Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Sinema: İstanbul Modern’de “Matruşka Filmler”

09 Ocak 2010 admin  
Kategori: Kültür Sanat

matruska-filmler-afisİstanbul Modern Sinema, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ile işbirliğiyle, 14-31 Ocak tarihleri arasında Türk sinemasında gizli kalmış bir tür olan “meta-sinema”ya odaklanıyor. “Matruşka Filmler” adlı program, sinemanın büyülü dünyasının perdesini aralayarak, film ekibinin ruh durumunu, film yaratımının sıkıntılarını, film endüstrisinin iç yüzünü, yani “sinema”yı konu alan filmlere yer veriyor. Çekim yöntemlerini ve hilelerini de açığa vuran bu film türü, seyircide de film izlediğine ilişkin bir farkındalık yaratıyor.

“Matruşka Filmler” başlıklı programda; Yavuz Özkan’ın Filim Bitti, Atıf Yılmaz’ın Hayallerim, Aşkım ve Sen, Yavuz Turgul’un Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Ömer Kavur’un Gece Yolculuğu, Oğuzhan Tercan’ın Uzlaşma, Nuri Bilge Ceylan’ın Mayıs Sıkıntısı ve Murat Şeker’in İki Süper Film Birden başlıklı filmleri yer alıyor.

Yönetmen Yavuz Özkan, başrollerini Kadir İnanır ve Zeliha Berksoy’un paylaştığı 1989 yapımı Filim Bitti adlı çalışmasında, sinemanın koşullarını, oyuncular ve yönetmen arasındaki ilişkileri gözler önüne sererek, gerçek yaşamla sinema arasındaki gelgitleri yansıtıyor.

Atıf Yılmaz, Türkan Şoray ve Oğuz Tunç’un oynadığı 1987 yapımı Hayallerim, Aşkım ve Sen’de Yeşilçam karakterlerinin ön planda olduğu, çeşitli sinema yaklaşımlarının eleştirildiği, şaşırtıcı bir film sunuyor.

Yavuz Turgul’un, sinemamızın belli bir dönemindeki yönetmen tipini ve sinemada değişen eğilimleri trajikomik biçimde ele alan Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nde Şener Şen’in oyunculuğuyla Haşmet Asilkan belleklerde yer ediniyor.

Ömer Kavur’un, Aytaç Arman ve Macit Koper’in rol aldıkları Gece Yolculuğu adlı filmi, yönetmen Ali’nin yeni filmine mekân aramak üzere çıktığı yolculukla, seyirciyi sinemacıların dünyasına götürüyor.

Oğuzhan Tercan, Halil Ergün ve Berhan Şimşek’in rol aldıkları 1991 yapımı Uzlaşma’da, gazeteci Abdi İpekçi suikastını konu alıyor ve yaşanmış bir olayı ilgi çekici bir kurguyla ama gerçeklere sadık kalarak aktarıyor.

Nuri Bilge Ceylan, aslında Kasaba filminin bir çeşit kamera arkası olan 1999 yapımı Mayıs Sıkıntısı’nda anlattığı öyküleri film-içinde-film çekimiyle birleştiriyor, sanki iç içe geçmiş iki film izlenimi veriyor.

Murat Şeker, 2006 yapımı İki Süper Film Birden başlıklı filminde senaryosuz, oyuncusuz, deneysel filmini çekmek isteyen sinema âşığı, makyavelist Necati Tüfenk’i konu alarak, genç sinema tutkunlarının, özellikle günümüz “X Kuşağı”nın dünyasını akıcı ve eğlenceli bir gerçeklikle veriyor.

Türk Filmlerinde Meta-sinema” başlıklı bir söyleşi

“Matruşka Filmler” programı kapsamında 16 Ocak Cumartesi günü saat 15.00′te İstanbul Modern Sinema’da “Türk Filmlerinde Meta-sinema” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirilecek. Türk sinemasının kendine bakışı, kendini nasıl eleştirdiği ve “meta-sinema” kavramının Türk filmleri üzerinden tartışılacağı söyleşinin konuşmacıları Elif Kurtoğlu (Marmara Üniversitesi İletişim), Prof. Dr. Şükran Esen (Marmara Üniversitesi İletişim) ve Murat Şeker (Yönetmen).

MATRUŞKA FİLMLER

Filim Bitti, 1989

Yönetmen / Senaryo: Yavuz Özkan

Oyuncular: Kadir İnanır, Zeliha Berksoy, Halil Ergün, Meral Oğuz

Gerçek yaşamda evliliklerini bitirmek üzere olan karı-koca sinema oyuncusu çifte aynı filmde birbirine âşık iki sevgiliyi oynamaları teklif edilir. Filmde oynamayı kabul etmelerinden itibaren iki karşıt yaşamı beraber paylaşmaya başlarlar. Kavga gürültü ile şiirsel bir aşk aynı anda ilerler. Sinemanın koşulları, set çalışmaları, oyuncular ve yönetmen arasındaki ilişkiler göz önüne serilirken gerçek yaşamla sinema arasındaki gelgitler gittikçe artar. Filmin içinde ve dışında iç-içe gelişen olaylar, çeşitli bunalımlara dönüşerek devam edecektir.

Hayallerim, Aşkım ve Sen, 1987

Yönetmen: Atıf Yılmaz / Senaryo: Ümit Ünal

Oyuncular: Türkan Şoray, Oğuz Tunç, Müşfik Kenter, Fatoş Sezer, Engin İnal

Ahh Belinda, Asiye Nasıl Kurtulur, Adı Vasfiye gibi fantastik filmleriyle sinemamıza özgün bir ses getiren usta yönetmen Atıf Yılmaz’ın bu filmi, geri-dönüşlerle hayaller ve gerçeklerin iç içe işlendiği, farklı bir kurgu düzeni ve gerçeküstü öğelerle bezenmiş bir çalışma. Coşkun, yetimhanede Yeşilçam filmleri izleyerek büyümüştür. Kafasında yarattığı Derya ve Nuran adlı iki Yeşilçam karakteriyle birlikte yaşayıp, hayranı olduğu aktrisin oynayacağı bir filmin senaryosunu yazmaktadır. Yeşilçam karakterlerinin ön planda olduğu, çeşitli sinema yaklaşımlarının eleştirildiği, Türk sineması izleyicilerini şaşırtacak bir film…

Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, 1990

Yönetmen / Senaryo: Yavuz Turgul

Oyuncular: Şener Şen, Pıtırcık Akkerman, Aytaç Yörükaslan, Yavuzer Çetinkaya

Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nde Şener Şen’in hafızalarda yer eden oyunculuğuyla canlandırdığı Haşmet Asilkan karakteri, sinemamızın belli bir dönemindeki yönetmen tipini ve sinemada değişen eğilimleri trajikomik biçimde ele alıyor. Filmde bir dönemin sinemasının sorunları ortaya koyulurken, film çekmenin meşakkati de gözler önüne seriliyor. Çiçek Abbas, Züğürt Ağa gibi sevilen filmlerin senaryosunu yazan Yavuz Turgul, kendi geçmişini inkar ederek aslında Yeşilçam’ı yok sayanları da eleştiriyor. Bu hem keyifli ve sürükleyici hem de düşündürücü film, Türk sinemasında “meta” filmlerin en temel örneklerinden biri olma niteliğini taşıyor.

Gece Yolculuğu, 1987

Yönetmen / Senaryo: Ömer Kavur

Oyuncular: Aytaç Arman, Macit Koper, Şahika Tekand, Arslan Kaçar, Orhan Çağman

“Hâlâ film mi çekiliyor, o çok eskiden değil miydi, ne çekiyorsunuz? Söyleme, kaç senedir aynı terane…” der sinema salonunu mobilya dükkânına çevirmiş eski bir sinema emekçisi. Filmdeki yönetmenimiz Ali ise sinema piyasasına uyum sağlayamamakta ve artık başkalarının istediğini değil, kendi istediğini yapmak istemektedir. Yeni filmine mekân aramak üzere çıktığı yolculuk, kendini aradığı ve ararken kendinden kaçtığı bir yolculuğa dönüşür. Türk sinemasının erken kaybettiği, filmlerinde yabancılaşma, yalnızlık, dışlanmışlık, zaman ve ölüm temalarının izini süren “auteur” yönetmen Ömer Kavur’un, karakteristik sinemasıyla seyirciyi, sinemacıların dünyasına götürdüğü, katılmaya değer bir yolculuk, Gece Yolculuğu.

Uzlaşma, 1991

Yönetmen: Oğuzhan Tercan

Senaryo: Oğuzhan Tercan, Sabahattin Çetin

Oyuncular: Halil Ergun, Berhan Şimşek, Nur Sürer, Kutay Köktürk, Salih Kalyon, Reis Çelik

Oğuzhan Tercan’ın ilk uzun metrajlı filmi, gazeteci Abdi İpekçi suikastını konu alırken, yaşanmış bir olayı belgesel bir dille değil, ilgi çekici bir kurguyla ama gerçeklere sadık kalarak anlatmış. Sinema oyuncusu Berhan (Berhan Şimşek) bir filmde, Abdi İpekçi’nin katillerinden Mehmet Ali Ağca’yı oynaması için teklif alır. Fakat bu rolü alabilmesi için Ağca’ya benzemesi gerekmektedir. Usta bir sinema gramerine sahip filmde, soyut bir anlatıma kaçılmadan, kurmaca ve gerçek, geçmiş ve bugün iç içe anlatılırken, seyirci de kendini birden filmin içinde bulur.

İki Süper Film Birden, 2006

Yönetmen: Murat Şeker

Senaryo: Murat Şeker, Selami Genli, Erol Adilce

Oyuncular: Tim Seyfi, Murat Akkoyunlu, Beste Bereket, Uğur Polat

Murat Şeker, kısa film ve belgesel çalışmalarından sonra çektiği bu ilk uzun metrajlı filminde, “Yerçekimi Sıfır” adlı, senaryosuz, oyuncusuz deneysel filmini çekmek isteyen sinema âşığı Necati Tüfenk’i konu alıyor. Akıcı, tutarlı ve eğlenceli bir yapıya sahip olan film, “sinema” üzerine bir hayli düşünerek, genç sinema tutkunlarının, özellikle de günümüz “X Kuşağı”nın dünyasını keyifli bir gerçeklikle vermiş. Bu yeni sinema tutkunu portresi, sinemamızdaki eski yönetmen portrelerinden bir hayli farklı. Buradaki slogan şöyle: “Amaca giden her yol mübahtır.” Ve Necati de bir yolunu bulacaktır…

Mayıs Sıkıntısı, 1999

Yönetmen / Senaryo: Nuri Bilge Ceylan

Oyuncular: Mehmet Emin Toprak, Mehmet Emin Ceylan, Fatma Ceylan, Muzaffer Özdemir

Nuri Bilge Ceylan’ın dünya festivallerini dolaşan bu ikinci uzun metrajlı filmi, aslında Kasaba filminin bir çeşit kamera arkası… Genel anlamda, doğup büyüdüğü kasabaya film çekmek için geri dönen yönetmen Muzaffer’in öyküsü anlatılırken; Muzaffer, Ali ve Saffet’in “sıkıntı”ları da işleniyor. Tüm bu öyküler de film-içinde-film çekimiyle birleştiriliyor. Nuri Bilge Ceylan’a benzer bir sinema yapan, filmlerinde kendi çevresine yer veren yönetmen Muzaffer’le birlikte bir film çekimine misafir olarak katılıyor ve sanki iç içe geçmiş iki Nuri Bilge Ceylan filmi izler gibi oluyoruz.

