Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Tam 6284 kez hastalanıyoruz…

15 Şubat 2010 Handan Güner  
Kategori: Pratik Bilgiler

grip1Bir kişinin ömrü boyunca 6284 kez ufak tefek rahatsızlıklar geçirdiği bildirildi.

Daily Mail’in internet sitesindeki habere göre, Birleşik Krallık’ta yapılan bir araştırma, bir insanın yılda yaklaşık 80 kez, baş ağrısı, kramp girmesi, sırt ağrısı ve soğuk algınlığı gibi hafif rahatsızlıklar geçirdiğini ortaya koydu.

Buna göre, yılda 21 gün ağrı kesici ilaçlar kullanıyoruz. Ortalama 78,5 yaşına kadar yaşadığımız varsayılırsa, ağrı kesici ilaç kullandığımız gün sayısı 1649 oluyor.

3000 yetişkin üzerinde yapılan araştırmaya göre, en yaygın diğer bir şikayet sık sık giren kramplar. Kramplar bir kişiyi yılda 19 gün etkiliyor ki bu da bir ömürde 1492′yi buluyor.

Yılda en az 16 kez baş ağrısı çekiliyor ve bu yaşam boyunca 1256 baş ağrısına tekabül ediyor. Araştırmaya göre ortalama bir Britanyalı yılda 14 kez, bir ömürde 1099 kez sırt ağrısı çekiyor.

Araştırmayı yaptıran şirketin yetkilisi, araştırmanın, bu rahatsızlıkların önemsizmiş gibi görünmesine karşın, toplamda ne kadar yıkıcı olabileceğini gösterdiğini belirterek, bu rakamlara ciddi hastalıkların dahil olmadığını hatırlattı.

Ömrümüzde en çok mustarip olduğumuz diğer hafif rahatsızlıklarsa kas çekilmesi, boyun tutulması, mide ve karın ağrıları veya bozuklukları, burun kanamaları ve bilek burkulması.

Eklem romatizması nasıl tedavi edilir?

13 Ocak 2010 admin  
Kategori: Sağlık

bel_agrisiEklem romatizmasını engellemek için kilo vermek şart
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Duygu Geler Külcü, eklem romatizmasını engellemek için kilo vermenin şart olduğunu belirtiyor.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Duygu Geler Külcü, toplumda çok sık rastlanan eklem romatizmasında fazla kilonun çok olumsuz etki yaptığını belirterek “Eklemlere binen yük arttığında hasar da fazla oluyor” diyor.

Eklem kireçlenmesi nedir?
Eklem romatizması olarak da adlandırılan eklem kireçlenmesi, eklem kıkırdağının ve altındaki kemiğin genetik ya da diğer sebeplerle incelmesi, yıpranması ve fonksiyonunu kaybetmesi sonucu oluşan bir hastalıktır. Toplumda görülme sıklığı çok fazladır. Kadınlarda da daha sık rastlanan eklem romatizması daha çok diz, kalça ve ellerde görülür.

Belirtileri nelerdir?
Eklemlerde ağrı, özellikle sabahları tutukluk ya da uzun süre oturup kalktığında tutukluk, bazen lokal şişlikler, ileri durumlarda eklemlerde şekil bozuklukları da olabilir.

Eklem romatizması başka hastalıklarla karıştırılır mı?
Evet en çok iltihaplı eklem romatizması ile karıştırılıyor. Gelen hastalar bu nedenle panik halde bize gelebiliyor. Kişilerin bunu ayırt etmesi için en önemli kriter sabah oluşan tutukluğun süresidir. Eklem romatizmasında tutukluk kısadır, iltihaplı eklem romatizmasında ise tutukluk öğlene kadar sürebilir, belirgin şişlikler olur, eklemde ısı artışı belirgin olur ve uykudan uyandıran ağrılar olur.

Eklem romatizmasının tedavisi nasıldır?
Öncelikle hastanın eğitimi büyük önem taşır. Eğitimde yapması ve yapmaması gereken şeyleri anlatıyoruz. Örneğin kişinin kilosu fazlaysa yük taşıyan eklemlere binen yükün fazla olmaması gerektiğinden eğitimde kişinin kilo vermesi gerekir. İkinci olarak uygun egzersizi tespit ediyoruz. Hem aşırı egzersiz hem de hareketsizlik eklem kireçlenmesi için risklidir. O nedenle hasar gören ekleminin durumuna göre kişiye uygun egzersizi öneriyoruz. Kişiye gerekliyse ağrı kesici antienflamatuar ilaçları da kullanabiliyoruz. Genellikle bu hastalık grubu ileri yaş hastalarında görülür. Uzun süreli ilaç kullanımı böbrek ve karaciğer fonksiyonlarında bozulmaya yol açabileceğinden çok gerekmedikçe ilaç yerine fizik tedavi yöntemleri ve egzersiz öneriyoruz.

Hastalığın erken yakalanması tedavide etkili oluyor mu?
Eklem romatizmasının erken dönemde yakalanmışsa bazı ilaçlar ve fizik tedavi yöntemleriyle hastalık yavaşlatılabiliyor. Ancak geç gelinmişse başarı oranı düşüyor.

