Keratakonus hastalarına müjde
Gözümüzün saat camı gibi bombeli görünen ön kısmının yani Korneanın incelerek, dışa doğru normalden fazla sivrileşmesi ile oluşan ve ilerleyen bir göz rahatsızlığı olan keratokonus hastaları için; en üstün teknolojiyi ile üretilmiş, özellikleri ve faydaları bakımından daha önce benzeri olmayan bir keratokonus tedavi dönemi başladı.
Genel olarak tüm dünyada yapılmış bilimsel araştırmalardan elde edilen veriler bu hastalığın her 2 bin hastanın 1’inde görüldüğünü işaret ediyor. Bu da ortalama olarak 72 milyon Türkiye nüfusunun yaklaşık 40 bin’inin keratokonus hastası olduğu sonucunu doğuruyor. Son yıllardaki araştırmalar bu hastalığın Akdeniz ve Ortadoğu’da bulunan Türkiye, İran, Irak, Suudi Arabistan, Mısır, Dubai gibi tozlu sıcak ülkelerin hastalığı olarak ta biliyor. En önemlisi de hastalığın bizim bölgelerimizde çok daha yüksek seviyelerde görüldüğü gerçeğidir. Hastalık için alternatif çözümlerden biri olan kontakt lensler ile ilgili Dünyagöz hastanesi Türkiye’de ilk defa hastalarını normal görüşe kavuşturan ClearKone Hybrid adında yeni bir ürün kullanmaya başladı.
ClearKone Hybrid kontakt lensi gün boyunca hiçbir kaşınma, yanma problemi olmadan rahatca kullanılabiliyor. En önemlisi hastaları neredeyse sağlıklı bir insanın görüş seviyesine kavuşturuyor. Keratakonus hastalığının ilerlemesinde koruyucu olan bu lenslerin kullanımı tıpkı yumuşak lensler kadar kolay. Erken, ılımlı ya da ilerlemiş seviyede keratokonus hastaları için; kişiye özel dizayn edilmiş, yumuşak ve sert lensin avantajlarını birleştirip, dezavantajları elimine etmiş bir tasarım olarak tedavi çözümlerinde yerini aldı.
Yeni lenslerle hayat artık daha “rahat!”
ClearKone hybrid lensi sert değil. Yumuşak olması nedeniyle gözü rahatsız etmiyor. Bu mucizevî lensler en çok ta
hareketli yaşam tarzına sahip kişiler ve sporcular için büyük rahatlık sağlıyor; hastaların en çok şikâyet ettiği ve zorlandığı aktif yaşamlarında, örneğin spor yaparken kontakt lenslerinin haddinden fazla hareket etmesi veya en olmadık zamanlarda gözden fırlaması gibi kotu tecrübelerine son veriyor.
Dünyagöz Hastaneleri Grubu Keratokonus tanı ve tedavi merkezi doktorlarından uzman Dr. Efekan COŞKUNSEVEN “Keratakonus hastaları için görmedeki bulanıklığı ve deformasyonu giderecek konforlu, sağlıklı ve kolay bir yol bulmalak son derece önemlidir. İleri seviyedeki keratakonus hastalarımızda bile başarı sağladığımız “ClearKone Hybrid” kontakt lensi hastalarımızın görme yetisini neredeyse sağlıklı bir insanınki kadar geri kazandırıyor ve hayatlarını istikrarlı ve sağlıklı bir görme yetisi ile değiştiriyor. “ClearKone Hybrid” in önemli kullanım avantajlarından biri de yumuşak olmasıdır. Gözü rahatsız etmez. Ancak bundan önceki yumuşak kontakt lensler kullanım kolaylıklarının olmasına rağmen keratokonusa bağlı göz bozukluklarını yeterli derecede düzeltemezlerdi.
Sert lenslerin de pek çok kullanım güçlükleri hastaların hayatında bir kâbus olabiliyordu. Yeni teknolojiyle üretilmiş bu yumuşak lenslerin kullanımı son derece rahat ve kornea merkezine uyumludur; bu yönü ile hastalarımızın hareketli hayatlarına uyum sağlayabiliyor. Dünyagöz Hastaneleri Grubu olarak Göz sağlığı konusunda gerek uluslararası gerek yurt çapındaki konumumuz itibariyle Dünyadaki en yeni ve güvenilir teknolojilerini hastalarımızın hizmetine sunmayı görev olarak kabul ediyoruz. Grubumuz en yeni tedavi yöntemlerinin takipçisi olamaya devam edecektir” dedi.
