internettin gücü kulan, işini etik yapmayan birçok pedagog olduğu gibi, pedagog olmadığı halde kendini ailelere pedagog olarak tanıtan dolandırıcılar bile, rahatça kendini pedagog olarak gösteriyor ve aileleri ve çocukları yanlış yönlendirebiliyor. Danışanlarımdan biri internetten bularak böyle bir dolandırıcı, sözde pedagoga gitmiş. Aile, ilk görüşmede diplomalarının olması ve çelişkili cevaplardan bu kişinin pedagog olmadığını anlamış. Hatta bu sözde uzman kendine ben psikiyatristim bile demiş. Maalesef görüşme sırasında çocuğa bir travma yaşatmış. Bu travma sonrası bana geldiler. Şimdi ise bu aile sözde uzman hakkında dava açtı. Hiç kimsenin çocukların ruh sağlığını tehlikeye atma hakkı yoktur.

Lütfen çok dikkatli olun. Her şey internet olmuş ve aileler internetin gücüyle dolandırılmaktadır. Sahte diploma düzenleme, onu internet ortamında yayama, abartı cv düzenleme ve yanlış cv bilgileri bütün bunlara aldanmayın.

Bir uzman yüksek lisans yapmadığı ve eğitim almadığı alanlarda uzman olduğunu söyleyebilir!

En önemli konu bir uzmanın birden fazla uzmanlık alanında kendini uzman ilan etmesidir. Bir pedagog, hem özel eğitim uzmanı, hem dil ve konuşma bozuklukları uzmanı, , hem dikkat eksikliği hiperaktivite uzmanı gibi birçok dalda eğitim almadan uzman olamaz. Pedagog bu sorunlarla gelen danışanlarını bu alanda uzman kişilere yönlendirebilir. Bir kişi farklı alanlarda uzmanım diyorsa, o uzmanlık alanındaki yüksek lisans diplomasını ve eğitimini sorun. Bu tür kişiler internetteki anahtar kelime gücünü kullanmaktadırlar. Her konuda sorun yaşayan aileler önce bana gelsin diye tüm alanlarda uzman olduğunu yazmaktadırlar. Ayrıca uzmanlıkları dışındaki alanlarda, sağdan soldan çalıp, kopyalayıp yapıştırdıkları yazıları internete koyarak, ailelerin kendilerine gelmeleri için çaba harcamakta ve özellikle eğitim seviyesi düşük aileleri tuzağa düşürmektedirler.

Ayrıca telefonla, e-maille, msnle danışmanlık hizmeti veriyorum diyenlerden uzak durun!

Uzmanın böyle bir hizmet sunması, uzman hakkında ilk izlenimi veriyor ve çocuk psikolojisi ve gelişimi hakkında hiçbir şey bilmediğini ortaya çıkıyor. Telefonla, msnle, maille terapi, yetişkin terapisinde son günlerde internetin gelişmesiyle moda olan bir danışmanlık şeklidir. Buna terapi demiyorum sadece terapiye gelmeden önceki ön görüşme, danışma diyorum. Yetişkinlerde de pek işe yaramayan bir teknik. Eğer danışan yurtdışında veya şehir dışındaysa, acil bir durumda danışmak için telefonla, msnle, e-mail ile danışmanlık hizmeti sunulabilinir.

Fakat çocuklarda böyle bir durum söz konusu değildir. Asla bir çocuğa telefonla, msnle, maille terapi uygulanamaz. Çünkü çocuk yetişkin gibi duygu ve düşüncelerini dile getiremez. Aile de durumu objektif anlatamaz. Ailenin gördükleri çok farklıdır, uzmanın sağlıklı bir değerlendirme sonucu gördükleri çok farklıdır. Çocuk, klinik ortamda gözlenmeli, çeşitli testler yapılmalı ve aileden ayrıntılı bilgi alınmalıdır. Acil bir durumda sadece anne baba bir konu için danışabilir ama hiçbir şeyin telefonla, msnle, e-maille çözülemeyeceğini bilmelisiniz. Hiçbir sorun klinik gözlem ve değerlendirme yapılmadan tespit edilemez ve doğru yönlendirme ve tavsiyelerde bulunulamaz.

İnternette her okuduğunuz yazıya güvenmeyin!

Sahte doktorların, sözde pedagog ve psikologların sağdan soldan çalarak bir araya getirdiği, kopya yazıları okuyarak çocuğunuza karşı yanlış bir yaklaşım içine girmeyin. En basiti bunlardan ” 2 yaş sendromu”dur. 2 yaş sendromu diye bir şey yoktur. Sendrom bir hastalığın belirtisi veya alt gurubudur. 2 yaşında çocuğun gelişimsel özelliklerinden kaynaklanan davranışlarında değişiklik gözlenebilir. Bunu açıklayamayan, aileyi nasıl yönlendireceğini bilemeyen sözde pedagog ve psikologlar, buna 2 yaş sendromu derler. Çocuk 3 yaşına gelince bu,3 yaş sendromu olur. Sürekli her şey sendromu olarak açıklanır. Ailelerde bunun arkasına sığınır ve çocukta erken teşhis edilecek bir sürü problem ertelenir ve bir bozukluk halini alınca iş işten geçmiş olur.

Çocuğunuz sizin en kıymetli varlığınız ve onu doğru bir uzman götürme sorumluluğunu taşıyorsunuz. Korunmasız çocuklarınızı, çocuk ruh sağlığı hakkında bir bilgisi olmayan sözde uzmanlara götürerek çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmayın.

Pedagogunuzu nasıl seçmelisiniz?

Her alanda kendini uzman gösteren sözde pedagog olup olmadığını anlamak için seçtiğiniz pedagogla ilgili bir araştırma yapın ve randevuya gittiğinizde diploma ve eğitim sertifikalarını sorun. Eğer çelişkili cevaplar veriyorsa çocuğunuzu o ortamdan uzaklaştırın.

