Yakını göremeyenler için tedavi yöntemleri
Tıp dilinde Prespiyobi olarak adlandırılan yakını görememe hastalığında 40-45 yaş sonrası kişilerde yakını daha iyi görebilmek, okuyabilmek yeni teknolojiler ile mümkün.
Günümüzde estetik kaygısı, kadın erkek herkesi etkiliyor. Yaşımız ilerledikçe vücudumuz yıpranmaya başlıyor, cildimiz bollaşıyor, kırışıklıklarımız artıyor, yaşa bağlı hastalıklarımız ortaya çıkıyor. Hepimiz farklı yöntemler ile gençleşmeye çalışıyoruz. Botox, yüz gerdirme operasyonları, anti-aging, detoks programları vs. Fiziksel görüntümüz istediğimiz kadar gençleşse de yaşımızı ele veren bir yer var gözlerimiz. 40 yaş sonrasında ortak kaderimiz yakını görememe durumu karşımıza çıkıyor.
40 yaş sonrasında dünyanın en güzel kadını olarak fit bir vücut ve kırışıksız bir yüz ile restoran masasında otururken menü’yü yakın gözlükleriyle okumak yaşımızı ele veriyor. Tıp dilinde Prespiyobi olarak adlandırılan yakını görememe hastalığında 40-45 yaş sonrası kişilerde yakını daha iyi görebilmek, okuyabilmek yeni teknolojiler ile mümkün. Aslında günlük yaşantımızdaki yüksek teknolojide bu problemi tetikliyor. Cep telefonundaki küçük yazılar, sinemadaki alt yazılar, dizüstü bilgisayarların giderek küçülmesi yazıların okunması gittikçe güçleşiyor. Presbiyopi yıllara bağlı her insanda standart bir şekilde artıyor. 60’lı yaşlarda tepe noktasına ulaşan yakın görememe sıkıntısı hayatı daha da zorlaştırıyor.
Presbiyopi’den kurtulun
45 yaş sonrasında hem yakını hem de uzağı göremeyenler artık yakın gözlük kullanmak zorunda olmayacak. Katarakt ameliyatında takılan multifokal lensler, hastaların günlük aktivitelerini rahatça yapmasına olanak sağlıyor. Dünyada uzun yıllardır kullanılan fakat son yıllarda yeni tasarımlar ile birlikte gelişen multikokal lensler hastaların görmesinde önemli başarılara imza atıyor. Dünyagöz Hastaneleri’nde kullanılan yeni jenerasyon multifokal lensler çok kısa sürede gerçekleştirilen bir operasyon ile hastanın göz içine yerleştiriyor.
45 yaş sonrasında hastalara büyük kolaylık sağlayan ve günümüzde yakın ve uzak görmeyi arttırmada en güvenilir yöntemlerden biri olarak kabul edilen Multifokal Lensleri Dünyagöz Hastanesi Refraktif ve Katarakt cerrahisi doktorlarından Op.Dr. Baha Toygar ile görüştük.
Multifokal lens nedir, kimlere uygulanır?
Multifokal lens, yakını ve uzağı bir arada gösterme özelliğine sahip bir göz içi merceğidir. Dünyagöz Hastanelerinde biz bu yöntemi yaklaşık 4 senedir hastalarımıza başarı ile uyguluyoruz.
Katarakt ameliyatı sırasında takılıyor
Multifokal göz içi lens yerleştirme tekniği tamamen bir katarakt cerrahisidir. Standart katarakt ameliyatında ne yapıyorsak multifokal lens cerrahisinde de aynı işlemleri uyguluyoruz. Katarakt cerrahisinde hastanın göz içinde bulunan doğal mercek çıkartılarak yerine gözün iç yapısına uygun ve hastanın görmesini iyileştirecek bir mercek yerleştirilir. Biz bu cerrahide farklı olarak, standart (sadece uzağı gösteren, yakın için gözlük gerektiren) bir mercek yerleştirme yerine multifokal lens (yakını ve uzağı gösteren) mercekleri göz içine yerleştiriyoruz. Katarakt cerrahisi, son yıllarda daha da gelişerek, FAKO olarak adlandırılan dikişsiz yöntemin kullanılmaya başlanması ile birlikte dünyada kullanılan en güvenli en etkin göz operasyonlardan biri haline gelmiştir. Katarakt cerrahisinde günümüzde kornea üzerinde oluşturulan 2.2 mm’lik bir kesiden göz içine girilerek mercek yerleştirilmektedir. Katarakt ameliyatı lokal anestezi (damla anestezi)uygulanarak yapılmaktadır. Oldukça kısa süren ameliyat sonrasında hastanın hastanede kalmasına gerek yoktur. Ameliyat olan göz sadece bir gece kapalı kalır. Hasta ertesi gün kontrolden geçtikten sonra günlük hayatına geri döner.
