Uyumadan önce bir bardak su için.
Selçuk Üniversitesi (SÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Türk, özellikle kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalmasının kalp krizine ve felce neden olabildiğini, bunun önüne geçilebilmesi için yatmadan önce birkaç bardak su içilmesinin yararlı olacağını söyledi.
SÜ Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türk, yaptığı açıklamada, suyun doğru zamanlarda, doğru miktarlarda içildiğinde insan sağlığı için birçok yararı olduğunu hatırlattı.
İnsan vücudunun yüzde 60-70’inin sudan oluştuğunu, bu nedenle vücudun su dengesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Türk, “Bu sıvı dengesinin sağlanması ve metabolizma sonucu ortaya çıkan zehirlerin atılması için günde 1, 1.5 litre idrarın çıkarılması lazım. Bu 1 litre idrarın çıkması için de günde 2-2.5 litre su içilmesi gerekir” dedi.
YATMADAN ÖNCE İÇİLEN SU KALP KRİZİ RİSKİNİ AZALTIYOR
Prof. Dr. Türk, kanın yüzde 80’inin sudan oluştuğunu, bu suyun kanın akışkanlığını sağladığını vurgulayarak, şunları anlattı: “Kanın akışkanlığının azalması, bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Özellikle kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalması, kalp krizi ve felce neden olabiliyor. Kan akışkanlığında kanın içindeki sıvı miktarının önemli etkisi var. Akşamları biraz fazla yemek yendiğinde kan içindeki yağ, kolesterol ve protein miktarı artarak akışkanlık azalır. Akşam yemeğinde ve yatmadan önce içilen birkaç bardak su kanın akışkanlığını artıracağı için kalp krizi riskini de azaltıyor. Bu nedenle sağlımız için gün içinde 2-2.5 litre, yatmadan önce de en az birkaç bardak su içmeliyiz.”
Yemeklerden en az yarım saat önce de bir bardak su içilmesi ile yiyeceklerin hazmedilmesinin kolaylaşacağını dile getiren Prof. Dr. Türk, aynı şekilde beden ısısının düzenlenmesinde de rolü olan suyun, idrar, ter, nefes ve gaita yolu ile vücuttaki atıkların atılmasında önemli etkisi olduğunu bildirdi.
Suyun, hücrelere gıda ve oksijen taşınmasını sağlama, yiyeceklerin vücutta enerjiye çevrilmesi gibi birçok konuda rolü olduğunu anlatan Türk, dengeli sıvı almanın önemli olduğunu belirtti. Prof. Dr. Süleyman Türk, sıvı ihtiyacının da su, çay ve dengeli içeriği olan maden sularıyla giderilebileceğini sözlerine ekledi.
Kadın aparatına yurtdışından talep yağıyor
Bursalı bir iş adamının yurt dışında görerek Türkiye’de ürettiği, kadınların tuvalet ihtiyaçlarını ayakta karşılamaya yarayan aparat için Almanya, Yunanistan ve İsviçre’nin de aralarında bulunduğu 11 ülkeden bayilik teklifi geldi.
Bursa’da faaliyet gösteren kişisel bakım ürünleri firmasının genel koordinatörü Gökhan Ekinci, yaptığı açıklamada, firma olarak geçen ay üretimine başladıkları “Feminy” adlı ürünün Türkiye’nin yanı sıra bazı Avrupa ülkelerinde ilgi gördüğünü söyledi.
Avrupa ve ABD’de 1999 yılından beri kullanılan ürünü firma olarak yaptıkları bazı değişikliklerle biraz daha geliştirdiklerini ve piyasaya sürdüklerini ifade eden Ekinci, “Ürünü piyasaya sürdükten sonra Almanya, Yunanistan ve İsviçre’nin de aralarında bulunduğu 11 ülkeden bayilik teklifi aldık. Bu ülkelerle görüşmelerimiz sürüyor. Feminy adlı ürünümüz kısa vadede adından daha da fazla söz ettirecek” dedi.
Ekinci, ürünün tanıtımında özellikle vatandaşları tuvaletlerden bulaşması muhtemel hastalıklara karşı bilgilendirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Araştırmalara dayanarak insanlara 50′ye yakın hastalığın tuvaletlerden bulaştığını, her yıl 10 çocuğun da bu hastalıklardan yaşamını yitirdiğini, ürünümüzün de tuvaletlerden bulaşması muhtemel hastalıklara karşı pratik kullanımıyla hijyenik çözüm sunduğunu anlatıyoruz. Bu anlattıklarımız çerçevesinde ürünümüzü kullanan kadınlardan müthiş olumlu tepki aldık. Ürünü kullanan kadınlar çok memnun kaldıklarını söyledi. En önemlisi halka açık yerlerdeki tuvaletlerde büyük sıkıntı yaşayan kadınların sıkıntıları bu ürünle sona erdi. Türkiye’de kadınlar Feminy’ye alışmaya çalışıyor.”
Firma olarak hava yolu ve kara yolu şirketleri, akaryakıt istasyonları, eğitim merkezlerinin yanı sıra tuvaleti olan tüm işletmelerin yetkilileriyle görüştüklerini belirten Ekinci, hazırladıkları satış otomat sistemiyle Feminy’nin buralarda kadınların hizmetinde olacağını kaydetti.
İLGİNÇ TEPKİLER
Gökhan Ekinci, ürünün tanıtımı sırasında aldıkları olumlu tepkilerin yanı sıra ilginç tepkilerle karşılaştıklarına dikkati çekti.
Bir barda yapılan tanıtımda firmanın tanıtım elemanlarının tüm kadınlara Feminy dağıttığını ifade eden Ekinci, şöyle konuştu: “Bir süre sonra kadınların ürünü kartondan yapılmış uçak sanarak uçurmaya çalıştığını gördük. Bunun yanı sıra ayakkabıya benzetenler oldu. Benzetmelerin dışında ilginç sorularla da karşılaştık. Örneğin ‘Kızlık zarını bozar mı’ gibi sorular yöneltildi. Ancak ürünü anlattıkça kimsenin kafasında soru işareti kalmadı. Aksine ürüne farklı gözle bakan kadınlar artık bize ürüne nerelerde ulaşabileceklerini soruyor. Eminim ki kadınlar artık Feminy’yi çantalarından eksik etmeyecek.”
Rahim sarkması ve idrar tutamama şikayetlerinin tedavisi nasıl olur?
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ateş Karateke, rahim sarkması ve idrar kaçırmanın ameliyatla düzeltilebildiğine dikkat çekiyor.
