Kadin sagligi, kadin ve saglik, Makyaj, Guzellik bakim, eglence, cocuk bebek, aile ev dekorasyon, kadinmag.com

Sigara bel ağrısı yapıyor

23 Ocak 2010 admin  
Kategori: Sağlık

sigaranin_zararlariİnsan sağlığına sayısız zararı olan sigaranın, özellikle gençlerde bel ağrısına da neden olabileceği belirtildi.

İtalyan Il Corriere della Sera gazetesinin haberine göre, 40 yıl içinde uluslararası dergilerde yayımlanan yaklaşık 80 araştırmayı yeniden gözden geçiren Finlandiya Mesleki Sağlık Enstitüsünde görev yapan bilim adamları, bunların arasından sigara ve bel ağrısıyla ilişkili olan ve değişik yaş gruplarından yaklaşık 300 bin kişinin katıldığı 40 araştırmayı seçtiler.

Bu araştırmaların sonuçlarını yeniden analiz eden bilim adamları, sigara tiryakilerinin bel ağrısı çekme olasılığının eline hiç sigara almamış kişilere nazaran yaklaşık yüzde 30 daha fazla olduğunu belirttiler.

Bel ağrısının özellikle sigara içen gençlerde daha sık görüldüğüne işaret eden bilim adamları, bunun nedeninin henüz tam olarak bilinmediğini, ancak nikotinin damar büzülmesine neden olan etkilerinin bu sonuçta etkili olduğuna inandıklarını söylediler.

Araştırmanın yazarlarından Rahman Shiri, nikotin nedeniyle hücrelerin gerektiği gibi hava alamadığını, bu nedenle de daha kolay iltihaplandığını ve acıya neden olduğunu belirterek, sigara içmenin aynı zamanda kemik erimesini de arttırdığını kaydetti.

Sigara içen sarı nokta hastaları bu haberi mutlaka okuyun!

19 Ocak 2010 Handan Güner  
Kategori: Sağlık

sigara-icen-kadinEğer sigara kullanıyorsanız veya hayatınızın bir döneminde kullandıysanız Beta Karoten yönünden zengin beslenmemeye dikkat edilmesi gerekiyor.

Günümüzde önemli göz hastalıkları arasında yer alan Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu veya halk arasındaki adıyla Sarı Nokta Hastalığı için alınan vitaminlerin içeriği önem kazanıyor. Çünkü; eğer sigara kullanıyorsanız veya hayatınızın bir döneminde kullandıysanız Beta Karoten yönünden zengin beslenmemeye dikkat edilmesi gerekiyor.

Beta Karoten içeren öğelerin sigara içenlerde akciğer kanseri riskini artırdığını belirten uzmanlar; sigara içen ve çok fazla alkol tüketenlerin Beta Karoten desteklerini kullanmamaları gerektiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle sigara geçmişi olan veya hala kullananların, Beta Karoten ve Sarı Nokta hastalığı arasındaki ilişki ve hangi öğeleri tercih etmeleri gerektiği üzerine mutlaka göz doktoruna başvurmaları gerekiyor.

Konuyla ilgili Fransız Epidemiyolojik Kadın Çalışmaları Grubu tarafından, Fransız kadınları üzerinde gerçekleştirilen çalışmada, “Beta Karoten”in sigarayla ilişkili kanser riski” konusunda bir araştırma yapıldı. Araştırma çerçevesinde “sigarayla ilişkili kanser riskinde” “Beta Karoten” alımı ve sigara kullanımı arasındaki potansiyel etkileşim incelendi.

Prospektif araştırmasından toplam 59.910 kadın üzerinde ve 7,4 yıl izlem süresi sonunda 700 kadında sigara ile ilişkisi bilinen kanserler türlerinin geliştiği gözlendi.

“Beta Karoten” alımı ile sigara kullanımı arasındaki ilişkiye dair yapılan testlere göre, “Beta Karoten” alımı, hiç sigara içmemiş kişilerde kanser riski taşımazken, sigara içenlerde kanser riskini artırmaktadır.

Bu nedenle sigara geçmişi olan veya hala kullananların, Sarı Nokta hastalığının önleyici tedavisi için kullanacakları vitaminler konusunda mutlaka göz doktoruna başvurmaları gerekiyor.