KadınMAG

Sarkis: “Site” Sergisi Açıldı

15 Eylül 2009 admin  
Kategori: Kültür Sanat

sarkis_site_istanbul_modernİstanbul Modern, yeni sergisi “Site” ile çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Sarkis’in Türkiye’deki en kapsamlı sergisini sunuyor. Sergi, Başbakanlık Tanıtma Fonu Kurulu Başkanlığı’nın katkılarıyla ve Garanti Bankası’nın ana sponsorluğunda düzenleniyor.

Müzemizin ilk kez yaşayan bir çağdaş sanatçının sergisine ev sahipliği yapma özelliği taşıyan “Site”de, Sarkis, 50 yıllık sanatsal yaşamının tüm evrelerini yeniden yorumluyor.

Küratörlüğünü İstanbul Modern Şef Küratörü Levent Çalıkoğlu’nun üstlendiği, 11 Eylül 2009’da açılacak ve 10 Ocak 2010 tarihine dek sürecek olan sergi, müzenin tüm mekânlarını birbirine bağlayacak biçimde tasarlandı. “Site” sergisinde Sarkis, 100’den fazla sergisinden çektiği fotoğraflar, Avrupa müze koleksiyonlarından davet ettiği çalışmalar ve yıllardır atölyesinde biriktirdiği objelerden oluşan, geçmişinin izleriyle dolu bir kent kuruyor.

Serginin destekçileri ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Proje Sponsoru Marshall, Tasarım ve Reklam Sponsoru RPM, Aydınlatma Sponsoru Tepta Aydınlatma, Konaklama Sponsoru Point Otel, Fransız Kültür Merkezi, Goethe Enstitüsü, NTV, Simge Antalis Kağıt, Borusan Mannesmann, Sony, Doluca, Winsor & Newton ve Live Sanat ve Efor Events.

Sarkis’in tüm sanat disiplinlerini içeren sanatını yakından tanıma olanağı veren “Site” sergisi süresince, İstanbul Modern’de Süreli Sergiler Salonu’nun yanı sıra, Sürekli Sergi Salonu, Fotoğraf Galerisi, Eğitim Bölümü ve Sinema’da çeşitli etkinlikler gerçekleşecek. İstanbul Modern Sinema’da Sarkis’in seçtiği filmlerden oluşan bir program sunulacak. Fotoğraf Galerisi’nde Sarkis’in fotoğrafları sergilenecek, çektiği filmler gösterilecek. Eğitim ve Sosyal Projeler Bölümü, “Su İçinde Suluboya Atölyesi”ni uygulayacak. Sarkis, sekiz genç sanatçı ile “Okul”unu gerçekleştirecek. “Site”nin meydanında piyanoyla konserler düzenlenecek, çeşitli söyleşilerle Sarkis izleyiciyle buluşacak. NTV, sergi nedeniyle Sarkis için kapsamlı bir belgesel hazırladı.

Bir buluşma sergisi

Sarkis, tüm belleğini ve yerleştirmelerinin ruhunu İstanbul Modern’e taşıyarak bir dünya kenti yaratıyor. Sergi mekânında gece gündüz Sarkis’in kalbi atıyor. Sarkis, kalp atışının ritmiyle ayarlanmış serginin içini dolaşan metronomla sürekli varlığını yaşatarak, hem aşkla yarattıklarını, biriktirdiklerini yalnız bırakmıyor hem de izleyiciye eşlik ediyor.

Sergi, bombalanmış Saraybosna Kütüphanesi’nden Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi romanındaki canavarlara, Alban Berg’in Lulu operasından Alman Romantik dönem ressamı Caspar David Friedrich’e, John Cage’den Sergei Paradjanov’un filmlerine dek farklı kültürel bellekleri içeriyor.

Üst katta 1961-63 yılları arasında gerçekleştirdiği guvaş çalışmaları, Fotoğraf Galerisi’nde 2006-2007 yılları arasında ürettiği Caspar David Friedrich’in resimlerine gönderme yapan 8 filmi ve 1972’de çektiği “Operasyon Organ” başlıklı 20 tek tirajlı fotoğrafı sergileniyor.

Güncelliği yaşatmak

Çoğu 1970’li yıllardan bugüne kadar değişik kentlerin müzelerinde, çağdaş sanat merkezlerinde, galerilerinde gerçekleştirdiği sergilerden görsel malzemeyi, geçmişteki ve şimdiki atölyelerinden görüntüleri, bize bakan yüz fotoğraflarını, serpilmiş gök görüntülerini sokaklardaki afişler gibi müzenin duvarlarına yapıştıran Sarkis, “Bu dil, bu davranış, müzeyi sokakla birleştirebilme arzusundan. Ayrıca sokağa bir afiş yapıştırıldığında, bu güncel bir olay olarak algılanır. Bu sergimde de bu güncelliği yaşatmak istedim” diyor. Arşivindeki 20 binden fazla görüntünün arasından seçerek, 10-20-30-40 yıllık sergilerini, vücutlarıyla değil halen yaşadığına inandığı görüntüleriyle bugüne davet etmeye çalıştığını söylüyor: “Bir görüntü öbürünü çağırdı… böylece devam etti; birbirlerine dikiş attılar, filmlerdeki montaj olayı gibi, görsel sanatlardaki yapıştırmalar (kolaj) gibi, yazı sanatında bir olaydan başka bir olaya, bir yerden başka bir yere atlamak gibi.”

Bugüne dek böyle bir sergi yapmadığını vurgulayan Sarkis, “Site” sergisinin bir buluşmanın sergisi olduğunu dile getirerek, bir kitap gibi okunmasını, bir film gibi izlenmesini arzu ediyor: “Bazı görüntülerin içeriğini bilemeyip algılamanız güç olabilir; bir mimarinin iç mekânına bir manzaraya bakar gibi bakmaya çalışıverin o zaman, belleğinizde bir şeyler doğabilir. Açık olmanızı arzularım. Sergimde bu görüntülerin dışında birtakım heykelleri, objeleri de çağırdım. Heykellerin etrafı yüzlerce heykel barındıran görüntülerle çevrili olduğundan heykellerin belleğimizde çoğalabileceğini umuyorum.”

Çalıkoğlu, Sarkis’in işlerinin geçmişinde, ucu açık, bitmemişliğe direnen, her seferinde yeni bir yorumla icra edilmek zorunda olan çokkatmanlı bir bütünlük olduğunu belirtiyor: “Bu sergi, onun doğduğu, 1955 yılında Munch’un ‘Çığlık’ adlı tablosunun röprodüksiyonunu gördükten sonra resme başladığı, 1964 yılında terk ettiği ve yerel sanat tarihi içerisinde adıyla özdeşleşmiş ‘Çaylak Sokak’ sergisini gerçekleştirdiği İstanbul’da hayata geçireceği en büyük projesi. Ayrıca 1980’li yıllardan itibaren gidiş-gelişlerle dönüşümüne etki yaptığı bir çağdaş sanat tarihinin içerisinde ayrıcalıklı bir yeri var bu serginin. Sarkis, 50 yıllık birikiminin kilometre taşlarını yeniden inşa etmek, farklı dönemlerinden kökü burada olan yerleştirmelerinin bağlamlarını tartışmak istiyor.”

İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, Sarkis’in doğduğu kentte ilk kez sanatının farklı dönemleri bir araya getirerek yeniden yorumladığını vurgulayarak; “Bir yerleştirmesine ‘Dünya okunamaz, benim kalbimi okuyabilirsiniz’ başlığını koyan Sarkis, bugüne dek ilk kez gerçekleştirdiği bu projede ‘içini açıyor’. Belleği görüntülere dönüşen sanatçı, sürekli biriktirdiklerini ve ürettiklerini sergiye çağırarak otobiyografik izler de barındıran, geçmişe yönelik bir iç yolculuğa davet ediyor izleyiciyi. Zaman ve mekâna yayılan gelgitlerle, göndermeler içeren, çokyönlü okumalara açık bu yolculuk, aynı zamanda toplumsal belleğin dışavurumu olan imgeleri yansıtıp, iz bırakan anıları canlandırarak geçmişle şimdiyi kesiştiriyor” diyor.

Oya Eczacıbaşı, İstanbul Modern’in ilk kez yaşayan çağdaş bir sanatçının sergisine ev sahipliği yapma özelliğini taşıyan bu buluşma sergisinin müzenin tüm ekibine eşsiz bir deneyim sunduğunu belirterek, “Özellikle gençlere Sarkis’in tüm sanat disiplinlerini içeren sanatını yakından tanıma olanağı veren bu sergimizin, aynı zamanda izleyicilerin aktif bir katılımıyla karşılanacağına ve sanatın dönüştürücü gücünü göstereceğine inanıyoruz” görüşünü dile getiriyor.

Sarkis, “birlikte yaşamak isteyenleri çağırarak”, izleyiciyi kentin kaosunda, karşıtlıklar, dönüşümler, leitmotifler ve metaforlarla dolu, çokyönlü okumalara açık, büyülü, sürprizli bir dünyaya davet ediyor. Bunlar aynı zamanda geçmişe yönelik birer zaman ve mekân aynası. Eserleri de büyütülmüş fotoğrafların çağırdığı “zihinsel flaşlar”. Serginin çeşitli yerlerinde bulunan değişik gökyüzü fotoğrafları dışarıyla bağlantı kuruyor, çok sevdiği ve 1999 yılında yitirdiği yönetmen arkadaşı Robert Kramer’in yüzü ise, Brecht’in yabancılaştırma efekti işlevini üstlenmiş gibi tedirgin biçimde dünyanın durumuna bakıyor farklı noktalardan.

Serginin belleği bir maket. Sarkis’in “çalınmasını istediği bir partisyon” olarak tanımladığı maketin tam ortasında kozmostan düşen, Sarkis’in yüzünü anımsatan, 35-40 kiloluk kristal bir kafa, ışığıyla sergiyi aydınlatıyor.

Gazino şarkıcılarının ismi gibi, sanatındaki dönemleri rengârenk neonlarla yazan Sarkis, neonların önünde rakseden, kiliseden kovulmuş, çingelerin Meryem Ana’sıyla sergiyi takdim ediyor. Bu sunuşlar ve leitmotifler “Site”nin içinde sürekli farklı biçimlerde yineleniyor izleyiciye.

