Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Sağlıklı ve güzel saçlar için…

21 Ocak 2010 admin  
Kategori: Güzellik

dermokil_sacİSTANBUL - Kadın erkek herkes için çok önemli olan saçlar, kış aylarında soğuk hava, yağmur ve kar gibi dış etkenlerden de çok çabuk etkilenir. Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Tuğba Türe, saç sağlığının korunması için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi ve gerekli özen gösterildiğinde sağlıklı ve güzel saçlara kavuşmanın mümkün olduğunu söyledi.

SAĞLIKLI BESLENME SAĞLIKLI SAÇLARIN ALTIN KURALIDIR
Öncelikle saçların kökünden beslendiği unutulmamalı. Dışarıdan uygulanan ürünler saçlara sağlık getirmez. Saçlar için gerekli olan vitamin ve mineraller ancak kan yolu ile saç köklerini besleyebilir. Demir, çinko, vitamin B12, folik asit ve biotinden zengin beslenmek saç sağlığı için gereklidir. (Kırmızı et, yumurta beyazı, kurubaklagiller…)

Dengeli ve düzenli beslenmek, sebze ve meyve gibi antioksidan yiyecekleri gerektiği kadar tüketmek, düzenli uyku ve stresten uzak durmak saç sağlığı için önemlidir. Dermatoloji uzmanına danışmadan saç sağlığı için önerilen ilaçların kullanılması doğru değildir.
Haberin devamı ↓reklam

SAÇ BOYASI VE JÖLE SAÇLARI YIPRATIR
Saç boyası, renk açıcılar, jöle, köpük, sprey gibi kozmetik ürünlerin bilinçsiz kullanımı saçlara zarar verebilir. Saç şekillendirici ürünler sık kullanımda ve saçtan temizlenmediğinde saçta kalıntı oluşturarak saç tellerinde zayıflama ve kırılmalara neden olabilirler.

HER GÜN YIKAMAK SAÇA ZARAR VERİR
Saçlar gün aşırı ve ılık su ile yıkanmalıdır. Ayrıca ikisi bir arada ürünler yerine şampuan ve saç kreminin ayrı ayrı uygulanması daha doğru olacaktır. Saç kreminin saç uçlarına sürülmesi yeterlidir.

SICAK FÖN KULLANMAYIN
Saçların kaba ve sert bir biçimde taranması saçları yıpratabilir. Eğer kuru ve zor taranan saçlara sahipseniz durulanmayan bakım ürünlerini kullanarak saçlarınızı koruyabilirsiniz. Ayrıca saçlar kurutulurken ve şekillendirirken çok sıcak uygulamalardan kaçınılmalıdır.

SAÇINIZI SIKI TOPLAMAYIN
Özellikle alın bölgesinde bant şeklinde görülen saç dökülmelerinin en sık sebebi sıkı toplanmış saçlardır. Bu tarz uygulamalar, zaman içerisinde kıl köklerinin zarar görmesine ve saç kayıplarına neden olabilir.

NTVMSNBC

Diyet efsaneleri çürütüldü

06 Ocak 2010 admin  
Kategori: Diyet

diyet_efsaneleriSu içersem zayıflarım, öğün atlarsam kilo veririm, sigarayı bırakırsam kilo alırım, kepekli ürünler şişmanlatmaz… Şişmanlığı içinden çıkılmaz hale getiren diyet efsaneleri araştırmayla çürütüldü.Fazla kilolarla mücadele edenlerin ulaştığı sonuçlar pek iç açıcı değil. Kilo verdikten sonra bunu koruyanların sayısı ise gün geçtikçe azalıyor. Bu gidişatın birçok nedeni var, en önemlisi ise kilo verme sürecinde kargaşaya ve bilgi kirliliğine neden olan diyet efsaneleri. Çünkü bu bilgiler, hatalı diyetlere, hatalı diyetler de kilo verme başarısının düşmesine neden oluyor.

 

1500 kişi üzerinde yapılan araştırma, toplumda diyet efsanelerine inancın son derece yüksek, kilo verme ve sağlıklı beslenme ile ilgili hatalı bilgilerin de yaygın olduğunu ortaya koydu. Çalışmanın çarpıcı sonuçlarından biri de şişmanlık düzeyinin artmasıyla efsanelere olan inanç ve uygulamaların da artması.

Araştırmayı, Fark Etmeden Diyet Beslenme ve Eğitim Danışmanlığı’ndan Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez gerçekleştirdi. Arştırmanın bilimsel değerlendirmesini ise Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Murat Baş yaptı.

Dünya Sağlık Örgütü, önlem alınmazsa 2010 yılında yetişkin popülasyonda 150 milyon, çocuk ve ergenlerde ise 15 milyon kişinin şişman olacağını tahmin ediyor ve şişmanlığı salgın bir hastalık olarak tanımlıyor. Türkiye’nin şişmanlık ile ilgili projeksiyonu da farklı değil, öyle ki her iki kadından biri ve üç erkekten biri şişman.

YAŞAM BOYU KİLO YÖNETİMİ

Amerikan Diyetisyenler Derneği Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi de olan Selahattin Dönmez, danışanlarının diyet inanışları ve hataları üzerine yaptığı çalışmanın amacını şöyle özetledi.

“14 yıldır beslenme danışmanlığımıza başvuran bireylerin, “Kötü besin yoktur, kötü beslenme vardır” ilkesinden uzaklaştıklarını, hızlı kilo verdiren yöntem arayışına girdiklerini tespit etmiştim. Kilo verme sürecindeki olumsuzluklarda örneğin, o hafta çok küçük aksaklıklara bağlı kilo verilemediği zaman, bireyin bir suç unsuru aradığını ve bazı inanışların açığa çıktığını gördüm. Verilen kilonun geri alınmasıyla oluşan hayal kırıklığını önlemek, hatalı bilgileri bulmak, kaliteli kilo verme önerilerini belirlemek, bilgi karmaşasını ortadan kaldırmak ve çevresel faktörlere göre yaşam boyu ve kişiye özel önerileri ön plana çıkarmak için bu araştırmayı planladık. Binlerce literatür taranarak ulaşılan bilimsel detaylar diyet efsaneleriyle ilgili bu sonuçları ortaya çıkardı.”

İŞTE KAFA KARIŞTIRAN 20 DİYET EFSANESİ

Araştırma, yaş ortalaması 35, kilolu-şişman olan, hayatlarında en az bir kere diyet tecrübesi yaşamış, lise ve üzeri eğitim seviyesindeki kadın-erkek 1500 kişi üzerinde bire bir görüşme yapılarak tamamlandı. Türkiye’de ilk kez yapılan, bilimsel olarak değerlendirilen araştırmaya konu olan 20 diyet efsanesi ve bunlara inananların yüzde olarak oranları ise şöyle:

1- Su içersem zayıflarım yüzde 63, diyet_su

2- Ana öğünlerden birini atlarsam kolay kilo veririm yüzde 96,

3. Ne kadar az uyursam, o kadar hızlı kilo veririm yüzde 40,

4. Sigarayı bırakırsam hızlı kilo alırım yüzde 57,

5. Saat 19:00’dan sonra birşey yersem şişmanlarım yüzde 37,

6. Düşük kalorili kepekli ürünlerle daha kolay kilo veririm yüzde 58,

7. Meyve, yemekten 2 saat sonra yenilmeli yüzde 70,

8. Açken fiziksel aktivite yaparsam daha çok yağ yakarım yüzde 74,

9. Sabah aç karnına limon veya greyfurt suyu içersem yağ yakarım yüzde 76.

ELMA SİRKESİ Mİ LAHANA MI DAHA ETKİLİ?

