Bebeğinize dair herşey Tchibo’da !
Her hafta yeni bir dünya sunan Tchibo, bu hafta bebekleri düşündü ve onların rahatı için birbirinden keyifli ürünler tasarladı. Tchibo’nun bu yeni teması sadece bebeklerin değil anne adaylarının da dikkatini çekecek türden.
“Her hafta yeni bir dünya” sloganıyla müşterileri ile buluşan Tchibo’nun bebeklere özel yeni teması, “Bebeğime Özel” 1 Mart’ta tchibo.com.tr internet mağazasında, 3 Mart’ta ise tüm Tchibo satış noktalarında başlıyor. Tchibo’nun yeni temasında sadece bebekler için değil anne adayları için de kullanışlı takımlar ve iç çamaşırları sunuluyor.
Anne adayları ve bebeklerin şıklığı için tasarlanmış birbirinden kaliteli tekstil ürünleri, deliksiz bir uyku için yumuşacık nevresimler, doğum günlerine eğlence katacak aksesuarlar dikkat çekiyor. Termometreli banyo oyuncağı bebeğiniz için banyo yapmayı sevimli hale getirirken, kapüşonlu banyo havlusu ile bebekler kurulanırken eğleniyor. Duvar saati hem tasarımı hem de farklı özellikleriyle dikkat çekiyor: Saat başlarında hayvan sesleri çıkararak, çocukların, hem hayvanları tanımasını hem de saati öğrenmesini kolaylaştırıyor.
“Bebeğime Özel” temasından bazı ürünler

Kapüşonlu Banyo Havlusu: Çok sevimli! Ördek dostlarla kurulanmak yumuşacık ve çok eğlenceli. Cilt dostu saf pamuktan, hem de çok emici. 60 derecede yıkanabilir. Sarı renkte.

3′lü Takım: Şık bebekler! Ceket, tişört ve pantolondan oluşan 3′lü set ile bebeğiniz tepeden tırnağa çok şık. Fermuarlı ve iki cepli ceket, kolay giydirilen tişört ve lastik belli pantolondan oluşuyor. Ceket %94 pamuk, %6 viskoz, tişört saf pamuk ve pantolon %93 pamuk, %7 viskoz. 60 derecede yıkanabilir. Ceket gri-beyaz çizgili, tişört beyaz renkte, pantolon gri kırçıllı. 62/68, 74/80, 86/92 ve 98/104 beden seçenekleri ile üç parça halinde.

Yemek Takımı: Küçük gurmelere! Ağzının tadını bilen ufaklıkların iştahı, kendilerine özel yemek takımıyla daha da açılacak. Tabak ve kâse silikon halka ile çevrelenmiştir ve masa üzerinde emniyetli duruş sağlar. Vantuzlu halkaların kolay çözülmesi için çekme dili mevcuttur. Kolay kullanım için bardağın iki tarafında tutma sapları bulunuyor. Hayvan motifi baskılı üç parça halinde.

Alt Değiştirme Çantası: Yolculukların vazgeçilmezi! Katlanabilir, yumuşak dolgulu alt değiştirme minderi. Bebek bezi, ıslak mendiller ve silme bezleri için ekstra çanta. Fermuarlı geniş ana bölüm, fermuarlı iç bölme, 2 cep ve cırt bantlı bölme. Cırt kapaklı dış arka bölme. Uzunluğu ayarlanabilir, çıkabilir omuz askısı sayesinde bebek pusetine de takılabilir.

Duvar Saati: Çiftliğin sesleri! Her tam saatte resimde olan hayvanın sesini çıkarır. Işık sensörü sayesinde ses fonksiyonu karanlıkta otomatik kapanır ve uykusunu bölmez. Hayvan sesleri düğme ile de tamamen kapanabilir.

Banyo Termometresi: Sıcaklığı tam bebeğinize göre! Banyo suyu konusundaki gerçek uzman ile su sıcaklığını ayarlamak çok kolay. Dijital göstergesi sizi asla yanıltmaz. Isı sembolü ile su ısısını hatırlatır.
KadınMAG
Mikroenjeksiyondaki tehlike!
Kısırlık tedavisinde kullanılan mikroenjeksiyon yönteminin, kısırlığın bir sonraki kuşağa geçmesine yol açabileceği bildirildi. Uyarı, bizzat yöntemin öncülüğünü yapan Belçikalı profesörden geldi.
Daily Telegraph’taki habere göre, düşük kaliteli ve düşük sayıdaki spermler için geliştirilen yöntem, kısırlığın doğacak bebeğe de geçme riskine rağmen çok yaygın uygulanıyor.
Spermin yumurtayı kendiliğinden döllemesi için her ikisinin de bir kaba konulduğu tüp bebek yönteminden farklı olarak, mikroenjeksiyon yönteminde, embriyoloji uzmanı tek bir spermi yumurtaya enjekte ediyor.