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ateş Karateke, dokuz kadından birinde görülen rahim sarkması ve idrar kaçırmanın önemli bir bölümünün ameliyatla düzeltilebildiğine dikkat çekerek “Kısa süren bir operasyonla hastanın yaşam kalitesi yükselir” diyor.
Kadınlarda rahim sarkması ve idrar kaçırma nasıl oluşur?
Dokuz kadından birinde rastlanan ve kadınların yaşam kalitesini oldukça kötü yönde etkileyen idrar kaçırmaya neden olan etkenlerin başında pelvik organ sarkmaları gelir. Yaş, gebelik, doğum, genetik yatkınlık, menopoz, obezite, ağır kaldırmak, kronik öksürük ve ciddi kabızlık pelvik organ sarkmalarına neden olabilir. Pelvik tabanını oluşturan kasların ve bağ dokuların hasarı ile oluşan pelvik taban bozuklukları pelvik organ sarkmalarına (rahim, idrar torbası, anal kanal) neden olur. Bu sorun ise idrar kaçırmaya yol açılabilir. Pelvik taban kaslarının ve bağ dokularının hasara en çok uğradıkları dönem gebelik ve doğumdur. Vajinal doğum sayısı artıkça pelvik organların sarkma riski 4-11 kat artar. İleri yaşın, aşırı kilonun, ağır kaldırmanın, kronik öksürüğün ve kabızlığın pelvik organ sarkma oluşumuna önemli katkıları vardır. Pelvik organ sarkmalarının ciddiyeti yavaş yavaş ve zaman içinde artar.
Rahim sarkması ve idrar kaçırmanın bulguları nelerdir?
Bulgular hastalar tarafından başlangıçta kesin olarak bilinemez. Ancak, cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrı, kullanılan vajinal tamponun düşmesi, basınç hissi ve dışarı doğru sarkmanın olması ilk bulgu olabilir. Bu sorun tedavi edilmediği takdirde zaman içinde gittikçe kötüleşir ve yaşam kalitesini gittikçe olumsuz yönde etkiler. Nadir de olsa ciddi sarkmalar idrar yapamamaya ve böbrek hasarına neden olabilir. Rahim sarkması ile birlikte görülebilen idrar tutamama zaman içinde hastayı çevresinden uzaklaştırıp asosyal ve depresif bir yaşam şekline zorlayabilir.
Rahim sarkması ve idrar kaçırma sorununda hangi durumda ameliyat kararı verilir?
Yaklaşık dokuz kadından biri idrar kaçırma veya pelvik organ sarkması nedeni ile ameliyat olmaktadır. Bu ameliyatları olan kadınların üçte biri tekrar ameliyat için başvuruyor.
Öncelikle operasyondan önce hastalarla uzun uzun görüşmek, olguları her yönü ile değerlendirmek gerekir. Sarkma ve idrar tutamama cerrahisi yapan hekimlerin birçok ameliyat çeşidini başarı ile uygulayabilmesi gerekir. Çünkü her hastanın sarkma bölgesi, derecesi ve idrar tutamama şikâyeti farklı farklıdır, bu olgular için değişik ameliyatlar ve tedavi yöntemleri gerekebilir. İdrar kaçırma ve sarkmada ilk yapılacak operasyon çok önemlidir. Eğer bu operasyon başarısız olursa sonraki düzeltmeler daha zor ve problemli olacaktır. Hekim olarak temel amacımız idrar kaçırma veya pelvik organ sarkması nedeni ile başvuran hastalarımızda yaşam kalitesini iyileştirmektir. Bunun için hastalarımızın temel şikâyetini belirlemek için dikkatli bir sorgulama yapmak ve buna sebep olan sarkma veya temel problemi anlayıp cerrahi planımızı yapmak olmalıdır. Aksi yönde yapılan müdahaleler yaşam kalitesini kötüleştirmektedir.
İdrar tutamama sorunu için nasıl bir tedavi uyguluyorsunuz?
Tedavi prensibimiz hastalara şikâyetiyle ilgili dikkatli bir sorgulama yapmak ve buna sebep olan sarkma veya temel problemi saptamaktır.
Birçok kadın idrar tutamamayı normal olarak kabul edebilir. Ancak bilinmelidir ki idrar tutamama bir hastalık değildir, idrar tutamamanın birçok sebebi olabilir. Örneğin Parkinson ve Alzheimer hastalığının ilk bulgusu olarak idrar kaçırma karşımıza çıkabilir. İdrar tutamamanın tedavisindeki başarı için anahtar nokta sebebin iyi araştırılıp tedaviye daha sonra başlamaktır. Kliniğimizde cerrahi planlanan hastalarda operasyon öncesi yapılabilecek tüm değerlendirmeler ileri teknoloji ile yapılmaktadır.
İdrar tutamamanın en sık iki nedeni; stresle idrar kaçırma ve sıkışma ile idrar kaçırma bu aşamada ayırt edilmektedir.
Sıkışma ile idrar kaçırma, genelde ilaç ve pelvik taban kaslarının fizik tedavisi ile tedavi edilmektedir. Sıkışma ile idrar kaçırma kadınların yaşam kalitesini çok olumsuz etkilemektedir. Kliniğimizde bu tip hastalarımızın yaşam kaliteleri kısa sürede egzersiz ve ilaç tedavileri ile iyileştirilmektedir.
Stres idrar kaçırma, karın içi basınç artmasına neden olan gülme, öksürme, ağır kaldırma, ıkınma ile aynı anda olan idrar kaçırmadır. Pelvik organ sarkmaları bu tip idrar kaçırma şekline neden olurlar. Stres ile idrar kaçırma pelvik taban kaslarının egzersizi veya cerrahi ile tedavi edilir. Tüm dünyada yaklaşık 1 milyon kişiye uygulanmış ve birçok cerrah tarafından altın standart yöntem olarak kabul gören “Tension free vaginal tape” denilen cerrahi yöntem, lokal anestezi ile kliniğimizde başarı ile uygulanmaktadır. Başarı oranımız %95′in üzerindedir.
Pelvik organ sarkması ve idrar tutamama şikayeti olan hastalarımızın tedavisi; sebebe, semptomların şiddetine, pelvik taban kaslarının güçlerine, kişinin beklentilerine, cinsel aktivitesine, genel sağlık durumuna göre şekillendirilir. Rahim sarkmalarında rahimi almadan sarkmaların cerrahi tedavisi başarı ile yapılmaktadır.