Yakını göremeyenler için tedavi yöntemleri
Tıp dilinde Prespiyobi olarak adlandırılan yakını görememe hastalığında 40-45 yaş sonrası kişilerde yakını daha iyi görebilmek, okuyabilmek yeni teknolojiler ile mümkün.
Günümüzde estetik kaygısı, kadın erkek herkesi etkiliyor. Yaşımız ilerledikçe vücudumuz yıpranmaya başlıyor, cildimiz bollaşıyor, kırışıklıklarımız artıyor, yaşa bağlı hastalıklarımız ortaya çıkıyor. Hepimiz farklı yöntemler ile gençleşmeye çalışıyoruz. Botox, yüz gerdirme operasyonları, anti-aging, detoks programları vs. Fiziksel görüntümüz istediğimiz kadar gençleşse de yaşımızı ele veren bir yer var gözlerimiz. 40 yaş sonrasında ortak kaderimiz yakını görememe durumu karşımıza çıkıyor.
40 yaş sonrasında dünyanın en güzel kadını olarak fit bir vücut ve kırışıksız bir yüz ile restoran masasında otururken menü’yü yakın gözlükleriyle okumak yaşımızı ele veriyor. Tıp dilinde Prespiyobi olarak adlandırılan yakını görememe hastalığında 40-45 yaş sonrası kişilerde yakını daha iyi görebilmek, okuyabilmek yeni teknolojiler ile mümkün. Aslında günlük yaşantımızdaki yüksek teknolojide bu problemi tetikliyor. Cep telefonundaki küçük yazılar, sinemadaki alt yazılar, dizüstü bilgisayarların giderek küçülmesi yazıların okunması gittikçe güçleşiyor. Presbiyopi yıllara bağlı her insanda standart bir şekilde artıyor. 60’lı yaşlarda tepe noktasına ulaşan yakın görememe sıkıntısı hayatı daha da zorlaştırıyor.
Presbiyopi’den kurtulun
45 yaş sonrasında hem yakını hem de uzağı göremeyenler artık yakın gözlük kullanmak zorunda olmayacak. Katarakt ameliyatında takılan multifokal lensler, hastaların günlük aktivitelerini rahatça yapmasına olanak sağlıyor. Dünyada uzun yıllardır kullanılan fakat son yıllarda yeni tasarımlar ile birlikte gelişen multikokal lensler hastaların görmesinde önemli başarılara imza atıyor. Dünyagöz Hastaneleri’nde kullanılan yeni jenerasyon multifokal lensler çok kısa sürede gerçekleştirilen bir operasyon ile hastanın göz içine yerleştiriyor.
45 yaş sonrasında hastalara büyük kolaylık sağlayan ve günümüzde yakın ve uzak görmeyi arttırmada en güvenilir yöntemlerden biri olarak kabul edilen Multifokal Lensleri Dünyagöz Hastanesi Refraktif ve Katarakt cerrahisi doktorlarından Op.Dr. Baha Toygar ile görüştük.
Multifokal lens nedir, kimlere uygulanır?
Multifokal lens, yakını ve uzağı bir arada gösterme özelliğine sahip bir göz içi merceğidir. Dünyagöz Hastanelerinde biz bu yöntemi yaklaşık 4 senedir hastalarımıza başarı ile uyguluyoruz.