Fizik tedavinin süresi yaklaşık ne kadardır?
Fizik tedavinin seans süresi uygulanan tedavi yöntemlerine göre değişmekle birlikte yaklaşık 1 saattir ve genel olarak 15 seans yani 3 hafta uygulanır. Genellikle yılda bir kez tekrarlanması gerekebilir.

KadınMAG

Dikkat: Plastik biberon ve kaplar ölüm saçıyor!

Dr. Selmin Çetin DoğanPlastikteki tehlike: Bisfenol-A (BPA)
Son aylarda diğer kimyasallarla kombine olarak plastik yapımında kullanılan bir madde olan Bisfenol A veya kısa adıyla BPA hakkında medyada sık sık bazı haberler çıkıyor. Yapılan bazı araştırmalar bu maddenin sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ettiğini gösterirken bazı kesimlerden de bu çalışma sonuçlarına itirazlar geliyor. Bu itirazlarda; BPA’nın ancak çok aşırı ısıtıldığında veya olamayacak kadar yüksek miktarlarına maruz kalındığında ya da BPA içeren eşyanın aşırı hasar görmesiyle ortaya çıkabileceğini, dolayısıyla BPA’nın nadir ortaya çıkacak bu durumlar haricinde güvenli bir madde olduğu iddia ediliyor. Ülkemizde bu itirazlar ön plandayken özellikle Amerika ve Kanada’da BPA aleyhine olan bilimsel çalışma sonuçları dikkate alınarak bu maddenin üretimde kullanılmasından vazgeçiliyor ve yeni seçenekler aranıyor. BPA konusu çok önemli çünkü BPA polikarbonat yapımında; polikarbonat da biberonlar, yalancı emzikler, su damacanaları, su ve muhtelif içecek şişelerinin yapımında kullanılmaktadır. BPA ayrıca berrak mutfak kaplarının yapımında hatta bazı diş protezlerinde ve kaplamalarında da kullanılmakta. Yani günlük hayatımızda çok sık kullandığımız maddelerle kendimizin, çocuklarımızın ve çevremizin sağlığını tehlikeye atıyor olabiliriz!

Şimdi BPA hakkında yapılan çalışmaların sonuçlarına birlikte bir göz atalım:

- Fransa’nın Tolouse kentinde bulunan Ulusal Gıda Araştırmaları Enstitüsü (IRNA) araştırmacılarının yaptığı ve Amerikan Bilimler Akademisi (PNAS) dergisinde yayınlanan çalışmada araştırmacılar BPA’nın, vücutta temas ettiği ilk organ olan bağırsak üzerindeki etkisini incelediler. Araştırmada farelerin ve insanların bağırsak hücrelerinde BPA’nın, vücut için gerekli mineral tuzlar ve suyun dolaşımını sağlayan bir yol olan bağırsak epitelyumunun geçirgenliğini azalttığı böylece vücuttaki su ve minerallerin dolaşımının bozulmasına neden olduğu ortaya çıktı. Haberde, bu şirketlerin adları verilmemekle birlikte, bu araştırmanın yayınlanmasından sonra 6 ABD’li biberon üreticisinin BPA içeren biberonlarının satışını durdurduğu duyuruluyor.

- ABD’de Cincinati Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma; BPA’nın insan yağ dokusunda faydalı bir hormon olan Adinopektin’in salgılanmasını azalttığı, görece zararlı interkeukin-A ve TNF adlı maddelerin salgılanmasını arttırdığı; yani insanda aşırı şişmanlığa yol açan metabolik bozukluklara neden olabileceğini; hatta obezite, yüksek tansiyon, yüksek kan kolesterol düzeyi ve şeker hastalığının bir arada görüldüğü Metabolik Sendrom’a yol açabileceğini gösterdi.

- Yine aynı üniversite araştırmacıları BPA’ya maruz kalmanın meme ve prostat kanseri olan kişilerin tedavisini engelleyen etkileri olduğunu ileri sürdüler.

- California Pasifik Medical Center araştırmacıları, BPA’ya maruz bırakılmış normal insan hücrelerinden 40.000 gen üzerinde yapılan taramada; hücre bölünmesinde dikkati çekecek derecede artışa, hücre metabolizmasında hızlanmaya, kanserli hücrelerin öldürülmesi için kullanılan ilaçlara dirençte artışa neden olduğunu ve hücrelerin kendi olgunluğuna erişmesini engellediğini ortaya çıkardılar.

- Stanford Genome Technology Center’da araştırmacı olan Dr. Wenzhong Xiao, ellerindeki çalışmaların BPA’nın tümöre neden olduğunu kanıtlamadığını ancak insan göğüs hücrelerinin genetik davranışlarını değiştirdiğini ortaya koyduğunu; dolayısıyla BPA ve kanser ilişkisi konusunda daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç olduğunu söyledi.

- Harvard Halk Sağlığı Okulu araştırmacıları polikarbonat şişelerden (yani evlerimizdeki su damacanaları tarzı kaplardan) su içen kişileri 1 hafta boyunca takip ettiler ve sadece 1 hafta damacana suyu kullanımıyla kişilerin idrarında BPA oranının normalin 2-3 katına çıktığını saptadılar. Araştırmacılar ‘polikarbonat şişeden sıvının soğuk olarak tüketilmesi maddenin idrardaki oranını bu derece arttırıyor; bebek biberonlarında olduğu gibi eğer bu şişeleri ısıtırsanız ya da içine yüksek sıcaklıkta sıvı koyarsanız bu değerlerin daha da artmasını bekleriz’ dediler!