KadınMAG
Vajinal hastalıkları önlemek mümkün
Düşünüldüğünden çok sayıda kadını etkileyen genital bölge rahatsızlıkları tedavi edilmezse ciddi sorunlara neden olabiliyor. Genellikle kaşıntı, yanma, tahriş, mantar, rahatsız edici koku, akıntı ya da kuruluk, ağrı, acı ile tanımlanan genital bölge rahatsızlıklarının en etkili ve doğal çözümünü 2QR formülü sayesinde bio-aktif kozmetik ürünleri “ActiGel” ile “LiquiGel” sunuyor.
Vücudumuzda tehlikeli hastalıklara neden olan bakteriler olduğu gibi, yoklukları durumunda yaşayamayacağımız iyi bakteriler de bulunur. Aralarında bir denge olduğu sürece kötü bakteriler çoğalıp iyileri yok edemez ve sağlık sorunları yaşanmaz. Fakat bu denge bozulursa, kötü bakteriler çoğalarak birçok hastalığa davetiye çıkarır. Büyük hastalıkların çoğunun temelinde vücudumuzdaki bakteri dengesinin kötüler lehine değişmesi yatıyor. Bu dengesizlikten kaynaklanan hastalıklar da, insanları ölüme kadar götürebiliyor. Bakteri sorunlarından ve bakterilerin neden olduğu hastalıklardan korunabilmenin en temel yolu da, vücut mikro florasındaki bakteri dengesini korumaktan geçiyor.
2QR Formülü Nedir? 
2QR formülü bu dengeyi korumak üzere çalışıyor. 2QR’nin en önemli özelliği, bakterileri yok etmek değil, dengeyi yeniden sağlamak…
Konu hakkında bilgi veren Armoni Medikal Ürün Yöneticisi Meral Güven şunları söyledi:
“Şimdiye kadar bakteriyel sorunlarla başa çıkmak için temelde iki yol vardı: Bakteriyel enfeksiyonu önlemek için dezenfektan kullanmak ya da hastalık durumunda antibiyotik kullanmak… Her iki durumda da amaç zararlı bakterileri öldürmekti. Fakat toksik maddeler kötüler ile birlikte iyi bakterileri de öldürüyordu. 2QR formüllü “ActiGel” ve “LiquiGel” ise vajinal sorunlara tamamen doğal maddeler olan bio-aktif bitki özleri ve polisakkarit ile çözüm sunuyor. Nasıl mı? Serbest dolaşan mikrop, sağlıklı hücrenin zarına tutunuyor ve sorunlar başlıyor. Mikrop, sağlıklı hücreleri öldürerek güçlendirdiği yaşam alanında çoğalıyor ve temelini attığı hastalığı vücutta yaymaya başlıyor. 2QR’nin sağladığı negatif polisakkarit molekül zincirleri zararlı mikrobun çevresini sarıyor. Polisakkaritler vücutta bulunan moleküller oldukları için ana hücreye herhangi bir zarar vermeden, mikrobun hücre zarındaki tutunma mekanizmasını bozuyor ve sağlıklı hücreye tutunmasını engelliyorlar. Hücreye tutunamayan mikrop, besin kaynağı bulamadığından yaşayamaz hale geliyor ve yok oluyor. Bu sayede hastalıklar daha başlamadan engellenmiş oluyor. Uygulama sonrasında sadece laktobasillerin kaldığını ve zararlı mikroorganizmaların kaybolduğunu görüyoruz. 2QR zararlı mikroorganizmaların yok olmasını sağlarken, vücutta bulunan iyi huylu bakterilere ise zarar vermiyor. Yani onarım mekanizmalarını harekete geçirerek, vajinal dokuların durumunu optimize ediyor, vajinal enfeksiyonları kontrol etmek ve önlemek için pH dengesini sağlıyor. Ayrıca vajinal dokuları yenileyip floranın bakımını yaparak doğal bağışıklık sistemindeki savunmayı geliştiriyor.
” Hollandalı Multi-Gyn markasının, dünyada 2QR formüllü tek genital bakım serisi olduğunu ve 23 Avrupa ülkesi ile ABD’de satıldığını belirten Armoni Medikal Genel Müdürü Harun Piltan, ürünlerde “Aloe Barbadensis” bitkisinin özü kullanıldığından, tamamen doğal olduklarını vurguluyor ve “genital bölge rahatsızlıkları düşünüldüğünden çok daha yaygın ve birçok kadının ortak sorunu” diyor. “Bu rahatsızlıklar kadınların yaşam kalitesini düşürdüğü gibi ciddi sorunlara da yol açıyor. Türkiye’de de oldukça yaygın olan bu rahatsızlıklara, 20 yıllık geçmişiyle Hollanda’nın en büyük jinekolojik kozmetik üreticisi olan BioClin firmasının Multi-Gyn serisiyle çözüm getiriyoruz. Multi-Gyn ActiGel ve LiquiGel, Avrupa’da neredeyse her kadının kişisel bakım ürünleri arasında yer alıyor. Ülkemizde bir benzeri olmayan bu ürünlerin, sağlığına ve bakımına önem verip yenilikleri takip eden her kadının tercihi olacağına inanıyoruz” dedi.
Multi-Gyn ActiGel
ActiGel, vajinadaki bakteri kaynaklı rahatsızlıkların giderilmesi için %100 doğal maddelerden üretilmiş koruyucu bir jeldir. Bakteriyel rahatsızlıkları tedavisinde etkilidir, kötü koku ve akıntıyı azaltır, mantarı önler, vajina florasını ve dokuların durumunu optimize eder. İçeriğinde kimyasal maddeler, hayvansal katkılar ve koruyucu maddeler bulunmadığı için herhangi bir toksik etkisi yoktur, güvenli ve doğaldır. 5 gün boyunca, günde 2 kez olmak üzere vajinanın içine tatbik edildiğinde istenmeyen akıntı, mantar ve Bacterial Vaginosis’in giderilmesini sağlar.
Multi-Gyn LiquiGel
LiquiGel, vajinal kuruluğun giderilmesine ve vajinanın kendi doğal nem hissini geri kazanmasına yarayan, %100 doğal maddelerden üretilmiş spesifik bir kişisel bakım ürünüdür. Cinsel birleşme, hormonal değişiklikler, menopoza bağlı kuruluk, ilaçlar, stres veya tampon kullanımının neden olduğu vajinal kuruluğun giderilmesi için idealdir. Vajina dokusunun durumunu optimize eder, şişkinliği azaltır, doğal yoldan nemlendirir ve olası enfeksiyonların önlenmesine yardımcı olur. Vajinanın doğal nemini optimum seviyeye ulaştırması sayesinde cinsel ilişkiden alınan zevkin artmasını sağlar, rahatlık verir.