Katarakt ameliyatı sırasında takılıyor
Multifokal göz içi lens yerleştirme tekniği tamamen bir katarakt cerrahisidir. Standart katarakt ameliyatında ne yapıyorsak multifokal lens cerrahisinde de aynı işlemleri uyguluyoruz. Katarakt cerrahisinde hastanın göz içinde bulunan doğal mercek çıkartılarak yerine gözün iç yapısına uygun ve hastanın görmesini iyileştirecek bir mercek yerleştirilir. Biz bu cerrahide farklı olarak, standart (sadece uzağı gösteren, yakın için gözlük gerektiren) bir mercek yerleştirme yerine multifokal lens (yakını ve uzağı gösteren) mercekleri göz içine yerleştiriyoruz. Katarakt cerrahisi, son yıllarda daha da gelişerek, FAKO olarak adlandırılan dikişsiz yöntemin kullanılmaya başlanması ile birlikte dünyada kullanılan en güvenli en etkin göz operasyonlardan biri haline gelmiştir. Katarakt cerrahisinde günümüzde kornea üzerinde oluşturulan 2.2 mm’lik bir kesiden göz içine girilerek mercek yerleştirilmektedir. Katarakt ameliyatı lokal anestezi (damla anestezi)uygulanarak yapılmaktadır. Oldukça kısa süren ameliyat sonrasında hastanın hastanede kalmasına gerek yoktur. Ameliyat olan göz sadece bir gece kapalı kalır. Hasta ertesi gün kontrolden geçtikten sonra günlük hayatına geri döner.
Göz içine koyulan lensin fonksiyonuna dikkat
Katarakt ameliyatlarında artık kullanılan lensin kalitesi yanında fonksiyonuna da dikkat etmemiz gerekiyor. Lens kalitesinin önemi zaten biliniyor, düşük kaliteli lensler hastalara daha sonra problem olarak geri dönebiliyor. Hastaların isteğine ve tıbbi gereksinimlerine bağlı olarak monofokal (sadece uzak odaklı), astigmatı düzelten göz içi lensler, gece görüşü arttıran akıllı lensler veya uzak ve yakını gözlüksüz görmeye yarayan multifokal lensler tercih edilebilir.
Multifokal lenslerin avantajları
Multifokal, çok odaklı, tasarımına bağlı olarak yakın-uzak ve orta mesafeli diyebileceğimiz odaklama özelliğine sahip merceklerdir. Uzun yıllardır bu teknoloji dünyada kullanılmaktaydı ama bugün kullandığımız yeni jenerasyon yüksek teknolojili, yeni tasarımlı mercekler kadar başarılı değildi. Yeni jenerasyon Multifokal lensler kullandığımız hastalarda çok daha olumlu sonuçlarla karşılaştık.
Ömür boyu kalıyor
Katarakt ameliyatında takılan bu mercek ömür boyu göz içinde kalıyor. Yani hastaların takıp çıkarttıkları kontakt lens gibi bir mercek değil. Tabi ki tıbbi bir sorun olduğunda doktor tarafından değiştirilebilir.
Multifokal lensler kimlere uygulanmalı?
Öncelikle katarakt olan hastalara uygulanabilmektedir. Kataraktı olan hastalar ayrıntılı bir muayeneden geçirildikten sonra gözlerinin yapısı uygunsa bu lensleri kullanabiliyoruz. Her hastanın gözü bu tip bir ameliyata uygun olmayabilir. Kataraktı olan hastaların mesleki konumu, yaşı, sosyal aktivitesi, okuma alışkanlığı, entelektüel düzeyi de hasta seçiminde önem taşımaktadır. Kataraktı olup gözlüğü yaşantılarından tamamen çıkartmak isteyen kişiler multifokal lensler sayesinde günlük rutin işlerinizi gözlüksüz yapabilecek hale gelebiliyorlar. Bu ameliyat öncesinde hastanın detaylı bilgilendirilmesi çok önem taşıyor. Uygun hasta seçimi, uygun teknik, ameliyatın gerçekleştirildiği kurumun ve hekimin tecrübesi ve tabii ki doğru mercek seçimiyle yapılacak bu ameliyattan hasta da hekim de en iyi sonucu alacaktır.
Katarakt Hastalarına Tavsiyeler
Katarakt ameliyatı olmayı planlayan hastaların doktorlarıyla göz içerisine takılacak lensleri ayrıntılı olarak konuşmaları gerekmektedir. Uzağı ve yakını gözlüksüz gösteren multifokal bir göz içi lensi istiyorlarsa bunu doktorlarına muhakkak belirtmeleri gerekiyor. Çünkü birçok doktor eğer hastası özellikle belirtmemişse multifokal lens kullanmıyor ve göz içerisine standart monofokal bir lens yerleştirebiliyor. Bu durumda hastalar yakını gözlüksüz görme avantajını kaybediyorlar. Kullandığımız multifokal lensler, standart katarakt göz içi lenslerine göre daha pahallı. Bu nedenle multifokal göz içi mercekleri kullanılarak yapılan katarakt ameliyatlarının ücreti de standart katarakt ameliyatının ücretinden biraz daha pahalı oluyor.