10. Zayıflamak ve toksinlerden arınmak için detoks diyeti yapmak zorundayım yüzde 40,

11. Medyada yer alan beslenme bilgilerinin son derece güvenli olduğuna inanıyorum yüzde 96,

12. Kilo yönetimi programlarında 3 beyaza yer yoktur yüzde 72,

13. Light ürünlerin kalorisi yok, istenildiği kadar tüketilebilir yüzde 95,

14. Sağlıklı beslenmede kırmızı ete yer yoktur yüzde 95,

15. Maydanoz suyu zayıflamak için idealdir yüzde 83,

16. Hangi yöntemle olursa olsun verilen kilo geri alınır yüzde 83,

17. Lahana metabolizmayı hızlandırarak zayıflatır yüzde 66

18. Protein diyetleri ile zayıflamak daha kolaydır yüzde 79,

19. Zayıflama ilaçları ile hızlı kilo veririm yüzde 95,

20. Elma sirkesi içersem yağlarımı eritirim yüzde 88.

EFSANELERİN ÖNÜNE GEÇEBİLİRİZ

Selahattin Dönmez, araştırmayla ortaya çıkan tabloyu, “Sonuçta yüksek yüzdeler olmasına şaşırmadım, zaten biliyordum, benim için ilginç olmadı. Bunları araştırmayla kanıtlayıp doğru bilgileri söylersek kilo yönetimindeki efsanelerin önüne geçebileceğimizi hissettim” şeklinde yorumladı. Peki, diyet efsanelerine takılmadan, sağlıklı kilo vermek ve verilen kiloyu korumak için ne yapmak gerekir? Dönmez, bu noktada fonksiyonel diyet vurgusu yapıyor ve kişiye özel diyetin neden önemli olduğunu anlatıyor.

diyet_efsaneleri_21DOĞRU KİŞİYE, DOĞRU DİYET

“Fark Etmeden Diyet programında biz fonksiyonel diyet uyguluyoruz. Bu sistem, her yeni bilgi ile yenilenir ve insanlara daha iyi “kilo verme” kılavuzları sunar. Asıl amacım, kilo korumaya yönelik beslenme taktiklerini içeren, vücut yağ dokusunu azaltıp, kas yoğunluğunu koruyan, az kilo veriminde bile vücutta ciddi olumlu değişiklikler oluşturan kişiye özel beslenme modelini uygulamak. Fonksiyonel diyet ile hedeflenen, dengeli bir beslenme planlamak, kilo verirken oluşacak kronik hastalık riskini aktive eden geni baskılamak, kilo verecek bireyin hangi diyete daha iyi yanıt vereceği sorusuna doğru cevabı bulmaktır.

Genetik yapımızdaki değişiklikler, diyete ve ilaçlara yanıtlarımızın farklı olmasını sağlar. Bu nedenle bireyler benzer diyetlere farklı yanıtlar verir. Bazıları hızlı, bazıları yavaş kilo verirken bazıları da sık duraksarlar. Fonksiyonel diyet ile kilo duraksamasını engellemek, kilo verecek kişiye uygun besinlerin yarar ve risk mukayesesini yapmak gerekir. Bazı besin öğelerini az almak hastalık riskini artırır, eksik alınan yerine konulduğunda hastalık riski azalır, yüksek miktarda alındığında ise yararlı etki kaybolur ve risk yeniden ortaya çıkar.

FORKSİYONEL DİYETTE EFSANELERE YER YOK

Diyette efsanelere gerek yok

Diyette efsanelere gerek yok

Fonksiyonel diyette; denge, çeşitlilik ve porsiyon ölçüsü bireye özgü ayarlanır. Fonksiyonel diyetle 24 saat içerisinde hücre DNA’sına 10.000 olan serbest radikal saldırısı çinko, selenyum, A, C, E vitaminleri ve besinlerle sağlanan polifenollerle engellenir. Kilo verme ve yaşla birlikte oluşacak kas güçsüzlüğü azaltılır. Antioksidandan zengin beslenme planı kişiye özgü uygulanarak, yaşlanma kromozomlarının uç kısımlarını koruyan “telomer” adlı bölgelerin kısalması engellenir.

Fonksiyonel diyette vitamin desteğine de gerek kalmaz çünkü tüm besinlerin dengeli harmanlanması ile toksik dozlara ulaşmayan vitamin miktarını da sağlarız. Bu diyetle bazı besin öğeleri bir araya getirilerek etkileri daha da belirginleştirilir. Örneğin, soya ve yeşil/siyah çayı beraber tüketmek kilo verirken erkekleri prostat kanserinden tek başına tüketilmelerine göre daha fazla korur. Örneğin, kilolu kişilerdeki karaciğer yağlanmasını folik asit, metiyonin, B12, B6 ve kolinden zengin beslenme ile ilaç kullanmadan düzeltmek mümkündür. Yani burada besin ile besin etkileşimi yapılır.

DEMET KUTLUAY HAMİLELİK KİLOLARINI NASIL VERDİ?

Selahattin Dönmez, danışanlarından manken Demet Kutluay’ın fonksiyonel diyetle doğum sonrası rahatça kilo verdiğini, üstelik bunu kurabiye, kek ve makarna gibi besinleri bolca yiyerek başardığını söylüyor.

Mart 2009′da ikinci kez anne olan ünlü model Demet Kutluay, lohusalık ve emzirme dönemini ideal şekilde atlattıktan sonra, yaşam tarzına uygun ve kişiye özgü olan ‘Fark Etmeden Diyet Doğum Sonrası Beslenme Programı’ ile hamilelik döneminde aldığı 20 kiloyu verme ve koruma kararı aldı. İşin püf noktası, Demet Hanım’ın metabolizma, vücut yapısı, kan bulguları ve sosyal hayatı temel alınarak, sevdiği besinlerle ve kendisi için hazırlanan fonksiyonel diyet programına uyması ve yüzde 100 etkinlik sağlamasıdır. Demet Kutluay, bu diyet programı ve düzenli fiziksel aktivite ile hem de istediği yemekleri yiyerek kolayca kilo verdi ve bunu korumaya devam ediyor. Kutluay, kızı ve oğlu için hazırladığı ev yapımı kurabiyelerden böreklere, peynirli tostlardan, pilav ve makarnalara kadar birçok besini bolca yiyerek formunu koruyor.”