Sürecin normal işleyişi içinde doğal olarak ayıklanacak anormal bir sperm, bu yöntemle yumurtayı döllemiş oluyor. Yöntem 1992’de uygulanmaya başladı ve ondan sonra çok yaygınlaştı. Ancak bazı uzmanlar, bu tedavi konusunda kaygılarını dile getiriyor. Erkek kısırlığı için geliştirilen bu yöntemin, normalde kusurlu olduğu için yumurtayı dölleyemeyecek spermlerdeki genetik kusurların bebeğe geçmesine yol açacağı belirtiliyor.
Haddinden fazla kullanılıyor
Yöntemin 18 yıl önceki ilk uygulamasını yapan ekibin başkanı Brüksel Üniversitesi’nden Prof. Andre Van Steirteghem, ABD’deki bir konferansta yaptığı konuşmada, mikroenjeksiyon yönteminin haddinden fazla kullanıldığını söyledi.
Steirteghem, tedavide diğer yöntemler kullanılabileceği hallerde bu yönteme başvurulmaması gerektiğini belirtti.
Prof. Steirteghem, kısırlığın genetik nedenlerinin yardımcı üreme teknikleriyle baypas edilebildiğini, ancak bu genetik kusurların bir sonraki neslin kısır olmasıyla sonuçlanabileceğini söyledi.
Sheffield Üniversitesinden Dr. Allan Pacey de, bu yöntemle doğan bazı bebeklerde sağlık problemleri olduğunu hatırlatarak, bu yönteme gereğinden fazla başvurmanın risklerine işaret etti.
Doğum kontrol hapları hakkında her şey!
05 Şubat 2010 Handan Güner
Kategori: Hamilelik
Tüm dünyada gebeliği önleyen en etkin ve güvenilir yöntemlerden biri olan yeni nesil doğum kontrol hapları kadınlar arasında oluşan önyargıların aksine kilo aldırmıyor, tüylenmeye yol açmıyor, akne ve ciltte yağlanmayı önlüyor.
Doğum kontrol haplarıyla ilgili kulaktan dolma yanlış ve eski bilgilerden kaynaklanan önyargılar nedeniyle ülkemizde pek çok kadın bu yöntemi kullanmaktan çekiniyor. Son araştırmalara göre ise Türk kadınlarının %51,8′i kilo aldırır, yüzde 23,5′inin ‘tüylenme yapar’ korkusuyla doğum kontrol haplarını kullanmaktan çekiniyor.
Oysa yeni geliştirilen haplar kullanım rahatlığı sağlarken kadınlara artı faydalar da sunuyor.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Umur Çolgar, doğum kontrol hapları ile ilgili kadınlar arasında eksik ve yanlış bilgilerden oluşan önyargılara açıklık getirdi.
Çolgar, “Dünyada en çok kullanılan modern ve güvenilir doğum kontrol yöntemlerinin başında doğum kontrol hapları geliyor. Tüm dünyada 60 milyondan fazla kadın doğum kontrol hapı kullanıyor.
Ülkemizde son yıllarda daha yeni ve modern doğum kontrol hapları bulunuyor. Eski jenerasyon haplarla günümüzün yeni jenerasyon haplarını karşılaştırdığımızda, hormonların cinslerinin değiştiğini, içeriklerinin vücudun doğal olarak ürettiği hormonlara benzetildiği ve dozlarının da önemli ölçüde azaldığını görüyoruz.
Haplardaki bu gelişmeler ve değişim toplum tarafından yeterince bilinmediği için eski haplarda ilgili olumsuz tecrübeler, günümüz hapları için de geçerli sanılıyor. Bu haplar bırakın kilo almayı, adet öncesi dönemde su tutulumu şikayeti olan hastalarda tedavi edici amaçlı kullanılıyor. Yeni geliştirilen bazı haplar kilo aldırmadığı gibi şişkinliği de önlüyor” dedi. Çolgar sözlerine, “Geçmişte kullanılan doğum kontrol hapları bir miktar iştah artışına yol açabiliyordu.
Bu nedenle daha fazla yemek yenmesine bağlı olarak bazı kadınlarda kilo değişimi gözlenebilmekteydi. Ancak günümüzün yeni jenerasyon doğum kontrol hapları içerdikleri yeni progesteronlar sayesinde hem iştah artışına yol açmıyor hem de vücutta su tutulumunu engelledikleri için kilo artışına sebep olmuyor” şeklinde devam etti.
Doğum Kontrol Haplarının ciltte sivilcelenme ve tüylenme üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır…
Kadınların doğum kontrol hapları tüylenme yapar gibi çok yanlış inanışları olduğunu belirten Prof. Dr. Umur Çolgar, “Bugün tüylenme artışının tedavisinde en etkin ve yaygın olarak kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır.
Özellikle içindeki progesteronun erkeklik hormonuna zıt etki yaptığı antiandrojenik dediğimiz haplar tercih edilir. Tüylenme şikayeti olan birinde yeni kıl oluşumunu engellemek için antiandrojenik progesteron içeren doğum kontrol hapları tedavi seçeneği olarak kullanılır. Doğum kontrol haplarının tüylenme yapması kulaktan kulağa yayılan yanlış bir bilgidir” şeklinde açıkladı.