Multi-Gyn ActiGel ve LiquiGel’i tüm seçkin eczanelerden satın alabilirsiniz.
Kadınlar dikkat! Kimyasallar sağlık bozuyor
Bionsen adlı bir deodorant markasının yaptığı araştırmaya göre kadınlar allıktan deodoranta birçok şekilde 515 kimyasala maruz kalıyor…
Konu güzellik malzemeleri olunca birçok kadın kendisinden geçiyor. Fakat yeni yapılan bir araştırma bu ürünlerin içerdiği kimyasalların sağlığımızı tehdit ettiğini ve birçok hasara yol açtığını ortaya koydu.
Deodorart firması Bionsen’in yaptığı araştırma, ortalama bir kadının vücudunun günlük makyaj ve bakım ürünleri vasıtasıyla 515 farklı sentetik kimyasala maruz kaldığını ortaya koydu.
Alerjiden, hormonel bozukluklara; doğurganlık sorunundan cilt hassasiyetine kadar birçok soruna yol açan bu kimyasalların bazıları ev temizleme ürünlerinde de kullanılıyor.
Mesela kozmetik dünyasında saç jeli, şampuan ve vücut losyonu gibi birçok üründe kullanılan paraben son zamanlarda göğüs kanserine yol açtığı iddiasıyla bir sürü tartışmanın konusu olmuştu.
Kaynak: Ntvmsnbc
Şeker hastalığı göz muayenesinden anlaşılıyor
14 Kasım Diabet Haftası. Şeker hastasıysanız ve görme sorunlarınız var ise diyabet tedavisi ile birlikte 6 ayda bir düzenli olarak göz muayenesi yaptırmanız gerekiyor.
14 Kasım Diabet Haftasının yaklaştığı bu günlerde diabet hastalığı ve de göz üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerini bir kez daha hatırlatmak isteyen Dünyagöz Hastanesi doktorlarından Prof. Dr. Hüsnü Güzel “Bazı hastalarımız şeker hastalıklarını göz muayenesi sırasında öğreniyorlar. Şeker hastalığının göz arkasında yarattığı hasarların belirginliği hastanın şeker hastası olduğunu bize gösterebiliyor. Görme sorunuyla bize gelen hasta hastanemizden şeker hastası olduğunu öğrenerek ayrılıyor. Şeker hastasıysanız ve görme sorunlarınız var ise diyabet tedavisi ile birlikte 6 ayda bir düzenli olarak göz muayenesi yaptırmanız gerekiyor” diyor ve şeker hastalığının göze etkilerini ve tedavi yöntemlerini anlatıyor.
Damarlarda hasara yol açan diyabet hastalığı ilk olarak etkilerini göz ve böbreklerde gösteriyor. Sık idrara çıkma, halsizlik gibi pek çok şikâyetin yanı sıra görme sorunları ortaya çıkıyor. 20-65 yaşları arasında görülen körlüklerin bir numaralı sebebi olan diabetik retinopati de erken teşhis çok önemli. Hastalık erken dönemde kontrol altına alınmazsa gözde onarılması zor hasarlara neden olabiliyor.
Şişmanlık riski artıyor
“Diabet (şeker hastalığı) görülme oranı, obesite (şişmanlık) ve kötü beslenmeyle birlikte artmaya başladı. Ülkemizde şeker hastalığı görülme oranının diğer ülkelere göre daha fazla olduğunu da dikkate alırsak, önümüzdeki ciddi tehdidi göz ardı edemeyiz. Şeker hastalığı, kişinin yaşam kalitesini etkileyen bir hastalık ve göz, kalp damar sistemi, böbrekler gibi önemli organlarda ileri derecede tahribata yol açıyor. Ne yazık ki hastalığı çoğu kez birçok organı etkileyen bir hastalık olarak algılamıyor ve ancak şikâyetlerimiz arttıktan ve hastalık ilerledikten sonra tedavi için doktora başvuruyoruz. Oysa erken tanı konulduğunda, ve kan şekeri düzeyleri kontrol altına alındığında, şekere bağlı organların olumsuz etkilenişinin ve komplikasyonların ( yan etkiler) azaldığı, bilimsel çalışmalarla gösterildi.
Gözde şeker kör edebilir
Gözde şekerin yaptığı tahribat, sürekli artan, körlüğe kadar giden görme kaybıdır. Şeker hastalığı, tüm dünyadaki körlük nedenleri arasında başı çekmektedir. Bunda, hastaların ancak görme kaybı olunca doktora başvurmaları rol oynamaktadır. İleri ülkelerde bile, hastalığın körlüğe neden olduğu ve göz dibinde bozukluklar olduğu, düzenli takip gerektiği hastalara söylenmesine rağmen, hastaların takip ve tedaviyi kestiği bilinmektedir.
İç hastalıkları uzmanı tarafından diabet tanısı konulan hastanın en geç 6 ayda bir düzenli retina ( göz dibi, ağ tabaka) muayenelerini yaptırmaları, retina tutulumunun erken anlaşılmasını ve tedavilere “göz görürken” başlanmasını sağlayacaktır. Diabet hastasında kaybedilen görme geri gelmemektedir. Körlük, ancak erken müdahale ile önlenebilmektedir.
Erken Tedavi ile Başarı Oranı %95
Retinada, kanama, damarlardan sızıntı, damar tıkanıklıkları, ödem ( doku içinde sıvı birikmesi ) ve daha ileri safhalarda kanamaya meyilli kılcal damarlar ve yaygın bantlar, çekintiler, hatta yırtıklar gibi çok sayıda ilerleyen bozukluk oluşmakta, erken tanı ve tedavi ile bu süreç durdurulabilmektedir. Başarı oranı % 95 düzeyindedir.
Yalnız, şeker hastalığının devam ettiği dikkate alınmalı ve bu nedenle gözdeki hastalığın da ilerleyeceği ve yeni tedavilerin ve incelemelerin gerekeceği unutulmamalıdır. O andaki süreç bitmiş bile olsa, hasta 3 ayda bir görülmek ve ayrıntılı incelemeler gerek görüldüğünde tekrarlanmak durumundadır. Aksi takdirde, oluşabilecek yeni bozukluklar görmeyi düşürebilir.
Şeker hastalığı temelde kılcal damarları tutan bir hastalık olduğu için, gözün durumunu yalnız göz dibi muayenesiyle değil, standart olarak FFA ( fluorescein anjiografi) ve OCT ( retina tomografisi) ile değerlendirmek ve tedavilerimizi ona göre planlamak durumundayız. Başka testlere de gerek duyulabilir. Bu testler, sonucu değerlendirebilmek için her gerektiğinde yeniden yapılabilir.