DEMET KUTLUAY’IN ZENCEFİLLİ ZAYIFLAMA ÇAYI

Selahattin Dönmez, son olarak Demet Kutluay’ın kilo vermesine yardımcı olan Fark Etmeden Diyet’in Zencefilli İçeceği tarifini de paylaştı. İşte Demet Kutluay’ın zayıflama çayı:

Malzemeler: 3 parça taze veya kuru zencefil, 1 yemek kaşığı bal, 1 dal veya rulo tarçın, 2 litre su, iri doğranmış 1 adet limonun kabuğu

Yapılışı: Taze veya kuru zencefil parçaları ve limon kabuğu 2 litre suda kaynatılır. İçerisine rulo tarçın atılarak yaklaşık 10 dakika demlenmeye bırakılır. Su ılımaya yakın 1 yemek kaşığı bal ilave edilir ve karıştırılır. Süzüldükten sonra içime hazırdır. Ara öğünlerin ardından 1’er su bardağı tüketilmesi önerilir.

Etki Mekanizması: Artirit ağrıları. Menstural kramplar, soğuk algınlığı, grip, boğaz ve baş ağrısında etkilidir. Yağ yakımını hızlandırır, sindirimi kolaylaştırır, mide bulantısı, gaz ve hazımsızlık şikayetlerini azaltır.

Uyarı: Kan sulandırıcı ilaç kullananların zencefil tüketmemesi önerilir.

(ntvmsnbc.com)

Bu 5 besini mutlaka tüketin

05 Ocak 2010 KadinMag  
Kategori: Diyet, Sağlık

sarapUzmanlara göre, 2010’u daha sağlıklı ve hastalıklardan uzak geçirmek isteyenler, alışveriş sepetinden bu ürünleri eksik etmemeli.

CNN’in haberine göre, uzmanlar, bu yıl zinde kalmak ve daha enerjik olmak için doğru beslenme alışkanlıklarına destek olarak “çok yararlı, düşük kalorili ve her markette kolayca bulunabilecek” bazı besinler tavsiye ediyor.

Uzmanların listesindeki “sağlıklı yaşam” için ilk gerekli besin tahıllar… Özellikle zayıflama diyetlerinin önemli parçalarından olan yulaf,
arpa ve çavdar, hem kolesterol seviyesini azaltıyor, hem de daha sağlıklı bir vücuda kapı aralıyor. Diyabetler için de yararlı olan çavdarın bisküvisi ile buğdayla karışık ekmeği öneriliyor. Ancak düzenli olarak sadece çavdardan oluşan ekmek yenilmemesi gerekiyor.

Listenin diğer önemli yiyeceği soya fasulyesi… Kalbe iyi gelen ve kanser riskini azaltan soya, aynı zamanda çocukluk obezitesini önlemede etkin olduğundan çocukların beslenmesi için de ısrarla öneriliyor. Sağlığı güçlendirici bir diğer besin olan somon balığı ve diğer yağlı balıklar ise haftada iki kez alışveriş sepetine girmeli. D vitamini kaynağı olan ve kalp problemlerini azaltan somon, beyin için de yararlı.

Listedeki bir diğer öneri kırmızı şarap… Uzmanların alkollü içki önermede temkinli olduğu, ancak “ölçülü” içilmesi durumunda şarabın kalbe giden kan damarlarına iyi geldiği ve kötü kolesterolü azalttığı belirtiliyor.

Bu yıl sağlıklı kalmak için tüm bunların yanında yeşil çay da içmek gerekiyor. Sakinleştirici etkisi yanında, göğüs kanseri dahil bazı kanser risklerini azalttığı düşünülen yeşil çayın etkinliği için günde 3 ile 6 bardak arasında içilmesi tavsiye ediliyor.

Yoğurt yağ yakmaya yardımcı…

04 Ocak 2010 Handan Güner  
Kategori: Diyet

yogurtyogurtYararları saymakla bitmeyen yoğurdun ayrıca yağ yakma özelliğiyle çabuk kilo vermek ve özellikle karın bölgesindeki fazla kilolardan kurtulmak isteyenler için de ideal bir besin olduğu belirlendi.
Japonya’da yapılan ve sonuçları İngiltere’de yayımlanan araştırmalar, şekersiz yoğurdun nefes kokusunu giderdiği, diş taşı ve diş eti iltihaplarını doğal yollardan önlediğini ortaya koydu.

Araştırma kapsamında 6 hafta boyunca günde bir porsiyon yoğurt yiyenlerin yüzde 80′inde nefes kokusuna yol açan hidrojen sülfit düzeyinin düştüğünü belirten Japon bilim adamları, yoğurdun içeriğindeki maddelerin bu rahatsızlıkları önlediğini vurguladı.

İngiliz Diş Sağlığı Vakfı yöneticileri de araştırma sonuçlarını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Vakıf yöneticileri, İngiltere’de her dört kişiden birinin nefes kokusu sorunu bulunduğunu ve her 20 kişiden 19′unun hayatlarının bir döneminde diş eti iltihaplarından çektiğini bildirdi.

YAĞ YAKMAYA DA YARDIMCI

ABD’de yapılan bir araştırmada, düşük kalorili rejimlerine yoğurt seçeneğini ekleyen ve günde üç öğün yağsız yoğurt yiyen aşırı kiloluların, yoğurtsuz bir diyet programı uygulayanlara oranla yüzde 22 daha fazla kilo verdikleri ve yüzde 61 daha fazla yağ yaktıkları tespit edildi. Yoğurt yiyenlerin ayrıca, karın bölgelerinde yüzde 81 daha fazla yağ yaktıkları ortaya çıktı.

“Kaslar kalori yakmaya yardımcı oluyor”
Tennessee Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya katılanlardan Dr. Michael Zemel, yoğurt yiyenlerin ortalama 7 kg olan kilo verme seviyesinden daha fazla kilo vermekle kalmadıklarını, aynı zamanda kas kütlesini de diğerlerine oranla iki kat fazla koruduklarını belirtti.

Dr. Zemel, kas kütlesini korumanın diyet yapanlarda önemli bir konu olduğunu belirterek, “Önemli olan yağ yakmak, kas değil. Kaslar kalori yakmaya yardımcı oluyor, ancak kilo verirken kas kütlesi de kaybediliyor. Bu duruma karşı en iyi çözüm, kalsiyum ve protein ağırlıklı bir diyet, yani yoğurt seçeneği” diye konuştu.
Sonuçları Uluslararası Obezite Dergisi’nin Nisan sayısında yayınlanacak araştırmayla ilgili bilim adamları, düşük yağ oranlı süt ürünlerinden oluşan kalsiyum ve protein ağırlıklı diyetin, yağ yakma ve kilo vermek için ideal olduğunu vurguluyorlar.

Doğru beslenin hemoroidi yenin!

30 Aralık 2009 admin  
Kategori: Sağlık

hemorid_ameliyatiHemoroid yani basurdan korunmak mümkün. Bunun için uzun süre oturmamak, bol bol su içmek, yeteri kadar egzersiz yapmak ve kabızlığa neden olmamak için liften zengin gıdalarla beslenmek gerekiyor. Medical Park Sağlık Grubu Göztepe Hastane Kompleksi Genel Cerrahi Uzmanı Opr.Dr.Babek Tabandeh hemoroid hakkında soruları yanıtladı.