- MIT(Massachusets Instute of Technology)’ten Dr. Angela Belcher ve arkadaşları, aynı marka kullanılmış ve yeni satın alınmış su şişelerini 7 gün boyunca test ettiler, eski ve yeni polikarbonat şişelerden salınan BPA’nın oranının aynı olduğunu buldular. Ancak, kaynar suya tabi tutulmuş polikarbonat şişelerin çok daha fazla BPA salınımı gerçekleştirdiğini gözlemlediler ve aradaki farkın 15 ile 55 kat arasında değiştiğini rapor ettiler! Bu çalışma özellikle polikarbonat biberonların kullanımıyla bebeklerin ne derece etkilenebileceğini gösterdiği için önemli…

- Amerika’da bir şişe üreticisi olan Nalgene firması internet sitesinde yaptığı duyuruyla BPA içeren polikarbonat şişelerin üretimini durduracağını açıkladı. Dünyanın en büyük market zincirlerinden Wall-Mart, BPA içeren ürünleri stoklamayacağını ve satmayacağını açıkladı. Ve ardından aynı açıklamayı ünlü oyuncak markası Toys’R'Us da yaptı.

- Kanada plastik biberonların satışını ülke genelinde yasakladı. Kanada Sağlık ve Çevre bakanlıklarının ortak çalışmasıyla plastik biberonların ana maddesi olan BPA’nın zehirli ve tehlikeli maddeler sınıfına dahil edilmesine karar verildi. Karar resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Çevreci Savunma Grubu’ndan Dr. Rick Smith ‘BPA’yı zehirli ve tehlikeli kılan şey onun sıcakla temas ettiğinde kansorejen etki göstermesidir’ dedi. Smith bu nedenle plastik biberonların kullanılmaması ve uygulamanın yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi.

- ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü’nde görevli bilim adamları BPA’nın östrojen hormonunu taklit eden etkileri nedeniyle prostat ve beyin üzerinde zararlı etkilere yol açabileceğini; cenin, bebek ve çocuklarda hareket değişikliklerine neden olabileceğini söylediler.

- ABD’de 2003-2004 yıllarında yapılan Ulusal Sağlık ve Gıda Tarama Çalışması’nda yetişkinlerin idrarında saptanan BPA oranıyla kalp-damar hastalıkları, Diabetes Mellitus Tip 2 (yetişkin tip şeker hastalığı) ve karaciğer enzim anormallikleri arasında sıkı bir ilişki bulundu.

Ben kendi adıma bu araştırmaların medyaya yansıyan sonuç özetlerini dahi okuduğumda plastik üreticilerinin ‘BPA masumdur’ demeçlerini hiç mantıklı bulmuyorum. Üstelik BPA içeren plastikteki tehlike sadece bizimle, şu an yaşayan nesille de sınırlı değil… Son yıllarda giderek önem kazanan bilim dallarından Epigenetik, maruz kalıp etkilendiğimiz zararlı maddelerin sağlığımızı bozmakla kalmayıp genlerimizin çalışmasını da etkileyerek bu zararları yeni nesillere aktarabileceğimizi söylüyor. Yani plastik biberon ve diğer polikarbonat mazemelerin kullanımı sadece bebeğinizin değil henüz doğmamış torunlarınızın sağlığını da tehdit ediyor!

Epigenetik kelime anlamı olarak ‘genler üstü genetik’ anlamında olup DNA’mızın yapısında ve diziliminde bir değişiklik olmaksızın DNA’da kodlu olan genetik bilginin açığa çıkmasında meydana gelen değişiklikleri araştıran bir daldır. Bu bağlamda çevresel şartların genetik yapı ve aktarımı üzerinde de çalışan Epigenetik konusunu ayrı bir yazıda ele almak gerekli diye düşünüyorum.

zamana_direnmek_cem_doganDOKTOR TAVSİYESİ: “ZAMANA DİRENMEK” FOTOĞRAF SERGİSİ

İstanbul Anadolu yakasında, Caddebostan Kültür Merkezi’nde bir sergi var şu sıralar. İstanbul’un fotoğraf konusundaki saygın merkezlerinden Fotoğraf Atölyesi’nin desteğiyle 6 fotoğraf sanatçısının açtığı karma serginin teması Zamana Direnmek…

Sergi salonları genelde tenhadır. Sanatçıların yakın çevresi ve bir avuç meraklı gezer sadece. Gerekçemiz de çoğunlukla ‘ben resimden-fotoğraftan-heykelden-seramikten-arkeolojiden anlamam’ olur. Oysa o sergilerde anlatılan tam da bizim hikayemizdir. Gezerken birden aynı dün bizim yaptığımız gibi köprüden Haliç’e hüzünle bakan bir adamla karşılaşıveririz. Yarı aralık kapılardan bizimkine benzeyen ev içlerini; ev içlerine ve işyerlerine hapsolmuş yaşamları izleriz. Bazen o ürünün taşıdığı anlam ta karşıdan bellidir, ilk bakışta yüreğimizden yakalar. Bazen onlarca simgeyle doludur, saklamıştır kendini bizden biraz, yaklaşıp düşünmek gerekir, gizlerini çözmek için. Bazen bizim tarihimizdir sergilenen bazen bugünümüz… İnsana dairdir o resimler, fotoğraflar, heykeller ve diğer ürünler; hayata, hayatımıza dairdir.