Göz içine koyulan lensin fonksiyonuna dikkat
Katarakt ameliyatlarında artık kullanılan lensin kalitesi yanında fonksiyonuna da dikkat etmemiz gerekiyor. Lens kalitesinin önemi zaten biliniyor, düşük kaliteli lensler hastalara daha sonra problem olarak geri dönebiliyor. Hastaların isteğine ve tıbbi gereksinimlerine bağlı olarak monofokal (sadece uzak odaklı), astigmatı düzelten göz içi lensler, gece görüşü arttıran akıllı lensler veya uzak ve yakını gözlüksüz görmeye yarayan multifokal lensler tercih edilebilir.
Multifokal lenslerin avantajları
Multifokal, çok odaklı, tasarımına bağlı olarak yakın-uzak ve orta mesafeli diyebileceğimiz odaklama özelliğine sahip merceklerdir. Uzun yıllardır bu teknoloji dünyada kullanılmaktaydı ama bugün kullandığımız yeni jenerasyon yüksek teknolojili, yeni tasarımlı mercekler kadar başarılı değildi. Yeni jenerasyon Multifokal lensler kullandığımız hastalarda çok daha olumlu sonuçlarla karşılaştık.
Ömür boyu kalıyor
Katarakt ameliyatında takılan bu mercek ömür boyu göz içinde kalıyor. Yani hastaların takıp çıkarttıkları kontakt lens gibi bir mercek değil. Tabi ki tıbbi bir sorun olduğunda doktor tarafından değiştirilebilir.
Multifokal lensler kimlere uygulanmalı?
Öncelikle katarakt olan hastalara uygulanabilmektedir. Kataraktı olan hastalar ayrıntılı bir muayeneden geçirildikten sonra gözlerinin yapısı uygunsa bu lensleri kullanabiliyoruz. Her hastanın gözü bu tip bir ameliyata uygun olmayabilir. Kataraktı olan hastaların mesleki konumu, yaşı, sosyal aktivitesi, okuma alışkanlığı, entelektüel düzeyi de hasta seçiminde önem taşımaktadır. Kataraktı olup gözlüğü yaşantılarından tamamen çıkartmak isteyen kişiler multifokal lensler sayesinde günlük rutin işlerinizi gözlüksüz yapabilecek hale gelebiliyorlar. Bu ameliyat öncesinde hastanın detaylı bilgilendirilmesi çok önem taşıyor. Uygun hasta seçimi, uygun teknik, ameliyatın gerçekleştirildiği kurumun ve hekimin tecrübesi ve tabii ki doğru mercek seçimiyle yapılacak bu ameliyattan hasta da hekim de en iyi sonucu alacaktır.
Katarakt Hastalarına Tavsiyeler
Katarakt ameliyatı olmayı planlayan hastaların doktorlarıyla göz içerisine takılacak lensleri ayrıntılı olarak konuşmaları gerekmektedir. Uzağı ve yakını gözlüksüz gösteren multifokal bir göz içi lensi istiyorlarsa bunu doktorlarına muhakkak belirtmeleri gerekiyor. Çünkü birçok doktor eğer hastası özellikle belirtmemişse multifokal lens kullanmıyor ve göz içerisine standart monofokal bir lens yerleştirebiliyor. Bu durumda hastalar yakını gözlüksüz görme avantajını kaybediyorlar. Kullandığımız multifokal lensler, standart katarakt göz içi lenslerine göre daha pahallı. Bu nedenle multifokal göz içi mercekleri kullanılarak yapılan katarakt ameliyatlarının ücreti de standart katarakt ameliyatının ücretinden biraz daha pahalı oluyor.