Sigaraya karşı akupunktur

13 Ocak 2010 KadinMag  
Kategori: Sağlık

sigara-icen-kadinAkupunktur sayesinde gerginlik, uyku kalitesinin bozulması, yorgunluk, sinirlilik, dikkat eksikliği, baş ağrısı gibi sigara yoksunluğu belirtileri hissedilmeden sigarayı bırakmak mümkün.

Akupunkturla sigara bırakmanın, Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği en başarılı yöntem olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Akupunktur Uygulama Kliniği Sorumlu Hekimi Dr. Berna Atay, “Akupunktur sayesinde gerginlik, uyku kalitesinin bozulması, yorgunluk, sinirlilik, dikkat eksikliği, baş ağrısı, iştah artışı gibi sigara yoksunluğu belirtileri hissedilmeden, konforlu bir şekilde sigarayı bırakmak mümkün” diyor.

“insan beyninde seratonin ve endortin adı verilen iki madde vardır. Bu hormonlar rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygularla ilgilidir. Normalde insanlar kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca, çikolata veya güzel bir tatlı yiyince ya da bir yeri acıyınca seratonin ve endorfin düzeyi yükselir” diyen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Akupunktur Uygulama Kliniği Sorumlu Hekimi Dr. Berna Atay, sigara içen kişilerde seratonin ve endorfin salgılama işinin sigara tarafından üstlenildiğini ve bu nedenle vücudun otonomisini kaybettiğini belirtiyor. Dr. Atay’a göre, keyiflenince de dertlenince de tiryakilerin “yak bir sigara” demeleri bundan ileri geliyor. Tam da bu nedenle sigarayı bırakanlar, ilk hafta beyinleri seratonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden, oldukça zor anlar yaşıyorlar, işte bu zor anlarda devreye akupunktur tedavisi giriyor. Dr. Atay, akupunkturla sigara bırakma işleminin nasıl gerçekleştiğini şöyle anlatıyor:
“Nikotin beyinde endorfin sağlayan reseptörleri, yani sinir uçlarını durdurur. Sigara içilmediğinde, nikotin ortadan kalktığında, kulakta tespit edilmiş refleks noktalarına takılan akupunktur iğneleri veya lazer akupunktur, bu sinir uçlarını uyararak endorfinlerin salınmasını sağlar. Bu da kişinin sakinleşmesine, keyif ve huzur bulmasına, yoksunluk belirtilerinin (gerginlik, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, yorgunluk, dilde ve başta uyuşma, boşluk hissi, konsantrasyon azlığı, dikkat eksikliği, baş ağrısı, ishal veya kabızlık ve iştah artışı) azalmasına neden olur. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini onandığını gösterir. Sigarayı bırakmak isteyen herkeste tüm yoksunluk belirtileri ortaya çıkmaz tabii. Belirtiler ilk 72 saatte şiddetlenir ve 7 ila 10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.”

Kısa sürede kesin sonuç

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Akupunktur Uygulama Kliniği’nde, sigara bırakma tedavisinde, kulak ve vücut akupunkturu uyguladıklarını belirten Dr. Atay, buna ek olarak oksijen terapisi de yaptıklarını anlatıyor. “Akupunktur sayesinde salgılanan endorfin, nikotin isteğinin ortadan kalkmasına neden oluyor ve böylece ilk sigarasız günler, yani sigarayı bırakırken en kritik zaman dilimi olarak kabul edilen ilk 3 gün konforlu geçiyor. Bu kritik 3 günü geçirdikten sonra ihtiyaç duyulursa, bir sonraki hafta da bir veya iki kez akupunktur uygulanabilir. Ama çoğu zaman ilk bir ya da iki seansla bu iş bitiyor” diyor Dr. Atay.