Bülent Küçük, Meltem Koşar, Melissa Levi, Şebnem Köken, Cem Doğan ve Hakan Güneş Zamana Direnen fotoğraflar çekmişler. Direnen şehirler, yapılar, anıtlar, insanlar, çalışan eller var bu sergide. Bazıları çok kayıplar vermişler ama umutsuzluğa, yılgınlığa, çaresizliğe inat hala direniyorlar.

Zamana Direnmek sergisi CKM’de 13 Ocak’a kadar devam edecek. Sergi, en üst katta, tiyatro ve konser salonunun bulunduğu koridorda yer alıyor. İstanbul’da veya İstanbul’a yakın yerlerde yaşayanlara bu sergiyi tavsiye ediyorum. Bazen yaşamı daha iyi anlamak için durup bir mola verip sanat eserlerine bakıp düşünmek gerekir. Bu sergi bence iyi bir fırsat…

Sevgiler,

Selmin Çetin Doğan
Ailenizin Doktoru

“Salgın sürüyor, dizginlenmesi bir yılı bulabilir”

03 Ocak 2010 admin  
Kategori: domuz gribi

domuz_gribi_belirtileriDünya Sağlık Örgütü başkanı Dr. Margaret Chan, domuz gribi salgınının gerilemeye başladığını söylemek için çok erken olduğunu söyledi.

CENEVRE - Chan, Cenevre’de yayımlanan Le Temps gazetesine verdiği demeçte, hastalığa yol açan A/H1N1 virüsünün ABD, Kanada ve kuzey yarımküredeki diğer bazı ülkelerde doruk noktasına ulaştığını belirtirken, ancak bütün ülkelerde henüz bu noktaya ulaşılmadığını ve hala uzun bir kış dönemi bulunduğuna işaret etti.

DSÖ başkanı, domuz gribi salgınıyla ilgili tedbiri sürdürmeye devam etmek gerektiğini düşündüğünü belirtti.

Kuş gribi virüsü H5N1′in yol açabileceği bir grip salgınına ise dünyanın hazır olmadığını kaydeden Chan, “Hiç tereddüt etmeden söylüyorum: H5N1 türü virüsün yol açacağı bir grip salgınıyla mücadeleye hiç hazır değiliz. Gerçekten dünyanın kuş gribi salgınıyla hiç karşı karşıya kalmamasını umut ediyorum” dedi.

Chan, domuz gribi salgınının 200′den fazla ülkede yayıldığını, laboratuvar tetkikleriyle doğrulanan ölü sayısının yaklaşık 12 bini bulduğunu belirterek, tam ölü sayısı tespitinin büyük olasılıkla iki yılı alacağını ifade etti.

AA

‘Acını iliklerimde hissediyorum’

22 Aralık 2009 admin  
Kategori: Sağlık

aglayan-kadin“Acını hissediyorum” diyen birçok kişinin fiziksel olarak gerçekten de böyle hissettikleri ortaya çıktı.

ANKARA - İngiliz bilim adamlarının yaptığı araştırma çerçevesinde, başkalarının acısını hissettiklerini söyleyen kişilerin bunu söylerken beyinlerinde acı hissiyle bağlı bölgelerde hareketliliğin arttığı gözlendi.

Araştırma kapsamında 108 üniversite öğrencisi, yaralı atletler ve iğne yapılan hastalar gibi acı veren durumların görüntülerine maruz bırakılırken, öğrencilerden üçte ikisi, en az bir görüntüde sadece duygusal bir tepki göstermekle kalmayıp acıyı hissettiklerini söyledi.

Bilim adamları, acı veren görüntüler karşısında acı hissettiklerini söyleyen ve söylemeyen her iki gruptan öğrencilerin beyinlerinde duygu merkezlerinde hareketlilik görürken, acıyı hissettiklerini söyleyenlerin beyinlerinin acıyla bağlantılı bölgelerinde daha fazla hareketlilik dikkati çekti.

Sonuçları Pain dergisinin aralık sayısında yayımlanan araştırmayı yapan bilim adamlarından, Birmingham Üniversitesi öğretim görevlisi Stuart Derbyshire, bulgunun, en azından bazılarının, yaralanan veya acı çektiklerini söyleyen kişileri gözlemlerken gerçek bir fiziksel tepki gösterdiklerini doğruladığını söyledi.

Derbyshire, acıyı hissettiklerini söyleyen kişilerin korku filmleri ve televizyonda rahatsız edici görüntüleri izlemekten kaçınma eğiliminde olduklarını da kaydetti.

AA

Kadın ve erkek arasındaki 46 fark!

22 Aralık 2009 Handan Güner  
Kategori: İlişkiler

6a011016647cac860c0110162403ec860b-320piKadınlar ve erkekler arasındaki anatomik ve kimyasal farklılıkları öğrenin.

Ergenlik sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yag bezelerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısla da sivilceye neden olur.

Vücut kokusu: Erkeklerin vücut kokusu kadınlardan çok daha güçlüdür.

Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.

Spor: Spor konusunda erkekler kadınlardan daha hızlıdır ancak kadınlar daha dayanıklıdır.

Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetreküp kanda 5 milyon alyuvar vardır, bu da kadınlara kıyasla yüzde yirmi fazlalık demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksektir: 140/88. Bu değer kadınlarda 130/80′dir.

AIDS: Her dört AIDS hastasından sadece biri kadındır. Nedeni ise kadınlarda hastalık taşıyabilen X kromozomundan iki tane bulunmasıdır. Çünkü bir sağlıklı, bir de hasta gene sahip olsalar bile sağlılı gen hasta gene baskın çıkar ve hasta değil taşıyıcı olurlar.

Yüzme yeteneği: Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.

Vücut Isısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir.

Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70′i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.

İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha genis, eklemleri daha esnektir.

Deri: Erkeklerin toplam 1.8 metrekare, kadınların 1.6 metrekare derileri vardır. Kadının derisi daha ince ve kuru, bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.

Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.

Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar, çünkü metabolizmalari daha hızlıdır.

Antikorlar: Kadınlar daha çok antikor üretirler, bu yüzden de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar.

Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası.

Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha agirdir. Buna karsilik kadinlarda iki yarim küre arasindaki iletisim daha iyidir.

Dölleyebilme Yeteneği: Erkekler ileri yaşa kadar, kadınlar ise menopoza (yaklaşık 50 yaş civari) kadar dölleyebilme ve döllenebilme yeteneğine sahiptir. Erkeklerde sıcaklığın artışıyla dölleyebilme yeteneği azalır. Kadınların döllenmeye müsait oldukları en uygun olan oda sıcaklığı 17 derecedir.

Safrakesesi Taşı: Kadınların yüzde 20’sinde, erkeklerin yüzde 8′inde safrakesesi taşı oluşur.

Kalp Atışı: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar; dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80′dir.

Gelişme: Buluğ cağına kadar kızlar erkeklerden daha hızlı büyürler (10′a 8 oranında). Erkek çocuklar 14-15 yaşları arasında gelişmeye başlarlar ve 20 yaşına kadar bu büyüme gerçekleşebilir. Kız çocukları en hızlı 12-13 yaşları arasında gelişirken 17-18 yaşlarında bu gelişme durur.

Sıcaklık Duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soguğa daha dayanıklıdırlar.

Ses Telleri: Kadınların ses telleri daha kısa olduğundan sesleri daha tizdir.

Vücudun Ağırlık Noktası: Omuz ve kalça iskeletleri farklı olduğundan, kadınların ağırlık noktası erkeklerinkinden daha asağıdadır.

Duyu Organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşıdaha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.

Enerji Harcaması: Erkekler hareketsiz halde, vücudun metrekaresi başına saatte ortalama 39.5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyaci 2700 kalori, kadinin ki 2000 kaloridir.

Yağ: Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27’sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15′tir. Kadın vücudunda erkeklerden 3.5 kg. daha fazla yağ vardır. Yağ, erkeklerde karın bölgesinde toplanırken kadınlarda daha çok kalça, baldır ve göbekte yoğunlaşır.

Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.

Dirsek: Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.

Kromozomlar: Erkek ve dişilerin hücrelerinde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinde iki tane cinsiyet hormonu vardır ki, bu erkekte XY, kadinda XX olarak bulunur.

Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğin ki kadar çabuk dökülmez.

Yaslanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 55 yaşındaki bir kadın bedensel gücünün yüzde 90′ına sahiptir. Oysa aynı yaştaki bir erkek gücünün sadece yüzde 70′ine sahiptir. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadininkine eşdegerdir. Buna karşlık kadında sadece cilt daha ince olduğundan çabuk yaşlanığ kırışır. Kadınlar yaşlanma olayını psikolojik olarak erkeklerden çok daha kolay kabullenirler.

Kaşlar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında daha fazla kas gücüne sahiptir. Bulug çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.

Buluğ: Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.

Yaşam Süresi: Erkeklerin ortalama ömrü 71.5 yıl, kadınların 78 yıldır.

Bacaklar: Erkeklerin bacaklari daha uzun ve kaslidir. Bu yüzden kadinlardan daha hizli kosar, daha uzaga ziplarlar.

Vücut Ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73.5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98.5 cm, beli 80.4 cm’dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61.2 kg’dir. Göğüs çevresi 90.1, kalça genişliği 96.5 cm, beli 74.3 cm’dir.

Adem Elması: Gırtlaktaki “adem elması” adli çıkıntı sadece erkeklere hastır.

Solunum: Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verir. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynı olup, 12 bin litredir.

Toplu taşıma araçlarında domuz gribinden korunmanın yolları

21 Aralık 2009 admin  
Kategori: Sağlık, domuz gribi

domuz_gribi1Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Meral Sönmezoğlu; A H1N1′ in (Domuz Gribi ) doğrudan insandan insana bulaşan bir yapısı olması nedeniyle bilhassa toplu taşıma araçlarını kullananların risk altında olduğunu belirtti.

Toplu taşıma araçlarında yapılan dezenfeksiyon çalışmalarını gönülden takdir ediyorum. Ancak bu faaliyetlerin devamının gelmesi önemlidir. Çünkü hijyen çalışmaları büyük maliyetlerle gerçekleştirilen çalışmalardır. Eğer bu hijyen çalışmalarını bir sefere mahsus yapacak olursanız size pek masraf çıkartmaz ancak bu faaliyetlerin düzenli bir biçimde yapılması şarttır. Bunlar da ciddi maliyetleri gündeme getirecektir.