KadınMAG
Şeker hastalığı göz muayenesinden anlaşılıyor
14 Kasım Diabet Haftası. Şeker hastasıysanız ve görme sorunlarınız var ise diyabet tedavisi ile birlikte 6 ayda bir düzenli olarak göz muayenesi yaptırmanız gerekiyor.
14 Kasım Diabet Haftasının yaklaştığı bu günlerde diabet hastalığı ve de göz üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerini bir kez daha hatırlatmak isteyen Dünyagöz Hastanesi doktorlarından Prof. Dr. Hüsnü Güzel “Bazı hastalarımız şeker hastalıklarını göz muayenesi sırasında öğreniyorlar. Şeker hastalığının göz arkasında yarattığı hasarların belirginliği hastanın şeker hastası olduğunu bize gösterebiliyor. Görme sorunuyla bize gelen hasta hastanemizden şeker hastası olduğunu öğrenerek ayrılıyor. Şeker hastasıysanız ve görme sorunlarınız var ise diyabet tedavisi ile birlikte 6 ayda bir düzenli olarak göz muayenesi yaptırmanız gerekiyor” diyor ve şeker hastalığının göze etkilerini ve tedavi yöntemlerini anlatıyor.
Damarlarda hasara yol açan diyabet hastalığı ilk olarak etkilerini göz ve böbreklerde gösteriyor. Sık idrara çıkma, halsizlik gibi pek çok şikâyetin yanı sıra görme sorunları ortaya çıkıyor. 20-65 yaşları arasında görülen körlüklerin bir numaralı sebebi olan diabetik retinopati de erken teşhis çok önemli. Hastalık erken dönemde kontrol altına alınmazsa gözde onarılması zor hasarlara neden olabiliyor.
Şişmanlık riski artıyor
“Diabet (şeker hastalığı) görülme oranı, obesite (şişmanlık) ve kötü beslenmeyle birlikte artmaya başladı. Ülkemizde şeker hastalığı görülme oranının diğer ülkelere göre daha fazla olduğunu da dikkate alırsak, önümüzdeki ciddi tehdidi göz ardı edemeyiz. Şeker hastalığı, kişinin yaşam kalitesini etkileyen bir hastalık ve göz, kalp damar sistemi, böbrekler gibi önemli organlarda ileri derecede tahribata yol açıyor. Ne yazık ki hastalığı çoğu kez birçok organı etkileyen bir hastalık olarak algılamıyor ve ancak şikâyetlerimiz arttıktan ve hastalık ilerledikten sonra tedavi için doktora başvuruyoruz. Oysa erken tanı konulduğunda, ve kan şekeri düzeyleri kontrol altına alındığında, şekere bağlı organların olumsuz etkilenişinin ve komplikasyonların ( yan etkiler) azaldığı, bilimsel çalışmalarla gösterildi.
Gözde şeker kör edebilir
Gözde şekerin yaptığı tahribat, sürekli artan, körlüğe kadar giden görme kaybıdır. Şeker hastalığı, tüm dünyadaki körlük nedenleri arasında başı çekmektedir. Bunda, hastaların ancak görme kaybı olunca doktora başvurmaları rol oynamaktadır. İleri ülkelerde bile, hastalığın körlüğe neden olduğu ve göz dibinde bozukluklar olduğu, düzenli takip gerektiği hastalara söylenmesine rağmen, hastaların takip ve tedaviyi kestiği bilinmektedir.
İç hastalıkları uzmanı tarafından diabet tanısı konulan hastanın en geç 6 ayda bir düzenli retina ( göz dibi, ağ tabaka) muayenelerini yaptırmaları, retina tutulumunun erken anlaşılmasını ve tedavilere “göz görürken” başlanmasını sağlayacaktır. Diabet hastasında kaybedilen görme geri gelmemektedir. Körlük, ancak erken müdahale ile önlenebilmektedir.
Erken Tedavi ile Başarı Oranı %95
Retinada, kanama, damarlardan sızıntı, damar tıkanıklıkları, ödem ( doku içinde sıvı birikmesi ) ve daha ileri safhalarda kanamaya meyilli kılcal damarlar ve yaygın bantlar, çekintiler, hatta yırtıklar gibi çok sayıda ilerleyen bozukluk oluşmakta, erken tanı ve tedavi ile bu süreç durdurulabilmektedir. Başarı oranı % 95 düzeyindedir.