Eserlerini bellekle, zamanla, dünyayla, tarihle ve ütopyalarla ilişkilendiren Sarkis’in işleri insanlık tarihine odaklanıyor. Sarkis, çağımızın fonunda dünyayı oluşturan farklı kültürlere sınırlarını açarak, belleğimizi harekete geçiriyor. “Site”, geçmişten şimdiki zamana sürekli göndermelerle, çağrışımlarla dolu: Sarkis’in yaşamındaki 12 atölyenin yanmış-yanmamış mekân kütleleri, Lulu operasının bantlarıyla giyinmiş sokak kadını Lulu, sokağın dilini kültürel bir bellek olarak yücelten bir yönetmen, bombalanmış Saraybosna Kütüphanesi’nin üzerinde sallanan giysisiyle, geçmişini üzerinde taşıyarak kendi ışığını, belleğini sunarak kütüphaneye can vermeye çalışan genç kız, yırtıcı, saldırgan tavırları vitraya hapsolmuş, ehlileşmiş Yüzüklerin Efendisi’nden yaratıklar, resimden tamamen ayrıldığı ve sesle ilişkili olarak kurduğu ilk işi, tüylere bulanmış meleklerin bisikleti, Uzak Şark kostümlerine gönderme yapan mimari giysiler, Burkina Faso büyücüsünün görünmeyen giysisi, Kriegsschatz (Savaş Ganimetleri) yazılı tekerlekli platform üzerindeki kalasa saplanmış bıçaklar, 1968 Paris’teki öğrenci hareketlerinden kalma, 40 yıldır yaşattığı üç fotoğrafın negatifi, fırtına, gök gürültüsü sesi, evsizler, çingeneler, “kendinden bir şeyler bırak” yazısının işlendiği bir örtü ve masa, iki denizin, iki ırmağın kırmızı ve yeşil saten kumaşlarla buluşması, kentin ışığını renklendiren vitraylar, birbirinin içinde bir anıt gibi yükselen çocuk kıyafetleri…

“Site”nin meydanında ise çok duygusal bir buluşma var: Sarkis, 1997 yılında birkaç ay Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi’nde tedavi gören annesini yitirdikten sonra son kez odasını görmek için yukarı çıkarken, aşağıda hep gördüğü eski, salaş, tabut gibi piyanoyu ilk kez ufak tefek bir adamın çaldığını duyar ve o ânı hiç unutmaz. Bir süre sonra bir sergi için bu piyanodan yola çıkarak demirden, katranla boyanmış bir kara fırın piyano yaratır. Işık vermeyen 1900 stili kör bir avizeyi dört renkle aydınlatır. Avizeden aşağıya piyanonun üzerinde “bir gelin gibi” biriktirdiği değerli/değersiz, eski/yeni bir dizi neşeli obje akar. Bu, hem piyano hem tabut hem de krematoryumu andırır. İçinde beyaz neonla annesinin ölüm tarihi yazar: 30.7.19970. Tarihi sıfırla bitirerek, zamanı ileriye doğru iter.

Sarkis, sergiyi hazırlarken, bu işi getirmeyi düşündüğünde İstanbul ile bağını Surp Pirgiç Müzesi’ndeki piyano ile sağlamayı tasarlar. Bu iki piyano buluşunca serginin “göbek bağı” oluşur.

Sergi süresince, genç piyanistler, Sarkis’in çok sevdiği Rus besteci Scriabin’in “kısa cümlelerin bir araya gelmesi gibi” olan büyülü bestelerini çalacak. Siteler, sürekli değişim içinde olduğu için “Site” sergisi de sürekli yenilenecek, farklı zamanlarda duvarlardaki fotoğraflar değişecek, yeni görüntüler eklenecek. İzleyiciler de, bu sergiye “kendilerinden bir şeyler bırakacak”.


KadınMAG

İstanbul Modern’de yaratıcı atölye çalışmaları

22 Temmuz 2009 admin  
Kategori: Kültür Sanat

istanbul-modern-logoİstanbul Modern, Yaratıcı Atölye Çalışmaları ile, çocukları yaz tatilinde sanatçıların eserleriyle tanışmaya ve onların kullandıkları malzemelerle sanat çalışmaları gerçekleştirmeye çağırıyor. İstanbul Modern Eğitim Sponsoru Garanti Bankası’nın katkılarıyla hazırlanan Yaratıcı Atölye Çalışmaları’nda çocuklar, müzede buluşarak resimden heykele, gravürden yerleştirme sanatına uzanan çeşitlilikte sanat projeleri yaratacak.

21 Temmuz - 28 Ağustos tarihleri arasında, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri düzenlenen ve 6 hafta sürecek olan etkinlikler; 7-9 yaş grubu için saat 10.00 – 12.00; 10-12 yaş grubu için saat 13.00 – 15.00 arasında gerçekleşecek.

Yaratıcı Atölye Çalışmaları’nda çocuklar, her hafta ayrı bir etkinlikte; Aliye Berger’in gravürlerinden yola çıkarak gravür tekniğiyle çalışacak, Özdemir Altan’ın “Köpek Gezdirme Alanları” isimli eserinden yola çıkarak, kolektif resimler yaratacak, Ramazan Bayrakoğlu’nun tekniğiyle fotoğraftan resimler oluşturacak, İnci Eviner’in izinden ilerleyerek desen ve motif çalışmaları uygulayacak, İrfan Önürmen’in “Odada” isimli eserinden yola çıkarak kumaşlarla görsel düzenlemeler yapacak ve Hüsamettin Koçan’ın yapıtlarından esinlenerek, kabartma resimlerden oluşan bir sergi hazırlayacak.

1. Hafta: Haydi “Bastır”! Atölyesi’nde çocuklar, baskının ilk uygulamaları olan el baskısından malzeme baskısına, şablon baskıdan gravür baskısına dek farklı baskı tekniklerini deneme olanağı bulacak. Eğitmenler eşliğinde Aliye Berger’in gravürlerini inceleyerek baskı sanatına giriş yapacaklar. (21-24 Temmuz)

2. Hafta: Hayallerin Peşinde Resim Atölyesi’nde çocuklar, sanatçı Özdemir Altan’ın “Köpek Gezdirme Alanları” isimli eserinden yola çıkarak, düşsel mekânları konu alan kolektif bir resim uygulaması gerçekleştirecek. Atölye, sanatçının kullandığı teknikleri deneme olanağı yaratırken, çocukların çevrelerine yakından gözlemelerine aracı olacak. (28-31 Temmuz)

3. Hafta: Fotoğraftan Resimler Atölyesi, fotografik görüntünün yeniden oluşturulması ve anlamlandırılması üzerine kurulu. Kurgu fotoğrafların oluşturulacağı ve bu fotoğraflar üzerinde boyama, tarama, yapıştırma gibi resimsel müdahalelerin yapılacağı bu atölyede çocuklar, sanatçı Ramazan Bayrakoğlu’nun tekniğini tanıyarak, fotoğraf ve resim sanatı arasındaki benzerlik ve farklılıkları keşfedecek. (4-7 Ağustos)

4. Hafta: Duvardaki İmgeler Atölyesi’nde çocuklar, farklı tekniklerle desen çalışmaları ve motif uygulamaları ile duvar kâğıtlarına kompozisyonlar yapacak. Bu atölyede sanatçı İnci Eviner’in izinden ilerleyerek sanat çalışmalarında iç dünyalarını dışa vuracaklar. (11-14 Ağustos)

5. Hafta: Odadaki Sırlar Atölyesi’nde çocuklar, sanatçı İrfan Önürmen’in “Odada” isimli eserinden yola çıkarak, sanatta “derinlik”, “perspektif”, “ışık”, “gölge” gibi kavramları uygulamalı olarak keşfedecek. Bu çalışmalarda kumaş ve tül gibi gündelik malzemelerle bir yerleştirme yaratırken, nesne ve mekân arasındaki ilişkiyi inceleme olanağı bulacaklar. (18-21 Ağustos)

6. Hafta: Kabartmaca Atölyesi’nde çocuklar farklı malzemelerle kabartma çalışmaları gerçekleştirecek. Tarihi uzun bir geçmişe dayanan kabartma sanatının gelişimi hakkında bilgi edinecek, Hüsamettin Koçan’ın izinden giderek, kabartma resimlerden oluşan bir sergi hazırlayacaklar. (25-28 Ağustos)

KadınMAG

İstanbul Modern’den “Oda Projesi”

21 Mayıs 2009 admin  
Kategori: Kültür Sanat

İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde Murat Germen ve Orhan Cem Çetin yönetiminde gerçekleştirilen Çağdaş Fotoğraf Serileri söyleşi dizisinde bu ay, Danimarkalı sanatçı Annette Merrild’in dünyanın 9 büyük kentinde farklı kültürlerden orta sınıf insanlarının yaşam alanlarını kaydettiği “Oda Projesi” ve başka sanatçıların benzer çalışmaları ele alınacak. Söyleşi, 23 Mayıs Cumartesi saat 16.00-18.00 arasında İstanbul Modern Sinema’da izlenebilir.

Bir kente ilk kez gittiğimizde, yerel kültürü yakından tanımak için müzelere gittiğimizi, ancak müzelerin bize genellikle uzak ve yakın tarihin seçilmiş olay, yer, kişi, sanat üretimlerinden derlenmiş bir kesit sunduğunu, bu derlemenin de çoğu zaman yabancı kenti bütünüyle tanımak için yeterli genişlikte bir yelpaze olmadığına değiniyor Murat Germen ve Orhan Cem Çetin: “Bir kenti yakından tanımanın en kestirme yollarından biri, turistik ziyaretlerde çoğunlukla mümkün olmasa da, çeşitli gelir gruplarından insanların evlerini görebilme şansını edinebilmek. Evler, özellikle de içlerindeki odalar, bize, etnografik bir birikimi en samimi halinde sundukları için kurumsal müzelere göre daha hakiki bir bilgi sunan kişisel müzeler olarak algılanabilirler.”

Murat Germen ve Orhan Cem Çetin, insanlar hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak için, portrelerinden öte kendileri hakkında çok daha fazla veri içeren yaşam mekânlarına, yani odalara odaklanmanın, kayda değer bir fotografik ifade alanı ortaya çıkmasına yol açtığını belirtiyor: “Hakikatten söz açmışken, misafir geldiğinde ev sahiplerince “ideal” ve en derli toplu haline getirilen odalar, bu hallerinde bile sahipleri hakkındaki ipuçlarını sakla(ya)mıyorlar. Gerilimli iç hallerini en yakın arkadaşları önünde bile öteleyebiliyor insanlar; ama bazen, ya bir mimik ya da sarkastik bir şaka ile belki de buluşmadan biraz önce yaşanmış küçük bir gerginlik ifşa ediliyor ufaktan. Ne kadar toplarsanız toplayın, ne kadar dekore ederseniz edin odalardaki bazı ayrıntılar da bu mimik veya şakalar gibidir; insanı, iç dünyasını, gündemini, hatırlamak istediklerini, tercihlerini, yaşama biçimlerini, artıklarını, atamadıklarını ifşa ederler.”

KadınMAG

İstanbul Modern’de çocuk şenliği

13 Nisan 2009 admin  
Kategori: Kültür Sanat

İstanbul Modern Sanat Müzesi, 4. Çocuk Şenliği’ni 22-25 Nisan 2009 tarihlerinde 10.00-18.00 saatleri arasında gerçekleştirecek. Şenlikte çocuklar “Matisse-Picasso”, “Kukla Atölyesi” ve “Müzede Desen” başlıklı üç eğlenceli etkinliğe katılabilecek. “Matisse-Picasso”da interaktif oyunlarla Matisse ve Picasso’nun eserleri arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları keşfedecekler. “Kukla Atölyesi”nde çeşitli kuklalar yapacaklar, “Müzede Desen” etkinliğinde ise sergi salonlarındaki sanat eserleri karşısında desenler çizecekler.

Genç İstanbul Modern’in yeni interaktif eğitim sergisi “Matisse-Picasso”da, çocuklar Henri Matisse ve Pablo Picasso’nun atölyelerini andıran oyun alanlarında iki sanatçının sanatını, benzer yanlarını ve farklılıklarını keşfedecek. Önce sergideki iki ustanın eserlerini dikkatlice gözlemleyen çocuklar, sonra yapışkan bantlarla kalın çizgilerden oluşan bir resim yapıyor, sanatçıların eserlerinden esinlenerek özel üretilmiş magnetleri yan yana getirerek kompozisyonlar oluşturacak, modelden ve modelin gölgelerinden kömür kalemlerle desenler çizecek, aynalarla çevrili bir alanda çevredeki görüntüleri parçalara ayıracak ve yansımaları farklı biçimlerde tekrar birleştirerek yeni bir resim yaratacak.