Hemoroid ameliyatları nasıl yapılıyor?

Cerrahi tedavi mutlaka ameliyathane koşullarında ve uygulanacak yönteme göre tam bir anestezi, belden yapılan iğnelerle belden aşağısının uyuşturulması ve hatta bazı seçilmiş olgularda sedasyon (damar yoluyla sakinleştiriciler verlerek) eşliğinde lokal (bölgesel) anestezi ile uygulanabilir. Klasik cerrahide değişik tekniklerle hemoroid pakelerine giden damarlar bağlanmakta, keseleşmiş hemoroid damarları (memeleri) kesilerek çıkarılmakta ve dikişli yada dikişsiz yöntemlerle kalan dokuların kapanması sağlanmaktadır.

Longo tekniği nedir?

20 yıldan uzun süredir dünyada uygulanan ve buna yakın bir zamandır ülkemizde de birçok klinik tarafından kabul gören longo tekniği özel bir cihaz kullanılarak makadın iç kısmından yapılan bir ameliyattır. Longo tekniği, rektum denilen kalın bağırsağın alt kısmında uygulanan stappler (zımbalama cihazı) denilen özel bir kesme ve zımbalama tekniğiyle hemoroid pakelerini yukarıya asmayı ve içindeki kan dolaşımını düzenleyerek hemoroid pakelerinin geriletilmesini amaçlayan bir tekniktir.

Her hemoroide uygulanır mı?

Longo tekniği her hemoroid ve her safhada uygulanmaz, dış hemoroidlerde etkili değildir. İç hemoroidlerden de 1. derecedekiler için fazla ağır bir cerrahi iken 2’nci ve 3’üncü derece büyük hemoroidleri olan ve özellikle ıkınma ile fazlasıyla makadın dışına sarkan hemoroidler için bu teknik seçilmesi gereken yollardan biridir. Erken evre 4’üncü derece hemoroidlerde de iyi sonuçlar veren longo tekniği ileri evre 4’üncü derece hemoroidlerde tatmin edici sonuçlar vermez

Nasıl yapılıyor?

Bu ameliyatın tekniği hemoroid pakelerini makatın iç tarafına ve yukarıya doğru asarak hem dolaşımlarını azaltarak zamanla küçülmelerini sağlamak, hem de ıkınma ile dışarı çıkmalarını engelleyerek kanama, kaşıntı, ıslaklık, batma ve ağrı gibi hemoroid hastalığının sık gözlemlenen sorunlarını ortadan kaldırmaktır. Bu mantığa göre Longo cerrahisi için hasta seçiminin önemi büyük olduğu gibi en iyi sonucu elde etmek için bazen 3 ay bile sabretmek gereklidir.

Lokal anestezi ile sadece iğnelerle makadın çevresini uyuşturarak bu operasyon gerçekleştirilebilir olsa da belden yapılan iğnelerle anestezi veya genel anestezi alarak tam uyuma tekniğiyle operasyon gerçekleştirilir. Bağırsağın makat üstündeki 5’inci ya da 6’ncı santimetresinde özel longo stapleri cihazı ile 2 santim genişliğinde bir halka çıkarılır ve alttaki duvar 2 santim kadar yukarıya asılır. Teknik basit, kolay öğrenilebilir ve en önemlisi operasyon sonrası dönemde ağrısızdır.

Hasta ne zaman normal hayatına döner?

Aynı gün veya ertesi gün genellikle hastalar taburcu edilebilirler ve işe dönüş süresi açık ve klasik hemoroid cerrahisine göre çok kısadır. Kullanılan özel cihaza bağlı maliyet olarak dezavantajlı olan bu teknikten sonra ilaç kullanım miktar ve süreleri belirgin bir şekilde daha düşüktür. Tekrarlama ve başarısızlık oranları longo tekniğinde klasik hemoroidektomiye göre daha yüksektir. Buna rağmen, tekrarlamalar durumunda hastalığın daha erken evreye gerilediği ve sıklıkla ortaya çıkan pakelerin lastik bant ligasyonu ile boğularak ve infrared (kızıl ötesi) ışınlarla yakılarak tedavi edilebilmektedirler.

Hemoroid ameliyatları için yaş sınırı var mı?

Çocuk yaşlarında hemoroidlerin gelişme sıklığı azdır, diyet ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen ve cerrahiye gereksinim yaratacak derecede ilerleyen hemoroidlere ender rastlanır. Karaciğer hastalıkları ve sistemik damar sorunlarına bağlı gelişen hemoroidlerin tedavisi hemen her zaman altta yatan hastalığın tedavisiyle mümkün olur, ilaç desteğiyle şikayetler azalma gösterir. Çocukluk ve gençlik çağındaki bir vücutta iyileşme ve doku onarımı yeteneği daha yüksektir ve hemoroidlerin tamamen düzelmesi de mümkündür. Yine de nadir durumlarda çocuk cerrahları tarafından uygulanan ve birincil prensibi olabildiğince dokuları az tahrip eden ameliyatlar gerçekleştirilmektedir.

İleri yaş grubu (70-75 yaş ve üzeri) için ise operasyon kararını kısıtlamanın nedenleri farklıdır. Bu grup hastada makadın çevresindeki kasların gevşemesi ve güç kaybı sıklıkla gözlendiği gibi, bu kasları harekete geçiren sinirlerin yaşa bağlı olarak yetersiz kalma şansı da mevcuttur. Bu nedenle bu alanın cerrahisinden sonra hastaların büyük tuvaletlerini kontrol etmede geçici veya kalıcı sorunlar yaşama şansları daha yüksektir. Bu nedenle ileri yaş grubu hastaların cerrahisi ile uğraşan cerrahlar hemoroid operasyonlarını daha az sıklıkla ve olabilecek en basit tekniklerle yapmayı tercih ederler.
Ameliyat sonrası nelere dikkat etmek gerekiyor?

Dikkat edilecek noktalar hemoroidin gelişme nedenine bağlı olduğu gibi, uygulanan cerrahi yönteme de bağımlıdır. Yine de hemen her hastanın dikkat etmesi gereken ortak nokta operasyondan sonra makat çevresi bölgesinin basıncının yükselmemesi yani aşırı ıkınma, uzun süreli ıkınma, sert dışkılama ve ishal gibi durumlardan kaçınmaktır.

Ayrıca operasyon bölgesinin hijyeninin korunması ve özellikle tuvaletlerden sonra ve günde birkaç defa makat bölgesinin temizliğini sağlamaktır. Bol bitkisel lifli besin ve bol sıvı ile beslenme, iyi tuvalet alışkanlıkları ve günde birkaç defa dezenfektanlı ılık sularla yapılan 10-20 dakikalık oturma banyoları böyle bir bakıma olan örneklerdir.

Oturma banyosu tedavi edici mi?