“Sigara bırakmak stresli bir olay. Bir de iğnelerle kişinin stresini daha da artırmayalım diye kulak ve vücut akupunkturunu lazer akupunktur ile yapıyoruz” diyen Dr. Atay, böylece hem akupunkturun etkinliğinin arttığını hem de iğne fobisi olan ya da iğneyi sevmeyenlere konfor sağladıklarını ifade ediyor. Dr. Atay, akupunktur uygulamasının yapıldığı ilk hafta kesinlikle kahve ve alkol kullanılmaması, çayın açık ve şekersiz içilmesi, tedavi boyunca sıvı tüketiminin en az 1,5 litre olması gerektiğinin altını çiziyor. Tedavi esnasında sigara içilmesi hastaya zarar vereceğinden, asla böyle bir şeye izin vermediklerini söyleyen Dr. Atay, aksi takdirde yoğun tedavi sayesinde yeni yeni uyku formuna girmiş bağımlılığın, bir nefes sigarayla tekrar alarma geçeceğini belirtiyor.

Sigara içenler için cilt bakımı

30 Aralık 2009 Meltem Yıldırım  
Kategori: Güzellik

armut1Sigara cildimizin kara sarı bir görünüm almasına neden olur. Bunu engellemek için; Yatmadan önce 1 armutun suyunu sıkıp yüzünüze iyice yedirin. Bu cildinizin normal cilt rengini almasına yardımcı olur.Kestane balı çiğerlerinizin ve nefes yolarınızın temizlenmesine yardımcı olur. Olgun yarım avokadoyu, 2 tatlı kaşığı bal ve yarım limon karıştırın. Ve yüzünüze uygulayın. 1 saat bekletin. Özellikle göz çevresine uygulayın. Sigaranın etkisiyle oluşan kırışıklıkların oluşmasını engeller.

Kansere karşı ‘mağara insanı’ formülü

21 Aralık 2009 admin  
Kategori: Sağlık

meyveGünde en az 5 porsiyon meyve ve sebze yemek; sigaradan uzak durmak şart!

ANTALYA - Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek Turizm Merkezi’nde Hacettepe Üniversitesi öncülüğünde düzenlenen 3. Prevantif Onkoloji Semineri’nde ”kanserden korunmayla” ilgili konular masaya yatırılıyor.

Sempozyum Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mutlu Hayran ile basın toplantısı düzenledi. Prof. Dr. Çelik, basın toplantısında, kanserden korunmak için sempozyumda belirlenen bulguları paylaştı. Kanserin çoğunlukla yaşam tarzı kökenli olduğunu belirten Çelik, ailevi kanserlerin (genetik) tüm kanserlerin binde birinden daha az olduğunu söyledi.

Tütün ve alkol kullanımı, fazla kilo, fiziksel aktivite yetersizliği ve enfeksiyonların tüm kanser nedenleri arasında yüzde 95′lik kısmı kapsadığını vurgulayan Çelik, ”Tütün kullanımı her çeşit kanseri artırır. Tüm kanserlerin yaklaşık yarısının nedeni tütün ve tütün mamulleri kullanımıdır. Şişmanlığın, çoğu kanser çeşidini artırdığı gözlenmiştir” dedi. Alkolün kanseri tetiklediğini, ”az miktarda olsa bile” alkolün kansorejen etkisi gösterdiğini ifade eden Çelik, alkolün özellikle sigarayla kullanıldığında kanserojen etkisinin daha fazla olduğunu belirtti. Basın organlarında kanserden korunmada çeşitli beslenme şekilleri önerildiğini, ancak bunların çoğunun bilgi kirliliği oluşturduğunu anlatan Çelik, şöyle konuştu:

”Kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren yiyecekler tüketin. Düşük yağlı, lifçe yüksek besinler tercih edin. Kırmızı et, haftada birden fazla yenmemeli. Bu öneriye bir kelime eklemek ya da çıkarmak doğru değildir.”

MAĞARA İNSANI FORMÜLÜ
Kanserden korunmak için ”mağara insanı” yaşam biçimini öneren Prof. Dr. Çelik, mağara insanında neden kanser görülmediğini şu şekilde açıkladı:

”Sigara içmezdi ve çevresinde de sigara içilmezdi. Ne bulursa onu yerdi. Vitamin hapı, takviye gibi diyet kandırmacalarına maruz kalmazdı. Yiyeceğini bulmak için saatlerce koşturur, egzersiz yapardı. Alkol kullanmazdı. Güneş ışığından korunmada modern insana göre daha dikkatliydi. Güvenli cinsel yaşam konusunda daha şanslıydı.”