Kürtaj yaptıran biri yeniden hamile kalabilir mi?
Kürtaj kelime anlamı olarak “kazımak” demektir. Vücuttaki her türlü yabancı maddeyi çıkartmak için kulanılan bir yöntemdir aynı zamanda. Rahim içinde aynı şekilde bu yöntem kullanılmaktadır. Bu işlem herhangi bir patolojik, hastalık olabildiği gibi en çok kullanılan şekil olan bebek aldırmak içinde kullanılır.
Kürtaj operasyonu bir jinekolog tarafından ya da bu konuda eğitim görmüş bir aile hekimi tarafından yapılmalıdır. Kürtaj genel anestezi altında yapılır ve hastane koşullarında yapılması önem taşır. Bunun sebebide kürtaj sonrası komplikasyonlar olabileceğidir bu komplikasyonlara yani yan etkilere müdehale etmek hastane ortamında çok daha mümkündür.
Yapılan her tıbbi operasyonda risk olduğu gibi her zaman kürtajdada risk azda olsa vardır ve yan etkileri olabilir. Bilinen en büyük ve yaygın komplikasyon bir kanama veya enfeksiyon ortaya çıkmasıdır. Tabi bunun haricinde rahimin delinme gibi bir ihtimalide söz konudur. Bunlar çok seyrek rastlanan komplikasyonlardır fakat belirtmekte fayda vardır.
Kürtaj nasıl yapılır?
Kürtaj yapılırken öncelikle hasta evliyse kocasınında onayı alınır, evli değil ve 18 yaşını doldurmuşsa kendi rızasıyla kürtaj olabilir. Eğer 18 yaşını doldurmamış ise velisinin onayı ile kürtaj masasına yatabilir.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre istenmeyen gebelikler kadının isteği üzerinde 10.gebelik haftasına kadar sonlandırılmalıdır bu haftadan sonra yapılan kürtajlar yasalara aykırıdır.
Gebelik sonlandırma (kürtaj) işlemi vakum tekniği yani enjektör içerisine negatif basınçla çekme şeklinde uygulanmaktadır.
Yurtdışında ki bazı ülkelerde düşük ilacı da kullanılabilir kürtaj yerine. (RU-486) Fakat ülkemizde bu ilaç kullanılamamaktadır. Ayrıca halk arasında adet söktürücü olarak bilinen hap ve iğneler ise gebelik sonlandırması açısından işe yaramamaktadırlar.
Müdahale genellikle 10 ile 15 dakika arası sürer. Eğer genel anestezi uygulanmışsa hasta 15 dakikada kendine gelir, lokal anestezi uygulanmış ise hasta hemen ayağa kalkabilir ve hasta kendini iyi hissettiği anda eve gidebilir.
Kürtaj sonrası hasta evde yaklaşık olarak 1 gün dinlenmeli ve 15 gün kadar cinsel ilişkiden kaçınmalıdır. Kürtaj ı yapan doktor hastayı kontrole çağırabilir, çağırırsa aksatılmaması gerekir.
Kürtaj yasaları:
Gebeliğin sona erdirilmesi ile ilgili usul ve esaslar yasal olarak düzenlenmiştir. Mevcut yasada yer alan ve ilgililerin bilmeleri gereken belli başlı maddeler aşağıda sunulmaktadır.
MADDE 5 : Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı taktirde istek üzerine rahim tahliye edilir.
Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir.
Derhal müdahale edilmediği taktirde hayatı ve hayati organlardan birisini tehdit
eden acil hallerde durumu tespit eden yetkili hekim tarafından gerekli müdahale yapılarak rahim tahliye edilir. Ancak hekim bu müdahaleyi yapmadan önce veya mümkün olmadığı hallerde müdahaleden itibaren en geç yirmi dört saat içinde müdahale yapılan kadının kimliği, yapılan müdahale ile müdahaleyi icabettiren gerekçeleri illerde Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürlüklerine, ilçelerde Hükümet tabipliklerine bildirmeye zorunludur.
Acil müdahale hallerini nelerden ibaret olduğu ve yapılacak ihbarın şekil ve mahiyeti ile sterilizasyon ve rahim tahliyesini kabul edenlerden istenecek izin belgesinin şekli ve doldurulma esasları, bunların yapılacağı yerler, bu yerlerde bulunması gereken sağlık ve diğer koşullar ve bu yerlerin denetimi ve gözetimi ile ilgili hususlar çıkarılacak tüzükte belirtilir.
MADDE 6 : 5. maddede belirtilen müdahale, gebe kadının iznine, küçüklerde küçüğün rızası ile velinin iznine, vesayet altında bulunup da reşit veya mümeyyiz olmayan kişilerde reşit olmayan kişinin ve vasinin rızası ile birlikte sulh hakiminin izin vermesine bağlıdır. Ancak akıl maluliyeti nedeni ile şuur serbestisine sahip olmayan gebe kadın hakkında rahim tahliyesi için kendi rızası aranmaz. 5. maddenin birinci fıkrasında belirtilen ve rızaları alınacak kişiler evli iseler, eşin de rızası gerekir.