Ilık uygulamalar makadın çevresindeki dolaşımı düzenler, ağrıyı ve gerginliği azaltır ve temizlik sağlar.

Oturma banyosu ne kadar sürmeli?

İster ilaç tedavilerin bir basamağı ister cerrahi sonrası bakımın bir parçası olsun oturma banyoları ortalama 10-20 dakika süren ve günde 1-3 defa uygulanan ılık suya tamamen oturmak ile makadı suda bırakma işlemine verilen isimdir. Ilık suya ihtiyaca göre dezenfektanlar, dokuyu iyileştirmeye yardımcı bitkisel ve kimyasal ekstreler ve ağrıyı gideren uyuşturucular ilave edilebilir.

Hemoroidden korunmak mümkün mü?

Hemoroid hastalığına yakalanmamak için alınabilecek en etkili önlem yüksek lifli gıdalar tüketerek kabızlığı önlemektir. Ayrıca çalışma ve yaşam şartlarını uzun süreli sabit oturma ve sabit durmaktan uzaklaştırmak, ılımlı egzersiz programları ve bol miktarda sıvı tüketmek de önemlidir.

KadinMag

En sağlıklı yeni yıl kararları

16 Aralık 2009 admin  
Kategori: Güncel, Sağlık

“Bu yıl kendime iyi bakacağım”: Kendiniz için yeni yıl dileğiniz bu olsun. Nasıl mı?

Her zaman için bir silkelenme, ardından bir sıfırlanma ve akabinde bir başlangıç noktası değil midir biten bir yıl ve yeni başlayan tertemiz bir yıl? Geçen sene kendinizle ilgili nelerden memnun kalmadınız; çok mu kilo aldınız veya kendinize hiç vakit ayıramadınız mı? Kendinizi bedenen ve ruhen bitkin hissedin veya hissetmeyin, tepeden tırnağa sağlıklı ve mutlu bir birey olmak için en büyük motivasyonunuz yepyeni bir yıl olsun der; Pudra.com ekibi olarak yeni yılda tüm dileklerinizin gerçekleşmesini dileriz!

2010′da…

“Daha fazla hareket edeceğim”

Güne komşularınızla yürüyüş yaparak başlayın. Yalnız bir yürüyüş de olabilir bu; ama unutmayın ki grup halinde yapacağınız sporlar, sosyal aktivite olarak daha motive edici olacaktır. Arkadaşlarınız veya komşularınızla yapacağınız bir sabah yürüyüşünüm tüm gün boyunca kendinizi ne kadar iyi hissettirdiğine inanamayacaksınız!

Tüm gün her fırsatta fiziksel aktivite. Hareketsizliğin sağlığımız açısından ne kadar tehlikeli olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Dolayısıyla güne yürüyerek başladıktan sonra yapacağınız her işte kendinize bir hareket alanı yaratmanız çok önemli. Çok basit örnekler vermek gerekirse; televizyon izlerken kol egzersizlerini yapabilir veya telefonlar konuşurken evin içinde yürüyüş yapabilirsiniz.

Tatillerde aktif olun. Tatil deyince aklımıza mola, dinlenme, yatma ve keyif gibi kavramlar gelir tabii ki. Ama dinleneyim derken fazla kiloların kurbanı olur, hareketsizlikten her anlamda kendimizi kötü hissedebiliriz. O yüzden ailemizle yaptığımız keyif dolu tatilleri yüzerek veya doğa yürüyüşleri yaparak aktif hale getirin.

“Daha sağlıklı besleneceğim”

Geçici diyet heveslerine son! Dönemsel olarak yaptığınız şok diyetlerin size hiçbir faydası yok; tersine zararı var. Bunu unutmayın ve beslenme konusunda kendinize bu sözü verin: “şok diyetler yapmayacağım.” Sağlıklı bir şekilde kilo vermenin temelinde doğru bir diyet planını beslenme tarzınızın bir parçası yapmak olduğunu unutmayın.

Sağlıksız abur cuburlarla vedalaşın. Atıştırmalıklar hemen hepimizin iradesini zorlayan diyet tehditçileri… Bu yıl onları bir anda hayatınızdan çıkarmaya ne dersiniz? Hatta onların yerine sağlıklı atıştırmalıklar veya bu abur cuburlar sağlıklı yazılarımızdaki önerilerimize göz atabilirsiniz…

Yüksek kalorili içerikleri hayatınızdan çıkarın. Kahve keyfini sevmeyenimiz yoktur herhalde. Ama bu yıl keyfinizi biraz değiştirip, sağlığınızı da korumaya başlayabilirsiniz. Örneğin yüksek kalorili kremalı bir buzlu kahve yerine kafeinsiz bir kahve veya en sağlıklısından bir meyvesuyu içmeyi tercih edin.

“Kendime vakit ayıracağım”

Uykuya hak ettiği değeri verin. Uyku sağlıklı bir yaşamın temelidir. Bunu kendinize tekrar hatırların ve yeni yılda uyku saatinize, ortamınıza, kalitenize çok önem verin. Unutmayın; uyku kaynaklı problemler birçok ciddi rahatsızlığın yanı sıra konsantrasyon bozukluğu, iştah problemleri, kronik yorgunluk gibi tüm gününüzü etkileyebilecek güce sahip.

Her gün 1 saat sizin olsun. Ne kadar yoğun olursanız olun her gün kendinize 1 saat ayırmaya bakın. Başlarda 15 dakika, yarım saat şeklinde başlayarak zamanla 1 saate ulaşabilirsiniz. Zaten bunu bir rutine dönüştürdüğünüzde otomatik olarak günlük eylemleriniz arasına girecektir. Bu 1 saatte ne yapacağınız ise keyfinize kalmış; ister meditasyon yapın, ister kitap okuyun, ister hiçbirşey yapmayın!

Bakımınızı keyifle yapın. Örneğin köpük banyosu keyfi yapın. Küveti sıcacık suyla doldurun. Aynen filmlerde olduğu gibi müziğinizi açın, etrafa mumları dizip ışığı kapayın ve bir kadeh şarabınızı alıp küvete uzanın. Bu keyifli banyo ile tüm sıkıntılarınız da aksın, gitsin!

“Sosyal hayatıma önem vereceğim”

Sosyal olun. Arkadaş grubunuzla da ailenizle de sosyal buluşmalarınıza önem gösterin. Üşenip programlarımızı ertelemeyin. Çünkü sevdiğiniz insanlarla bir araya gelmeniz ve bu tip buluşmalar yapmanız kendinizi çok iyi hissetmenize ve enerjinizin yükselmesine neden olacaktır.

İlişkide flört edin. İlişkinizin rutinleşmeye başladığını düşünüyorsanız duruma biraz renk katmanız gerekiyor demektir. Eğer rutinleşmeye başlamadıysa elbet bir gün renk katmanız gerekecek demektir! Dolayısıyla ilişkinizde küçük heyecanları hiçbir zaman eksik etmemeyi, sürprizler ve flört oyunları ile ilişkinizi canlı tutmayı bu yıl kendinize söz verin! Önerilerimiz için ise tıklayın.