Amacımız görmeyi korumak
Tedavideki en önemli uygulama, argon lazer uygulamasıdır. Bu tedavi, bir kaç seans sürebilir. Bazı kez çok şiddetli ve kanamaya meyilli durumlarda, ani görme kaybı ve tedaviye dirençli glokomu ( göz tansiyonu) önlemek için, retinanın tamamına lazer yapılması gerekebilir. Bu tedavi bitmeden oluşabilecek kanamaları önlemek için, göz içine kılcal damarların gerilemesini sağlayan ilaçlar verilebilir. Lazer tedavisi, sonuçlarını ancak bir kaç ay sonra gösterir ve bu arada hasta görme alanındaki daralmadan, 1-2 sıra görme azalmasından, göz önündeki noktalardan söz edebilir. Bunlar, tedavi yapılmadığında oluşacak körlük ile karşılaştırıldığında, çok önemsiz yakınmalardır. Diabette en önemli amacımız, görmeyi aynı seviyede tutabilmektir, asla “daha iyi görme” garantisi verilemez.
Çok ileri olgularda ve (göz dibi görülemediği için) kanama nedeniyle lazer yapılamayan hastalarda, vitreo-retinal cerrahi ile gözün içindeki bantlar, kanamalar temizlenerek operasyon sırasında lazer yapılabilir. Genellikle yeniden kanamayı ve dekolmanı ( retina tabakalarının ayrılması) engellemek için göz içine silikon yağı verilir ve bu ikinci bir ameliyatla geri alınır.
Diabetli hastalar, birçok kez, ayrıntıları dikkate almadıkları ve yüksek beklentiler içinde oldukları için, yararlı olmadığı düşüncesiyle tedaviyi yarıda kesmekte, geçen süre içinde görme kaybı arttığı için çareyi başka merkezlere başvurmakta bulmaktadırlar. Tedavi ile görmenin artmayacağı, tedavi yapılmış bile olsa 3 ayda bir tekrar muayene gerektiği unutulmamalıdır.
Diabet hastalarından katarakt tedavisi doğru planlanmalıdır
Ayrıca katarakt, glokom (göz tansiyonu), damar tıkanıklıkları ve görme sinirinin etkilenmesi gibi başka durumlar da tabloya eklenerek olayı karmaşık hale getirebilir. Tüm bu durumların tedavileri ve teşhis yöntemleri, retina probleminden farklıdır.
Diabet hastalarında erken katarakt ameliyatının, retinadaki kanamaları arttırdığı, hamilelik ve diğer hormonal durumların göz hastalığını ilerlettiği, kolesterol ve hipertansiyonun sıkı kontrolunun gerektiği de önemli bilgilerdir.
Tüm bu bilgilerin ışığında, tedavinin zamanında ve doğru olarak başlanması, hastanın izlenmesi, katarakt ameliyalarının planlanması açısından, hastanın bir retina uzmanı tarafından değerlendirilmesinin önemi açıktır.
Şeker hastalığı, diabet uzmanı-göz doktoru- bilinçli hasta üçgeninde, başa çıkılabilir bir hastalık olarak görülebilir.”
Kadınlar gelecekte daha şişman ve kısa olacak
Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nde yayınlanan bir araştırmanın sonucuna göre gelecekte kadınların evrim sürecinde daha kısa boylu ve kilolu olacakları açıklandı.
Dergide yayımlanan araştırma yazısını kaleme alan Stephen Stearns a göre bir de iyi haber var. Kadınlar gelecekte daha sağlıklı olacak özellikle kalp hastalıklarına yakalanma riskleri günümüzdeki orandan çok daha düşük olacak ve daha sıkıntısız menapoz dönemi yaşayacaklar.
ABD’deki Yale Üniversitesi’nin araştırmasına göre kadınlar gelecekte giderek kısalacak ve şişmanlayacak. Ancak aynı zamanda bir o kadar da sağlıklı hale gelecekler. Geleceğin kadınları daha düşük kolesterollü olacak, kalp sağlıkları güçlenecek, şimdikine kıyasla menopoz dönemine daha geç girecekler.
Araştırmacılara göre, elde edilen veriler, insan evriminin hâlâ devam ettiğini gösteriyor. Evrim biyoloğu Prof. Stephen Stearns’ün yürüttüğü araştırmada ABD, Massachusetts’teki Framingham bölgesinde 1948’den beri kayda alınan 14 bin kişinin kalp sağlığı verileri kullanıldı.
Zayıf ve uzunlar annelikte geri
Araştırma ekibi bu kayıtlar arasından menopoz dönemini geride bırakmış, orta yaşın üstündeki 2 bin 238 kadının sağlık verilerini karşılaştırdı.
Çalışma sonuçları, kısa boylu ve kilolu kadınların daha zayıf ve uzun olanlara göre daha çok çocuk sahibi olabildiklerini ortaya koydu. İlk çocuğunu daha genç dünyaya getirenler ve daha geç menopoza girenlerin de daha çok çocuk sahibi olduğu saptandı. Aynı şekilde tansiyonu ve kolesterolü ortalamadan düşük olan, ilk çocuğunu daha erken yaşlarda doğuran ve menopoza geç giren kadınların ortalama çocuk sayısı daha yüksek çıktı.
Araştırmada bu özelliklerin doğurganlıkla doğrudan ilişkisi saptanamasa da Prof. Stearns bunun genetik bir nitelik olduğunu belirtiyor. En önemli ayrıntıysa bu özellikleri taşıyan kadınların kalıtımsal özelliklerini kızlarına geçiriyor oluşları. Bu niteliklerin anneden çocuklarına geçmesinin 10 nesil daha devam etmesi halinde 2409’da yaşayacak bir kadının, bugünün ortalamasından iki santimetre daha kısa ve bir kilogram daha ağır olması öngörülüyor.
İlk çocuk beş ay önce
Aynı şekilde geleceğin kadınları ilk çocuklarına bugüne kıyasla beş ay daha erken sahip olacak ve menopoz dönemine de 10 ay daha geç girecek. Yale Üniversitesi araştırması, Proceedings of the National Academy of Sciences (Ulusal Bilimler Akademisi) dergisinde yayımlandı.