Üniversite bünyesinde Sigara Bırakma Ünitesi kurduklarını ve bıraktırma oranlarının Avrupa ve ABD’nin çok üstünde olduğunu bildiren Çelik, şöyle devam etti:

”Sigarayı bırakmak için hiçbir yaş geç değil. Tütün ve tütün mamullerini kullanan kişinin hemen bırakma girişiminde bulunması ve bunun için tescilli sigara bırakma merkezlerinden yardım alması gerekmektedir. Sigara hem fiziksel hem psikolojik bağımlılık yaptığından destek almadan bırakılması zordur.”

Çelik, Sigara Bırakma Ünitesine son 2 yılda 574 başvuru olduğunu, bu kişilerde sigarayı bıraktırma oranının yüzde 60′a ulaştığını söyledi.

KANSER HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR
İsmail Çelik, bilgi kirliliği nedeniyle kamuoyunda kanserle ilgili birçok ”efsanenin” dolaştığını vurguladı. Üç yıldır düzenledikleri sempozyumlarla doğru bilgiyi elde etmeye
çalıştıklarını ve bunları toplumla paylaştıklarını belirten Çelik, şunları söyledi:

”-Soyanın içindeki kadınlık hormonu olan östrojene benzer maddeler, yüksek dozda alındığında meme ve rahim kanserlerine yol açabilir. Ceviz, fındık, fıstık gibi zararsız olduğu, kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdaların (zeytinyağı dahil) çok miktarda alınması şişmanlatır.

Domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların yüksek miktarlarda tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir. Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır. Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair bilimsel bulgu yoktur. Genetiği değiştirilmiş gıdaların, kanser riskini artırdığına dair bilimsel bulgu yoktur. Hazır gıdalardaki katkı maddelerinin, uygun oranlarda kaldığı takdirde kanser yapıcı etkisi mevcut değildir.”

YİYECEKLER İLAÇ DEĞİLDİR
Yiyeceklerin ilaç olmadığına değinen Prof. Dr. Çelik, hekim önermediği sürece gıda takviyesinde bulunulması ya da beslenme şeklinin değiştirilmesinin uygun olmadığını vurguladı. Bitkilerin, meyve ve sebzelerin bilinçsiz tüketilmesinin yarardan çok zarar verebileceğini anlatan Çelik, bilinçsiz tüketimin çeşitli organlarda hasara yol açabileceğini ve kanser dışında başka hastalıkların oluşmasına zemin hazırlayabileceğini bildirdi, şöyle devam etti:

”Vitamin takviyesi ve kapsüllerinin kanserden koruma etkisi yoktur, aksine kanseri tetiklediğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Havuçta da bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı belirlenmiştir. Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz, aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir ve böyle tüketildiğinde kanserden koruyucudur.”

CEP TELEFONU İLE İLGİLİ VERİLER YETERSİZ
Cep telefonu kullanımına bağlı kanser gelişimi konusunda verilerin yetersiz olduğuna, kullanımının kısıtlanmasına dair bilimsel öneri de bulunmadığına işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

”Sadece ABD, Belçika ve Tayvan’ın belli bölgelerinde yeryüzünün derin katmanlarından içme suyuna karışan arseniğin uzun süre tüketilmesinin kanser yapıcı etkileri tanımlanmıştır. Türkiye’deki içme suyunda arsenik düzeylerine ait bilgiler yetersizdir. Arseniğe maruz kalma, arsenikle çalışanlarda, önemli miktarda şarap içenlerde, ahşap içeren evlerde yaşayanlarda ve geçmişte arsenik içeren pestisit kullanılan çiftliklerde yaşayan kişilerde olabilmektedir. Doğum kontrol hapları ve menopoz sonrası hormon replasman tedavisinin (menopoz öncesinde vücutta üretilen dişilik hormonlarını takviye etme veya yerine koyma tedavisi) hem kanser hem de kalp rahatsızlıkları açısından önemli yan etkileri vardır. Bu nedenle kesinlikle doktor tavsiyesiyle alınmalıdır.”