“Kukla Atölyesi”nde eğitmenler eşliğinde “Gölgeye Övgü” sergisini gezen ve geleneksel gölge tiyatrosunun çağdaş sanata etkisini gözlemleyen çocuklar, kuklalar tasarlayacak. Kukla örneklerinin ve yapım sürecinin tanıtıldığı etkinlikte, çocuklar el kuklası, sopalı kuklalar ya da gölge kuklaları yapacak.

“Müzede Desen” etkinliğinde “Modern Deneyimler” sergisini eğitmenler eşliğinde gezen çocuklar, sanat eserlerinin karşısında desen çalışmaları gerçekleştirecek. Sergiyle Türk sanatını ve sanatçıları tanıyan çocuklar, çizdikleri desenlerle sanatta yaratım süreçlerini keşfedecek. Müzenin sergi salonlarını bir atölye ortamına çeviren bu etkinlik, çocuklara birebir bir sanat eseriyle çalışma olanağı sunacak.

Etkinlik Tarihleri:

22 - 25 Nisan 2009 tarihleri arasında, saat 10.30-12.00, 13.00-14.30 ve 15.00-16.30

Rezervasyon ve bilgi için: 0212 334 73 41

İstanbul Modern’de kadın filmleri: “Kromozom XX”

18 Mart 2009 admin  
Kategori: Kültür Sanat

İstanbul Modern Sinema, Filmmor işbirliğiyle 19-29 Mart tarihleri arasında kadınların dünyasına kamerasını uzatan kadın yönetmenlerin filmlerinden bir seçki sunuyor. “Kromozom XX”in hikâyeleri hak mücadelesinden göçmenliğe, haz ve histeri ilişkisinden hastalıklı bir anneliğe uzanarak kadın dünyasına altı farklı kapı açıyor.

“Kromozom XX” başlıklı programda; Emily Atef’in annelik içgüdüsünü sorguladığı “İçimde Var Bir Yabancı”, Alexis Krasilovsky’nin yedi yıl süresince dünyanın dört bir yanında izlediği 50 görüntü yönetmeni kadının emek ve tarihlerini yansıtan “Kameralı Kadınlar”, Kim Longinottonun Güney Afrika’da Apartheid sonrası bir araya gelen beş kadının, tacize, kötü davranışa uğrayan ve unutulan çocuklar için verdikleri mücadeleyi anlatan “Teyzeler” başlıklı belgeseli, Emiko Omori ile Wendy Slick’in kadınlar için “tutku ve gücü” vibratorün gizli tarihinde açığa çıkaran “Haz Teknolojisi”, artık var olmayan bir ülkenin farklı bölgelerinden gelmiş, İsviçre’de yaşayan, yaraları ve korkularına karşın güçlü arzuları ve hayalleri olan üç kadının hayatlarına yakından bakan Andrea Štaka’nın Fraulein”, 19.yüzyılda Arjantin’de göçmen Yahudi ailelerinin yaşadığı bölgede büyüyen ve çirkin bulunduğu için adeta görünmez olmaya çalışan Getrudis’in öyküsünü aktaran Maria Victoria Menis’in “Karanlık Kutu” isimli filmleri gösterime sunulacak.

İçimde Var Bir Yabancı / The Stranger In Me, 2008

Yönetmen: Emily Atef, 99’, Renkli, Almanca, İngilizce altyazılı

Rebecca ve Julian sevinç içinde ilk çocuklarını beklemektedirler. Ancak bebek doğar doğmaz Rebecca bebeğini kucaklayamaz. Bebeğin ihtiyaçlarını giderememe kaygısı giderek önce bebekten, sonra kendinden korkmaya dek varır. Film, anneliğin içgüdü mü, öğrenilen bir edim mi olduğu sorusunu tartışıyor.


Teyzeler / Rough Aunties, 2008
Yönetmen: Kim Longinotto, 103’, Renkli, İngilizce

Güney Afrika’da Apartheid sonrası bir araya gelen beş kadının, tacize, kötü muameleye maruz kalmış ve unutulmuş çocuklar “bir şans bulabilsin” diye verdikleri mücadeleyi anlatan belgesel, bu özgün deneyimin yanında, Rough Aunties gibi grupların umut ve enerjisinin Afrika’da yarattığı değişimi de aktarıyor.

Karanlık Kutu / Obscura Camera, 2008

Yönetmen: María Victoria Menis, 86’, Renkli, İspanyolca, İngilizce altyazılı

Gertrudis, 19. Yüzyıl’da Arjantin’de göçmen Yahudi ailelerinin yaşadığı bölgede büyümüştür. Ailesi ve çevresi tarafından çirkin bulunduğu için adeta görünmez olmaya çalışan bir kadın olarak yaşamını sürdürmektedir. Evlenir, çocukları olur. Günün birinde aile hayatlarını fotoğraflamak üzere konukları olan gezgin bir fotoğrafçının objektifine ise o güne dek kimsenin göremediği şekilde yansır.

Film, kadın bedenini erkek bakışının nesnesi kılmadan, özne-nesne bağlamının ötesinde görme-görülme ilişkileri kurmanın mümkünlüğünü güçlü ve şiirsel bir sinema diliyle ortaya çıkarıyor.

cizelgeli_kromozom

Kameralı Kadınlar / Shooting Women, 2008

Yönetmen: Alexis Krasilovsky, 54’, Renkli, İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Gucerat, Çince, Japonca ve Almanca - İngilizce altyazılı

Yönetmen kendi kitabı Women Behind The Camera’dan yola çıkarak, bu belgeselle dünyanın dört bir yanındaki görüntü yönetmeni kadınların emek ve tarihlerini açığa çıkarıyor. Yedi yıl boyunca, Afganistan, Avustralya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Meksika, Senegal, ABD ve diğer ülkelerde, sualtında ya da savaş bölgelerinde, Hollywood ya da Bollywood’da kameranın arkasındaki kadınları izliyor.

50 görüntü yönetmeni kadın ve bu kadınlara destek olan kadınlar ve erkeklerle yapılan görüşmeleri içeren belgesel, Afganistan’da Taliban rejiminden gizli çekilen filmlerden, Hindistan’da güçlenmenin bir yolu olarak kamera öğrenen kadınlara, Senegalli kadınların erkeklere rağmen sürdürdüğü meslek hayatlarına kadar erkeklerin hâkimiyetindeki teknik bir alanda kadınların mücadele hikâyelerini paylaşıyor. Yetenek, güç, cesaret ve düşlerini de…

Haz Teknolojisi / Passion and Power: The Technology of Orgasm

Yönetmenler: Emiko Omori, Wendy Slick, 74’, Renkli, İngilizce

Belgesel, kadınlar için “tutku ve gücü” vibratorün gizli tarihinde açığa çıkarıyor. Vibratörün tarihinin izini sürerek yasal kurumların ve sağlık kuruluşlarının kadınların bedenlerini, cinselliklerini ve tüm yaşamlarını nasıl denetim altında bulundurduklarını araştırıyor.

Fraulein / Fraulein, 2006

Yönetmen: Andrea Štaka, 81’, Renkli, Almanca ve Sırpça - İngilizce altyazılı

1970’lerde Yugoslavya’dan daha iyi koşullarda yaşamak için gelmiş olan Ruža ve Mila ile Bosna’daki savaştan kaçan gezgin ruhlu Ana’nın yolları bir restoranda kesişir…

Artık var olmayan bir ülkenin farklı bölgelerinden gelmiş, İsviçre’de yaşayan, yaraları ve korkularına karşın güçlü arzuları ve hayalleri olan üç kadının hayatlarına yakından bakan film, yaşama sımsıkı tutunma ile yaşamın kıyısında gezinme noktasındaki kadınların hikâyelerini güçlü bir sinema diliyle anlatıyor.

KadınMAG

Günün Etkinliği: “Lahana Sarma”

01 Mart 2009 admin  
Kategori: Kültür Sanat

İstanbul Modern’in “Gölgeye Övgü” sergisi etkinlikleri kapsamında Tiyatrotem, mart ayı boyunca “Lahana Sarma” adlı gölge-kukla oyunu sahneleyecek.

Ayşe Selen’in yazdığı, Şehsuvar Aktaş’ın tasvir ve kukla tasarımını yaptığı, müzik danışmanlığını Muammer Ketencoğlu’nun üstlendiği, Ayşe Selen ve Şehsuvar Aktaş’ın oynayan ve oynatıcı olduğu “Lahana Sarma”, kukla, illüzyon, ortaoyunu, gölge oyunu gibi geleneksel gösteri türlerden yola çıkılarak oluşturulmuş bir gösterim. Tiyatrotem’in sahnelediği “Lahana Sarma”, 1 Mart, 8 Mart, 22 Mart ve 29 Mart Pazar günleri saat 14.00’te İstanbul Modern Sinema Salonu’nda görülebilir. Gösterileri müze ziyaretçileri ücretsiz olarak izleyebilecek.

Oyunun çıkış cümlesini “Renkli tasvirler herhangi bir nedenle hayal perdesinden çıkmak zorunda kalsalardı, ne olurdu?” sorusu oluşturuyor. Oyunda sahnenin sağında ve solunda birer gölge oyunu perdesi, iki perdenin ortasında ise masaüstü kuklalarının oynatıldığı masa bulunuyor.

Gölge oyunu perdelerinde oynatılan deriden kesilmiş özgün tasvirler, beyaz perdeye yansıyan “renkli gölgeler”dir. İki perdenin ortasındaki masanın üzerinde oynatılan kuklalar ise beyaz kartondan kesilmiş figürlerden oluşan bir tür “düşsel alan”da devinen üç boyutlu “beyaz kuklalar”dır. Oyunun açılışını yapanlar, hem oyuncu, hem anlatıcı, hem de oynatıcıdır.

Sağdaki perde Herşeyiyer Hanım’ın, soldaki perde ise Boliştah Hanım’ın evi. Ortadaki masa da düşsel bir alandır. Herşeyiyer Hanım’ın uşağı Tavtati’yle Boliştah Hanım’ın uşağı Dümteka mutfaklarında yemek yapmaktadırlar. Ancak her ikisinin de birer malzemesinin eksik olduğu ortaya çıkar. Muzip ve şakacı bir yaratık olan Yeşil Tüylü Ocak Böceği bu malzemeleri gizlice kaçırmıştır. Uşaklar “evleri”nden çıkarak eksik malzemelerin ardına düşerler. İşte bu arayış onları ortadaki “düşsel alan”a, Lahana Sarma’ya getirir. Ancak orada Yeşil Tüylü Ocak Böceği’nin kendileri için hazırladığı beklenmedik sürprizlerle karşılaşırlar.

Öykünün akışı içinde tasvirlerin/kuklaların “renkli gölgeler” olmakla “beyaz kuklalar” olmak arasındaki ikilemleri, oynatıcı-oynatıcı, oynatıcı-kukla, kukla-kukla, kukla-tasvir çatışması ya da çakışması öykünün arka planını oluşturuyor.