KadınMAG
Şeker hastalığı göz muayenesinden anlaşılıyor
14 Kasım Diabet Haftası. Şeker hastasıysanız ve görme sorunlarınız var ise diyabet tedavisi ile birlikte 6 ayda bir düzenli olarak göz muayenesi yaptırmanız gerekiyor.
14 Kasım Diabet Haftasının yaklaştığı bu günlerde diabet hastalığı ve de göz üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerini bir kez daha hatırlatmak isteyen Dünyagöz Hastanesi doktorlarından Prof. Dr. Hüsnü Güzel “Bazı hastalarımız şeker hastalıklarını göz muayenesi sırasında öğreniyorlar. Şeker hastalığının göz arkasında yarattığı hasarların belirginliği hastanın şeker hastası olduğunu bize gösterebiliyor. Görme sorunuyla bize gelen hasta hastanemizden şeker hastası olduğunu öğrenerek ayrılıyor. Şeker hastasıysanız ve görme sorunlarınız var ise diyabet tedavisi ile birlikte 6 ayda bir düzenli olarak göz muayenesi yaptırmanız gerekiyor” diyor ve şeker hastalığının göze etkilerini ve tedavi yöntemlerini anlatıyor.
Damarlarda hasara yol açan diyabet hastalığı ilk olarak etkilerini göz ve böbreklerde gösteriyor. Sık idrara çıkma, halsizlik gibi pek çok şikâyetin yanı sıra görme sorunları ortaya çıkıyor. 20-65 yaşları arasında görülen körlüklerin bir numaralı sebebi olan diabetik retinopati de erken teşhis çok önemli. Hastalık erken dönemde kontrol altına alınmazsa gözde onarılması zor hasarlara neden olabiliyor.
Şişmanlık riski artıyor
“Diabet (şeker hastalığı) görülme oranı, obesite (şişmanlık) ve kötü beslenmeyle birlikte artmaya başladı. Ülkemizde şeker hastalığı görülme oranının diğer ülkelere göre daha fazla olduğunu da dikkate alırsak, önümüzdeki ciddi tehdidi göz ardı edemeyiz. Şeker hastalığı, kişinin yaşam kalitesini etkileyen bir hastalık ve göz, kalp damar sistemi, böbrekler gibi önemli organlarda ileri derecede tahribata yol açıyor. Ne yazık ki hastalığı çoğu kez birçok organı etkileyen bir hastalık olarak algılamıyor ve ancak şikâyetlerimiz arttıktan ve hastalık ilerledikten sonra tedavi için doktora başvuruyoruz. Oysa erken tanı konulduğunda, ve kan şekeri düzeyleri kontrol altına alındığında, şekere bağlı organların olumsuz etkilenişinin ve komplikasyonların ( yan etkiler) azaldığı, bilimsel çalışmalarla gösterildi.
Gözde şeker kör edebilir
Gözde şekerin yaptığı tahribat, sürekli artan, körlüğe kadar giden görme kaybıdır. Şeker hastalığı, tüm dünyadaki körlük nedenleri arasında başı çekmektedir. Bunda, hastaların ancak görme kaybı olunca doktora başvurmaları rol oynamaktadır. İleri ülkelerde bile, hastalığın körlüğe neden olduğu ve göz dibinde bozukluklar olduğu, düzenli takip gerektiği hastalara söylenmesine rağmen, hastaların takip ve tedaviyi kestiği bilinmektedir.
İç hastalıkları uzmanı tarafından diabet tanısı konulan hastanın en geç 6 ayda bir düzenli retina ( göz dibi, ağ tabaka) muayenelerini yaptırmaları, retina tutulumunun erken anlaşılmasını ve tedavilere “göz görürken” başlanmasını sağlayacaktır. Diabet hastasında kaybedilen görme geri gelmemektedir. Körlük, ancak erken müdahale ile önlenebilmektedir.