Bu çalışmaların sonunda orada biriken mikroorganizmaların öldüğünden eminim. Araçlar tamamen hijyenik hale gelmiştir. Ancak ertesi gün insanlar bu araçlara bindikçe öksürüp aksırmaya başladıkça temizlenen ve hijyenik hale getirilen kısımlarda yine çeşitli mikroorganizmalar birikmeye başlar. Bundan şunu anlıyoruz ki toplu taşıma araçlarında yapılan dezenfekte çalışmaları kalıcı bir etki yaratmıyor. Çünkü bu çalışmaların düzenli bir şekilde yapılması gerekir.

Ayrıca araçların içinin iyice havalandırılması şarttır. İnsanlar araçların içindeki kokudan şikayetçi. Ancak kokudan ziyade havada biriken mikroorganizma partiküllerinden kurtulmak gerekir. Bunun için de araçların içindeki temiz hava (oksijen) düzeyinin iyi ayarlanması gerekir.

Hijyenin sürekliliği imkansız değil
Hastanelere her gün bu tür enfeksiyon hastalığı olan insanlar geliyor. Ancak her zaman hastanelerde hijyen korunabiliyor. Bunun nedeni gün içinde hiç aksatılmadan yapılan tekrarlanan temizlik faaliyetleridir.

Aynı temizlik çalışmalarını otobüs şirketleri de yapabilir. Yolcu alma veya yolcu boşaltma noktalarında özellikle bu iş için kurulmuş bir ekiple hızlıca temizlik yapılabilir.
Tabii bunun yerine daha pratik yöntemler düşünülebiliyor. Örneğin yolculara maske ve kolonyalı mendil dağıtmak gibi…

Ancak ben bunların yerine toplu taşıma araçlarında ve duraklarda “lütfen öksürürken ya da hapşırırken ağzınızı kapayın” benzeri yazılı ibarelerin bulundurulmasını öneririm.
Çünkü sağlıklı olan kimselerin ağzını kapatması gerekmez. Bugün sokaklarda gezen her insan hasta değil.

Hastalığa sebebiyet veren mikroorganizmalar bir süre sonra yer seviyesine çöker. Yakın mesafede ağız ağza konuşma mesafesinde olmadıklarından dolayı şoförler böyle bir risk taşımazlar.

Ancak özel halk otobüslerindeki bilet satıcıları kesinlikle risk altındadırlar. Bilet satıcılarının bu tür hastalıklardan gün içinde korunmaları için maske takmaları gerektiğine inanıyorum.

Üretici firmalara sorumluluk düşüyor
Toplu taşıma araçlarını üreten firmaların araçların üretimi sırasında bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engelleyici bir dizi önlemleri almaları gerekir.

Bunların en önemlisi aracın iyi bir havalandırmaya sahip olmasıdır; vapurlar bu yönden şanslı araçlar. Çünkü temiz hava (oksijen) miktarı bu araçlarda yeterince mevcut. Otobüslerde de havalandırma bölümleri var. Ancak metro tipi araçlarda kesinlikle önlemler alınmalı. Bu önlemler üretime yönelik olmalı. Örneğin metro araçlarındaki oksijen miktarının aracın yoğunluğuna göre ayarlanabiliyor olması şart.

İşletmeciler profesyonel destek almalı
Halk diliyle domuz gribi olarak nitelendirilen hastalık sadece ülkemizde değil, bütün dünyada bilhassa Avrupa’ nın gelişmiş ülkeleri İngiltere, İspanya ve Almanya’ da oldukça fazla görülmektedir. Ancak bu ülkelerin hiçbirinde toplu taşıma faaliyetleri aksatılmamaktadır.

Bu ülkelerde bu hastalığın ilk çıktığı zamanlarda hemen acil önlemler alındı. Dezenfekte mendiller ve maske yolculara dağıtıldı. Bu tip hızlı önlemler yolcuların güvenini arttırmış oldu. Çünkü insanlara önlem alındığını hissettirmek bile bazen güveni pekiştirmeye yetebiliyor.

Tabii bu önlemler alınırken kesinlikle profesyonel yardım alınmalı; “böyle bir vaka oldu ve biz gerekeni yapıyoruz” kafi bir açıklama değil; “İlgili kurumlara danıştık ve onların önerdikleri ve uygun gördükleri yöntemleri uyguluyoruz” denmeli.
Tüm bunların dışında toplu taşıma araçları işleten kurum yöneticilerinin ve diğer çalışanlarının belirli bir sağlık eğitiminden geçmiş olmaları gerekir.

Bu tip salgınlar yaklaşık 2 yıl sürer
Salgının tamamen bitmesi ümit ediliyor. Ancak yeni başladığından bitmesini düşünmek için maalesef henüz çok erken. Bütün planlarımızı 2 sene üzerine kurmak mecburiyetindeyiz. Çok iyi bir şekilde enfeksiyondan korunma çalışmaları ve kitlesel aşı faaliyetleri yapılırsa bununla birlikte kışı da rahat atlatabilirsek bir yıl içinde de bu hastalık bitebilir.