ÖNEMLİ OLAN KANSERİ ÖNLEMEK
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer de kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirterek, ”Ancak önemli olan kanserin oluşmasını önlemektir” diye konuştu. Kanser oluşumunda sigaranın etkisine değinen Tuncer, sigara bağımlılığının da hastalık olarak görülmesi ve tedavi edilmesi gerektiğini ifade etti. Kişi iradesinin sigarayı bırakmada çok az etkili olduğunu anlatan Tuncer, ”İradeyle şeker, yüksek tansiyon nasıl yok edilemiyorsa sigara bağımlılığı da yok edilemez. Gelecekte sigara üreticileri taammüden adam öldürmek suçlamasıyla yargılanabilir” dedi.

Kapalı mekanlarda sigara içilmemesi ve dumansız hava sahası uygulamalarına yönelik bazı kişi ve kurumların yürütmeyi durdurma davası açtıklarını belirten Tuncer, “Sigarayla pazarlık, kanserle pazarlıktır. Bu yüzyılda 1 milyar insan sigaradan ölecek” dedi. Tuncer, SGK’nın sigarayı bırakma tedavisinde kullanılan ilaçları da ödeme kapsamına almasını istedi.

Gelecekteki kanser profilini annelerin belirleyeceğini ifade eden Tuncer, bebeklerin 2 yıl anne sütüyle beslenmesinin, ilk 6 ayda ise sadece anne sütüyle beslenmesinin çok önemli olduğunu, emzirmenin meme kanserinin oluşmasını da önlediğini kaydetti.

Kaynak: AA

Erkek ömründen 15 yıl çalıyorlar

04 Ekim 2009 admin  
Kategori: Sağlık

kalp_kriziKalp krizinin üç önemli tetikçisi olan sigara kullanımı, yüksek tansiyon ve kolesterol problemi bulunan erkekler, bulunmayanlara oranla hayata 10-15 yıl erken veda ediyor.

Oxford Üniversitesi tarafından yürütülen, İngiltere’de 19 bin erkek katılımcının 38 yıl süresince izlenmesiyle tamamlanan araştırmanın sonuçları, İngiliz Tıp Dergisi’nin (British Medical Journal) Eylül sayısında ve internette yayımlandı.

İngiliz Kalp Vakfı’nın finansman sağladığı projede, yaşları 40 civarındaki 19 bin erkeğin sağlık durumları, düzenli yapılan kontroller aracılığıyla 38 yıl boyunca izlendi ve elde edilen bulgular, Oxford Üniversitesinden uzmanlarca değerlendirildi.

Araştırma raporuna göre, 50′li yaşların başında kalp krizinin üç temel tetikleyicisi olarak kabul edilen sigara kullanımı, yüksek tansiyon ve kolesterole sahip kişiler, sigara kullanmayan, tansiyon ve kolesterolü normal düzeyde seyredenlere oranla 10-15 yıl daha az yaşıyor. Uzmanların bulguları, üç unsuru barındıran kişilerin 70′li yaşların ortalarına kadar yaşarken, sigara, tansiyon ve kolesterol sorunu olmayanların 80′li yaşların ortalarına kadar yaşadıklarını ortaya koyuyor.

Araştırmayı kaleme alan Oxford Üniversitesinden Prof. Peter Weissberg, raporda, ”Bu çalışma, 50′li yaşlarda hala sigara içiyorsanız, kolesterolünüze ve tansiyonunuza dikkat etmiyorsanız, yaşamınızdan kaç yıl feda ettiğinizi somut şekilde göstermesi bakımından önem taşıyor” ifadelerine yer verdi.

Weissberg, üç temel faktöre, vücut kütle endeksi, diyabet, stresli ve olumsuz iş koşulları gibi faktörlerin eklenmesiyle birlikte, kişinin yaşamından eksilen yılların sayısının da arttığını kaydetti.

Raporda araştırmanın yalnızca erkekler üzerinde yürütüldüğünü belirten Prof. Dr. Weissberg raporunda, bu sonuçların kadınlar için de geçerli olduğunu düşünmenin yanlış olmayacağını, sağlıklı bir yaşlılık dönemi ve uzun ömür isteyenlere bir de iyi haberleri olduğunu bildirdi.