Bir pedagog ararken önce internette ön çalışma araştırması yapın!

Bir isme karar verdiniz diyelim. Bu kişinin cv sini dikkatle inceleyin. Hangi üniversite ve bölümlerden mezun olmuş? Cv’de okul ismi ve bölüm ismi vermiş mi, Kendine “uzman pedagogum” diyorsa gerçekten psikoloji alanında yüksek lisans yapmış mı? Cv’de yazdıkları tutarlı mı, abartı mı? Gerçekten söylediği yerlerde çalışmış mı? Gerçekten söylediği sertifika programlarına katılmış mı bunlara dikkat edin.

Bazıları sadece yüksek lisans yaptım yazıyor. Hangi alanda yüksek lisans yapmış araştırın. Arkeoloji alanında yüksek lisans yapmış biri ” pedagog” ismine ” uzman” unvanı koyamaz. Aileler, yüksek lisans yapmış demek ki alakalı bir alanda ki uzman pedagog yazıyor diye bunu araştırma gereği duymuyor.

Mezun olduktan sonra aldığı eğitimlere dikkat edin!

Sadece bir alanda mezun olmuş kafasını psikolojik danışmanlık merkezinden çıkarmayan, hiçbir eğitime katılmayan, yıllar önce öğrendiği bilgilerle aileleri yönlendiren pedagoga dikkat etmelisiniz.

Randevuya gittiğinizde belgelerini sorun!

Randevuya gittiğinizde diplomalarını ve aldığını söylediği sertifikalarını sorun. Eğer bunları gösteremiyor ya da eksik gösteriyor, tutarsız ve telaşlı cevaplar veriyorsa, hemen çocuğunuzu o ortamdan uzaklaştırın, merkezi terk edin ve hakkında gerekli yasal işlemleri başlatın.

Eğer siz bilinçli anne babalar olmazsanız böyle etik çalışmayan, hatta pedagog olmayan dolandırıcıların yanlış yönlendirmesiyle çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atarsınız.

Lütfen pedagogunuzu yalan yanlış internet ilanlarına göre, abartı, gerçek dışı cv’lerle seçmeyin. Unutmayın ona canınızı, çocuğunuzu emanet edeceksiniz.

Çocuğunuz sizin en kıymetli varlığınız ve onu doğru bir uzman götürme sorumluluğunu taşıyorsunuz. Korunmasız çocuklarınızı, çocuk ruh sağlığı hakkında bir bilgisi olmayan sözde uzmanlara götürerek çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmayın. Bu konuda ince eleyin sık dokuyun. Çünkü ruhsal hastalıkların tedavisi kolay değildir. Erken teşhis çocuğun hayatını değiştirir. Bunun içinde mesleğin etik kurallarına uyan, kişisel gelişime açık, çeşitli eğitimlerle bu alanda kendini hep yetiştiren doğru bir pedagogu tercih etmelisiniz.

Doğru bir pedagog seçerek çocuğunuzun ruh sağlığını tehlikeye atmamanız dileğiyle…
Pedagog Psk. Dan. Sevil Gümüş

Kurucu, Çocuk & Ergen Psikolojisi ve Gelişimi Uzmanı
Oyun ve Filial Terapist

Bebeklere ek gıda obezite riskini artırıyor

18 Ocak 2010 KadinMag  
Kategori: Bebek & Çocuk

bebek_yemekBebeklerde tamamlayıcı ek gıdalara önerilenden erken başlanması obezite (şişmanlık) ile besin alerjisi riskini artırıyor.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşegül Tokatlı, yaptığı açıklamada, bebeklik dönemindeki beslenme süreçlerinin, “anne karnındaki beslenmeden sütle beslenmeye geçiş”, “anne sütü dışındaki besinlerle karşılaşma” ve “erişkin tipi beslenmeye geçiş” şeklinde üç döneme ayrılabileceğini söyledi.

Anne sütünün yaşamın ilk altı ayında bebeğin tüm gereksinimlerini tek başına karşıladığını, ancak altı ay sonrasında yetersiz kaldığını anlatan Tokatlı, “Altı ay sonrasında artan vücut ağırlığı nedeniyle gereksinim duyulan enerji, anne sütü hacmi ile karşılanamaz. Ayrıca, anne karnındaki dönemin son üç ayında anneden bebeğe geçen demirle dolan bebeğin demir depoları, ilk 5-6 ayda tükenir, bu nedenle bu aydan sonra bebeğe demir sağlayacak tamamlayıcı ek gıdalara gereksinim vardır. Ancak tamamlayıcı ek gıdalarla birlikte anne sütü demutlaka verilmelidir” diye konuştu.

“İLK KEZ DENENECEK BESİNLER BEBEĞE AÇKEN VERİLMELİ”
Tokatlı, ilk kez denenecek besinlerin, reaksiyonların doğru tespit edilebilmesi için haftada bir çeşit olacak şekilde başlanması gerektiğini ifade ederek, şu önerilerde bulundu:

“İlk kez denenen besin tek öğün olarak, çok az miktarlarda ve bebek açken verilmeli. Bebek almazsa zorlanmamalı, bir süre geçtikten sonra denenmeli. Tüm besinler kaşık ile verilmeli. Bebeğe verilecek yiyecekler doğal ve taze ürünler kullanılarak hazırlanmalı, konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler verilmemeli. Hazırlanan yiyecekler uzun süre oda ısısında bekletilmemeli.”