Veli veya sulh mahkemesinden izin alma zamana ihtiyaç gösterdiği ve derhal müdahale edilmediği taktirde hayatı veya hayati organlardan birisini tehdit eden acil hallerde izin şart değildir.
MADDE 468 : Bir kadının rızası olmaksızın çocuğunu düşürten kimseye 7 yıldan 12 yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
Gebeliğin süresi on haftadan uzun olan bir kadının rızasıyla tıbbi nedenler mevcut olmadan çocuğunu düşürten kimseye 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir. Çocuğunu düşürmeye rıza gösteren kadına da aynı ceza verilir.
Birinci fıkrada yazılı fiil; kadının ölümüne neden olmuşsa faile 15 yıldan 20 yıla ve bedeni bir zarara neden olmuşsa 8 yıldan 12 yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
İkinci fıkrada yazılı fiil; kadının ölümüne neden olmuşsa faile 5yıldan 12 yıla ve bedeni bir zarara neden olmuşsa 3 yıldan 8 yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
Gebe sanılan bir kadın üzerinde rızası olmaksızın çocuk düşürme amacıyla bazı fiillerde bulunan kimse kadının ölümüne veya bedeni zararına sebep olmuşsa 452. ve 456. maddeler hükümlerince cezalandırılır.
Gebelik süresi on haftadan fazla olan çocuğunu isteyerek düşüren kadına 1 yıldan 4 yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
Madde 470 : Rahim tahliye etme yetkisi olmayan bir kimse, gebelik süresi on haftadan az olan bir kadının rızasıyla düşük yaptırdığı taktirde 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fiil kadının ölümüne veya bedeni bir zararına sebep olmuşsa, fail ayrıca 452. ve 456. maddeler hükümlerince cezalandırılır.
Tahliye etme yetkisi olmayan bir kimse 468. maddenin 1. 2. 3. ve 4. fıkralarında öngörülen fiilleri işlediği taktirde cezası 1/3 oranında arttırılır.
Rahim tahliye etme yetkisi olmayan bir kimse; gebe sanılan bir kadına çocuğunu düşürtmek için ilaç, gereç tedarik eder veya gebe sanılan bir kadın üzerinde rızası olmaksızın çocuk düşürme amacıyla bazı fiillerde bulunur ve kadının ölümüne veya bedeni zararına sebep olursa, 452. ve 456. maddeler hükümlerince cezalandırılır. Fiil kadının rızasıyla işlenmiş ise ceza 1/3 oranında indirilir.
Kürtaj yaptıran biri yeniden hamile kalabilir mi?
Meme ucu çatlakları

Emziren annelerde sıklıkla görülebilen meme ucu çatlakları maalesef anneye ağrı ve sıkıntı veren bir durumdur
Anneler, ilk 6 ay sadece anne sütü vermek için bebeklerini emzirmeye hevesliler ve bunu uyguluyorlar. Bebeklerine ve kendilerine sayısız fayda bu şekilde sağlamış oluyorlar.Ancak arada onları sıkıntıya sokan meme başı çatlaklarından, önleme ve tedavisinden bu hafta bahsetmek istiyorum.
Annede süt yapımını belirleyen en önemli iki faktör, bebeğin sık emmesi ve memelerin boşaltılmasıdır.Bebeğin her emmesinde meme başı sinir uçları uyarılır.Beyine sinirsel yolla iletilen mesajlar ile hipofiz bezinin ön kısmından prolaktin yapımı başlar. Kan dolaşımı ile prolaktin memeye ulaşarak süt yapımını başlatır.
Meme başı çatlakları emzirmenin başlangıcında daha belirgin olmak üzere tüm emzirme süresince rastlanabilir. En sık nedeni bebeğin emme pozisyonunun,tutma şeklinin doğru olmamasıdır. Bebek emerken memenin areolasını (meme ucu etrafındaki kahverengi halka bölümünü) tam kavramayıp yalnızca meme başından emmeye çalışırsa, meme başı zedelenir ve önce ağrılı meme başı ortaya çıkar. Bu durum düzeltilmezse, meme başı çatlağı ve yarıkları gelişir. Diğer bir neden de memenin nemli bırakılmasıdır. Ayrıca meme başının temizlik maddeleri (sabun,alkol gibi) silinmesi ya da bebeğin ağzından bulaşan kandidaya bağlı olarak da meme başı çatlağı sık görülür.
Gebelikte meme başı çatlak ve yarıklarının oluşmaması için alınacak önlemler:
Anne adaylarının vücudu doğum öncesi süt üretimine doğal olarak hazırlanmaya başlar. Gebelikte meme dokusu
büyüdükçe memeye gerekli desteği sağlayan ve sıkmayan sütyen kullanılması uygundur .Gebeliğin sekizinci ayından itibaren meme ucu ve çevresine bitkisel içerikli pomat önerilir.