Yalnız burada bir fark var. O da bu halk diliyle domuz gribi hastalığı virüsü çok çabuk değişim gösterebiliyor. O yüzden şimdiki aşılardan etkilenmez hale gelebilir. Hastalığı geçirip de iyileşmiş kişilerde bile tekrar hastalığı geçirme ihtimali olabilir. Bundan dolayı 2 yıllık bir süre öngörmek ve önerileri aksatmamak zorundayız.

• Salgın 2 yıl sürebilir.
• Aşılanma şarttır.
• Kış aylarında solunum izolasyonu sağlanmalı (maske, el yıkama..)
• Toplu bulunan yerlerde (toplu taşıma araçları, sinema gibi) sıkı önlemler alınmalı
• Önlem almak halkı panik içinde yaşatmak değildir, bu konuya özen göstermek gerekir.

KadınMAG

Hayat çok zor di mi anne?

21 Aralık 2009 Yasemin Saraç  
Kategori: Ana Haber, Güncel, Yaşam

yasemin_saracEğer farkına bile varmadan bir offf çektiğinizde 5.5 yaşındaki oğlunuz size “Hayat çok zor di mi anne?” diye soruyorsa, boğanızda bir düğüm oluyor cevap veremiyorsunuz; tecrübeyle sabit…

Cuma günü izin günümüzdü…
Hava kapalı, yağmurlu…
Arabada giderken farkında olmadan of demişim.
Aslında o ‘of’un içinde neler yoktu ki!..

Of: Bir gün izin yetmiyor. Hangi işimi halledeceğim?! Of: Keşke hava güzel olsaydı…
Of: Eve gidince bir sürü iş beni bekliyor…
Of: Yarın dinlenemeden yine işe gideceğim…
Of: Herkesin tatil hayali kurduğu gün benim için işin ilk günü…

 

Her şey birikiyor

Aslında tek tek bakıldığında hiç de ‘of’luk bir durum yok ama işte insan bunları biriktirince, üstüne bir de hava griyse farkına varmadan böyle bir tepki veriyor.

Oğlum perşembeden soruyor: ‘Anne üç gün izinliyiz değil mi?’ diye…

Her seferinde açıklıyorum: “Evet sen üç gün ama biz sadece bir gün.”

“Olsun o bir gün birlikte şunu şunu yaparız” diye planlar yapıyor.

Planlara bazen onun hastalığı, bazen acele halledilmesi gereken işler engel oluyor; ama olsun…

O moralini hiç bozmuyor.

 Ben, annem hiç ‘of’ladı mı, ya da ben onu böyle şaşırtan bir tepki verdim mi, hatırlamıyorum.

Ama oğlumun verdiği tepkiler, unutmak istemeyeceğim türden…

Mesela tatilde çok ateşlenmişti, dondurma yemesine izin vermiyorduk, “Bir tanecik çocuğunuz var, onun da bir boğazına bakamıyorsunuz” dedi.

Bizi mosmor etti…

Ayrıca çok kızdırdığımızda da “Böyle olduğunuzu bilseydim sevmezdim sizi” deyiveriyor.

 Kendi çocukluğuma bakıyorum da…
Haklı aslında…
Benim annem çalışmıyordu, hep yanımdaydı.
Okuldan döndüğümde kapıyı annem açıyordu.
Kardeşimle oynadığımız oyunlarımıza eşlik ediyordu.
Soğuk günlerde sıcak çayımız, ıhlamurumuz; güzel kekimiz önümüzdeydi.
Hasta olup naz yapmak da bir başka oluyordu.

Oysa benim oğlumu okuldan –ne kadar iyi olsa ve sevse de- bakıcısı alıyor…
Onunla oyunu bakıcısı oynuyor…
Onun hazırladığı şeyleri yiyor…

 Naz bile yapamıyor

Annesi eve geç bir saatte yorgun geliyor. Yemeğini yemeyip naz yapmaya kalksa sinirleniyorum ister istemez… “Biraz anlayışlı ol” diyorum.

Onunla oyun oynuyorum; genelde de onun istediklerini…

Ama itiraf ediyorum aklım ya makinede durup asılmayı bekleyen çamaşırda oluyor. Ya da yarınki yapılacaklar işler listesinde…

Hasta olup okula gitmediğinde bile evde bakıcısı ona bakıyor.

Bütün bunları düşünüp bir gün bana hesap soracak diye de ödüm kopuyor. “Neden bana sen bakmadın” diye?