Arkadaş çevrenizi gözden geçirin. Son yıllarda oldukça sık kullanılan bazı yabancı terimler var: frenemy veya toksik arkadaşlar gibi… O yüzden bu yıl vereceğiniz kararlardan biri de arkadaş çevrenizi bu tip toksiklerden arındırmak; çevrenizi sadeleştirmek olsun. Nasıl mı? 4 tehlikeli arkadaş modeli ve dost musun düşman mı yazılarımızı okuyarak önerilerimize göz atabilirsiniz.
İlgili haberlerimizi okumak için tıklayın:

Daha iyi bir hayat için Çevreniz ve ilişkilerinizle ilgili yapacağınız birtakım değişiklikler daha kaliteli bir hayat sürmenizi sağlayacak.

Mutlu olmanın sırları En büyük mutluluk hiçbir şey veya hiç kimse olmadan mutluluğu yakalayabilmektir. İşte bunu başarabilmeniz için 7 öneri.

Sadeleşme zamanı! Yaşam tarzınızı, evinizi, alışkanlıklarınızı, sorumluluklarınızı, çevrenizi; kısacası yaşamınızı biraz sadeleştirmeye ne dersiniz?

Kendi iyiliğiniz için yavaşlayın! Enerjinizi artırmak, iş hayatında başarılı olmak, hatta daha iyi bir anne olmak için kendinizi biraz yavaşlatın!

Pozitif düşün, pozitif yaşa! Yaratıcı gücümüzün sınırsızlığının farkında mıyız? Evren hepimizin hizmetinde…

Bir ömür mutlu olmanın sırrı Mutlu, keyifli, coşkulu ve neşeli bir yaşamın sırrı An’ı yaşamak, An’da kalmaktır.

pudra.com

Bu da “meme koruyucu” ameliyat

10 Aralık 2009 admin  
Kategori: Sağlık

goguskanseriMeme kanserinde meme korunabilir
Meme kanserine yakalanan kadınların tedavisinde memenin korunmasının mümkün olduğunu vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Alp Demirağ, meme kanseri tedavisinin 100 yıldan daha fazla bir geçmişi olduğuna dikkat çekiyor.

Meme kanserine yakalanan kadınların tedavisinde memenin korunmasının mümkün olduğunu vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Alp Demirağ, “Hastada 2 cm’den büyük bir tümör varsa, hastaya ameliyat öncesinde kemoterapi uygulayarak tümörü küçültüyoruz. Böylece sadece tümörün olduğu bölge ve çevresindeki sağlam dokuyla birlikte tümörü çıkararak memeyi koruyoruz” diyor.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Alp Demirağ, meme kanseri tedavisinin 100 yıldan daha fazla bir geçmişi olduğuna dikkat çekerek ilk uygulanan yöntem olan “radikal mastektomi” yi şöyle anlatıyor:

“Bu, agresif bir ameliyattı. Memenin kendisinin yanı sıra memenin altında yer alan iki önemli adale de uzaklaştırılarak sadece göğüs duvarı bırakılıyordu. Oradaki cilt dokusu ve koltuk altındaki lenf bezleri alınıyordu. Büyük bir cilt defekti (kusur) meydana geliyordu. Bunun kapatılması için deri grafti dediğimiz, vücudun değişik bölgelerinden cilt parçaları kesilip alınıyor ve göğüs duvarı üzerine yayılıyordu.”

20 yıl öncesine kadar kullanılan bu yöntemden sonra, tıp dünyasında bu kadar geniş ve agresif bir cerrahiye gerek olmadığının bilimsel olarak kanıtlanmasının ardından, daha küçük cerrahi yöntemlerin uygulanmaya başlandığını anlatan Prof. Dr. Demirağ, “modifiye radikal mastektomi” denilen yöntemi de şöyle açıklıyor:

“Bu ameliyat da yine büyük bir ameliyattı. Tümörün boyutu ne olursa olsun memenin tamamı çıkartılıyor ve koltuk altındaki lenf bezleri de çıkartılıyordu.”

Memeyi kaybetmek psikolojik travmaya yol açıyor
Her iki ameliyat yönteminde de kolun ödem yaparak şişmesi şeklinde bir yan etki görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Demirağ, “Bir de tabii görüntüde meme olmayıp da sadece göğüs duvarının kalması hastalarda psikolojik travmaya da yol açabiliyor. Belki çoğu, özellikle Türkiye’de, benim için problem yok diyor, ama bunun birtakım olumsuz psikolojik etkileri olduğu biliniyor. Türkiye’de kadınlar göğüsteki kaybı, Amerika’daki ya da Avrupa’daki kadınlara kıyasla ne kadar algılıyor bilinmiyor, ama birtakım baskılardan dolayı fazla dışa vurulmadığı da bir gerçek” diyor.

Meme kanserine yakalanan kadınlar üzerindeki bu psikolojik etkilerin en aza indirilmesi için yapılan çalışmalarda, memenin korunmasının mümkün olduğu sonucuna varıldığını vurgulayan Prof. Dr. Demirağ, bunun için yapılan uygulamayı şöyle açıklıyor:

“Özellikle son zamanlarda geliştirilen iki önemli yöntem var: Birincisinde teknolojiden yararlanıyoruz, diğerinde de kemoterapi denilen, kanser ilaçlarının kullanma zamanını belirleyerek memenin korunmasını mümkün hale getiriyoruz. Her iki yöntemde de özellikle 2 cm’nin altındaki küçük meme tümörlerinde memenin tamamen çıkartılmasına gerek kalmıyor. Memenin korunması için kemoterapi yöntemine çok önem veriyoruz. Hastada 2 cm’ den büyük bir tümör varsa, hastaya ameliyat öncesinde kemoterapi uygulayarak tümörü küçültüyoruz. Böylece sadece tümörün olduğu bölge ve çevresindeki sağlam dokuyla birlikte tümörü çıkararak memeyi koruyoruz. Daha önce uygulanan yöntem, önce kanserin alınması, sonra kemoterapi ve radyoterapi uygulanması iken, yeni yöntemde önce kemoterapi ile tümör küçültülüyor, sonra alınıyor. Kişinin memesi küçük ve içindeki tümör 2 cm ve daha büyük boyuttaysa, meme koruyucu ameliyatı yaptığımız zaman o memenin şekli bozuluyor. Büyük bir memede meme koruyucu ameliyatı yaparken problem olmaz, çünkü zaten dokusu vardır. Bu durumda küçük memede tümörün boyu önem arz ediyor ve kemoterapi ile küçültülmesi gerekiyor. Vakaların yüzde 20-30′una varan bir kısmında kemoterapi uygulaması ile tümörün tamamen kaybolduğu gözleniyor. Yüzde 40-50’sinde de tümörün büyüklüğü yarıya iniyor. Tümörü küçültmek veya yok etmek, teknik olarak bizi memeyi koruyabilir hale getiriyor. Bunun yanında ameliyat öncesi verilen kemoterapiler, tümörün kemoterapiye olan duyarlılığı hakkında bize bilgi veriyor. Ayrıca koltuk altının alınması günümüzde neredeyse tamamen terk edilmiş bir yöntem. Eskiden tümörün yayılma ihtimali olduğu gerekçesiyle alınıyordu.