KadınMAG

[PSGallery=3rjgdmo7vw]

İstanbul Modern’den “Safkan Yansımalar”

03 Şubat 2009 admin  
Kategori: Kültür Sanat

İstanbul Modern Sanat Müzesi Fotoğraf Galerisi’nin 4 Şubat’ta açılacak olan yeni sergisi “Safkan Yansımalar”da Peter Müller Peter, 12. Yüzyıl’dan bu yana Avrupa saraylarında görülen Yeguada de la Cartuja atlarını yepyeni bir yorumla sunuyor. Peter Müller Peter, ünlü Avrupalı ressamların tablolarında da resmedilen bu soylu atın, yine ünlü tablolarla birlikte fotoğraflarını çekerek çarpıcı öyküler yaratıyor.

istanbul_modern_safkan_yansimlar

Küratörlüğünü Engin Özendes’in üstlendiği ve 26 Nisan’a dek sürecek olan sergide, 40 adet fotoğraf yer alıyor. Portreler, karakterler, dans ve büyük tutkusu olan atlar konularında uzman olan fotoğrafçı Peter Müller Peter’in, çekimlerde Yaratıcı Yönetmen Gerry Roberts ve ekibiyle birlikte gerçekleştirdiği, her biri birer enstalasyon gibi kurgulanarak kullanılan alanları yansıtan 6 fotoğraf da ışıklı kutularda sergilenecek. Fotoğraflara ünlü kompozitör Vincent Amigo’nun müziği eşlik edecek.

İnsanlık tarihiyle iç içe geçen bir geçmişe sahip olan ve tarih boyunca soyluluk ve sadakatin simgesine dönüşen atlar, yüzyıllardır pek çok ressamın tablolarında kimi zaman başkahraman, kimi zaman da başka kahramanların yoldaşı, savaşan öncü, asilleri sırtlayan varlık olarak ifadesi ve olağanüstü vücut hareketleriyle yer alır.

İnsanın yüzyıllar süren çapraz dölleme ve özel seçimlerle ideal kusursuzluğu elde etme çabasının büyük zaferi olan safkan İspanyol atı Yeguda de la Cartuja, “Safkan Yansımalar” sergisinde, Boticelli, Titian, Velázquez, Carpaccio, Rubens, Van Dyck, Juan de la Corte, Goya, Bejarano, Llorens, Franz Marc, Macke ve Sala gibi ressamların tablolarında, zamanın, mekânın iç içe geçtiği yepyeni görsellere dönüşüyor.

Küratör Engin Özendes, ressamların ve fotoğrafçıların önceleri, ideolojik ve estetik düşüncelere, bağlı oldukları akımların kurallarına ve amaçlarına uygun, kendi uğraşları olan sanat için eserler ürettiklerini belirterek, yeni yöntemlerden söz ediyor: “Daha sonra her iki alanda çalışmalar yapan sanatçılar, görsel deney yapma düşüncesinden yola çıkarak, fotogram, netsizlik, hareketli görüntüler, solarize çalışmalar, üst üste pozlamalar, kolaj, fotomontaj yöntemleri gibi yeni fotoğraf teknikleri geliştirirler. Artık yeni yöntemler geleneksel görüntüleri değiştirmeye başlar. Bu yeni yöntemlerin amacı, fotoğrafı resme benzetmek değil, soyut veya yarı-soyut yeni eserlerin üretilmesine katkıda bulunmak için yeni kaynaklar oluşturmaktır.”

Özendes, Peter Müller Peter’in, fotoğraf makinesi aracılığıyla, canlı La Cartuja atının, ustaların gerçek boyutuna uygun biçimde büyütülmüş tabloları önünde yepyeni bir yorumla sunduğunu belirtiyor: “Peter Müller Peter, burada iki farklı sanat alanını birbiriyle uyumlu ve estetik bir biçimde yoğurarak, yeni yaratılar ve yeni sunumlarla önümüze çıkarmaktadır. Sanatsal gücünü kanıtlamış eserlerin önünde duran, edebiyatın, güzel sanatların en estetik canlısı at, bu olağanüstü geri planlarla yepyeni bir düzenleme içinde gelir önümüze.”

Latin Amerika edebiyatının yaşayan ustalarından ve günümüzün çokyönlü kültür insanlarından Perulu yazar Mario Vargas Llosa, sergi kataloğunda yer alan yazısında, fotoğrafların, büyüleyici görüntüleriyle Endülüs Atı’na dikkat çektiğine değiniyor:

“Bu eserin saygıyla selamladığı La Cartuja soyundan safkan İspanyol atı, kusursuz hayvanı yaratma yolundaki bu tutkunun en görkemli ürünlerinden biridir. Bu resimler, dikkatimizi büyüleyici imgeleriyle Endülüs Atı’na çekmenin yanı sıra, atın kiliseler, saraylar, bahçeler ve müzelerde yakışıksız kaçmadan ve (ev kedileri ile köpekleri gibi) ehlileştirilmemiş özelliklerinin, doğal yabanıllığının zerresini kaybetmeksizin insanla aynı düzeyde bütünleşebilen tek hayvan olduğunu gösteriyor.”

Llosa, Endülüs atlarının, sahip oldukları dinginlikle, sanatçının talimatını izlerken gösterdikleri uysallığın, reflektörlerin ısısı altında poz vermeye yanaşırken sergiledikleri iyi huy ve duruşlarındaki ciddiyetin, karşı konulmaz bir şekilde yalnızca hayran olmamıza değil, onları sevmemize de yol açtığını vurguluyor: “Peter Müller Peter’in ustaca düşünülmüş bu kompozisyonlarda poz vermeye ikna ettiği son derece güzel Endülüs Atları, Rubens’in, Velázquez’in, Goya’nın, Macke’nin ve Carpaccio’nun eserleri arasında, dikkatli ve duyarlı varlıklar gibi rahatlıkla dolaşıyor. Kulaklarını dikmiş, fal taşı gibi açılmış zeki gözlerle tuvallere ve fresklere bakıyor ya da dört dörtlük gözbağı ustaları gibi resimdeki yerlerini alıyorlar. Asla kırıp dökmüyorlar, fotoğrafçının kurduğu oldukça hassas dekorlar ve zarif nesneler arasında gereksiz bir fazlalık değiller. Tam tersine, orada bulunmaları gerektiği, resimlerin tamamlanmak için onları beklediği iddia edilebilir.”

Peter Müller Peter Kimdir?

1953’te doğdu. İsviçre vatandaşıdır. Zürih’te mimarlık ve güzel sanatlar okudu. 1973’te fotoğrafçı Bert Stern’in asistanı olarak çalışmak üzere İspanya’ya gitti; dört yıl boyunca çeşitli yayın ve reklam kampanyalarında onunla birlikte çalıştı.

1977’den 1980’e kadar değişik televizyon reklamlarında asistan ve ikinci kamera olarak Eddie Vorkapich’le çalıştı.

İspanya, Avrupa ve Amerika’da reklam fotoğrafçısı olarak çalışırken, bazı önemli reklam kampanyaları yürüttü. Portreler, karakterler, dans ve büyük tutkusu olan atlar konusunda uzmandır.

Zoom, Arte Fotográfico, Photo, Cámara, Lui, Playboy, Vogue, Dunia, Geo, El Pais dominical, Revista FMR ve benzeri dergilerde çeşitli çalışmaları yer almıştır.

Ödülleri:

1992. Avrupa Sanat Yönetmenleri Kulübü Ödülü’nü alan España por dentro kitabının yayımlanması.

1994. İki Laus Ödülü alan Oro Plata kitabının yayımlanması.

Mayıs 1996. Fransa’da Nîmes’deki Modern Sanat Müzesi’nde “Oro y Plata” Sergisi.

1996. “Cupon de la Once” kampanyası için Lux Bronz Ödülü.

- 1996. “De Beers” kampanyası için Lux Altın Ödülü.

- 1999. Fuji Ödülü

- 2000. Altın Yaprak Ödülü, Prisma dergisi (Portekiz).

Sergiler ve Yayınları:

Mayıs 2001. “Maestro” Sergisi, Ars Nova Gallery, Madrid.

Mart 2002. “Maestro” Sergisi, Art Gallery Pedro Peña, Puerto Banus – Marbella, Málaga.

2005. Sueños kitabının yayımlanması, Sara Baras.

Aralık 2005. Sueños kitabının Paris’te Champs Élysées Téâtre’da sunumu.

Şubat 2006. Londra’da Cervantes Enstitüsü’nde “Sueños” Sergisi’nin sunumu.

Temmuz 2006. Silo de Hortaleza Gallery’de “Sueños” Sergisi, Madrid.

Aralık 2006. Salamanca Üniversitesi’nde “Sueños” Sergisi.

Mart 2007. Buero Vallejo Salonu’nda “Sueños” Sergisi, Guadalajara.

Haziran 2007. H10 Gallery Puerto Banus’ta “Sueños” Sergisi - Marbella, Málaga.

Aralık 2007. Salamanca Üniversitesi Hospedería Fonseca Gallery’de “Atlar” Sergisi.

Nisan 2008. El Torreón de Lozoya kitabının yayımlanması, Caja Segovia. Obra Social y Cultural.

Ağustos 2008. Cuellar Kültür Merkezi’nde “Atlar” Sergisi, Segovia.

KadınMAG

Gölge tiyatrosu İstanbul Modern’de yeniden hayat buluyor

22 Ocak 2009 admin  
Kategori: Kültür Sanat

Avrupa Kültür Fonu’nun desteğiyle gerçekleşen sergiyle birlikte ilk kez İstanbul Modern, İrlanda Modern Sanat Müzesi ve Benaki Müzesi arasında işbirliği yapılıyor. Serginin küratörlüğünü İstanbul Modern Danışmanı Paolo Colombo üstleniyor. 5 Kasım 2008 - 4 Ocak 2009 tarihleri arasında Dublin’de sergilenen “Gölgeye Övgü”, 23 Mayıs - 26 Temmuz 2009 tarihleri arasında da Atina’daki Benaki Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Gölge tiyatrosunun Türkiye ve Yunanistan’daki köklü geçmişinin çağdaş sanata etkilerini yansıtan “Gölgeye Övgü”, halk masallarına ya da yalın çağdaş anlatılara dayanan çalışmaları kapsıyor ve dans, opera ve müzik içeren gölge tiyatroları, siluetler, çizimler, metinler, elyazmaları, filmlerle birlikte 100’den fazla yapıt sunuyor.

Sergi, gölge tiyatrosu gelenekleriyle çağdaş sanattaki yeni anlatı ruhu arasındaki paralellikleri araştırıyor ve geleneksel sanat biçiminin son yıllarda çağdaş sanat dünyası üzerindeki izlerini aktarıyor. Sadece sanatseverlere değil, sinema, animasyon ve gölge tiyatrosunun tarihine ilgi duyan ziyaretçilere ve her yaştan geniş bir kitleye sesleniyor.

“Gölgeye Övgü” sergisinde Haluk Akakçe (Türkiye), Nathalie Djurberg (İsveç), William Kentridge (Güney Afrika), Katariina Lillqvist (Finlandiya), Jockum Nordström (İsveç), Lotte Reiniger (Almanya), Christiana Soulou (Yunanistan), Ladislas Starewich (Polonya), Andrew Vickery (Büyük Britanya) ve Kara Walker’ın (A.B.D.) işleri ve filmleri yer alıyor.