Lohusalık döneminde meme başı çatlaklarını önlemek için:
Öncelikle doğru emzirme tekniğini bilmek gerekir. Emzirme tekniği düzeltilmeli,emzirmeler kısa süreli, ancak sık aralarla olmalı,farklı pozisyonlarda emzirilmeli,bebek çok acıkmadan emzirilmeli,bebeğe biberon ya da yalancı meme verilmemeli, ek besin verilecekse biberon yerine bardak kullanılmalı,meme başı kuru tutulmalı, sütyenin pamuklu kumaştan olmasına dikkat edilmeli, her emzirmeden sonra az miktarda süt sıkılarak meme başına sürülmeli, kendi kendine kuruması beklenmelidir.
Meme başı çatlağının oluşmaması için emzirirken dikkat edilecek durumlar:
*Bebeğin başı ve vücudu aynı doğrultuda,düz bir hat üzerinde olmalı,
*Bebeğin burnu meme başının hizasında olacak şekilde yüzü memeye bakmalı,
*Anne bebeği kendi vücuduna yakın tutmalı,
*Anne işaret parmağı ile memeyi alttan desteklemeli,başparmak memenin üstünde olmalı ve meme ucu ile bebeğin dudaklarına dokunmalı,
*Bebek ağzını genişçe açtığında bebeğin alt dudağı meme ucunun altına gelecek şekilde çabucak memeye yaklaştırılmalı,
*Bebek ağzıyla yalnız meme ucunu değil,etrafındaki areolayı da kavramalı,alt dudak dışa kıvrık olamalı,çenesi memeye dayanmalıdır.
*Beslenme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalı(günde 8-12 kez) ilk emzirmelerde sütün hemen gelmemesi endişelenecek bir durum olmamalı,bebeğe başka besin verilmemeli,
*Her öğünde bebeğin bir memeyi tamamen boşaltması sağlanmalı, yağdan zengin son süt tokluk hissine neden olacak bebeğin kendiliğinden ayrılmasına neden olacaktır.
*Diğer öğünde bebeğin emmediği ya da tam boşaltamadığı memeden başlanmalıdır.
Çatlayan veya yarılan meme uçlarında yapılması gerekenler:
Bebeğin emerken yerleşimi kontrol edilir.Kısa süreli ve sık emzirme, bebeğin acıkmadan emzirilmesi,emzirmeye daha az ağrılı taraftan başlanması,çatlak meme uçlarına bitkisel yağ ya da lanolin içeren krem sürülmesi,göğüslerin sadece ılık suyla temizlenmesi,plastik tabanlı göğüs ucu pedlerinin kullanılmaması,emzirme sonunda meme başlarını birkaç damla süt ile ıslatıp açık havada kurutulması önerilir.Meme başı çatlakları ortalama bir haftada iyileşir,daha geç iyileşen kronik meme başı çatlak ve ağrılarının nedeni mantar enfeksiyonudur.Sıklıkla bebekte ağızda kandida vardır ve tedavi edilmelidir.
Meme başı çatlaklarının tedavisi:
Bitkisel içerikli veya saf lanolin içeren kremler tercih edilir.Bu kremler hasarlı bölge üzerinde kapanmayı sağlayan bir bariyer oluşturur.Bu bariyer ciltte bulunan nemin buharlaşmasını önler ve çatlak yerinin onarması sağlanır. Nemli iyileştirme yoluyla derinin kuruması önlenir ve kabuk oluşumu görülmez. Her emzirmeden sonra meme ucu ve çevresine yumuşatılarak sürülür.
Kaynak: Actual Medicine
Emzirme sonucunda olan meme ucu çatlakları nasıl engellenir?
59 yaşında ve doğum yapma izni aldı
İngiltere’de 59 yaşındaki Susan Tollefsen tüp bebek tedavisiyle ülkesinde hamile kalmak için gerekli izni alan 50 yaş üstü ilk kadın oldu.
The London Women’s Clinic isimli özel klinik, ilk çocuğunu 2008’de Rusya’da doğuran Susan’ın ikinci kez anne olması için yardım teklif etti.
Ülkede özel kliniklerde dahi 50 yaş üstü kadınlara tüp bebek tedavisi verilmiyor. Ancak Londra’daki The London Women’s Clinic yönetimi geçen perşembe günü Tollefsen’a tüp bebek tedavisi uygulanabileceğine dair karar aldı. Tollefsen “Benim yaşımdaki diğer kadınlar da tüp bebek tedavisi ile bunu yapabilmeli” dedi.
Gebe kalma günleri
17 Ocak 2010 Handan Güner
Kategori: Hamilelik
Gebe kalma gününüzü hesaplamanın kolay yolu var.
Dr. Ogino nun bütün dünyaca kabul edilen yöntemine göre, ovulasyon (yumurtlama), beklenen bir sonraki adet kanamasından önce 12. ve 16. günler arasında, beş günlük süre içinde olur.
Kitabın sonundaki takvimde görüldüğü gibi, otuz günlük adet periyodu olan bir kadında yumurtlama bazen son adet kanamasının ilk gününden başlamak üzere hesaplanan 15. ve 19. günler arasında olur.