Yalnız, şeker hastalığının devam ettiği dikkate alınmalı ve bu nedenle gözdeki hastalığın da ilerleyeceği ve yeni tedavilerin ve incelemelerin gerekeceği unutulmamalıdır. O andaki süreç bitmiş bile olsa, hasta 3 ayda bir görülmek ve ayrıntılı incelemeler gerek görüldüğünde tekrarlanmak durumundadır. Aksi takdirde, oluşabilecek yeni bozukluklar görmeyi düşürebilir.
Şeker hastalığı temelde kılcal damarları tutan bir hastalık olduğu için, gözün durumunu yalnız göz dibi muayenesiyle değil, standart olarak FFA ( fluorescein anjiografi) ve OCT ( retina tomografisi) ile değerlendirmek ve tedavilerimizi ona göre planlamak durumundayız. Başka testlere de gerek duyulabilir. Bu testler, sonucu değerlendirebilmek için her gerektiğinde yeniden yapılabilir.
Amacımız görmeyi korumak
Tedavideki en önemli uygulama, argon lazer uygulamasıdır. Bu tedavi, bir kaç seans sürebilir. Bazı kez çok şiddetli ve kanamaya meyilli durumlarda, ani görme kaybı ve tedaviye dirençli glokomu ( göz tansiyonu) önlemek için, retinanın tamamına lazer yapılması gerekebilir. Bu tedavi bitmeden oluşabilecek kanamaları önlemek için, göz içine kılcal damarların gerilemesini sağlayan ilaçlar verilebilir. Lazer tedavisi, sonuçlarını ancak bir kaç ay sonra gösterir ve bu arada hasta görme alanındaki daralmadan, 1-2 sıra görme azalmasından, göz önündeki noktalardan söz edebilir. Bunlar, tedavi yapılmadığında oluşacak körlük ile karşılaştırıldığında, çok önemsiz yakınmalardır. Diabette en önemli amacımız, görmeyi aynı seviyede tutabilmektir, asla “daha iyi görme” garantisi verilemez.
Çok ileri olgularda ve (göz dibi görülemediği için) kanama nedeniyle lazer yapılamayan hastalarda, vitreo-retinal cerrahi ile gözün içindeki bantlar, kanamalar temizlenerek operasyon sırasında lazer yapılabilir. Genellikle yeniden kanamayı ve dekolmanı ( retina tabakalarının ayrılması) engellemek için göz içine silikon yağı verilir ve bu ikinci bir ameliyatla geri alınır.
Diabetli hastalar, birçok kez, ayrıntıları dikkate almadıkları ve yüksek beklentiler içinde oldukları için, yararlı olmadığı düşüncesiyle tedaviyi yarıda kesmekte, geçen süre içinde görme kaybı arttığı için çareyi başka merkezlere başvurmakta bulmaktadırlar. Tedavi ile görmenin artmayacağı, tedavi yapılmış bile olsa 3 ayda bir tekrar muayene gerektiği unutulmamalıdır.
Diabet hastalarından katarakt tedavisi doğru planlanmalıdır
Ayrıca katarakt, glokom (göz tansiyonu), damar tıkanıklıkları ve görme sinirinin etkilenmesi gibi başka durumlar da tabloya eklenerek olayı karmaşık hale getirebilir. Tüm bu durumların tedavileri ve teşhis yöntemleri, retina probleminden farklıdır.
Diabet hastalarında erken katarakt ameliyatının, retinadaki kanamaları arttırdığı, hamilelik ve diğer hormonal durumların göz hastalığını ilerlettiği, kolesterol ve hipertansiyonun sıkı kontrolunun gerektiği de önemli bilgilerdir.
Tüm bu bilgilerin ışığında, tedavinin zamanında ve doğru olarak başlanması, hastanın izlenmesi, katarakt ameliyalarının planlanması açısından, hastanın bir retina uzmanı tarafından değerlendirilmesinin önemi açıktır.
Şeker hastalığı, diabet uzmanı-göz doktoru- bilinçli hasta üçgeninde, başa çıkılabilir bir hastalık olarak görülebilir.”
Sürekli ilerleyen gözlük numaralarına dikkat
Keratokonus, korneanın incelmesi ve sivrilmesiyle birlikte ciddi oranda görme kayıplarına neden olan önemli bir göz hastalığıdır. Herhangi ciddi bir belirti vermeden ilerleyen hastalık, detaylı bir göz muayenesinin yanında, ileri teknolojiye sahip bir dizi tetkik cihazları ile teşhis edilebilmektedir.