Geleneksel gölge tiyatrosunun çağdaş sanat dünyası üzerindeki etkilerini keşfe çağıran “Gölgeye Övgü” sergisi; Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge’in başat eserlerinden operadan esinlendiği illüstrasyonlarını, Jockum Nordström’un oyunbaz çizim ve kolajlarını, ünlü Amerikalı sanatçı Kara Walker’ın resimlerini, siluet enstalasyonları ve videolarını, Katariina Lillqvist’in Gümüş Ayı ödüllü kukla animasyonunu, filmlerini, el işi kuklalarını, 1920’lerde ilk siluet filmlerini yaratan, esin kaynağı Karagöz olan, Almanya’nın öncü sinemacısı Lotte Reiniger’ın güncelliğini bugün bile koruyan en ünlü filmlerini, 20. Yüzyıl’ın en tanınmış sinemacılarından, tek resim çevrimli animasyon (stop-motion) tekniğinin ustası Ladislas Starewitch’in eşsiz çalışmalarını, Andrew Vickery’nin bağımsız tiyatrosunu, Haluk Akakçe’nin videosunu, Nathalie Djurberg’in kil animasyon tekniğiyle gerçekleştirdiği videolarını ve Christiana Soulou’nun insan hallerini yansıttığı çizimlerini içeriyor.

Karagöz örnekleri, Ara Güler fotoğrafları, Yurdaer Altıntaş’ın eserleri
Müzenin alt katında ve sergi salonunun girişinde; yurtiçi ve yurtdışından hem özel hem de devlet koleksiyonlarından bir araya getirilen Karagöz oyunu tasvirleri, kitaplar, broşürler, posterler, gazeteler, dergiler ve Karagöz’ün günlük yaşamımıza kattığı renkliliği gösteren çeşitli nesneler sergileniyor. Ayrıca Turkish Cultural Foundation’ın 2007 yılında yoğun bir çalışmanın sonucunda oluşturduğu “Geleneksel Türk Gölge Tiyatrosu: Karagöz” adlı DVD setinden çeşitli Karagöz oyunları ile oyunların sahne arkası da sergi ziyaretçilerinin ilgisine sunuluyor.

Yunan Karaghiozis örnekleri, konu üzerine yazılmış kitaplar da Türk Karagöz’ünün Yunanistan’daki etkilerini vurgulaması açısından ziyaretçilerle buluşuyor. Sergide ayrıca Yunan Karagöz’ünün bir örneği olan “Yorgos Amca’nın Düğünü” adlı oyun sunuluyor.

Bunlara ek olarak Ara Güler’in Karagöz konulu fotoğrafları sergileniyor. Grafik tasarımcı Yurdaer Altıntaş’ın Karagöz üzerine bir portfolyosu video alanındaki LCD ekranda ziyaretçilere sunuluyor. Yurdaer Altıntaş’ın gerçekleştirdiği grafik yorum, Karagöz oyununun ışığa bağımlı özelliklerini perde üzerinde yayılan renk dağılımlarının izlenimleriyle yansıtıyor.

“Serginin kalbinde Karagöz karakteri yatıyor”
Serginin küratörü Paolo Colombo, “Gölgeye Övgü” başlığını 2001 yılında Chicago Çağdaş Sanatlar Müzesi’nde William Kentridge tarafından gerçekleştirilen bir söyleşiden, Kentridge’in de bu başlığı Junichiro Tanizaki’nin kaleminden çıkan 1935 tarihli In Praise of Shadows adlı bir kitapçıktan aldığını belirtiyor.

Paolo Colombo, Gölge Tiyatrosu’nun, dayandığı köklü gelenek, zenginlik ve öz nedeniyle, sinema öncesi tarihte ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu savunarak, “Bu serginin kalbinde ve temel metaforunda, Türk ve Yunan gölge tiyatrosu gelenekleri, özellikle de Karagöz karakteri yatıyor” diyor.

Colombo, sergide yer alan eserlerin, Türk ve Yunan gölge tiyatrosu dünyasıyla olan özel ilişkilerinden dolayı seçildiğini ifade ediyor: “Bu eserler yüksek ve alt kültür ile Türkiye ve Yunanistan’daki popüler gölge tiyatrosu geleneğini ilişkilendiren iyi bir ağ kuruyor, bireysel eserler, geldikleri kültür ile Karagöz ve Karaghiozis oyunları arasında geniş bir çapraz göndermeler ağı örüyor. Son olarak, çağdaş sanat pratiğinin kalbinde yatan yeni bir anlatısal ruha tanıklık ediyorlar.”

İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, serginin kavramsal oluşumundan başlayarak tüm hazırlık aşamalarında öncülüğünü ve koordinatörlüğünü üstlenen İstanbul Modern’in, ilk kez üç müzenin işbirliğiyle özgün bir sergi gerçekleştirdiğini vurgulayarak, “Böylece İstanbul Modern, daha önce ‘Tasarım Kentleri’ sergisiyle olduğu gibi, uluslararası gezici sergiler haritasında ortaklaşa düzenlediği projeleriyle de yer alıyor” diyor.

Oya Eczacıbaşı, sergiye paralel olarak düzenlenen etkinlik ve gösterilerin, geçmişten günümüze ulaşan önemli bir kültür mirasımız olan Karagöz’ün yeniden gündeme gelmesini sağlayacağına değinerek, “Sergi, özellikle, unutulmaya yüz tutan gölge tiyatrosu geleneğinin, Avrupa’da gerçekleştirilen çağdaş sanat üretiminde yeniden kullanılma biçimlerine izleyicilerin tanıklık etmeleri için eşsiz bir fırsat sunuyor” görüşünü dile getiriyor.

Sanatçılar
“Gölgeye Övgü”de, son yıllarda ABD’de Metropolitan Museum of Art, Walker Art Center, Hammer Museum ve New York’taki Museum of Modern Art’ta açtığı sergileri büyük ses getiren, izleyicilerden yoğun ilgi gören ve geçen yıl Whitney Museum’da retrospektif bir sergisi açılan Kara Walker’ın (1969) Karagöz ve Karaghiozis oyunlarıyla birçok özellik paylaşan videoları ve siluet enstalasyonlarının yanı sıra, çizimleriyle birlikte resimleri de sergileniyor. Son yıllarda gölge oyunu tekniklerine kucak açan Walker, hem video animasyonlarında hem de gerçek gölge oyunlarında bu tekniklere yer veriyor. Walker’ın çalışmalarının çoğu, video animasyonlarında ve gerçek gölge oyunlarında ırk, toplumsal cinsiyet ve cinsellik konularını araştırmak için kullandığı özgün gölge tiyatrosu gelenekleri ve teknikleriyle yakından ilişkilidir. Kara Walker, kölelik sapkınlığını ortaya koymak için Amerika Birleşik Devletleri’ndeki iç savaş öncesi dönemi yeniden canlandırır. Köleliğe dayalı toplumsal ve ekonomik sistemin bozukluklarını yansıtmak için, eserlerini siluetler üzerine kurar. Eserleri, şiddetin ve ırklararası cinselliğin patlayıcı bir karışımıdır. Hikâyeleri kâbusumsu bir özelliğe sahiptir, yine de kışkırtıcı bir mizah duygusu içerir ve dikkatimizi taciz üzerine kurulmuş bir sistemin dehşetine ve çelişkilerine çeker.

Sergide yer alan “Atlanta Savaşı”nda Kara Walker, tarihî olayları, görünürde savaşa paralel olan ama yine de uygun biçimde bireyler ve aileler üzerinde köleliğin trajik bedelini gösteren anekdotlara odaklanan bir dizi vinyetle yeniden kuruyor. Walker’ın lazerle kesilmiş çelik figürlerden oluşan 22 parçalık “Yanan Afrika Köyü” başlıklı çalışması ise, belirli bir biçimi olmayan bir oyun takımı ve daha çok koleksiyoncunun kendi özel anlatısını yaratarak etkileşim kurması gereken bir çalışma.

Siluetler, tanımlanabilir bireysel duygu dünyalarını ifade edeceklerine, “insan tipolojileri” yaratır; yöntemin bu niteliği Kentridge’in evrensel temalar üzerinde yoğunlaşmasına, izleyiciyi kişisel olarak etkileyen eserler yaratmasına olanak tanır. Sanat ve tiyatroyu, müziği kullanmayı gerektiren eserler üreten Kentridge, aktörler, şarkıcılar ve müzisyenlerle işbirliği yaparak, çokyönlü ve “bütünsel” bir sanat eseri kavramının sınırlarını keşfettiği oyunlar ve operalar gerçekleştirir. Nathalie Djurberg (1978), sergiye kökleri, geleneksel masalların dünyasına dayanan kısa ve güçlü anlatıları kurgulamak için kil animasyon tekniği kullandığı iki eseriyle katılıyor: “Cesur Madeleine” ve “Viola”. Bu anlatılarda, sık sık bilinçaltı göndermeleri yapan, bazen acımasız ama aynı zamanda alaycı bir mizah duygusunun egemen olduğu bir dünya yaratılır. Sanatçı, prodüksiyon ve animasyonunu tek başına yaparak yönettiği bu videolarda, gölge oyunu yapımlarının en önemli özelliği olan “yalnız adam” ruhunu sürdürüyor. Djurberg’in her zaman birlikte çalıştığı Adam Berg’ün film müziği baskındır, saplantılıdır ve imgeleri hikâyelerinin sonucuna doğru, saat mekanizması ritmiyle ilerler.

Filmlerinde kendi yaptığı kuklaları oyuncu olarak kullanan bir sinemacıdır Katariina Lillqvist (1963). Hikâyelerini çoğunlukla var olan masallardan ya da edebiyat klasiklerinden, tarihten ve eski inanışlardan uyarlar. Filmleri kendine özgü karanlık bir nitelik taşır, insanın çaresizliğine ilişkin keskin bir farkındalığı yansıtır ve savaşın yıkıcı etkileriyle insanlar üzerinde yarattığı çatışmaları irdeler. Sanatçı, sergiye iki film ve filmler için yaptığı kukla ve dekorlarla katılıyor. 1996 yılında Berlin Film Festivali’nde Kısa Film kategorisinde Gümüş Ayı’yı alan “Köy Doktoru” başlıklı kukla animasyonunda, Saraybosna mültecilerinin anıları, Franz Kafka’nın öyküsünün konusuna oturtularak dramatize edilmişti. “Köy Doktoru” ve “Genç Kız ve Asker” de, yalnızca Lillqvist’in sanat yaşamında değil, William Kentridge’in çalışmalarında da etkisi olduğu bilinen tiyatro yönetmeni ve ressam Tadeusz Kantor’un dünyasına bir saygı duruşu niteliği taşıyor.

Andrew Vickery (1963), İrlanda Modern Sanatlar Müzesi’nin koleksiyonunda yer alan ve bir çeşit çağdaş kukla tiyatrosu sunumu olan, minyatür tiyatro sahnesini sergiliyor. Çizimlerini fotoğraflayıp kendi kurduğu küçük sahnelerde slayt gösterisi olarak sahneleyen sanatçının “Ne Gördüğünü Biliyor musun?” çalışması, Richard Wagner’in Parsifal operasının sahnelenişine katılmak üzere Bayreuth’a yapılan bir yolculuğu anlatan düşsel bir günlüğe gönderme yapar

Akakçe’nin video çalışmalarına çoğunlukla ya özel olarak bestelenmiş ya da var olan klasik bir eserden uyarlanmış müzikler eşlik eder. Bilgisayarda üretilmiş imgelerin ipnotik niteliği, filmlerinin müzikleriyle daha güçlü biçimde vurgulanır.