“BEBEK ÖLÜMLERİNİN EN YÜKSEK OLDUĞU DÖNEMDİR”
Ek besinlere geçiş döneminde, yani altı ay civarında bebeğin anne karnındaki dönemde anneden sağladığı pasif bağışıklığın artık tam koruma sağlayamayacak kadar azalmasının bebeği başta ishal olmak üzere çeşitli enfeksiyonlara karşı korumasız olduğunu anlatan Tokatlı, “Ek besinlerin hazırlanış, saklanış ve bebeğe sunuş aşamasında hastalık yapıcı mikroplarla bulaşması halinde korumasız olan bebekte kolaylıkla ishal gelişir” dedi.

Tokatlı, ek besinlerin yetersizliğinin de ciddi sorunlara yol açabildiğini belirterek, “Sık geçirilen enfeksiyonlar, diyete inek sütünün
eklenmesi ve bunun yol açtığı mikro kanamalar, ek besinlere geç başlanması, bu dönemde demir eksikliği anemisinin sık gelişmesinin nedenleridir” diye konuştu.

“Ek besinlere geçiş döneminin gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde bebek ölümlerinin ve hastalık gelişiminin en yüksek olduğu dönem” olduğuna dikkati çeken Tokatlı, tamamlayıcı ek besinlere geçişin önerilen şekilde uygulanmadığı taktirde bazı psikososyal sorunlara neden olabileceğini ifade etti.

Tokatlı, “Annenin bebek doyduğu halde ek besin vermekteki ısrarı, bebeğin istemediği besinleri vermek için yaptığı zorlama gibi nedenler bebek-anne ilişkisinde zedelenme yaratabilir. İştahsızlık, kusma, bunların sonucunda yetersiz kilo alımı anne ile bebek arasındaki beslenme ilişkisinin bozulmasından kaynaklanabilen ciddi sonuçlar yaratabilen olaylardır. Bu tür sorunların gelişmemesi için anneye bebeğini beslerken acele etmemesini, ısrarcı olmamasını öğütlemek gerekir” uyarısında bulundu.

Bebekler ne kadar uyumalı?

08 Ocak 2010 KadinMag  
Kategori: Bebek & Çocuk

bebek1Sağlıklı bir bebeğin ihtiyaç duyduğu en önemli şey; kaliteli bir uyku…

Bir bebeğin huzurlu şekilde uyuduğunu görmek kadar güzel bir şey yoktur. Fakat bu yeni ebeveynlerin çok fazla görmedikleri bir manzaradır, özellikle de bebeklerinin ilk aylarındaki geceleri.

Bir bebeğin tüm gece uyuması her yeni ebeveynin ulaşmaya çalıştığı bir aşamadır. Kısa süre sonra her gece sıcak banyolar, kabarık pijamalar ve resimli hikâyelerin pek çok kez okunması ailenin rutini ve aynı zamanda sevilen bir aile geleneği haline gelecektir.

Konu uyumaya ve kendi bebeklerine geldiğinde ebeveynlerin pek çok sorusu vardır. İlk ve en önemli olanı şudur: Bebeğimin ne kadar uyumaya ihtiyacı var?

İşte bazı genel öneriler!

Yaşlarına göre ihtiyaç duydukları yaklaşık uyku miktarı

Yeni doğan ›Günde 16 - 18 saat

3 hafta › Günde 15 - 18 saat

6 hafta › Günde 15 - 16 saat

4 ay › 9 - 12 saat artı iki kısa uyku (her biri 2 – 3 saat)

6 ay › 10 - 11 saat artı iki kısa uyku (her biri 2 – 3 saat)

9 ay › 10 - 12 saat artı iki kısa uyku (her biri 1 – 2 saat)

1 yaş › 10 - 11 saat artı bir – iki kısa uyku (her biri 1 – 2 saat)

18 ay › 10 - 12 saat artı genellikle bir kısa uyku (1 - 2 saat)

2 yaş › 11 - 12 saat artı bir kısa uyku (1 - 2 saat)

3 yaş › 10 - 11 saat artı muhtemelen bir kısa uyku (2 saat)

İşitme kaybının belirlenmesinde ilk 6 ay çok önemli

05 Ocak 2010 admin  
Kategori: Bebek & Çocuk

Çocuğun işitme kaybı risk faktörlerinden birini taşıması halinde sadece tarama testlerinin yeterli olmayacağını, ayrıntılı işitme testlerinin yapılması gerektiğine işaret eden Tepe, hedeflerinin tüm yeni doğan bebeklerin hastaneden taburcu edilmeden önce işitme testinin yapılması ve işitme kaybı tespit edilen bebeklerin yaşamın ilk günlerinde tedaviye alınmasını sağlamak olduğunu söyledi.

İŞİTME KAYBI YÖNÜNDEN RİSK FAKTÖRLERİ

Bebeklerde işitme kaybı yönünden bazı risk durumları olduğuna işaret eden Tepe, şunları kaydetti: “Anne ve baba arasında akrabalık olması, ailede çocukluk çağında başlayan işitme kaybı bulunması, annenin hamileliği sırasında ilaç kullanması, bulaşıcı hastalık geçirmesi veya röntgen çektirmesi, herhangi bir kaza, çarpma ve yaralanma geçirmesi, doğum öncesi dönemde işitme kaybı yönünden risk faktörleridir. Doğum sırasındaki risk faktörleri ise bebeğin oksijensiz kalması, bir süre solunum zorluğu yaşaması, kafa veya kulak yapısında normal dışı bir durum olması, kan uyuşmazlığı bulunmasıdır. Doğum sonrası da bebeğin yüksek ateşle seyredebilen bir hastalık geçirmesi, uzun süre sarılık olması, çocuğa damar yoluyla kulağa zararı dokunabilecek bir ilaç verilmesi, yüksek şiddetli gürültüye maruz kalması veya kafa travması geçirmesi risk faktörü oluşturur.”