Fakat spermlerin üç gün süreyle canlı kalabildikleri düşünülmelidir. Eğer cinsel ilişki son adet kanamasının ilk gününden başlamak üzere 12., 13., veya 14. günde yapılmışsa, ya da tahmin edilen “emin günlerde”cinsel birleşimde bulunulmuşsa, gene de gebe kalmak olasılığı vardır.
Zira spermler yumurtlama periyoduna kadar canlı kalabilir.
Öte yandan, cinsel ilişki 20. günde veya yumurtlama periyodunun olduğu günün ertesi günü yapılmışsa, gene de gebe kalmak olasılığı vardır. Çünkü yumurta hemen hemen bir gün kadar canlı kalır.
Onun için, “emin günleri” hesaplamak amacıyla, spermlerin canlı kaldıkları süreyi yumurtlama periyodunun ilk kısmına, yumurtanın canlı kalacağı günü ise yumurtlama periyodunun son kısmına eklemek gerekir.
Kitabın sonunda takvimde gösterildiği gibi, 30 günlük periyotta emin devre ilk yarıda 11. güne kadar devam eder. İkinci yarıda ise emin devre 21. gün başlar.
Bu sayıların akılda kalması kolaydır. Çünkü her iki günde de bir sayısı vardır. Bu kural her türlü adet periyotlarına uygulanır.
Örneğin: 32 günlük periyotta emin günler birinci devrede 13. güne kadar devam eder ve ikinci yarının 23. gününde yeniden başlar. 28 günlük periyotta bu sayılar 9. ve 19. günlerdir. Böylece kadının kendi döllenme tehlikesi olmayan günlerini hesaplaması çok kolaylaşır.
İlk gebe kalma tehlikesi olmayan devrenin son gününü saptamak için, adet periyodu süresinden 19 gün çıkarılır. İkinci devrenin ilk gününü hesaplamak için de 9 gün çıkarılır.
2. PERİYODUN İLK YARISINDAKİ OLDUKÇA EMİN GÜNLER NASIL HESAPLANIR?
Yukarda ele alman emin devre, gebe kalınamayacağına dair %100 garanti değildir. Bazı kadınlar, emin devrede ilişkide bulunmaya çok dikkat etmelerine karşın gebe kaldıklarını söylemiştir.
Bunun nedeni, adet periyodunda bazı düzensizlikler olabileceği içindir. Kadınlar adet periyotlarını bir yıl süreyle kaydederlerse, ilk günün bir gün önceye ya da bir gün sonraya kayabildiğini ayırdedeceklerdir. Bu tek günlük fark gebeliği önleme çabasını boşa çıkarabilecektir.
Onun için, bir ya da iki gün, yumurtlamanın erken olabileceğini hesaplamak yararlıdır. Gerçekten emin günleri saptamak için, uzun bir süre adet periyotlarının tarihini kaydetmek ve buradaki en aşırı düzensizlikleri hesaba katmak gerekir.
Eldeki kayıtlardan en kısa adet periyodu 26 gün, en uzunu ise 30 gün görünmüyorsa, ilk yarıda emin devrenin 7. güne kadar devam edeceği anlaşılır. Yani, adet kanaması beş gün sürerse, ancak bunu izleyen iki günde gebe kalmak korkusu olmadan birleşmede bulunulabilir; bu gerçek, adet kanamasından sonraki üç günün emin devre olduğu hakkındaki genel görüşü çürütmektedir.
3. İKİNCİ YARININ EN EMİN GÜNLERİ NASIL SAPTANIR?
Birinci yarıda en emin günleri saptamak için yukardaki yöntem en başarılı olanıdır; aynı yöntem ikinci yarıya da uygulanırsa, bundan bazı hatalar doğar. Örneğin, adet periyodu en az 25, en çok 31 gün, ortalama ise 28 gün süren bir kadın, gebe kalmak tehlikesi olmadan birinci devrede 6. güne kadar ilişkide bulunabilir. İkinci yarıda ise birleşme 22. günden sonra başlayabilir. Bu da döllenme olasılığının çok uzun olduğu bir süredir.
Bu yöntemin düzeltilmiş şekli bazal ısı adı verilen vücut sıcaklığının ölçülmesidir. Her sabah, yataktan kalkmadan belirli bir zamanda ağızdan dereceyle vücut ısısı ölçülürse (en iyisi 6,30 ile 7,30 arası), adet periyodu içinde vücut ısısının farklılık gösterdiği anlaşılır.
Yumurtlama günü esas olmak suretiyle ısı bir süre azdır, bir süre fazlalaşır. Isı, yumurtlama gününe kadar 36,7 derecenin altındadır ve yumutlamanın olduğu günün ertesi sabahı 36,7 santigradın üzerine çıkar.
Böylece kadın her sabah döllenme tehlikesi olan devreye kadar vücut ısısını ölçer. Bir sabah ısının 36,7 santigradın üstüne çıktığını görecektir. O zaman yumurtlama olayının oluştuğunu anlamalıdır.
İşi güvenceye almak için, kadın ertesi sabah vücut ısısını bir kez daha ölçebilir, ısı 36,7 santigradın üzerinde kalırsa, gelecek yumurtlamaya kadar gebe kalmak korkusu olmadan ilişkide bulunabilir. Bu şekilde ikinci yarının emin günleri artırılmış olur.