Bütün bunların yanında meme koruyucu ameliyatların memenin tamamının çıkartılmasına yönelik eski ameliyat yöntemleri ile karşılaştırıldığında hasta sağ kalım oranları yönünden bir fark olmadığı gösterilmiştir.”

Lenf bezlerinin alınması her zaman gerekmeyebilir
Prof. Dr. Demirağ, yurtdışında uzun zamandır kullanılan, ülkemizde de son yıllarda uygulanmaya başlanan ve Yeditepe Üniversitesi Hastanesi açıldığından beri başarıyla uygulanan yöntem, “sentinel lenf nodu biyopsisi” hakkında da şu bilgileri veriyor:

“Bu yöntemde radyoaktif maddeyi meme başı veya tümör etrafına ameliyatın başında enjekte ediyoruz ve memenin lenf dolaşımının nereye gittiğine bakıyoruz. Radyoaktif madde tümörün etrafına verildiğinde, onun ilk tuttuğu lenf bezine ‘sentinel lenf nodu’ diyoruz. Bu lenf nodunun önemi şudur ki, bize tümörün ilk yayılacağı yer burasıdır bilgisi verir. Bu lenf bezlerini ameliyatla çıkararak patolojiye göndeririz. Lenf bezi içinde tümör hücresi olmadığı sonucu çıkarsa, koltuk altındaki lenf bezlerini çıkarmaya gerek kalmaz. Eğer içinde kanser hücresi varsa, koltuk altındaki lenf bezlerini temizliyoruz.”

Erken teşhis
“Meme kanserinin erken teşhis edilmesi çok önemli. Dünya Sağlık Örgütü, 40 yaşın üzerindeki bütün kadınların yılda bir kez mamografi ve meme ultrasonu yaptırmaları gerektiğini söylüyor. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olanlarda kontrollerin daha erken yaşlarda başlanması gerektiği belirtiliyor.”

KadınMAG

Çok güzelsiniz yoksa siz zayıf mısınız?

turkuler_ozgul_2Uzun bir aradan sonra yazmaya itekleyen bir konu:

Şallı Ebru,  zayıf Ebru, her şeyi en iyi yapan, kocasının mükemmel karısı,  müthiş anne, pilates gurusu vs.vs….

Benim en son hatırladığım kendisi hakkındaki kare;

Türkan Sabancı ve saz arkadaşları onun Sabah Sabah Ebru Şallı Programı’na konuk olmuşlardı.

Hepsi birbirinden zarif ve zengin bu hanfendilerin karşısında, Ebru hanım da zarifliği ve zayıflığıyla gurur duyuyor,
Artık onlarla aynı masada oturabilecek statüyü kazanmanın verdiği güvene, Amerika dan plates hocası olma sertifikası geyiğini de ekleyerek şiştikçe şişiyordu.

Ne uzun bir paragraf değil mi?.. Napalım!

Ebru şallı olmak o kadar kolay değil hanfendicim…

Lakkadana anlatılamıyor…

Aslında bu kadın moderen, çağdaşşş kadının simgelerinden biri olduğu için;

Üzgünüm, burayı işgal ediyor.

Yoksa çalışkanlığı ve disiplin anlayışı, benim gibi “tembelliğin vücut bulduğu bir kişi” için takdire şayan…

Sokakta görsem belki de severim ..

Şakayla karışık, Sadri Alışık…

Moderen kadın imajına dönersek…

Sınıf atlama meselesi-ne de gelmiş oluruz.

Kadınlar neden ( biraz fazla para kazanmaya başlayanlar ve “başşşarılı” bir evlilik yapanlar )

Sürekli tenis oynayarak, çocuğuyla dudaktan öpüşerek, çift çift yemeğe çıkarak ve sağlıklı beslenerek, kocasına layık olmaya çalışıp, doğmamış oldukları topraklara girmek istiyorlar…

İstenmedikleri halde hem de..

ilginç değil mi?

ve güzel kadınlar hemi de ..

Yani google da isimleri aranıyodur kesin..

İnsan bi falso bekliyo hemen atlamak için.

İşte ben de bu yazıyı yazdım.

Çünkü oldum olası Ebru Şallı’ nın mükemmel değil de, normal bi insan olduğunu görmek için can atıyordum.

Böyle kötü bi duruma düşmesi gerekmiyordu tabi…

Kilolu kadının yaygınlaşan dünya imajı, genel olarak nasıl algılandığını çok net biçimde söyledi…

Bir suçu yoktu aslında..

İlk defa samimi oldu.

o da yüzünde patladı…

Can Dündar’a benzettim birden onu…

O da öyle bir imaj yarattı ki gerçek üstsüydü..

“Can boğazdan gelir” sözü insanları bu yüzden çok güldürdü sanırım.

‘Zenci poposu’ dvd sinin çıkışı ertelenmiş Şallı’ nın.

Kadınlar bir hayli tepki göstermişler…

Kendilerine hakaret olarak algılamışlar…

Kilolu kadına giydiği mi yakışmaz öyle bi iki cümle sarf edilmiş…

Peki siz?

Dünyadaki bu imaj yüzünden zayıflamak istemiyor musunuz sayın bayanlar?!

Bence hepimiz mutlaka en azından bi iki kilo versem ne iyi olur fikriyatındayız.

Ve zayıf olmak istiyoruz.

Z. Demirkubuz da çekti filmini.

Kitabı da güzeldi..

- “Kıskanmak”.

Mükerrem’in güzelliği her zaman olmasa da genelde kazanıyor.

Ama Allah çirkin şansı versin. İnsanın bahtı güzel olsun. Nazar değmesin.

Bu acıyla mı saldırıldı acaba E.Ş ‘ya?

Onun avukatı olmak istemem.

Zaten pek hazzetmem ama kadıncağız kırk yılda bir samimi olmuş onda da kabak başına patladı.

Şişmanlar sempatik ve tatlı, zayıflar güzel ve sıkıcı mı hala..

Hafif toplu biri olarak, arada zayıflamaya çalışsam da memnunum halimden.

Ama karşımda biri abuk sabuk konuşsa; ilk gün, çayın şekerini ikiden bire düşürürüm.

ikinci gün, hadi len deyip bi şeker daha atarım..

Sonra da , ne diyon len diye çakarım lafı..

Çünkü hayat olmasını istediğimiz hayaller bütünü.

Yani zayıflık, güzellikle alakalı olmasın…

İyiler hep kazansın…

Şişmanlar da mutlu olsun, kendiyle barışık olsun…

Olmuyor işte..

Gerçek bu..

En azından bu idealin küçümsenmesini istemiyoruz galiba.

Yeşilçam filmleri hala güzel…

Çünkü iyi bir dünya var orda.

İyi bir dünya temayülü…

Bunu seviyoruz ve bunu baltalayanları da ‘kınıyoruz’!.