İŞİTSEL GELİŞİME UYMAYAN ÇOCUKLAR

Bebeklerin 0-3 aylıkken anne sesini tanıdığı ve sakinleştiklerini, yüksek seslere irkildiklerini belirten Tepe, şunları söyledi:

“3-6 ay arasında gürültüde uyanır çevresindeki seslerin nereden geldiğini bulmak için sesin kaynağına döner. 6-12 ay arasında ‘baba’ gibi sesleri algılar, adı söylenince tepki verir, çıngırak sesi gibi oyuncak seslerinden hoşlanır. 12-18 ay arasında “baba, dada” gibi sesler çıkarır. Sevdiği oyuncakların, eşyaların adı söylenince işaretle gösterir. Uzaktan seslendiğinde bakar. Daha sonraki aylarda yavaş yavaş konuşmaya başlar. Ailelerin bu durumlara dikkat etmesi, bir sorun olması halinde sağlık merkezlerine başvurmaları önem taşımaktadır. Ailelerin, işitsel gelişime uymuyorsa çocuklarını ayrıntılı işitme testlerinden geçirmesi gerekmektedir.”

bebek doğduktan sonraki ilk 3 aylık dönemde işitme testleri mutlaka uygulanmalı

Bebek doğduktan sonraki ilk 3 aylık dönemde işitme testleri mutlaka uygulanmalı

Rize Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Tepe, işiterek konuşmayı öğrenme açısından ilk 6 ayın kritik bir dönem olduğunu söyledi. Tepe, bu nedenle her bebeğe doğduktan sonraki ilk 3 aylık dönemde işitme testlerinin uygulanmasını önerdiklerini ifade etti.

Kardeş kıskançlığı ile nasıl başedilir?

09 Aralık 2009 admin  
Kategori: Bebek & Çocuk

Kardeş kıskançlığı kişilik bozukluğuna yol açıyor
hamile-anne-cocuk-kardesAmerikan Hastanesi Pediatri Bölümü Pedagog’larından Güzide Soyak kardeş kıskançlığı kişilik bozukluğuna yol açtığını belirtiyor.

Kıskançlık, yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanır. Kardeş kıskançlığı doğal bir duygu olup, şiddeti ve dışa vurumu her çocuğa göre farklılıklar gösterebilir. Kardeş kıskançlığı duygusuyla savaşmak yerine çocuğa bu duygusunu kabul edilebilir olduğu ve nasıl başedeceği öğretilebilir.

Bu kıskançlığı yaşayan çocuklar ne gibi endişeler taşırlar?
Kardeş kıskançlığı her çocukta ve aynı oranlarda görülmeyebilir. Çocuklar arasındaki yaş farkı ne kadar yakın olursa, özellikle küçük yaş döneminde daha yoğun yaşanabilir. Anne -baba tutumları, cinsiyet, yaş faktörü ve aradaki yaş farkı sıkıntıların boyutunda etmen olur. Çocuk, kendisinin daha az sevildiğini ve ilgi gördüğünü düşünür. Eğer çocuklar arasındaki yaş farkı 2.5/3 yaştan az ise, bu daha yoğun yaşanan bir duygu olur. Birbirine yakın dönemlerde olan çocukların ihtiyaçları da benzerlik taşır. Aynı ilgi ve enerjiyi göstermek, anne ve baba için zorlayıcı olabilir. Gördüğü ilginin bölünmüş olması annenin ilgisini kaybediyor olduğunu düşündürtür.

Nasıl davranışlar sergilerler?
• Anneden uzaklaşma ya da daha önceden istemediği şeyleri talep etme gelişebilir.
• İçe kapanabilir. Uyku ve yemek yeme ile ilgili sorunlar başlayabilir ya da aşırı sinirli olabilir.
• Alt ıslatma, parmak emme, bebeksi konuşma, ağlama görülebilir. Kendi başlarına yemek yemek istemeyebilirler. Anne - baba ile birlikte uyumak için hayali korku hikayeleri uydurabilirler.
• Anne - babaya ve çevrelerine sözlü ve fiziksel olarak sataşabilirler. Kendisinden istenileni yapmakta isteksiz olabilir.
• Anneyi kontrol etmek ve sevgisini sık sık sorgulama eğilimi gelişebilir.
• Okula gitmek ile ilgili sorun çıkartabilir.
• Bütün bu faktürler anne babanın tutumu ile azalabilir ya da çoğalabilir.

Anne ve babanın yapması gerekenler
• Anne ve babalar ne kadar eşit davranırlarsa çatışmanın o kadar az olacağını sanırlar. 5 yaş ile 10 yaşın ihtiyaçları ve bunların çözümünde kullanılan yöntemler aynı olamaz. Çocukların yaş dönemlerine uygun iletişim kurmak gerekir. Taleplerini bununla orantılı olarak değerlendirmek gerekir.
• Tartışmaların olması olağandır. Bu tartışmaları çözümlerken kişisel sınırlarını da öğrenirler. Ebeveynler buna ne kadar müdahale ederse, baş etme becerilerinin de gelişmesini engellemiş olurlar. Fiziksel zarar vermedikleri ve birbilerinin haklarını taciz etmedikleri sürece anne-baba müdahale etmemeli, haklı ve haksız ayırımı yapmamalı.
• Kıskançlığı yoğun yaşayan çocuk ile ilgili, günlük işlerde onun da seçebileceği bir yakından yardım istenmeli. Diğer kardeşin olmadığı baş başa geçirilen saatler de planlanmalı.
• Unutulmamalı ki, kardeş bile olsalar her çocuğun kişiliği farklıdır. Farklılıklarına saygı gösterilmeli, kızmak yerine duygu ve düşüncelerini dinleyin.
• Ev içi ve kardeş ile ilgili günlük sorumluluklar verin ve bunları yerine getirdiğinde sözlü olarak övün.
• Yeni bir kardeş gelme aşamasında eşyalarını ve oyuncaklarını onun izni olmadan bebeğe vermeyin.
• 3 yaşındaki bir büyük kardeş bebeğin canlı olduğunu ve ona zarar verebileceğini bilemez, ilgisini gösterdiğimiz tepkiye öfke duyar. Zaman içerisinde bizim davranışlarımızla paralel olumlu ya da olumsuz tutumlar geliştirir.
• Anne ve babanın çocuklar ile ilgili iş paylaşımı yapmış olması gerekir. Anne, bebeği emzirirken baba da büyük çocuğun giysisini değiştirebilir.