Ve şimdi buradan itiraf ediyorum: Evet oğlum haklısın, hayat çok zor
:(

Sevgiler,

Yasemin Saraç

Domuz gribi 10 bin can aldı

19 Aralık 2009 KadinMag  
Kategori: domuz gribi

OFRTP-OMS-GRIPPE-ASSEMBLEE-20090518Domuz gribinden ölenlerin sayısının 10 bin sınırını geçtiği bildirildi.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), internet sitesinde yayımladığı son bildiride,
H1N1 virüsü nedeniyle 13 Aralık tarihi itibariyle yaklaşık 208 ülke ve bölgede en az 10 bin 582 kişinin öldüğünü açıkladı.
DSÖ, 1 haftada yaklaşık 1000 kişinin daha öldüğünü belirterek, 6 bin 335
kişinin öldüğü özellikle Kuzey Amerika’nın, virüsten en fazla etkilenen bölge olarak kaldığını vurguladı.
Hastalığın Orta Avrupa ve Güneydoğu Asya’da yayılmasını sürdürdüğüne dikkati çeken örgüt, Avrupa’da 1 haftada 412 kişinin daha ölmesiyle bölgede ölenlerin sayısının 1654’e çıktığını bildirdi.
Örgüt, Batı ve Kuzey Avrupa’daki en az 10 ülkede hastalığın azaldığını belirtirken Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Karadağ, İsviçre ve Rusya’nın kimi bölgelerinde virüsün yayılmasını sürdürdüğünü açıkladı.
Orta ve Batı Asya’da virüsün etkisinin yüksek olmaya devam ettiği, ancak  Afganistan, Umman ve İsrail’de etkisinin en üst düzeye çıktığı bildirilirken, Asya Pasifik bölgesinde 1912 kişinin yaşamını yitirdiği de vurgulandı.

Domuz gribinin belirtileri neler?

13 Kasım 2009 admin  
Kategori: Sağlık, domuz gribi

domuz-gribi-h1n1

Öksürük, ishal, kusma, boğaz ağrısı gibi belirtiler gösteren kişilerin, domuz gribi virüsüyle karşı karşıya olabileceği belirtiliyor.

Sağlık Bakanlığı, H1N1 virüsü bilinen adıyla “domuz gribi” vaka tanımlama belirtilerini yineledi. Buna göre öksürük, ishal, kusma, boğaz ağrısı gibi belirtiler gösteren kişilerin, domuz gribi virüsüyle karşı karşıya olabileceği belirtiliyor.

Mevsimsel grip henüz Türkiye’ye gelmemişken bu belirtileri gösteren kişiler domuz gribi mi, “Türkiye’de hafif seyrediyor” deniyor ama neden domuz gribi öldürüyor, Diğer grip aşıları da domuz gribi aşıları gibi birkaç ay içinde mi kullanıma sunuluyor? gibi soruların cevapları merak ediliyor.

Dünyada yaşanan ölümlerin ardından Türkiye de bu gribe ilk kurbanını verdi. Salgın alarmına geçen Türkiye her gün tedbirini artırıyor.

“Söz Konusu Belirtiler Varsa Bu Domuz Gribidir”

Konuya ilişkin bilgi veren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve Sağlık Bakanlığı Pandemi İzleme Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceylan, şunları söyledi:

“Yeni vaka tanımlamasında şu bulguların en az iki tanesi varsa yani burun akıntısı, öksürük, ishal, kusma, boğaz ağrısı eğer bunlar varsa grip diyoruz. Çünkü şu anda mevsimsel grip Türkiye’de başlamadı. Dolayısıyla şu anda bahsettiğim tabloda bir insan varsa o rahatlıkla domuz gribidir diyebiliriz.”

Test Herkese Yapılmıyor

Domuz gribi testi ise her isteyene yapılmıyor. Salgın halinde olan bu hastalığın testi ancak hastanede yatacak kadar ağır olan hastalara yapılıyor. O yüzden halkın bu domuz gribi testlerine gösterdiği ilgi uzmanlarca gereksiz görülüyor.

Tedavi için yapılabilecekler mevsimsel grip tedavisiyle aynı. Yani dinlenme ve ilaç tedavisi bu salgında da büyük önem taşıyor.

Virüs Türkiye’de Hafif Seyrediyor

Türkiye, virüsün bu haliyle de dünya, şu an tehlikede değil. Çünkü domuz gribi virüsü hafif seyrediyor. Peki ne oluyor da öldürüyor, dünyada bunun pek çok örneği varken? Prof. Dr. Ceylan, bu soruya ise şu yanıtı verdi:

“Bu Grip Genelde Zatürreyle Öldürüyor”

“Zatürre ile öldürüyor grip genelde. Ölümlerin yüzde 90′ı aşağı yukarı zatürre nedeniyle oluyor. Onun için zatürre bulguları olan, nefes darlığı, ateş, öksürük gibi bulguları olan insanların mutlaka hekime başvurmaları lazım.”

Çünkü uzmanlara göre H1N1 virüsü, zatürreye karşı vücut direncini zayıflatıyor.

En Önemli Tedbir Aşı

Salgına karşı alınacak en önemli tedbir ise aşı.. Her yıl yapılan mevsimsel grip aşısının kullanıma sunulması da domuz gribi aşısıyla parelelik gösteriyor.

Mehmet Ceylan, bu konuda da “Her senenin grip aşısını yetiştirmek için virüs şekil değiştirdiği için antijenik yapısı, Nisan-Mayıs aylarında Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenir. Ve firmalar bunu birkaç ay içinde geliştirirek Eylül ayında en geç kullanıma sunarlar. O sırada zaten asgari güvenlik, etkinlik çalışması yapılır.” şeklinde konuştu.

Aşının güvenirliliği ile ilgili olarak ise Prof. Dr. Ceylan, şunları söyledi:

“Kabul edelim bu bir salgın aşısı. Salgın aşısının özelliği budur. Salgın çıkar çıkmaz çok kısa bir süre içersinde geliştirmek ve kullanıma sunmak durumundasınız. Yoksa biraz beklerseniz zaten salğın yapacağını yapar.” dedi.

Kaynak: TRT

Sonraki Sayfa »