Arkadaşımla tv dedikodusu yaparken ;

Seren Serengil gibi tuhaf görünmeyi seven, hafif görgüsüz, zengin annesiyle bi türlü anlaşamayan, ama sınıfsal dertleri de pek olmayan, tatlı bir kadının mutsuz olmasını anlamıyor…

Zayıf, güzel, anlamsız bir hatunun; zengin kocayla evlenip, sürekli sırıtmasını ise hiç anlayamıyoruz.

Yani adalet bu olmamalı!

Seren Serengil de artık mutlu olmalı!

Biraz bunun gibi anlatmak istediğim şey ama anlatamadığıma eminim…

Sevgiler,
Türküler Özgül

“Çocuklar kış sebzelerini bilmiyor”

11 Kasım 2009 admin  
Kategori: Alışveriş, Bebek & Çocuk, Yeme&İçme

bebek_beslenmePazara gidebiliyor musunuz? Ben fırsat buldukça uğrarım. Alışverişimi yaparken bir taraftan mevsim dönüşümlerini gözlemlerim.

Meyvelerin,sebzelerin renkliliğini,onların doğal güzelliklerin seyrine dalarım çoğunlukla. Bir de, çocukken annemle gittiğim pazarları özlemle anarım her defasında.

Daha tezgahlarına varmadan kokusunu duyduğumuz meyveleri artık bulamadığım için üzülürüm.

O zamanlar kar yağarken patlıcan,kabak da, olmazdı tezgahlarda.

Şimdi çocuklarımıza “kış aylarının sebzesi nedir ?” diye sorduğumuzda patlıcanı ,kabağı da söyleyeceklerdir muhtemelen cevap olarak.

Bizlerin hatası yok mu bu cevaplarda ?

Var tabii ki.

Mevsimi gelmeden almasak şu sebzeleri ,meyveleri ne iyi olur.

Kış boyunca bol bol lahanalar,pırasalar,karnıbahar ,ıspanağımızla donatsak sofralarımızı , rengi bile olmayan domateslerle yapmasak salatalarımızı, onun yerine havuçlar ,yeşiller ve turp kullansak bolca .

Biz unutmasak mevsimsel beslenmeyi ,çocuklarımıza da unutturmasak… Doğanın doğal döngüsünü dışında yetişenlere uzanmasa elimiz.

Mevsimi ile birlikte gelecek olan gerçek gıdaları biraz da özlemle beklesek, hem daha tadında, hem de, daha doğru ve sağlıklı beslenmiş olmaz mıyız?

Hem unutmayın ki, daha ekonomik olacaktır mevsimsel alışverişleriniz.

Sağlıcakla kalın her biriniz.

İpek kuşçu- Yemek yazarı / NTVMSNBC

Tansiyonu bilmiyoruz

27 Eylül 2009 admin  
Kategori: Sağlık, Yeme&İçme

migren-basagrisiProf. Dr. Zeki Öngen, Türk insanının hala yüksek tansiyonunun farkında olmadığını söyledi. Öngen, ”bizim insanımız hala tansiyonunun yüksek olduğunun farkında değil. Her 10 hastadan ancak 4′ü tansiyon hastası olduğunu biliyor. 18 milyon tansiyon hastasından ancak yüzde 20’si tedavi görüyor” dedi…

ANTALYA - İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Öngen, Türkiye Kalp ve Sağlık Vakfı tarafından Antalya’da düzenlenen ”5. Kardiyoloji ve Kardiyovasküler Cerrahide Yenilikler Kongresi”nde, ”Niçin 2009′da Hala Hastaların Çoğunda Hedef Kan Basıncı Değerine Ulaşılamıyor” başlıklı bir sunum yaptı.

Dünyada hedef kan basıncı olarak kabul edilen 14/9′un altındaki kan basıncına Türkiye’deki çoğu hastada hala ulaşılamadığını belirten Prof. Dr. Zeki Öngen, bunun birkaç nedeni olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Öngen, ”Bizim insanımız hala tansiyonunun yüksek olduğunun farkında değil. Her 10 hastadan ancak 4′ü tansiyon hastası olduğunu biliyor. Ayrıca tansiyon hastalığı hakkında bilgileri az. Çoğunluk, bir kutu ilaç içince hastalığının geçeceğini sanıyor. Oysa yüksek tansiyon tedavisi ömür boyu sürer” dedi.

Tansiyon hastalığının, ”olmazsa olmazının” hastanın yaşam biçimini değiştirmesi olduğunu hatırlatan Öngün, buna çok az kişinin uyduğunu söyledi.

Türkiye’de kişi başı günlük tuz tüketiminin 18 gram, önerilen miktarın ise 6 gram olduğunu vurgulayan Öngen, önerilenin üç katı tuz tüketildiğini ve her 6 gramda tansiyonun 4 derecelik artış gösterdiğini bildirdi.

Türk insanının tansiyon ile şişmanlık arasındaki ilişkiden de habersiz olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Zeki Öngen, kadınların yüzde 70′inin, erkeklerin ise yüzde 50’sinin göbekli olduğunu vurguladı. Öngen sözlerini şöyle sürdürdü:

”Türkiye’de 18 milyon tansiyon hastası var. Yani 30 yaşın üstünde her iki kişiden birinin tansiyon sorunu var. Ancak yüzde 20’si tedavi görüyor. Ayrıca tansiyon hastalarının ancak dörtte biri ilaç kullanıyor.”

”FARKINDALIK ARTIRILMALI”

Tansiyon hastalığının kontrol altına alınabilmesi için toplumda farkındalığın artırılması gerektiğini bildiren Öngen, ”Bireysel tedavi için de hekimlerin bilgili olması lazım. Hasta eğitime zaman ayırmalılar. Bu da Sağlık Bakanlığı’nın konusu” dedi.

Prof. Dr. Öngen, devlet hastanelerinde performans almak için hekimlerin hasta eğitimine zaman ayırmadığını dile getirerek, ”O zaman hastalar da tansiyonun ciddiyetini algılamıyor. Ayrıca hekimler bu hastalığın artık tek bir ilaç ile değil 2-3 ilacın aynı anda kullanılmasıyla tedavi edilebileceğini de bilmiyor” diye konuştu.

Doktorların hastaları, doğru aletlerle ev ölçümlerine yöneltmesi gerektiğini ifade eden Öngen, ancak hastaların bunu da takıntı haline getirmemesi gerektiğini söyledi.

”İLKOKULLARDA DERS OLMALI”

Tansiyon ile ilgili toplumda farkındalık yaratmak için ilköğretim okullarında sağlık dersi konulmasını öneren Prof. Dr. Öngen, çocuklara yönelik reklamlara bakıldığında tuz içeriği ve kalorisi çok yüksek ürünlerin yer aldığını bildirdi.

Öngen, ilköğretim okullarında sağlık dersi okutulması halinde, çocukların bu tür besinler tüketirlerse ileri yaşlarda tansiyonlarının çıkacağını bileceklerini sözlerine ekledi.

AA

Sonraki Sayfa »