Oysa ki basit hesapla bu süre daha az olacaktır. Ayrıca böylelikle kadın gelecek kanama gününü de kesinlikle hesaplayabilir.
NOTLAR:
a. Bazı kadınların vücut ısıları yumurtlama sırasında yukarıdaki özellikleri göstermez. Böyle kadınlar ancak hesap yöntemine güvenmelidir.
b. Bir doğum yaptıktan sonra, gelecek adet kanamasına kadar yumurtlama gününü kesin olarak söyleyebilmek olanağı yoktur. Bu, gelecek aylarda önlemlere uymak gerektiğini gösterir.
Genellikle yumurtlama iki veya üç ay olmaz. Fakat bazı kadınlarda ikinci ayda da yumurtlama başlayabilir. Annenin çocuğunu emzirdiği sıralarda çoğu kez yumurtlama olmaz, fakat bu kural yüzde yüz kesin değildir. Dört veya beş ay geçtikten sonra annenin gene gebe olduğunu ayırdetmesi, ender durumlardan değildir.
Varis neden olur?
17 Ocak 2010 Handan Güner
Kategori: Sağlık
Yüksek topuklu ayakkabılar varise neden olur mu? İşte varise yol açan nedenler, varisi olanlara öneriler ve varisten korunmanın yolları…
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Bengisun, karın içi basıncı artıran sürekli kabızlığın varis oluşumuna zemin oluşturduğunu belirtti.
Bengisun, kanı kalbe geri taşıyan toplar damarların genişlemesi sonucu oluşan varis hastalığının, kadınların yüzde 40, erkeklerin ise yüzde 20’sinde görüldüğünü bildirdi.
İŞTE VARİSE YOL AÇAN NEDENLER:
Sürekli kabızlık:
Kabızlık ıkınmaları, bu da karın içi basıncı artırır. Yüksek basıncın etkisiyle toplar damarlardaki basıncın artması, ileride varis oluşumuna yatkınlık oluşturur.
Yüksek topuklu ayakkabılar:
Bacağın kas pompasının iyi çalışmasını engellediği için kan dolaşımını bozarak varise neden olur. Bu nedenle yumuşak ve ortopedik ayakkabılar giyilmelidir.
Uzun süre hareketsiz masa başında çalışmak:
Ayaklardaki kas pompası iyi çalışmadığı için kanın bacaklarda göllenmesine, bu da bacaklarda şişlik ve ağrıya neden olur. Sonuçta varis kaçınılmazdır.
Obezite (aşırı şişmanlık) ve gebelik:
Her iki durumda da karın içi basıncın artması varis oluşumuna zemin hazırlar. Gebelik aynı zamanda damar duvarını zayıflattığı için varise neden olabilir.
Genetik faktörler:
Birinci derece yakınlarında varis olanlarda bu rahatsızlığın görülme olasılığı yüksektir.
Erken safhada tedavi edilebilir
Varislerin erken safhada tedavi edilmesinin önemine işaret eden Bengisun, başlangıçta küçük kılcal damarlardaki ya da mavi-yeşil renkteki damar genişlemelerinin, ileri safhalarda kahverengi renge dönüşüp varis ülserlerine kadar gidebileceğini söyledi.
Hastada belirgin bir ağrı ortaya çıkmadıkça sorunun önemsenmediğini kaydeden Bengisun, bunun da hastalığın ilerlemesine yol açtığını belirtti.
Sıcak hava artırır
Bengisun, ısınan havalarla damarlar genişleyeceği için varisleri olanların şikayetlerinin artabileceğini bildirdi.
Varisli damarların içi kan dolu kesecikler olduğunu anlatan Bengisun, buradaki kanın pıhtılaşma eğiliminin artmasının, ağrılı damar iltihaplarına yol açtığını belirtti.
Bu nedenle varisleri olanlara havalar ısınmadan önce tedavi olmalarını tavsiye eden Bengisun, hastalığın tedavi edilmemesi halinde ağrı, gerginlik, yorgunluk, şişkinlik ve damar iltihaplarının ortaya çıkabildiği uyarısında bulundu.
Ne yapmalı?
Bengisun, varisleri olanlara şu önerilerde bulundu:
• İş yerinde çalışırken veya uzun yolculuklarda hareketsiz kalınmamalı, bacak hareketleri yapıp, sık sık mola verilmeli,
• Fazla kilosu olanlar zayıflamalı,
• Ağrıları artanlar soğuk suyla duş almalı,
• Sıcağa maruz kalınmamalı,
• Fizik tedavi yaptırılmamalı,
• Ayakta uzun süre çalışanlar topuklu ayakkabı giymemeli.
Uzmanına başvurun
Varis tedavisinin estetik bir operasyon olarak görülmemesi gereğine işaret eden Bengisun, bacaklarda zararsız gibi görünen küçük kılcal damarlarla mavi-yeşil renkteki damar genişlemelerinin büyük damarlardaki varisin habercisi olabildiğini bildirdi.