Çocuğu istemiyor diye yeni bir çocuk projesini erteleyen ebeveynlere öneriler
Kardeşi olmasını istemeyen bir çocuğun önce duygularını anlamak gerekir. Bu ihtiyacı bütünüyle değerlendirebilecek olgunlukta değillerdir. Anne - babanın yoğun çalışması ve çocuğa vakit ayırması, anne-çocuk ilişkisinin bağımlı olması ve rekabet duygusunun yeterince gelişmemesi ile bağlantılı olarak yeni bir kardeş fikrini ret edebilirler. Bu noktada kararı alması gereken anne ve babadır.

KadınMAG

Domuz gribi aşısı güvenli mi?

22 Ekim 2009 admin  
Kategori: Sağlık, domuz gribi

Almanya’da Başbakan Angela Merkel’e uygulanacak aşının, vatandaşlara uygulanacak aşıdan farklı olması nedeniyle başlayan tartışma, Türkiye’ye de sıçradı.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur:

“GSK aşısı için yapılan ‘Yan etkileri var’ tanımlamasına katılmıyorum. Tüm aşılarda görülen lokal şikâyetler, bu aşıda da olabilir. Bunlar aşı yerinde kızarıklık, ağrı,
kırıklık gibi belirtilerdir. Aşıların içinde ‘zararlı moleküller’ var söylem ise düşünceme göre tamamen bir spekülasyondur. Pandemi aşısı üreten kuruluşlar, üretimlerini, klasik-mevsimsel grip aşısı üretim teknolojisi olan ‘embriyonlu
yumurtada üretim’ yöntemiyle hazırlıyorlar; bu teknoloji yıllardan beri kullanılan ve
güvenilir olan bir teknoloji. Aşı suşu (aşı içindeki virüs) ise, pandemi etkeni olan, klasik Influenza A (H1N1) virüsü. Bu nedenle her ne kadar onay aşamaları çok süratle geçilmiş olsa da, elimizde söz konusu aşıya güvensizlik duymak için bilimsel bir veri bulunmuyor. Kimi domuz gribi aşılarının içerdiği cıva, ‘etil merkür’dür, yani vücutta depolanmaz, bir hafta içinde vücuttan atılır. Eğer aileler, çocuklarını bu cıvadan korumak istiyorsa Boğaz’da tutulan hiçbir balığı yedirmemeli. Çünkü o balıklarda da aynı tür cıva bulunuyor.”

Aşılar arasında kalite ve yan etki farkı olur

Memorial Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sami Katırcıoğlu:

“Aşılar arasında kalite farkı olur. Neticede aşıların içinde öldürülmüş virüsler bulunur. Yıllar önce kuduz aşısı yapılanlardan bazıları kuduz olmuştu! Almanya’daki örnek ise tamamen etik dışı bir davranış. Siyasetçilere ayrı, halka ayrı aşı siparişi vermek kabul edilemez.”

Yan etkileri var mı diye klinik çalışmalar yapıldı

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şadi Yenen:

“Celvapan adlı ilaç memeli hücrelerinde üretilmiş grip virüslerinin, Pandemrix adlı
ilaç ise yumurtada üretilen virüslerin kullanıldığı aşılardır. Her iki aşı da, olağanüstü
koşullarda kullanılmak üzere ruhsatlandırılmış yeni aşılardır. Bu nedenle yaygın kullanımda hangi yan etkilerin ortaya çıkacağı tam olarak bi lin me mek te -
dir. Ancak ilk klinik çalışmalarda olağanüstü riskli yan etkilere rastlanılmamış olması önemlidir.

Karşıt Görüşler:

İnsanları kobay olarak kullanacaklar

Türkiye Klinik Farmakoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cankat Tolunay:

“Avrupa İlaç Değerlendirme Kurulu’nun (EMEA) hazırladığı ruhsat dosyasında domuz gribi aşıları ile ilgili yeterli klinik çalışma yapılmadığı vurgulandı. Raporda
Pandemrix adlı ilaçla ilgili aynen şu cümleler yazılı: “Çocuk, genç ve yaşlılarda
klinik çalışması yapılmamıştır. Yan etkiler listesi uzayıp gidiyor. Ayrıca bu aşıda da, Türkiye’nin satın alacağını duyurduğu diğer iki aşıda da cıva bulunuyor. Aşılarda cıva, cıva zehirlenmesine ve çocuklarda otizme yol açtığı; vücuttan atılamadığı için dünyanın birçok ülkesinde yasaklandı. Domuz gribi aşısıyla tüm insanlar kobay olarak kullanılacak.”

Akdağ: Kimseyi zorla aşılamayacağız

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye’nin günlerdir tartıştığı domuz gribi aşısını kimseye zorla yapmayacaklarını söyledi. Önümüzdeki günlerde vakaların artacağını da belirten Akdağ, Türkiye’de gribe yakalanan birçok kişinin hastalığı hafif geçireceğini açıkladı. TRT Ana Haber’e katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ,
“Vatandaşımızın domuz gribi ve aşı konusunda endişelenmemesini istiyoruz, istemeyene aşı yok” dedi.