The Daily Mail, The Telegraph
Kozmetik ürünlerdeki kanser riski
Ilk bakışta size güzelliğin kapılarını açacağını düşündüğünüz, illüzyonlara büründürülmüş bu ürünlerin çoğunda potansiyel zararlı maddelerin kullanıldığı gerçektir. Oysa ki; insan sağlığı için üretilmiş bu ürünlerin, hiçbir şekilde zararlı toksinleri, potansiyel kanser yapıcı maddeleri, enfekte veya tahriş edici maddeleri içermemesi gerekir.
Memorial Hastanesi Klinik Biyokimya Laboratuvarı Sorumlusu Uz. Dr. Nilgün Tekkeşin, kalitesiz kozmetik ürünlerin zararları ve dikkat edilmesi gereken noktalar.
“Kozmetik ürün kullanmıyorum” demeden önce bir kez daha düşünün
Kozmetik terimi, ilaç haricinde vücuda uygulanan her türlü ürünü kapsar. Ruj, makyaj malzemesi, oje kadar en az saç boyası, şampuan, el sabunu, deodorant, güneş kremi ve el losyonları da kozmetik ürünler arasında yer alır. Yapılan bilimsel bir çalışmada orta yaştaki bir erişkinin günde ortalama 9 kozmetik ürün kullandığı ve bunların 126 değişik içeriğe sahip oldukları belirlenmiş. İngiliz kadınlarının her yıl 2.26 kg kozmetik ürünü ağırlıkla deri yoluyla nadiren de ağızdan vücutlarına aldıkları tespit edilmiş. Bunların arasında ya yüz kremi ile emilen kanserojen maddeler ya da göz farı yoluyla alınan arsenik yer alıyor.
Kimyasalları deri yoluyla almak daha riskli
Bir rujda 28, bir deodorantta 26 ve bir adet saç spreyinde 23 adet kimyasal yer almakta. Tüm bu maddeler vücudumuzda çeşitli dönüşümlere uğrarken çoğumuz bunları herhangi bir endişe duymadan kullanırız. Öte yandan üreticiler de, bu kimyasalların ve ürünlerinin güvenli olduğunu iddia etmektedirler. Kozmetik kullanıcıları için temel güvenlik basamağı ürünün üzerinde yer alan uyarı yazısıdır. Ancak maalesef, çoğu üreticiler patent gizliliği gerekçesizle tüm içeriği listelemezler. Oysa ki; 400’den fazla toksik elementlerin artıkları, kanda ve yağlı dokuda bulunmuştur. Derimiz, vücudumuzun en büyük organıdır. Kimyasalları deri yoluyla almak, onları yutmaktan daha risklidir. Çünkü, ağızdan aldığımız maddeler ağız içinde, sindirim sisteminde yıkılmaya başlarken deri yoluyla direk vücuda giren ve hızla dolaşıma karışan kimyasallar, organlara hızla taşınacak ve belki yıllarca buralarda depolanacaktır.
Kozmetik ürünlerin zararlı etkileri astım ve kansere kadar götürebilir
Birçok bilim adamı tarafınca kabul edilen zararlı kozmetiklerin tanımı, çeşitli ürünlerin günlük kullanımı sonrası bir süre sonra ortaya çıkan sonuçları olarak ifade edilir. Bu sonuçlar arasında içerdiği boyalar veya kokular nedeniyle bazı kişilerde gözde sulanma, kızarıklık, deride hassasiyet gibi alerjik reaksiyonlar gelişebildiği gibi; kanser, astım ve doğumsal bozukluklar yer alır. Bazı kozmetikler, bir kez maruz kalmayla herhangi bir hastalık tablosu oluşturmazken; kimyasalın gittikçe artış gösteren etkileri ortaya çıkabilir. Özellikle başta deri, solunum yolu ve sindirim olmak üzere bütün vücut genelinde dağılım ve birikim olacaktır. Eğer vücutta yıkılıp atılma hızı vücuda alınma hızından daha yavaş ise vücut için son derece toksik nitelik taşıyacaktır. Kimyasal hassasiyet ile bağdaştıramadığınız bulgular da görülebilir. Bunların arasında sersemlik, halsizlik, sinirlilik, konsantrasyon bozuklukları veya hafıza uçuşmaları yer alabilir.
Kozmetik ürünlerinizi incelerseniz içinde yer alan maddelerinin birçoğunun aşağıda sunulan kimyasallar olduğunu göreceksiniz;
Diethanolamine (DEA) ve triethanolamine (TEA): Bilinen nemlendirici ajanlardır. Tek başına DEA veya TEA kanser yapıcı özellik göstermez. Ancak, nitrit içeren ürünlerle bir araya geldiğinde kanser yapıcı olabilir.
Nemlendirici ve toniklerde bulunuyor ama hızlı yaşlanmaya neden olabiliyor
Alpha-Hydroxy Acids (AHA): Nemlendirici, tonik, temizleyici, maske, yaşlılık lekelerini yok edici ürünlerde yer alır. AHA, ölü deriyi soyan bir madde olarak bilinir. Ancak uygulama sonrası derinin güneş ışığına % 50 daha fazla hassasiyet gösterdiği, derinin yaşlanma hızını artırdığı ve olası deri kanseri gelişimine neden olabildiği bilinir.
Formaldehit: Tırnak cilası, şampuan, sabun, deri kremlerinde yer alır. Bu yüksek tahriş edici ajan, deriden emildikten sonra alerjik reaksiyonlara, baş ağrısına ve hatta astıma neden olabilir. İçerik listesinde sıklıkla adı “formalin” diye ifade edilir. Japonya ve İsviçre’ de kozmetik amaçlı kullanımı yasaklanmıştır.
Propylene Glycol (PEG): Güneş kremleri, ruj ve banyo malzemelerinde yer alır. Endüstride anti-freeze olarak kullanılan maddenin içeriğinde de yer alır. Nemlendirici özelliği nedeniyle ürünlerin kurumasını önlemek amacıyla kullanılır. Ancak karaciğer ve böbrek üzerinde zararlıdır, deri ve gözü tahriş eder. Yüksek miktarda alındığında santral sinir sistemini baskılamakta ve daha az efektif çalışmasına neden olmaktadır. Bunun yerine gliserinli veya sorbitollü ürünler tercih edilebilir.
Banyo köpüğünde var ama gözde tahrişe neden olabilir:
Sodium Lauryl Sulfate (SLS): Banyo köpüklerinde, diş macunlarında, şampuanlarda ve losyonlarda bulunur. Gerçekte bir makina yağıdır. Bu deterjanın beyine, kalbe ve karaciğere kolaylıkla girdiği ve bağışıklık sistemini bozduğu gösterilmiştir. Gözde tahrişe, deride döküntülere ve alerjik reaksiyonlara neden olur.