Keratokonuslu Göz
Erken teşhis ve doğru zamanda doğru tedavi yönteminin planlanması, hastalığın tedavisinde başarı için son derece önemlidir. Dünyagöz doktorlarından Op. Dr. Efekan Coşkunseven, “ Bazen hiçbir şikayeti olmayan sadece miyopi ve astigmat kusurunu lazer ile tedavi yaptırmak için gelen hastalara yapılan çok özel tetkikler sonucu keratokonus teşhisi konulabiliyor’’ diyor.
Kimler Risk Taşımakta?
• Miyop ve astigmatınız sürekli ilerliyorsa
• Kullandığınız gözlük ve lensin numaraları sürekli değişiyorsa
• Hiç bir numaralı gözlük yada lensle kaliteli görüş sağlanamıyorsa
• Sıklıkla alerjik göz hastalıkları ile karşılaşı
• Ailenizde keratokonus var ise;
Son yıllarda keratokonus hastalarında rahatsızlığın tedavi sürecinde takip edilmesi gerekliliğinden yola çıkılarak bir merkez oluşturmaya karar verdiklerini ifade eden Op. Dr. Efekan Coşkunseven, “Keratokonus Tanı ve Tedavi Merkezimiz kornea nakline kadar ilerleyebilen bu hastalığın erken teşhis, takip ve tedavisinin yapılması açısından büyük önem taşıyor. Erken teşhis ile birçok hastada kornea nakline gidiş engellenebilir ya da yavaşlatılabilir. Bu merkezde günümüzde dünyada uygulanan halka ve UV ışın tedavisi Crosslinking gibi bütün tedavi metodları uygulanabilmektedir.
Keratokonus Tedavisi Nasıl Yapılır?
Keratokonus hastalığını erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.
UV Crosslinking, Işın Tedavisi
Korneaya ,özel bir ilaç ile ultraviole ışın tedavisi uygulanır. Ağrı, acı hissedilmeden damla anestezi ile gerçekleştirilen tedavinin sonuçları son derece başarılı olup, hastalığın ilerlemesini ciddi oranda durdurmaktadır.
Kornea İçi Halka Uygulaması
UV ışın tedavisi için geç kalınmış kişilerde, kornea içine lazer ile açılan kanallara halka yerleştirme işlemidir. Halka uygulaması ile korneada oluşan sivrilik düzeltilerek daha iyi görüş sağlanır.
Kornea Nakli:
Keratokonus tedavisi için en son aşamada başvurulan yöntem kornea naklidir. Kornea naki halk arasında göz nakli olarak bilinen, aslında gözün sadece çeşitli hastalıklar sonucu bozulmuş olan en ön saydam tabakasının sağlıklı kornea dokusuyla değiştirildiği ameliyattır.
KadınMAG
Göz kanlanmasını ciddiye alın
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Yrd. Doç. Dr. Muhsin Altunsoy, göz kanlanmasının nedenlerini anlatıyor…

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Yrd. Doç. Dr. Muhsin Altunsoy, göz kanlanması varlığında özellikle tek gözde olanların daha önemli olduğunu ve hekimin reçete etmediği damlaların kullanılmaması gerektiğini belirterek “Aksi halde gözde geri dönülmez hasarlar oluşabilir” diyor.
Göz kanlanması nedir?
Göz kanlanması, gözün beyaz olan kısmının ön yüzeyini örten zar tabaka olarak bilinen konjoktiva yüzeyindeki damarların genişlemesi sonucu oluşur. Çok ender olarak da bu damarlarda olan çatlamalar kanlanmaya neden olur. Kanlanma tek bir gözde, sıklıkla da her iki gözde görülür.
Göz kanlanmasının nedenleri nelerdir?
Göz kızarıklığını oluşturan birçok neden vardır. Kanlanma genelde konjoktiva tabakasını da içeren bir tahrişe veya iltihabi sürece bağlıdır. Göz kuruluğu, allerjik reaksiyonlar, mikrobik durumlar, yabancı cisimler, travma, ani çıkışlı göz tansiyonu, üveit olarak bilinen göz içi iltihabı, kirpik dibi iltihabı, güneşe ve ultraviyole ışıklara maruziyet, sistemik hastalıklar göz kızarıklığı nedenlerinden birkaçıdır. Romatolojik hastalıklar ve tiroid hastalıklarında da gözlerde kanlanmalar görülebilir.