Hamileyken sigara içmeselerdi

04 Ekim 2009 admin  
Kategori: Sağlık

hamilelikde_sigara_kullanimiBritanyalı bilim adamlarının yaptıkları araştırmada, gebelikleri sırasında sigara içen kadınların çocuklarını, ergenlik döneminde psikoza girme riskine soktukları belirlendi.

LONDRA - Britanya’daki 4 üniversiteden araştırmacılar, 12 yaşındaki 6356 çocuk üzerinde yaptıkları araştırmada, çocukları halüsinasyon ve kuruntu gibi psikotik semptomlar açısından değerlendirdi.

British Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan araştırmada, bu çocukların yüzde 11′inin (734 çocuk) kesin veya şüpheli psikoz semptomlarından muzdarip oldukları, psikozluların yüzde 19′unun annelerinin hamilelikleri sırasında sigara içtiği belirlendi.

Araştırmayı yöneten Cardiff Üniversitesi Tıp Okulu’ndan psikiyatr Stanley Zammit, anneler ne kadar çok sigara içerlerse çocuklarının psikotik semptom göstermesi riskinin o kadar fazla olduğunu söyledi.

Zammit, “Tahminimizce, bu gruptaki çocukların yüzde 20 kadarı, anneleri sigara içmeseydi psikotik semptom göstermeyecekti” dedi.

Annenin sigara içmesiyle çocuğun psikoza girmesi arasındaki bağlantının nedeni açık değil ancak Zammit bunun, anne karnında tütüne maruz kalmanın bebeğin dikkat, idrak ve tepki yetenekleri üzerinde etkisinden kaynaklanıyor olabileceğini belirtti.

Daha önce yapılan araştırmalar da gebelikte sigara içen annelerin çocuklarının kalp rahatsızlıklarından ani bebek ölümü sendromuna ve düşük kilolu doğmaya kadar birçok riske maruz kaldıklarını göstermişti.

AA

Çocuğunuz gece altını ıslatmasın!

28 Eylül 2009 admin  
Kategori: Bebek & Çocuk, Sağlık

cocuk-ve-oyuncakYeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr. Selami Sözübir, gece alt ıslatan çocukların alarm kullanımı ile iyileştiğini belirtiyor.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr. Selami Sözübir, 5 yaş üstü çocuklarda sık görülen gece alt ıslatma sorununun çoğunlukla genetik nedenli olduğunu belirterek “Gerçek nedenin doğru tetkiklerle ortaya konması, ailenin tedaviye aktif katılımı ve tek başına veya bir ilaçla birlikte alarm kullanımı ile tedavide yüzde 85’lere varan başarı sağlıyoruz” diyor.

Gece alt ıslatma nasıl bir hastalıktır?

5 yaşın üzerindeki çocukların haftada en az iki kez olmak üzere gece uykusu sırasında farkında olmadan idrar yapmasına gece alt ıslatması diyoruz. Sağlıklı çocuklar da uyku öncesi aşırı sıvı aldıklarında gece idrar kaçırabilirler. Ancak, bu olayın bir rahatsızlık olarak düşünülüp tedavi etme kararının verilebilmesi için 3 ayda haftada 2 kereden fazla olması gerekmektedir. Gece altını ıslatma iki çeşittir. Baştan beri varsa birincil (primer) altını ıslatma, rahatsızlık sonradan ortaya çıkmışsa buna da ikincil (sekonder) altını ıslatma denir.

Ne kadar sıklıkla görülür?

Gece altını ıslatma çoğu zaman mesane (idrar torbası) gelişimindeki gecikmenin bir sonucudur. Bu nedenle de yaş ilerledikçe sıklığı azalır ve erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık görülür. 3 yaşındaki çocukların yüzde 40’ı altını ıslatırken bu oran 5 yaşında %20’ye ve 6 yaşında %10’a düşer.

Gece altını ıslatmanın nedenleri nelerdir?

Gece altını ıslatma büyük oranda genetik yatkınlığa dayanmaktadır. Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta %44, ikisinde birden varsa %77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanmaktadır. Genel olarak psikolojik olayların sık görülen birincil gece altını ıslatma sorununa yol açmadığı gerçeği bu çocukların büyük çoğunluğunda bir ruhsal sorun aramaya gerek olmadığını ortaya koymuştur.

Gece altını ıslatan çocukların %3’ü civarındakilerde böbrek ve idrar yollarına ait doğuştan bozukluklar, böbrek hastalıkları, gizli bel kemikleri açıklıkları (spina bifida), şeker hastalığı, sara hastalığı, parazitler, besin alerjileri gibi bu duruma neden olan başka hastalıklar saptanmaktadır.

Gece altını ıslatan çocuklarda hangi aşamada hekime başvurmak gerekir?

Gece altını ıslatan çocuklarda aşağıdaki özellikler varsa en kısa zamanda ileri tetkik ve inceleme amacıyla uzman bir hekime başvurmaları gerekmektedir. Bu özellikler şunlardır:

Gece altını ıslatma hiç altını ıslatmamış bir dönemden sonra ani olarak başladıysa,

Gündüzde altını ıslatıyorsa,

Kabızlık ya da kaka ile altının kirlenmesi de mevcutsa,

İdrar yaparken ağrı duyuyorsa,

Bir günde 7 den fazla sayıda idrara çıkıyorsa

Tuvalete koşarak ya da son dakikada gidiyorsa,

İşeme sayıları haftada 2 den fazla ve gecede 1 den fazla ise,

Gece içinde işemesi az miktarda ancak fazla sayıda ise

Alt ıslatan çocuğa bez bağlamak doğru mudur?

Altını ıslatan çocuğa bez bağlamak çocuğun bu durumdan rahatsız olma durumunu ortadan kaldırır ve hiçbir zaman alt ıslatma bez bağlayarak ortadan kalkmaz.

Tedavi konusunda neler yapılıyor?