Büyük damarda bir varis olup olmadığı tespit edildikten sonra tedaviye başlanması gerektiğini anlatan Bengisun, genel anestezi gerektirmeyen lazer yöntemiyle başarılı sonuçlar alınabildiğini kaydetti.
Bengisun, özel bir kataterle (ince plastik boru) içine girilen varisli damarın ultrason altında işaretlenerek yok edildiğini kaydederek, “İşlem 30-45 dakikada tamamlandıktan sonra 1 saat dinlendirilen hasta evine yürüyerek gidebiliyor” diye konuştu.
Hamilelik çatlakları önlenebilir mi?
Bu dönemi minimum zararla atlatmak mümkün.
Hamilelikte oluşan çatlaklar can sıkabiliyor ve bunlardan kaçınmak kolay değil. Ancak gerekli önlemler alınarak bu sorunu minimum zararla atlatmak mümkün.
Gebelik boyunca vücudunuzun her bölgesinde olduğu gibi cildinizde de bazı değişiklikler ve sorunlar olması maalesef kaçınılmaz. Ancak gerekli tedbirleri alarak bu problemleri azaltmak zor değil. Yapılan araştırmalar, gebelik döneminde kadınların en çok şikayet ettiği estetik sorunların başında çatlakların geldiğini gösteriyor. Çatlaklar hamile bayanların yüzde 90′ında gözlenen bir kozmetik problem. Genelde ilk önce karın bölgesinde başlayıp göğüs, bacaklar ve koltuk altına yayılım gösteriyorlar.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Numan Bayazıt, “Çatlak gelişiminin tam nedeni bilinmemektedir,” diyerek bazı risk faktörlerini şöyle sıralıyor: “Hormonal faktörler ve ailesel yatkınlığın rolü göz ardı edilemez. Gelişen fetüsün cildi germesi, hamilelik sırasında alınan kilolar da çatlağı başlatmaktadır. Hamilelik esnasında yetersiz sıvı alımı, cildin elastikiyetini azaltıcı rol oynadığından çatlak oluşumunu kolaylaştırır.”
Neler yapmalı?
İnsan cildinin çok esnek bir yapısı var. Ancak bu yapı, kendi kapasitesinin üzerinde esnerse o zaman cilt altında bulunan kolajen lifleri yırtılabiliyor. Bunun sonucunda da çatlaklar oluşuyor. Bu çatlakları minimuma indirgemek için öncelikle dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Op. Dr. Numan Bayazıt, bu önlemleri şöyle sıralıyor:
- Düzenli uyumaya gayret edin.
- Aşırı kilo alımından kaçının.
- Gebeliğiniz boyunca bol su için.
- Çatlak önleyici kremleri düzenli kullanın.
Ne zaman önlem almalı?
Hamileliğin beşinci ayından itibaren ilgili kozmetik ürünleri kullanarak doğum sonrası oluşabilecek çatlaklara karşı önlem almak gerekiyor. Bu kremlerin doğum sonrasında da düzenli olarak kullanılmasında fayda var. Op. Dr. Numan Bayazıt’ın görüşüne göre, “Kozmetik kremlerle kesin sonuç alımının söz konusu olmadığını bilmek gerekir. Ancak çatlak üzerine etkili kremlerin, cildin elastikiyetini arttırıcı rolü vardır. Bu sayede tam oluşumunu önlemek mümkün olmasa da kalıcı kozmetik sonuç elde edilmektedir.”
Erken doğumlar engellenebilir mi?
Doğum sancılarının başlamasına neden olan hormonları tespit eden Avustralyalı bilim adamları, gelecekte erken doğumları önleyebileceklerini, hatta doğum sancılarını öne alabileceklerini umuyor.
Journal of Clinical Endocrinology&Metabolism dergisinde yayımlanan makaleye göre, Newcastle’deki John-Hunter hastanesinde görevli bilim adamı Roger Smith ve ekibi, gebelik boyunca östradiol ve östriol adlı östrojenlerin dengede olduğunu, bu dengenin bozulması halinde doğum sancılarının başladığını tespit etti.
Bilim adamları, hamilelik sırasında östradiol ve östriol hormonlarının takip edilmesi sayesinde hem doğum sancılarının ne zaman başlayacağını belirleyebileceklerini, hem de hormon düzeyine yapılacak müdahalelerle sancıların erken ya da geç başlamasını sağlayabileceklerini ve böylece gelecekte erken doğumları bile önleyebileceklerini söylediler.
500 hamile kadın üzerinde yapılan araştırma sonucunda doğum yaklaştığında östradiol ve östriol hormonlarının dengede olduğunu belirleyen bilim adamları, östradiol hormonu hızla arttıktan sonra doğum sancılarının başladığını gözlemlediler.
Roger Smith, bebeğin anne karnında ölmesi durumunda da doğum sancılarının başladığını hatırlatarak, “Bu durumda östradiol düzeyi hızla düşüyor, denge östriol hormonu lehine değişiyor ve doğum sancıları yine başlıyor” dedi.