Weissberg’e göre, sağlık için 50 yaşında ve sonrasında atılan olumlu adımlar bile oldukça etkili oluyor. Yaşam ve yemek alışkanlıklarında yapılan değişiklikler, sigarayla vedalaşmak için 50′li yaşların bile geç olmadığını ifade eden Weissberg, herkesin 40 yaşından itibaren düzenli sağlık kontrolü yaptırmasını önerdi. Weissberg, ”Hastalıklara davetiye çıkaran üç temel faktörü hayatınızdan uzaklaştırmak için attığınız en küçük adımlar bile, size daha uzun ömür olarak dönecektir” dedi.

AA

Şişkinlik deyip geçmeyin!

Dr. Selmin Çetin DoğanŞişkinlik şikayetine neden olan mide hastalıklarından en sık görüleni Gastrit’tir. Gastrit, midede bir hasar ortaya çıkması ve midenin bu hasara iltihap oluşturarak cevap vermesi durumudur. Normalde mide, besinleri parçalamak için asit ve bu asidin tahrip edici etkilerinden kendisini korumak için mukus adı verilen bir sıvı salgılar. Bunların miktarı midede denge halindedir. Fakat bazı etkenlerle midedeki denge asit lehine dönerse, asit midenin iç yüzeyindeki örtüde hasar meydana getirir. Bu duruma yol açan etkenler Helicobacter Pylori adı verilen bir mikrop, başta ağrı kesiciler olmak üzere bazı ilaçlar, aşırı fiziksel veya ruhsal stres, çok miktarda alkol ve-veya sigara kullanmak, mideyi yoran kötü beslenme, radyasyona maruz kalmak olabilir. Gastrit, toplumda sık görülen, hafif bir rahatsızlıktır. Fakat ortaya çıkan şişkinlik, bulantı, gaz, yemekten önce yanma ve kazıntı hissi, yemeklerden sonra gerginlik ve rahatsızlık gibi belirtileri nedeniyle sıkıntı verici bir durumdur.

Midedeki hasar, ilerleyerek midenin kas tabakasını aşarsa bu durum Mide Ülseri olarak tanımlanır. Ülser’de ağrı daha ön plandadır. Ağrı, hastaların yaklaşık % 80-90’ında ‘epigastrium’ dediğimiz göğüsle karın arasında, önde 2 kürek kemiğinin birleştiği yerin biraz altındaki bölgede, özellikle açken ortaya çıkar. Gece uykudan uyandıracak şiddette olabilir. Bu bölgede ağrı hissetmek özellikle uykudan uyandıran ya da uyutmayan bir ağrı hissetmek önemlidir. Ülser olabilir, mide delinmesi olabilir hatta çok nadiren olmakla birlikte kalp krizi olabilir. Dolayısıyla epigastrium’da şiddetli ağrı şikayeti olan herkes hemen bir hastaneye başvurmalıdır. Ülserli hastaların yaklaşık % 70’inde şişkinlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, kazınma tarzı açlık ağrısına rağmen erken doyma şikayetleri görülür.

Özellikle yemek sonrası şişkinlik, gaz, bulantı, kusma, ekşime, epigastrium bölgesinde dolgunluk, rahatsızlık ve ağırlık hissi şikayetleri olan fakat yapılan tetkiklerde bir mide hasarı veya herhangi bir başka patoloji saptanmayan durumlarda Fonksiyonel Dispepsi teşhisi konur. Bu tanıyı alan hastalarda zaman zaman rahat dönemler olmakla birlikte genellikle uzun süreler (yılda en az 3 ay) sürekli bu şikayetler mevcuttur. Sebebi tam belli olmadığı için tedavi spesifik değildir. Kahve, sigara ve alkolden uzak durulması, romatizma ilaçları ve ağrı kesicilerin kullanılmaması çoğu hastada düzelme sağlar. Günde 3 ana-3 ara öğün şeklinde 6 öğün, az yağlı ve az miktarda yenmesi, aşırı soğuk ya da aşırı sıcak yenmemesi, özellikle şikayetleri arttıran gıdalardan –ne kadar çekici olurlarsa olsunlar- kesinlikle uzak durulması önerilir. Şiddetli stres, gerginlik veya depresyon varsa psikolojik destek alınması tedaviye yardımcı olacaktır.