Vücut pudrasında bulunuyor ancak kısırlığa dahi neden olabiliyor
Talk: Makyaj ve vücut pudralarında bulunur. Talk, kayalarının kazınması ve sonrasında işlenmesiyle elde edilen bir mineraldir. İşleme esnasında bir dizi eser minerallerden arındırılırken asbest ile benzer özellikte olan küçük lifler ayrılmaz. Akciğer hastalıkları yapabileceği ve eğer genital bölgede kullanılırsa başta kısırlık olmak üzere üreme bozuklukları yapabileceği bilinmektedir. Yumurtalık kanseri ile ilişkilendirilmiştir.
Makyaj malzemelerinde var ama derinin nefes almasını engelleyebilir
Mineral yağ: Makyaj temizleme solüsyonları, ruj ve losyonlarda yer alır. Petrol türevi olan bu madde gözeneklerin tıkanmasından kansere kadar birçok durum ile ilişkilendirilir. Yoğunluğu, derinin nefes almasını engeller.
Tırnak bakım ürünlerinde var ama mantara neden olabilir
Methyl Methacrylate: Tırnak bakım ürünlerinde bulunur. Mantar enfeksiyonlarına ve tırnakta deformitelere neden olur. Uzun süreli maruz kalınmalarda, göz, deri ve akciğerleri tahriş edici eder, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarını bozar ve üreme problemlerine yol açar.
Fitalatlar: Tırnak cilası, saç spreyi ve losyonlar içinde sunulan fitalatlar, kremsi, ipeksi dokuyu sağlarken bir plastisizer olarak da plastiğe esnekliği kazandıran bir maddedir. Bazı fitalatların kanserojen olduğu, karaciğer, akciğer ve üreme organları üzerinde zararlı etkilerinin olduğu bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Aynı zamanda doğmamış erkek çocuklarının cinsiyet gelişiminde de olumsuz etkileri vardır. Kozmetiklerde bulunan iki fitalatın (dibutyl ve diethylhexyl), Avrupa Birliği ülkelerinde kullanımı yasaklanmıştır.
Parabenler: Birçok kozmetikte çeşitli kimyasallar yer alırken en fazla endişe duymamız gerekeni parabenlerdir. Parabenler, raf ömrünü uzatıcı olarak kullanılır. Makyaj temizleme losyonlarında % 99 yer alır. Kozmetik ürünlerinde propylparaben, methylparaben ve buthylparaben birlikte kullanır. Parabenler vücutta östrojeni taklit eden madde olarak bilinir. Vücutta hormanal etkileri artıran kimyasal maddelerin kullanılması özellikle öströjen hormonuyla artan göğüs kanserinin yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Göğüs dokusundaki yoğun yağ oranı vücuttaki toksik maddelerin burada yoğunlaşmasına ve göğüs kanserinin en yaygın kanser çeşidi olmasına sebep olmaktadır. Erkek üreme fonksiyonlarında da olumsuz yan etkiler vardır.
Triklosan: Diş macunlarında, sabunlarda, şampuanlarda ve ev temizlik ürünlerinde kullanılır. Bu kimyasal, son derece karsinojen (kanser yapıcı madde) olup çok az bir miktarı bile vücuda alındığında soğuk terlemeler, dolaşım sorunları ve hatta koma gelişebilir.
Alüminyum: Deodorantlarda yer alır. Meme kanseri gelişimine neden olabilir.
Phenylenediamine: Saç boyalarında bulunur. Karsinojen olabilir.
Zararlı kimyasal koruyuculara karşı başarılı alternatifler olarak görülen bazı maddeler, tümüyle hafif, etkili ve daha az alerjik reaksiyona ve tahrişe neden olurlar; üzüm çekirdeği yağı, phenoxi ethanol, potassium sorbate, sorbic acid, vitamin E (tocopherol), vitamin A (retinyl, vitamin C (ascorbic acid).
Kaygılanmalıyız, çünkü;
• Sandığınızdan daha fazla kozmetik ürün kullanıyorsunuz
• Kozmetik etiketleri, tüm içerik listesini taşımıyor
• Parfümlerde toksik maddelerin listesi ise hiç bulunmuyor
Mutlaka Dikkat Etmeniz Gerekenler:
• Herhangi bir ürünü kullanmadan önce mutlaka bir dermatolog veya güzellik uzmanı ile görüşün.
• Ürünü almadan önce etiketini inceleyin
• Nelerden sakınmamız gerektiğini ve nedenlerini araştırın
• Toksik olmayan içeriğe sahip ürünlerin markalarını destekleyin
• Kokulu ürünlerden özellikle gebelerin, bebeklerin ve gelişim çağındaki çocukların sakınması gerekir
• Kozmetik ürünlerinizi satış döngüsünün hızlı olduğu yerlerden alın ki, raf ömrünü doldurmamış, bayatlamamış olsun. Uzun süre rafta bekletilmiş ürünlerin kanserojenik reaksiyonların gelişme riskini artırır.
• Kullanım esnasında bakteriyel bulaşın en az olabilecek ambalajlarda olanını tercih edin. Farklı kişilerin kullanabileceği ürünlerin yer aldığı kaptan direk almak yerine bir pamuklu çubuk veya tek kullanımlık aplikatörler, fırçalar ve spatulalar yardımıyla almak için özen gösterin.
• Kişisel bakım ürünlerinizin FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) veya AB standartlarına uygun olmasına dikkat edin.
• Alerjik reaksiyon gelişme riskine karşı, ürünü sürmeden önce bir deri testi yapın
• Sentetik ürünlerin kullanımını azaltın, doğal ürünleri kullanmaya çalışın. İçlerinde birkaç madde ile bile yeterli etkiyi yapabilenini seçin
• Yatmadan önce yüzünüzdeki makyajı bol su ile çıkarın ki gece boyunca gözenekleriniz açık uyuyun.
• Konuya duyarlı olduğunuzu gösterin ve sesinizi duyurun. Uzun vadede kazançlı çıkacaksınız.
Kimyasallar ile çevrelenmiş durumdayız. Havada, suda, gıdalarda ve özellikle de kozmetiklerde yoğun olarak bulunan bu maddelerin tümünü ne yazık ki vücudumuz tam olarak parçalayamamaktadır. Hiçbir zaman kullandığınız kozmetiklerin kimyasal bir karışım olduklarını, sizi tazelerken hasarlandırdığını unutmayınız.