Gece altını ıslatan çocukların bir kısmı kendiliğinden düzelecektir ancak çocuğa ve aileye sıkıntı vermesi, çocuğun kendine güvenini azaltabilmesi, birlikte başka davranış ve duygulanım sorunlarının olabilmesi nedeniyle tedavi önerilmektedir. Tedaviye başlamadan önce uzman ve gece altını ıslatma konusunda tecrübeli bir hekim tarafından çocuğun detaylı fiziksel muayenesi yapılmalı, idrar kaçırmaya yol açabilecek diğer tüm nedenler gözden geçirilmelidir.

Tedavinin başarılı olmasının ilk şartı aile, çocuk ve hekim arasında tam bir iş birliğinin olmasıdır. Ana prensip çocuğa güven vererek suçluluk hissini ortadan kaldırma ve mümkünse olayı çocuğun sahiplenmesini sağlamaktır. Öncelikle denenmesi gereken çocuğun kendisinin veya ailesinin gece uyanmasına dönük programlardır. Önce çocukların kendiliğinden uyanması denenir, bu mümkün olmuyorsa ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır. Ailenin desteği ile beraber motivasyon tedavisi ve ilaç tedavisi beraber uygulanırsa bu çocuklarda tedavide başarı oranı %70–80 bulmaktadır. İlaç tedavisinin en önemli dezavantajı ise tedavi kesildikten sonra rahatsızlığın yüksek oranda tekrar riski bulunmasıdır. Bu nedenle son yıllarda alarm ve ilaç tedavisinin birlikte kullanılması önerilmektedir. Alarm cihazları çocuk idrar kaçırmaya başlar başlamaz çocuğu uyandırarak, mesanesini kontrol etmesine yardımcı olan araçlardır. Alarm tedavisine de en az 3 ay devam etmek gerekmekte ve bu tedavi ile çocuklarda %85’lere varan iyileşme sağlanmaktadır. Alarm tedavisi sonunda tekrarlama riski ise oldukça düşüktür.

KadınMAG

Çocukların, uyku ve beslenme düzenleri okul başarısını etkiliyor

27 Eylül 2009 admin  
Kategori: Eğitim, Sağlık

ilkokul_ogrencisi_mavi_onlukYeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD Alerji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Reha Cengizlier, okulların açılma zamanı olan bugünlerde ailelere uyarılarda bulunarak “Çocukların, uyku ve beslenme düzenleri okul başarısını etkiler” diyor.

Çocukları okula başlayacak ailelerin yapması gerekenler var mıdır?
Rahat rahat gezilen, oynanan yaz mevsiminin rehavetini çocukların üzerinden atma zamanı geldi. Okulla birlikte yeni bir düzeni de çocukların hayatına adapte etmek gerekiyor. Okula başlarken evde ve okulda dikkat edilecek bazı davranış biçimleri var. Bunun başında çocuğun yatma saatleri gelir.

Çocuğun uyku düzeni nasıl olmalıdır?
Yaz tatili çocukların genellikle istediği saatte yatıp istediği saatte kalktığı dönemlerdir. Okulların açılma döneminde artık uyku düzenlerinin oturması gerekir. Bir çocuğun gün içinde sağlıklı, zinde olması ve okuldaki başarısı için en önemli faktör gece uykusunu almasıdır. Bunun için de bir çocuğun en az 8–10 saat uyuması gereklidir. Geç vakitlere kadar oturup televizyon izlenmemelidir. Örneğin ilkokul birinci sınıftaki bir çocuk akşam 21.30–22.00 civarında yatmalıdır. Ortaokul ve lisede bu zaman 22.30 olabilir. Bu zamanlama çocuğun yaşı ve ertesi gün kalkma saatine göre ayarlanmalıdır.

Çocuğun beslenme düzeni nasıl ayarlanmalıdır?
Bazı okullar eve uzak olduğundan çocuklar çok erken saatlerde servislere biniyor. Aileler de çocuğun uykusu bölünmesin diye sabahları servis gelmeden beş dakika önce çocuğu apar topar kaldırıp giydirerek okula göndermektedir, bu çok yanlıştır. En azından yarım saat önce çocuğu kaldırmak ve kahvaltı ettirmek çok önemlidir. Yetişkinlerde de çocuklarda da en önemli öğün kahvaltıdır. Çocuk kahvaltıda büyümenin gelişmenin temel desteğini alıyor. Bu nedenle kahvaltıda bir bardak süt içmesi gelişimi açısından çok önemlidir. Bunun yanı sıra bir dilim ekmek, biraz peynir ve yumurta yenmesi faydalıdır ama bunlar yenemiyorsa süt mutlaka içilmelidir.

Abur cubur dediğimiz, çerez, tuzlu yiyecekler o anda karnını doymuş gibi hissettirir ama besleyici değeri olmadığından kahvaltı olarak verilmesi doğru değildir.

Bazı ailelerde de aç karnına çocuğa bal, pekmez vermek gibi bir adet var. Bu hiç doğru değildir, çocuğun iştahını keser.

Okulda da ya da çevresinde açıkta satılan yiyeceklerin hiçbir şekilde yenmemesi gerekiyor. Bu anlamda çocukları uyarmamız gerekiyor. Eğer okulda bir beslenme saati varsa o saatte bir yoğurt, bir dilim kek gibi bir şeyler yiyebilir.

Okuldan eve gelindiğinde akşamüstü ise bir ara öğün, akşamsa da protein, karbonhidrat ve yağı içeren sağlıklı bir akşam yemeği yemesini sağlamak gerekir.

Okula giden çocuklar açısından başka nelere dikkat etmek gerekir?

Uyku ve beslenme düzeni dışında çocukların omurga sağlığı da önemli.