Fonksiyonel Dispepsi tanısı alan hastaların yarısına yakınında mide boşalmasında gecikme saptanmıştır. Yemek sonrası şişkinlik şikayetinden bu durum sorumlu tutulmaktadır. Başka bazı hastalıklar da mide boşalmasında gecikmeye neden olarak kişinin şişkinlik çekmesine neden olabilir. Bunlardan en önemlisi Şeker Hastalığı’dır. Nadiren de olsa şişkinlik şeker hastalığının habercisi olabilir.

Şişkinliğe yol açabilen mide dışı hastalıklardan biri de safra kesesi taşlarıdır. Safra kesesi taşı varlığında özellikle bol yağlı öğünlerden sonra şişkinlik şikayeti daha şiddetli olabilir.

Bağırsaklara ait bazı durumlar da şişkinliğe neden olabilir. Bunların en sık görülenlerinden biri kabızlık, bir diğeri parazitler yani bağırsak kurtlarıdır. Son yıllarda üzerinde tartışılan yeni bir tanı daha vardır: İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS). Bu, organik bir nedene bağlı olmaksızın;
1)Bağırsak alışkanlığında değişiklikler,
2) Yemek sonrası ortaya çıkan, karnın alt bölgesinde genellikle solda görülen, karına yayılmayan, dışkılamakla azalan veya geçen karın ağrısı,
3) yemek sonrası ortaya çıkan şişkinlik şikayetleriyle karekterize bir hastalıktır. 30-50 yaş arasında, kadınlarda, duygusal stres düzeyi yüksek kişilerde, sık sık laksatif (müshil) kullananlarda ve lifli besinleri az tüketenlerde daha çok görülmektedir. 4 alt tipi vardır:

1)Ağrı baskın IBS,
2) İshal baskın IBS,
3)Kabızlık baskın IBS ve
4) İshal-kabızlık değişken

IBS. Hastalığın sınıflandırılması yapılırken şişkinlik şikayeti 2. plana atılmış ama hastalar kendi anlatımlarıyla ‘kocaman bir karınla gezmekten ciddi boyutta rahatsız’ olurlar. Organik bir patoloji olmadığı için bir ilaç tedavisi yoktur. Bazı katkı maddelerinin de belirtileri şiddetlendirdiği gözlemlenmiştir, en çok suçlanan katkı maddesi monosodyum glutamat’tır. Pek çok hazır gıdada bulunan bu katkı maddesinde uzak durulması önerilir. Diğer önerileri şöyle sıralayabiliriz:

1) Hastalara bir gıda günlüğü tutturularak hangi gıdaya nasıl tepki verdiklerinin farkına varmaları; şikayetlerini ortaya çıkaran gıdaları sofralarından kaldırmaları önerilir.
2) İshal baskın tiplerde bol lifli; kabız baskın tiplerde bol lifli ve bol su içeren bir diyet,
3) Öğün atlamadan, günde 5-6 öğün, azar azar yemek;
4) Akşam yemeğini yatmadan 3-4 saat önce yemek,
5) Öğün aralarında, özellikle karbonhidrat içeren gıdalar atıştırmamak,
6) Aşırı hava yutmaya neden olacağı için sakız çiğnememek,
7) Yağlı, soslu, baharatlı gıdalar tüketmemek,
8.) Fazla miktarda kafein (kahve, çay, çikolata, kola) ve alkol tüketmemek,
9) Sigara şikayetleri alevlendirdiği için sigara içmemek tavsiye edilir.

Hekim, probiyotik ürünler önerebilir; stres ve ağrı düzeyine göre çeşitli ilaçlar kısa veya uzun dönem verebilir. Bazı hekimler düzenli egzersiz önermektedir; hem stres düzeyinin düşürülmesi hem bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olacağı düşünülmektedir. IBS; ilerleyen, başka ağır sorunlara yol açabilen bir hastalık değildir ama kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir.