Erken Tedavi ile Başarı Oranı %95
Retinada, kanama, damarlardan sızıntı, damar tıkanıklıkları, ödem ( doku içinde sıvı birikmesi ) ve daha ileri safhalarda kanamaya meyilli kılcal damarlar ve yaygın bantlar, çekintiler, hatta yırtıklar gibi çok sayıda ilerleyen bozukluk oluşmakta, erken tanı ve tedavi ile bu süreç durdurulabilmektedir. Başarı oranı % 95 düzeyindedir.
Yalnız, şeker hastalığının devam ettiği dikkate alınmalı ve bu nedenle gözdeki hastalığın da ilerleyeceği ve yeni tedavilerin ve incelemelerin gerekeceği unutulmamalıdır. O andaki süreç bitmiş bile olsa, hasta 3 ayda bir görülmek ve ayrıntılı incelemeler gerek görüldüğünde tekrarlanmak durumundadır. Aksi takdirde, oluşabilecek yeni bozukluklar görmeyi düşürebilir.
Şeker hastalığı temelde kılcal damarları tutan bir hastalık olduğu için, gözün durumunu yalnız göz dibi muayenesiyle değil, standart olarak FFA ( fluorescein anjiografi) ve OCT ( retina tomografisi) ile değerlendirmek ve tedavilerimizi ona göre planlamak durumundayız. Başka testlere de gerek duyulabilir. Bu testler, sonucu değerlendirebilmek için her gerektiğinde yeniden yapılabilir.
Amacımız görmeyi korumak
Tedavideki en önemli uygulama, argon lazer uygulamasıdır. Bu tedavi, bir kaç seans sürebilir. Bazı kez çok şiddetli ve kanamaya meyilli durumlarda, ani görme kaybı ve tedaviye dirençli glokomu ( göz tansiyonu) önlemek için, retinanın tamamına lazer yapılması gerekebilir. Bu tedavi bitmeden oluşabilecek kanamaları önlemek için, göz içine kılcal damarların gerilemesini sağlayan ilaçlar verilebilir. Lazer tedavisi, sonuçlarını ancak bir kaç ay sonra gösterir ve bu arada hasta görme alanındaki daralmadan, 1-2 sıra görme azalmasından, göz önündeki noktalardan söz edebilir. Bunlar, tedavi yapılmadığında oluşacak körlük ile karşılaştırıldığında, çok önemsiz yakınmalardır. Diabette en önemli amacımız, görmeyi aynı seviyede tutabilmektir, asla “daha iyi görme” garantisi verilemez.
Çok ileri olgularda ve (göz dibi görülemediği için) kanama nedeniyle lazer yapılamayan hastalarda, vitreo-retinal cerrahi ile gözün içindeki bantlar, kanamalar temizlenerek operasyon sırasında lazer yapılabilir. Genellikle yeniden kanamayı ve dekolmanı ( retina tabakalarının ayrılması) engellemek için göz içine silikon yağı verilir ve bu ikinci bir ameliyatla geri alınır.
Diabetli hastalar, birçok kez, ayrıntıları dikkate almadıkları ve yüksek beklentiler içinde oldukları için, yararlı olmadığı düşüncesiyle tedaviyi yarıda kesmekte, geçen süre içinde görme kaybı arttığı için çareyi başka merkezlere başvurmakta bulmaktadırlar. Tedavi ile görmenin artmayacağı, tedavi yapılmış bile olsa 3 ayda bir tekrar muayene gerektiği unutulmamalıdır.
Diabet hastalarından katarakt tedavisi doğru planlanmalıdır
Ayrıca katarakt, glokom (göz tansiyonu), damar tıkanıklıkları ve görme sinirinin etkilenmesi gibi başka durumlar da tabloya eklenerek olayı karmaşık hale getirebilir. Tüm bu durumların tedavileri ve teşhis yöntemleri, retina probleminden farklıdır.
Diabet hastalarında erken katarakt ameliyatının, retinadaki kanamaları arttırdığı, hamilelik ve diğer hormonal durumların göz hastalığını ilerlettiği, kolesterol ve hipertansiyonun sıkı kontrolunun gerektiği de önemli bilgilerdir.
Tüm bu bilgilerin ışığında, tedavinin zamanında ve doğru olarak başlanması, hastanın izlenmesi, katarakt ameliyalarının planlanması açısından, hastanın bir retina uzmanı tarafından değerlendirilmesinin önemi açıktır.