Genellikle çocuklar sırta asılan okul çantaları kullanılıyor. Tek tarafa yük binmesin ve omurga zarar görmesin diye düşünüldüğü için gayet doğrudur. Ancak hele yeni okula başlayan çocuklar lazım olan olmayan bütün kitapları çantaya doldurduklarından gereksiz bir ağırlık taşıyor. Anne babaların çocuklarının çantalarına göz atmalarında yarar vardır. Sadece gerekli malzemeleri çantasına koymasını sağlamak, çocuğun omurga deformitelerini önlemek açısından faydalıdır.

Ayrıca okula giderken çocuğun aşırı kalın giysiler giymesi terlemeye ve hastalığa davetiye çıkartır. Aynı şekilde çocuğun seçtiği çok ince giysiler de üşüyüp hastalanmasına neden olabilir. O nedenle aileler çocuklarının giysilerini mevsime uygun seçmelidir. Aynı şekilde ayakkabıları da ayağına uygun ve rahat olmalıdır.

Bir diğer konu da bazı çocukların tuvaletlerini okul saatleri boyunca tutma eğilimleridir. Çocuklara bunun yanlış olduğu anlatılmalıdır. Çünkü tuvalet konusunda kendini kasmak idrar yolu enfeksiyonları ve kabızlık gibi sorunlara yol açabilir.

Çocuklar okuldan geldiğinde ise hemen derse oturmasını söylemek doğru değildir. Biraz oynaması, kendine zaman ayırması fayda sağlar.

Çocukların sağlığı açısından hijyen konusunda ne yapılmalıdır?

Öncelikle çocuklara el yıkama alışkanlığın kazandırılması, tuvalete girerken ve çıkarken elleri yıkamalıdır. El yıkama pek çok hastalığı önlemede de büyük önem taşır.

Ayrıca çocuklar sınıflarda kalabalık ortamda nefes aldıklarından teneffüslere çıkıp oksijen almalı ve sınıf da havalandırılmalıdır.

Çocuklar eve geldiklerinde de mutlaka ellerini hemen yıkamalı hele evde küçük bir kardeşi varsa çok önemlidir.

KadınMAG

Göz yaralanmalarına dikkat!

05 Ağustos 2009 admin  
Kategori: Sağlık

goz_goz_migreniProf. Dr. Ferda Çiftçi, göz yaralanmalarında doğru erken müdahalenin önemine değiniyor.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferda Çiftçi, göz yaralanmalarında doğru erken müdahalenin önemine değinerek “O sırada yapılan bir yanlış körlüğe kadar giden olumsuz sonuçlara neden olabilir” diyor.

Göz yaralanması en çok hangi olay sonucu oluşuyor?
Genellikle en çok göz yaralanması yetişkinlerde iş kazaları, çocuklarda ise evde veya okuldaki oyun sırasında oluşuyor.

Ne tip iş kazaları göz yaralanmasına neden oluyor?
Genellikle iş kazalarında göz hasarı kimyasal maddeler nedeniyle oluşuyor. Kimyasal maddelerle çalışılan işyerlerinde koruyucu gözlük takılmadığı zaman kazalar meydana gelebiliyor, korumasız çalışan kaynakçılarda da yanıklar oluşabiliyor. Evlerde de yine alkali deterjanların göze sıçraması kimyasal yanıklara neden olmaktadır. Örneğin lavabo açıcıları ya da çamaşır suları göze geldiğinde erken müdahale edilmezse kalıcı göz sorunlarına yol açabilir.

KİMYASAL YANIKLARDA GÖZÜ YIKAMAK GÖZÜ KURTARABİLİR!

Göze kimyasal madde temas etmişse erken müdahalede ne yapmak gerekir?
Kimyasal yanıklarda, kimyasal bir madde gözle temas ettiğinde gözün dışı ve içi yanmaya başlıyor. O nedenle en az yarım saat gözün temiz suyla yıkanması gerekiyor. Hatta gerekirse kişinin bir kaptaki suyun içine gözlerini sokarak sürekli açıp kapaması, gözünü tamamen yıkaması ile kimyasal maddenin gözden uzaklaşması sağlanabilir. Aksi takdirde özellikle alkali maddeler dokuları yakmaya devam edecektir.

Göz hasarlarından korunmak için hangi önlemler alınabilir?
• Göz travmalarında en önemlisi tabii ki korunmadır. Örneğin evdeki kimyasal maddelerin göze değmesinden kaçınmak veya kızartma yaparken göze yağ sıçramasından kaçınmak gibi önlemler alınması gerekir.
• Göze yabancı bir cisim kaçmışsa, elle bastırılırsa ya da ovuşturulursa gözün daha derin tabakalarına ilerleyebilir ve göze zarar verebilir. O nedenle böyle durumlarda ve göz kapağı kesilerinde de kesinlikle göze baskı yapmadan temiz bir bandajla gözü kapatıp hemen göz doktoruna gidilmelidir.
• Güneş lambası kullanılan işyerlerinde ve solaryum merkezlerinde koruyucu gözlük takmak önem taşıyor.
• Çocuklar için boncuk atan, iğne atan tabancalar çok tehlikeli. O nedenle bu gibi oyuncaklardan çocuğu uzak tutmak gerekir.
• İşyerlerinde metal parçacıkların göze girme riski varsa iş gözlüğü takılmalıdır.
• Havai fişekler de göz yaralanmasına neden olabilir. Çocukların da havai fişeklerden uzak durması gerekir.
• Göze bir şey kaçtığında üst göz kapağını kirpiklerden tutarak alt göz kapağına doğru hareket ettirmek gözün derinliklerine kaçan cismin dışarı çıkmasını sağlayacaktır. Bu durumlarda gözyaşı damlası da faydalı olacaktır.
• Göz kapaklarına dıştan bir darbe gelmişse ilk anda buz kompresi o bölgedeki şişliği ve ödemi engelleyecektir.

KadınMAG

Sonraki Sayfa »