Cinsel hastalıklar kadını kısır bırakıyor
Erken yaşta cinsel temas ve çok eşliliğin artması Türkiye’de cinsel yolla bulaşan hastalıkları tırmanışa geçirdi.Bu durum en çok kadını etkiyor. Öyle ki,tekrarlayan enfeksiyonlar kadını kısır bırakıyor!
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Faruk Buyru, cinsel yolla bulaşan hastalıkların en önemli sonucunun kadının üst genital organlarında oluşan infeksiyon, yani “Pelvik inflamatuar hastalık” olduğunu söylüyor. Prof Buyru,cinsel aktif kadınların yüzde birinin bu infeksiyondan muzdarip olduğunu kaydediyor.
Prof. Buyru , Pelvik inflamatuar hastalığa yol açan risk faktörlerini ise şöyle sıralıyor,
Mevcut cinsel temasla bulaşan hastalık
Daha önce geçirilmiş infeksiyon,
Erken yaşta cinsel temas,
Çok sayıda partner,
Alkol kullanımı,
Prof .Dr. Buyru, pelvik inflamatuar hastalık durumunda , cinsel organda ağrı, ateş, sırt ağrısı,cinsel ilişkide ağrı,bulantı-kusma, akıntı-koku-kaşıntı gibi belirtilerinin meydana geldiğini kaydediyor.
Prof.Dr.Buyru, bu infeksiyonunun bırakacağı sekelleri ise şöyle sıralıyor:
Kronik pelvik ağrı % 15
Dış gebelik % 5
Kısırlık % 10
İnfeksiyonun tekrarı % 25
Pelvik inflamatuar hastalığının tekrarlayabilen bir hastalık olduğunu kaydeden Prof.Dr Faruk Buyru, ilk görüldüğünde kısırlığa yola açma oranının yüzde 8, ikinci tekrarında yüzde 20, 3 ya da daha fazla geçirilmiş bir infeksiyonda yüzde %40’a çıktığını vurguluyor!
Cinsel yolla bulasan hastalıkların pek çok nedeni olduğuna dikkat çeken Prof. Buyru, bu hastalıklarda birden fazla mikroorganizmanın birlikte rol oynadığını belirtiyor.
“Günümüzde en sık rastlanan etken Chlamydia infeskiyonu. Erkeklerde infeksiyon idrar yaparken yanmaya neden olurken kadınlarda hafif akıntı en sık rastlanan belirti. Infeksiyonun vaginadan rahim ve tubaya yayılması kısa ve uzun dönemde bazı önemli sonuçlara yol açabiliyor. Kısa dönemde yüksek ateş, kasık ve bel ağrısı ortaya çıkarken, infeksiyon tam tedavi edilmezse tüplerde kalıcı hasar yaparak kısırlık ve dış gebelik riskini arttırıyor. Geçirilen infeksiyon sayısı arttıkça bu risk artışı da belirginleşiyor.”
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için mutlaka prezervatif kullanmak gerektiğini kaydeden Prof.Dr.Faruk Buyru, söz konusu hastalıklarda eskiden bel soğukluğu (gonore) ilk sırada yer alırken bugün daha çok Chlamydia infeksiyonuna rastlandığını belirtiyor.
Prof. Dr. Buyru, bu infeksiyonun sık görüldüğü gelişmiş ülkelerde 25 yaş altındaki kadınların Chlamydia yönünden taranmasının önerildiğini kaydediyor.
Prof.Dr.Faruk Buyru, Türkiye’de de erken yaşta cinsel temas ve çok eşliliğin artması ile birlikte giderek daha fazla Chlamydia infeksiyonuna rastlandığının altını çiziyor!
NTVMSNBC
Büyük çantaların bilinmeyen zararı
Hanımların büyük çanta modasına takılıp kalmaları sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor.
Eğer taşıdığınız çanta ağırlığınızın yüzde 10′undan fazla ise çok ağır taşıyor, bu da size bel ve sırt ağrısı olarak geri dönecek demektir. İşte sırt ağrısından kurtulmanın yolları…
Hanımlar sırt, bel ve boyun ağrılarından çok sık şikayet eder. Gün içinde taşınan ağır ve büyük çantaların sırt ağrılarının nedenini oluşturan önemli bir etken olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle çalışan hanımların yanlarından ayıramadığı taşınabilir bilgisayarlar daha çok sayıda sırt ve boyun ağrısı şikayetleri yaratacağa benziyor.
Büyük çantalara olan bakış açımızı modadan sağlığa kaydırırsak güzel olduğu kadar sağlıklı olduğunu pek söylemeyiz. Bu tip çantalar hanımların kaslarına baskı yaparak şiddetli bel ve sırt ağrılarına neden olmaktadır. Öte yandan iç hacmi geniş olan bu çantalar ister istemez içine doldurulan birçok eşya ile ağırlığını arttırır. Eğer taşıdığınız çantalar ağırlığınızın yüzde 10′undan fazla ise çok ağır taşıyorsunuz ve bu da size bel ve sırt ağrısı olarak geri dönecek demektir.
Bu konuda söylenebilecek tek şey çantalarınızı küçültmek ve içini boşaltmak olacaktır. Ayrıca çanta tecihinizi postacı çantası biçimindeki omuzdan çapraz asılan çantalardan yana kullanmanız sağlığınız açısından önem taşır. Eğer omuza asılı çanta kullanıyorsanız 10 dakikada bir omuz değiştirerek kullanmanız iyi olur.
Sırt ağrısı için brokoli
Kalsiyumun güçlü kemikler için önemli bir kaynak olduğunu biliyoruz.
Ancak son zamanlarda Japonya’da yapılan araştırmalar brokoli, ıspanak gibi koyu yeşil yaprakları sebzelerde bulunan K vitamininin de güçlü kemikler için kalsiyum depolamasına yardımcı olduğunu ve kemikleri daha da güçlendirdiğini göstermiştir.
Özellikle sırt ağrısından yakınanlara brokoli, ıspanak gibi koyu yeşil yaprakları sebzelere beslenme sisteminde yer vermelerini öneriyorum.
Doğru olan sert yatak değil
Araştırmalar yumuşak yataklarda uyuyanların sert yatakta yatanlara göre daha az sırt ağrısı çektiğini ortaya koyuyor. Yani yatak ne kadar sert ise o kadar sağlıklıdır yanılgısına kapılmamak gerekir. Yastığınız ise eğer sırt üstü uyuyorsanız çeneniz göğsünüze baskı yapmayacak şekilde olmalı. Eğer yan yatıyorsanız başınız omzunuza doğru bükülmemeli.
Dr. İsmail AĞAR / GUNCEL.NET