Gözde kan oturmaları ise belli bir bölgede yerleşimli olup genelde kol tansiyonun yüksekliğine, travmalara ve ıkınma gibi ani göğüs kafesi basıncı artışına bağlı olarak oluşur.
Kanlanma nasıl bir seyir izler?
Göz kanlanmalarının bir kısmı mikrobik konjoktivit, kornea enfeksiyonları, travma, yabancı cisim varlığı, ani çıkışlı göz tansiyonu, üveit ve ultraviyole ışığa maruziyetinde (kaynak alması) olduğu gibi ani başlangıçlı, bir kısmı da kuru göz, alerjik konjoktivit ve kirpik dibi iltihaplarında olduğu gibi daha kronik seyirlidir. Ani başlangıçlı olarak ortaya çıkanlar genelde tek gözde olurlar.
Tedavide ne yapılır?
Tek bir gözde olan kanlanmalar özellikle ağrı, sulanma ve görme kalitesinde azalmayla birlikte olduğu zaman acildirler. Daha uzun süreli, görme ve göz fonksiyonlarını bozmayanların ise uygun zamanda tedavi olmaları gerekir.Kanlanma yapan birçok farklı etken vardır. Tedavi altta yatan etkene göre yapılır.
Yabancı cisim varlığında cismin çıkartılması, ani göz tansiyonu varlığında tansiyonun düşürülmesi ve tedavisi, üveitlerde gerekli tedavinin yapılması ve sistemik rahatsızlıkların araştırılması, ultraviyole yanıklarında gözün uygun ilaçlar eşliğinde belirli süre kapatılması gerekir. Göz kızarıklığına neden olan olay göze kimyasal bir sıvının veya gazın gelmesi ise ilk yapılacak olan iş saniyeler içerisinde gözün ve çevresinin bol suyla yıkanması sonrasında en yakın sağlık merkezine ulaşılması olacaktır. Kontakt lens kullanıcılarında olan kanlanma ve ağrılarda kontakt lens kullanımı kesilip en kısa zamanda göz muayenesi yapılmalıdır. Alerjik durumlarda güneş gözlüğü ve gölgelikli şapkaların kullanımı önerilir. Şiddetli alerjik reaksiyonları tedavisi kısa sürede başlanılmalıdır..
Kanlanma durumunda yapılmaması gereken şeyler var mıdır?
Olay ani gelişimli, özellikle ışık hassasiyeti, sulanma ve ağrıyla birlikte ise en kısa zamanda göz hekimine ulaşılmalıdır. Kızarıklığı veya ağrıyı azaltan birtakım damlalar kesinlikle hekime danışılmadan kullanılmamalıdır. Bu durum tedaviden sonuç alınmasını geciktirebildiği gibi kalıcı hasarlara da neden olabilmektedir.