Çizim ya da kolaj tekniklerini kullanan Jockum Nordström (1963), popüler kültürün, geleneksel masalların, cinselliğin ve arzunun iç içe geçtiği, hem derinliği hem de genişliği olan sahnelere hayat verdiği karmaşık anlatılar kurar. Nordström, çoğu kez dönemden döneme atlayıp, sık sık idealize edilmiş bir 18. Yüzyıl ile 19. Yüzyıl başlarından, günümüzün özgürleşmiş dünyasına kadar göndermeler yapar. Biçimsel olarak Yunan ve Balkan halk sanatlarına birçok yönüyle benzerlik gösteren işleriyle, bize İsveç’in toplumsal dinamikleri ve kişilerarası oyunları üzerine geniş kapsamlı yaşam manzaraları sunar. Oyunbaz doğaçlama ruh haliyle, naifliğe, gerçeküstücülüğün imgelerine, popüler kültüre dokunan Nordström’ün sergide kâğıt üzerine 19 işiyle birlikte, “I Sin Ensamhet” başlıklı video animasyonu yer alıyor.

Sergiye 70 çizimlik bir dizi olan “Su” adlı yapıtıyla katılan Christiana Soulou (1961), insan halleri üzerine anlatımlar olan bu çizimlerle, sürekli değişen, hareketli ve her duygu geçişinde kendini dönüştüren bir iç dünyayı irdeler. Soulou’nun çizimleri zihinsel durumlar üzerine odaklanır, dansla ve tiyatroyla doğrudan bir ilişki içindedir. Bu çizimler Heinrich Kleist’ın kukla tiyatrosundan Oskar Schlemmer ve Hans Bellmer’e uzanan bir geleneği sürdürür ve geliştirir. Sanatçının ilk kez bu sergide gösterilecek bir animasyonu da sunuluyor

1920’lerde gölge sineması tekniğini geliştirerek, 20. Yüzyıl’ın ilk yarısının en önemli animasyon ve film hilesi kullanan yapımcılarından biri olan Lotte Reiniger (1899), olağanüstü bir teknik ustalık ürünü olan ve animasyonlu şiirselliğin başat eserlerinden biri sayılan “Prens Ahmet’in Maceraları”nı 25 yaşında tamamladı. Yıllarca geleneksel Türk gölge tiyatrosu üzerine Metin And ile mektuplaşan Lotte Reiniger’ın üslubu, sinemanın teknikleriyle geliştirdiği Çin gölge oyununa dayanır. Reiniger, meslek yaşamı boyunca genellikle masalları ya da operaları temel alan birkaç film yarattı ama birkaç yıl da gölge tiyatrosu için yazdığı oyunlarda oynadı.

Sergide Lotte Reiniger’ın 1923-1926 yılları arasında Berlin’de çektiği, Jean Renoir ve René Clair gibi yapımcıların büyük övgüsünü kazanan, seksen yıl önceki güncelliğini bugün bile koruyan, sinema tarihinin ilk uzun metrajlı animasyon filmi “Prens Ahmet’in Maceraları”, masal hayranı ve Mozart tutkunu sanatçının, Bizet’nin operası üzerine nakşedilmiş enfes parodisi “Carmen”, herkesi birlikte şarkı söylemeye, mırıldanmaya ve ıslık çalmaya davet eden bir müzikal olan Mozart’ın “Sihirli Flüt”ündeki mutlu kuş avcısı “Papageno”, “Saray’dan Kız Kaçırma”dan alıntıladığı “Harem’de Bir Gece” başlıklı filmlerinin yanı sıra, sergide filmlerinde kullanılmış özgün siluetler ve Tübingen’deki Lotte Reiniger Koleksiyonu’ndan ödünç alınan özgün sahne çizimleri gibi çeşitli malzemeler de yer alıyor.

20. Yüzyıl’ın en tanınmış sinemacılarından ve tek resim çevrimli animasyon tekniğinin (stop-motion) ustası olan Polonyalı film yapımcısı Ladislas Starewitch’in (1882) filmlerinde, popüler eski inanışlardan ve geleneksel masallarından süzülüp gelen karmaşık öykülerin özellikle zor sahnelerinde, çok sayıda kuklanın aynı anda hareket ettiğini görmek mümkündür.

“Gölgeye Övgü” Sergisi Etkinlik Programı
“Gölgeye Övgü” sergisi kapsamında Tiyatrotem, Cengiz Özek Kukla Tiyatrosu ve Akbank Karagöz ve Kukla Tiyatrosu İstanbul Modern Sinema’da çeşitli gösteriler gerçekleştirecek. Tüm gösteriler müze ziyaretçilerine ücretsizdir.

12. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali kapsamında “Akdeniz Kuklası” başlıklı sempozyum, 5-6 Mayıs tarihlerinde İstanbul Modern’de yapılacak.

İstanbul Modern Mağazaları’nda “Gölgeye Övgü” sergisiyle ilgili özel tasarım ürünler ve sergide yer alan sanatçılarla ilgili kitaplar yer alıyor.

İstanbul Modern Kütüphane’de sergiyle ilgili Karagöz öykülerini, oyunlarını ve görsellerini içeren kitaplar bulunuyor.
“Gölgenin Peşinde” başlıklı eğitim programı
İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Birimi’nin, “Gölgeye Övgü” sergisine paralel olarak Eğitim Sponsoru Garanti Bankası’nın katkılarıyla çocuklara ve gençlere yönelik olarak hazırladığı “Gölgenin Peşinde” isimli program, başta gölge tiyatrosu olmak üzere, geleneksel sanat formlarından esinlenen çağdaş sanat yapıtlarını tanıma, sanatçıların kullandıkları malzeme ve teknikleri deneme olanağı sunuyor.

Resimden animasyon çalışmalarına, kukla tasarımından gölge oyununa uzanan zengin bir içerikte hazırlanan, Eğitim Odası ve Genç İstanbul Modern’de gerçekleşecek programda çocuklar ve gençler, düşlerin ve masalların peşine düşüyor. Sanatçılarla, aileleriyle birlikte düşlerindeki gölgeleri ve kuklaları oluşturuyorlar.

Farklı yaş gruplarına yönelik olarak hazırlanan “Gölgenin Peşinde” adlı program, “Sanatçıyla Buluşma”, “Ailece Sanat”, “Çocuklar İçin Atölye Çalışmaları” ve “Gençler İçin Animasyon Atölyesi” başlıklı bölümleri içeriyor.

“Sanatçıyla Buluşma”da 7-14 yaş arasındaki çocuklar, Ahmet Elhan ile bir çeşit yanılsama oyunu oynuyor, Cengiz Özek ile Karagöz kuklaları yaratıyor, Nalan Yırtmaç ile gölge resimleri çiziyor ve Selen Korad Birkiye ile bir masalı dramayla yorumluyor.

“Ailece Sanat”ta 6-16 yaş grubu çocuklar ve aileleri birlikte kukla oyunu gerçekleştiriyor.
4-12 yaş grubu için düzenlenen “Çocuklar İçin Atölye Çalışmaları”nda; “Gölge Resimleri”nde çocuklar çizimleriyle masal ve resmi buluşturuyor, “Konuşan Parmaklar”da el kuklaları yaratıp, bir drama sahneliyor, “Masal Ormanı”nda küçük bir ayakkabı kutusuna sığdırdıkları masal ormanlarını istedikleri renklerle aydınlatıyor. “Minik Kahramanların Dev Gölgeleri”nde minik heykeller yaratıp, özel aydınlatmayla gölgelerini oluşturarak gölge oyunu oynuyorlar.

“Gençler İçin Animasyon Atölyesi”nde, 13-18 yaş grubu gençler için, Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, İnteraktif Medya Tasarımı Anabilim Dalı öğretim görevlilerinin bölüm öğrencileriyle birlikte yürüteceği üç farklı animasyon atölyesi düzenleniyor. “Stop motion - Cut-out”, “Dijital animasyon” ve “Çizgi animasyon, scrapbook” başlıklı bu atölyelere katılanlar, çeşitli nesnelerden, kendi fotoğraflarından ya da çizimlerinden yola çıkarak animasyonlar üretiyor ve temel dijital animasyon tekniklerini kullanarak bilgisayar ortamında kurgularını yaratıyor. Gençler, ürettikleri animasyonları 25 Nisan’da saat 14.00’te İstanbul Modern Sinema’da düzenlenen “Genç Animatörler” gösteriminde sunacak.

Yarıyıl tatilinde ise “Gölgenin Peşinde” programının yanı sıra, İstanbul Modern’de 27-30 Ocak ve 3-6 Şubat tarihleri arasında Salı-Çarşamba-Perşembe ve Cuma günleri 7-9, 11-12 yaş grubundan çocuklar “Gölge Oyunu” oynayacak. Geleneksel gölge tiyatrosundan esinlenerek gerçekleştirilen bu dört günlük projede çocuklar, her hafta farklı bir gölge oyunu tasarlayıp gölge karakterler oluşturacak, kostümleri ve dekoru yaratacak, belirledikleri diyaloglarla oyunun senaryosunu hazırlayacak. Düş kurmanın, öykü yaratmanın ve gölgelerin büyülü dünyasını paylaşarak yarattıkları gölge oyununu, etkinliğin son gününde ailelerine sahneleyecekler.
*Etkinlik, ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

“Gölgeye Övgü” kapsamında gösteriler
“Gölgeye Övgü” sergisi kapsamında Tiyatrotem, Cengiz Özek Kukla Tiyatrosu ve Akbank Karagöz ve Kukla Tiyatrosu İstanbul Modern Sinema’da çeşitli gösteriler gerçekleştirecekler. Gösteriler müze ziyaretçilerine ücretsizdir.

Tiyatrotem, Ayşe Selen’in yazdığı, Şehsuvar Aktaş’ın tasvir ve kukla tasarımını yaptığı, müzik danışmanlığını Muammer Ketencoğlu’nun üstlendiği, Ayşe Selen ve Şehsuvar Aktaş’ın oynayan ve oynatıcı olduğu “Lahana Sarma” adlı gölge-kukla oyununu sahneleyecek. Kukla, illüzyon, ortaoyunu, gölge oyunu gibi geleneksel türlerden yola çıkılarak oluşturulan “Lahana Sarma”, 1 Mart, 8 Mart, 22 Mart ve 29 Mart Pazar günleri saat 14.00’te görülebilir.

Gelenekselleşen Türk temaşa sanatının yaşayan son örneklerini sergileyen Akbank Karagöz ve Kukla Tiyatrosu, Tacettin Diker’in derlediği, figürlerini gerçekleştirdiği ve oynattığı, yediden yetmişe herkese seslenen “Karagöz Palas” adlı oyunu sunacak. Akbank Sanat ile işbirliğiyle gerçekleşecek olan Akbank Karagöz ve Kukla Tiyatrosu, gösterilerini 25 Ocak, 1 Şubat, 8 Şubat, 15 Şubat ve 22 Şubat Pazar günleri saat 13:00’te İstanbul Modern Sinema’da sunacak. Akbank Karagöz ve Kukla Tiyatrosu, Ocak ve Şubat ayları boyunca gösterilerini her Cumartesi 11.30’da Aksanat’ta ücretsiz olarak yapacak.

12. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali kapsamında sempozyum
12. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali kapsamında “Akdeniz Kuklası” başlıklı sempozyum, 5-6 Mayıs tarihlerinde İstanbul Modern’de gerçekleşecek. İspanya, Fransa, Yunanistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Filistin, Mısır, Tunus, Lübnan, İtalya ve Türkiye’den çeşitli araştırmacı ve profesyonel kuklacıların yer alacağı sempozyumda, Karagöz’ün ülkemizde ortaya çıkışı ve diğer kültürlerle etkileşimi araştırılacak. “Akdeniz Kuklası” adlı sempozyumda, “Akdeniz’de Kukla Geleneği”, “Karagöz ve Akdeniz Kuklasına Etkisi”, “Akdeniz’de Kukla Etkileşimi” ve “Akdeniz Kuklası ve Toplum - Dün ve Bugün” adlı başlıklar altındaki konular tartışılacak.

İstanbul Modern Sinema’da “Gölge Et Yeter!” başlıklı program
İstanbul Modern Sinema, “Gölgeye Övgü” sergisine paralel olarak Altyazı dergisi işbirliğiyle 5 – 28 Şubat tarihleri arasında “Gölge Et Yeter!” isimli bir program sunuyor. Program, aslında bir ışık ve gölge oyunu olan sinemanın, gölgeyle kurduğu ilişkiyi farklı zamanlardan, farklı coğrafya ve türlerden örneklerle gösteriyor. Bu program kapsamında ayrıca Altyazı dergisinin düzenleyeceği “Yuvarlak Masa Tartışması” da yapılacak.

“Gölge Et Yeter!” başlıklı programda, sinemada animasyon akımının öncülerinden Rus asıllı Fransız sanatçı Alexandre Alexeieff’in, 1933 yılında icat ettiği ve bugünün stop-motion tekniğinin bir türü olan “topluiğne animasyonu” ile yönettiği filmlerden bir seçki sunulacak.

Fin yönetmen Katariina Lillqvist, “Sonsuz Yollardan Hikâyeler”de kukla animasyon tekniğiyle altı Çingene masalı anlatıyor. Filmde, yaşamları yollarda geçen bir ailenin Hindistan’dan kuzeye uzanan yolculuğu çarpıcı bir biçimde aktarılıyor.

İranlı yönetmen Mohmen Makhmalbaf, “Bir Zamanlar Sinema” adlı filminde Charlie Chaplin’e benzeyen yönetmen kahramanıyla, sinemanın altın çağından aldığı arşiv görüntülerle ilkel sinema tekniklerini birleştiren ve sinemanın ilk günlerini yeniden keşfeden bir yolculuk sunuyor.

Programda, Türk sinemasının en önemli filmlerinden biri olan, Şener Şen ve Şevket Altuğ’un başrollerini paylaştığı, Yavuz Turgul’un “Gölge Oyunu” ile Ahmet Uluçay’ın sinema tutkunu iki köylü çocuğunun evlerinin ahırında sinema projeksiyon makinesi yapma çabasını anlatan, bol ödüllü “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” adlı filmi de gösterilecek.

KadınMag

İstanbul Modern’de “cool” filmler

05 Ocak 2009 admin  
Kategori: Kültür Sanat

İstanbul Modern Sinema, 8-31 Ocak tarihleri arasında, sinema eleştirmenleri Fatih Özgüven ve Yeşim Tabak’ın küratörlüğünde “Robert Mitchum ve Cool’un Doğuşu” başlıklı bir program sunuyor.

“Cool’un sadece stille ilgili değil, hayatla ilgili bir tarz” olduğunu vurgulayan Fatih Özgüven ve Yeşim Tabak, “cool” kavramını şöyle açıklıyorlar: “Her şeyi görmüş geçirmiş olmak, ama bunu umursamamak. Şıklık, ama bunu mevzu etmemek. Tepki vermemenin teatralliği. Kayıtsızlık ve tavır almak, espriyle ciddiyet. Belanın püsküllüsüne talip olmak ve şikâyet etmemek. Sinema, cool karakterlerin doğal mekânıdır. Hem de henüz cool lafının ayağa düşmediği zamanlardan başlayarak.”

İstanbul Modern Sinema, 8 Ocak Perşembe gününden başlayarak sunacağı “Robert Mitchum ve Cool’un Doğuşu başlıklı program kapsamında, Robert Mitchum’un bir elinin parmaklarında “nefret”, diğerininkilerde “sevgi” yazan psikopat vaizi oynadığı, Charles Laughton’ın 1955 yapımı “Caniler Avcısı”; kandırılmanın zevkini kabul edecek kadar dürüst, tuzağa düşünce sakin kalacak kadar soğukkanlı Jeff Bailey rolünü üstlendiği Jacques Tourneur’un 1947 yapımı “Darağacımı Yükseğe Kur” ve cool’luğuyla dalga geçtiği Jim Jarmusch’un 1995 yapımı “Ölü Adam” isimli filmleri gösterilecek.

Programda ayrıca sinemanın en cool kadını Marlene Dietrich’in baştan çıkarıcılığı her an hicveden, erkekleri parmağında oynatan, tarihin en büyük casusu olma masalını umursamayan cool bir femme fatale olduğu, Josef von Sternberg’in 1931 yapımı “Ajan X27”, Godard gibi kara gözlükler takan, filtresiz sigaralar içen, iki paralık bir gangster Jean Paul Belmondo’lu Jean-Luc Godard’ın 1960 yapımı “Serseri Âşıklar”, Jim Jarmusch’un, amaçsızlığın bir kuşak için daha, cool bir amaca dönüşmesini anlattığı 1980 yapımı ilk filmi “Sürekli Tatil”, Mick Jagger ile James Fox’un birbirlerinin içinden geçtiği Nicolas Roeg ve Donald Cammell’ın 1970 yapımı “Performance” isimli filmleri gösterime sunulacak.

Serseri Âşıklar, 1960

Yönetmen: Jean-Luc Godard

90’, Fransızca, Siyah-Beyaz

II. Dünya Savaşı sonrası Paris’te, Yeni Dalga yönetmenlerinin çok cool bulduğu Amerikan kara filmlerinden izler taşıyan bir Fransızlık âlemindeyiz. Jean Paul Belmondo cool’dur çünkü Godard gibi kara gözlükler takar, filtresiz sigaralar içer ve iki paralık bir gangster olarak Paris’te Herald Tribune satan Amerikalı Jean Seberg’e âşık olmayı göze alır. Kızın ihanet edeceği baştan bellidir. Ama Bogart gibi davranan Belmondo, bu ladese bile bile evet der. Filmde kameranın pervasızca sokaklarda gezmesinden, sıçramalı kurgudan daha cool olan budur.

Performance, 1970

Yönetmenler: Nicolas Roeg, Donald Cammell

105’, İngilizce, Siyah-Beyaz/Renkli

Rock yıldızlarıyla Londralı varoş çocuklarının, glam rock’la sert suçun yolları nerde kesişir? Tabii “Alice Harikalar Ülkesi”nde. “Alice”in bir İngiliz icadı olduğu düşünülürse, filmdeki mekânın Londra’da esrarengiz bir ev olması da garipsenmemeli. Nicholas Roeg’ın trip filmlerine son noktayı koyan bu filmi, gayet cool bir tarzda, bütün hayal gördürücü maddeler tükendikten sonra insanın içinde kendini kaybedebileceği en iyi şeyin başka bir insan, mümkünse hemcinsi olduğunu öne sürer. Mick Jagger’la James Fox birbirlerinin içinden geçerlerken Borges’in de adı anılır.

Caniler Avcısı, 1955

Yönetmen: Charles Laughton

93’, İngilizce, Siyah-Beyaz

Cool’un aşırısı, şizofreniyle akraba mıdır? Robert Mitchum’ı bir elinin parmaklarında NEFRET, diğerininkilerde SEVGİ yazan psikopat vaiz rolünde oynatmak, ilk ve son filmini yöneten ünlü aktör Charles Laughton’ın aklına gelmiş. Dâhiyane, çünkü film sadece cool’un bölünmüş bir bilinçle akrabalığını konu edinmiyor. Masum çocukların bir umacı tarafından kovalandığı, tavşanların geceye kulak kesildiği bir masal âlemi kuruyor ki, o da bir katilin zihni kadar tekinsiz. Amerikan Gotiği bir yana, film üslup olarak da cool, çünkü çok minimal, neredeyse gölge oyunu.

Ajan X27, 1931

Yönetmen: Josef von Sternberg

91’, İngilizce, Siyah-Beyaz

“X-27 tarihin en büyük casusu olabilirdi, eğer kadın olmasaydı.” Filmin açılışındaki bu cümle, kadınların makus talihinden bahsediyor olabilir. Bu makus talihin kurbanı olmak yerine, onu bir güce çevirmek içinse, sinemanın en cool kadını Marlene Dietrich olmak gerekir. Erkekleri parmağında oynatan X-27’nin, kulu kölesi olan adamlara da, zorbalara da saygısı yok. Yaptıklarının bedelini öderken bile. Baştan çıkarıcılığı her an hicvetmekten geri durmayan bu femme fatale, tarihin en büyük casusu olma masalını umursamadığı için cool.

Darağacımı Yükseğe Kur, 1947

Yönetmen: Jacques Tourneur

97’, İngilizce, Siyah-Beyaz

Sinema tarihi femme fatale’lerin peşinden hesapsızca giden adamlarla dolup taşsa da, pek azı sonuçlarına katlanmaya Jeff Bailey (Robert Mitchum) kadar hazırdır. Bailey, kandırılmanın zevkini kabul edecek kadar dürüst, tuzağa düşünce sakin kalacak kadar soğukkanlı. Dayak yer ve ayağa kalkıp ceketini düzeltmekle yetinir. Zaten tam da bu yüzden hedef seçilmiştir. Kinaye ve farkındalığın cirit attığı repliklerle dolu bir film noir klasiği.

Sürekli Tatil, 1980

Yönetmen: Jim Jarmusch

75’, İngilizce, Renkli

“Uncool”un her yeri saracağı 1980’lerin tam başı; en cool şehir ve dönem ikililerinden 70’lerin New York’u geride kalmak üzere, fakat genç aylak Allie için Charlie Parker, Lautréamont ve hızlı yaşayıp genç ölmenin isyankâr romantizmi hâlâ geçerli. Pozculuktan asalet, “punky”likten zarafet çıkaracağına şüphe yok. John Lurie ise New York sokaklarında saksafonunu çalmakta. Jim Jarmusch ilk filminde, amaçsızlığın bir kuşak için daha, cool bir amaca dönüşmesini anlatıyor.

Ölü Adam, 1995

Yönetmen: Jim Jarmusch

121’, İngilizce, Siyah-Beyaz

William Blake adında –fakat şairden habersiz– bir muhasebeci ve ruhaniliği kabile gelenekleri yerine Blake şiirlerinde arayan Kızılderili “Hiçkimse”. Bir Vahşi Batı hikâyesinin klasik kahramanları sayılmazlar. Gerçi yolda kadın giysileri içinde fasulye pişiren Iggy Pop’a rastlamaları da pek beklendik değil. Cool olan, “siyah-beyaz”ın şairaneliğinin ve Neil Young’ın kederli elektrogitarının, tüm bu amaçlı saçmalığın içine yerleştirilmiş olması. Kahramanlara gelince; Robert Mitchum cool’luğuyla dalga geçiyor, “Hiçkimse” cool olmayı hayal bile edemiyor, Johnny Depp ise cool olmayı öğrenmek için bekliyor – başka bir hayatı.

KadınMag

Sonraki Sayfa »