Şeker hastalığı, diabet uzmanı-göz doktoru- bilinçli hasta üçgeninde, başa çıkılabilir bir hastalık olarak görülebilir.”
Diş sağlığı için fırçalamak yetmiyor
Fırçalanmasının yanı sıra günde en az bir kez diş ipi ile temizlemek gerekiyor… Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlter Uzel, diş hastalıklarının, başta göz, kalp ve böbrek sorunlarına zemin hazırladığına dikkati çekerek sağlıklı bir yaşam sürdürmek için dişleri düzenli olarak fırçalamanın yanı sıra günde en az bir kez aralarının iple temizlenmesi gerektiğini bildirdi.
Prof. Dr. Uzel, ağız ve diş sağlığının üzerinde hassasiyetle durulması gereken önemli bir konu olduğunu vurgulayarak, kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye’de yaşayanların artık dişini fırçalama konusunda duyarlı bir yaklaşım sergilemeye başladığını belirten Prof. Dr. Uzel, “Dişleri doğru ve belli kurallara göre özenle fırçalamak gerekli. Her gün en az 3 dakika, sabah ve gece yatmadan önce dişleri fırçalamalıyız. Altın kural, tüm yüzeyi, etinden diş ucuna doğru fırçalamaktır” dedi.
Prof. Dr. Uzel, yapılan araştırmaların fırçalamanın diş çürüğünü yarı yarıya azalttığını gösterdiğini kaydederek, şunları söyledi:
“Ancak bu yeterli olmuyor. Fırçanın ulaşamadığı bölümler var. Özellikle çapraşık dişler ya da ağızda sabit protezler varsa, ortodontik tedavi uygulanıyorsa sorun daha da büyüyor. Burada diş ipi devreye giriyor. İp kullanımı diş aralarının daha etkili temizlenmesini sağlıyor. Ayrıca iki diş arasında ‘gizli çürük’ veya diş taşı olabiliyor. Bu uygulamada eğer iplikte tiftiklenme oluyor ise bu çürük habercisidir. Acilen gerekli önlemin alınması gerekiyor.”
ABD ve Avrupa ülkelerinde diş ipi kullanımının yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Uzel, insanların yoğun ortamlarda bile bunu rahatlıkla uyguladıklarını anlattı. Prof. Dr. Uzel, “Bu yöntem son derece sağlıklı. Her gün mutlaka fırçalamadan önce dişlerin iple bir defa temizlenmesi gerekir. Türkiye’de de bu uygulamanın alışkanlık haline getirilmesi sağlanmalıdır” dedi.
Olası rahatsızlıkların önlenebilmesi için öncelikle diş fırçalama alışkanlığının kazanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Uzel, “Bu alışkanlığı kazananlar ise bunu sürdürmeli, henüz kazanmayanlar da bu konuyu ciddiye almaları gerekli. Nasıl her gün yüzümüzü yıkıyor, saçımızı tarıyorsak dişimizi de bu bakımın içerisine almalıyız. Ayrıca hekime gitme alışkanlığı kazanılması gerekir” diye konuştu.
“Dişinizi ihmal etmeyin”
Prof. Dr. Uzel, dişin kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulunarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sorunlu bir diş var ve tedavi edilmez ise diş köklerindeki iltihap dokusu vücuda yayılarak, başta göz olmak üzere kalp ve böbrek rahatsızlıklarına neden olabiliyor. Bu sorun, kalp rahatsızlıklarında, endo kalp denen bölgede iltihaplanmaya ve kalp romatizmasına benzer olayların meydana gelmesinde etkili olabiliyor. Gözlerde ise odak enfeksiyonuna neden olduğu görülüyor. Ayrıca diş eksikliği olanlar çiğneme işlemlerini tam anlamıyla yapamazlar, bu nedenle de mide ve sindirim şikayetleri yaşayabilirler. Tüm bu nedenlerden dolayı dişlerimizi ihmal etmeyip, sorunlu dişimiz var ise acilen hekime başvurarak tedavisini gerçekleştirmek gerekiyor. Sağlık, ağızdan başlar. Nasıl insanın elleri, ayakları, kulağı, burnu bir organ ise diş için de aynı durum söz konusudur. Her dişi bir organ kabul edip bakımını iyi yapmak gerekir.”
A.A.