KadınMAG
Gözyaşı dökmek sağlık için yararlı
Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Umut Aslı Dinç, gözyaşı yetersizliği veya bozukluğunun kuru göz hastalığına yol açtığını belirterek “Kuru göz hastalığında gözde batma, yanma kızarıklık, bulanık görme gibi belirtiler olur. Kişinin günlük hayatını etkileyebilecek şekilde rahatsızlık verebilir. Gözyaşının görevi sadece gözün ön tabakasını ıslatmak ve nemli tutmak değil ayrıca içerisindeki maddelerle enfeksiyonlara karşı direnç kazandırmak ve göz dokularının beslenmesine katkıda bulunmaktadır. Günümüzde özellikle bilgisayar kullanımı ve kontakt lens kullanımı nedeniyle kuru göz hastalığına benzer şikâyetler oldukça sık olarak karşımıza çıkmaktadır” diyor
Çok ağlayanlara halk arasında “sulugöz” denir. Oysa sulugöz olmanın bir taraftan da iyi bir şey olduğunu biliyor muydunuz? Akan gözyaşı, gözleri sulandırdığı için göz sağlığı için de önem taşıyor. Gözyaşı yetersizliği ise “kuru göz” hastalığını ortaya çıkarıyor. Gözümüzün ön tabakasını sulayan ve besleyen gözyaşının yetersizliği nedeni ile ortaya çıkan kuru göz hastalığı ile ilgili Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Umut Aslı Dinç, şunları söylüyor:
“Özellikle, romatizma hastalıkları olan kişilerde eklemlerdeki ve bağ dokusundaki bozuklukların yanı sıra gözyaşını üreten gözyaşı bezleri de etkilendiği için sıvı salgılanması azalmaktadır. Bunun dışında özellikle orta yaş sonrasındaki kadınlarda hormonal değişiklikler nedeniyle gözyaşı üretimi azalabilir. Ayrıca romatizma ve bağ doku hastalıklarında, bazı ağır sistemik tedaviler gören hastalarda gözyaşı bezlerinde üretilen gözyaşının göz yüzeyine doğru iletildiği kanallarda daralmalar olabilir ve kuru göz hastalığı ortaya çıkabilir. Ayrıca gözyaşı bezinde travmalar, cerrahiler sonrasında hasar meydana geldiğinde yine gözyaşı üretimi azalabilir. Göz kapaklarındaki sorunlar, göz kapaklarını içe veya dışa dönmesi, herhangi bir nedenle özellikle travma veya kazalar sonrasında meydana gelen göz kapağı dokusundaki defektler, yüz felci geçiren kişilerde göz kapaklarının kapanmaması gibi mekanik nedenlere bağlı olarak mevcut gözyaşı çok çabuk buharlaşarak kuru göz hastalığına neden olabilir.”
Dr. Dinç, kuru göz hastalığının belirtileri konusunda ise şu bilgileri veriyor:
“Gözde batma, yanma, kızarıklık, kanlanma, bulanık görme olabilir. Bazı hastalarda şikâyetler sadece yanma ve batma gibi hafif düzeyde olabileceği gibi ağır kuru göz hastalarında kornea dokusunda kapanmayan ülserler ve enfeksiyonlar oluşabilir.”
Bilgisayara çok bakmak da zararlı
Kuru göz hastalığına benzer şikâyetlerin bilgisayara çok bakanlarda görüldüğüne de dikkat çeken Dr. Dinç, “Normalde 5–10 saniyede bir refleks olarak göz kırpıyoruz. Ancak bilgisayar kullanırken, kitap okurken, televizyon izlerken veya herhangi bir nedenle dikkatimizi yoğunlaştırarak yaptığımız işlerde göz kırpmayı unutuyoruz. Bu durumda da gözde suni bir kuruluk oluyor. Her gözümüzü kırptığımızda göz kapakları mevcut gözyaşını tüm göz yüzeyine dağıtıyor ve böylece hem göz yüzeyi nemleniyor hem de besleniyor. Ama göz kırpmadığımızda gözyaşı sadece belirli alanda kalıyor, diğer alanlar kuru kalıyor ve şikayetler ortaya çıkıyor. Bu nedenle kişilerin özellikle bilgisayar kullandıkları veya dikkat gerektiren işler yaptıkları sırada sık sık göz kırpmayı kendilerine alışkanlık haline getirmeleri, yaklaşık olarak yarım saatte bir ara vermeleri gerekmektedir. Her şeye rağmen ciddi şikayetleri varsa da tedavi için bir göz hekimine başvurmaları gerekmektedir” diyor.
Kuru göz teşhisi konduktan sonra yapılacakları ise Dr. Dinç şöyle anlatıyor:
“Kuru göz hastalığında tedavi belirti ve bulguların şiddetine göre yapılmaktadır. Hafif şiddetteki olgularda gözyaşı damlaları ve merhemleri kullanılmaktadır. Daha ileri olgularda göz pınarları geçici veya kalıcı olarak tıkanabilir, gözyaşı üretimini arttıran bazı özel tedaviler uygulanabilir. Altta yatan romatizma ya da bağ dokusu hastalıkları varsa muhakkak Romatoloji doktorları tarafından esas hastalığın tedavisinin gerçekleştirilmesinin yanı sıra mevcut bulgulara göre gereken göz tedavisi yapılmalıdır. Ayrıca gerekirse göz kapaklarında defektler veya bozukluklar cerrahi olarak düzeltilmektedir.”
KadınMAG