Çok nadir olmakla birlikte şişkinlik, bazı kanser türlerinin de erken belirtisi olabilir.

- Özellikle karbonhidratlar ve tuzdan zengin, taze sebze-meyveden ve C vitaminden fakir beslenen, fazla miktarda alkol ve sigara tüketen kişilerde mide bölgesinde ağrı, yemek sonrası şişkinlik ve erken doyma şikayetleri varsa mide kanserinin habercisi olabilir.

- Özellikle 45 yaş üstü, uzun süredir sigara kullanan, et ve yağdan zengin, taze meyve-sebzeden fakir beslenen ve-veya önceden şeker hastalığı teşhisi olan kişilerde nedeni saptanamayan şişkinlik ve hazımsızlık şikayetleri varsa pankreas kanseri belirtisi olabilir. Hastaların çoğunda bu yakınmalar en erken belirtidir.

Dahiliye veya Gastro-Enteroloji Bölümü’ne baş vurmakla şişkinlik ve varsa buna eşlik eden şikayetlerinizin kökenini öğrenmek; gerekli yaşam değişikliklerini adım adım gerçekleştirmek, diyetinizi doktorun ve gerekirse bir diyetisyenin durumunuza uygun önerileriyle düzenlemek daha sağlıklı, daha kaliteli ve farkındalığı yüksek bir hayat sağlayacaktır.

nimetsinas_huseyin_rahmi_gurpinarDOKTOR TAVSİYESİ:

NİMETŞİNAS/HAKKA SIĞINDIK-HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

Hüseyin Rahmi Gürpınar, edebiyatımızın en renkli yazarlarından biridir. Türk mizah edebiyatında bir kilometre taşı olarak kabul edilir. Sokağı Türk Edebiyatına taşıyan yazardır. Kitaplarında, zamanın her sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyinden insanına; onların tüm doğallıklarıyla gündelik yaşamlarına ve konuşmalarına yer vererek bir ilke imza atmıştır. Kitaplarının çoğu mahalle içinde geçen bir konuşma ile açılır; bu konuşma ile okur hızla olayın içine çekilir. Olay ve kişileri okura kısmen tanıtan bu konuşma, eski sahne sanatlarımıza yani meddahlığa, ortaoyununa ve gölge oyununa öykünür tarzda güçlü bir mizahla işlenmiştir. Kahkahalarla gülerken kısa zamanda olayın ana kişilerinden bazılarına aşina oluveririz. Romanın devamında işlenen konular ise genellikle başlangıçtaki mizaha zıt bir şekilde ciddi konulardır. Toplumsal adalet, birkaç vurguncunun yüzlerce insanın emeğini sömürmesi, yobazlık, dinin yanlış öğretilmesi ve uygulanması, insanların çoğunun düşünme alışkanlığı olmaması, kadın-erkek ilişkileri, evlilik gelenekleri, çokeşlilik, zamanın moda felsefe ve tartışma konuları gibi birçok konu bazen tek bir kitabın içinde işlenir. Bazen olay örgüsü öyle ustalıkla kurulmuştur ki konuların hepsi kitabın içinde doğallıkla yer almıştır. Ama bazen yazar konuları işleyebilmek için zorlama sahneler yaratmış hatta olayın akışıyla hiç ilgisi olmayan bir konuşma sayfalar boyunca araya girerek romanı bölmüştür. Hüseyin Rahmi’nin en çok eleştirilen yönlerinden biri de budur.

Kitaplarında sık sık geçen ‘yüksek felsefe’ sözü yazarın ‘alamet-i farika’sı olmuştur. Hüseyin Rahmi bir röportajında şöyle demiş: (bugünün Türkçe’sine uygun yazıyorum) ‘Ben her eserimde okurlarımı eğlenceli fıkralar arasında yüksek bir felsefeye doğru çekmeye uğraştım!’ Özellikle Nietzsche ve Schopenhauer’in fikirlerine kitaplarında yer veren Hüseyin Rahmi, kahramanlarının konuşmaları aracılığıyla bu düşünürlerin bazı tezlerini eleştirmiş bazı tezlerini desteklemiştir.

Hüseyin Rahmi, zamanın hararetli tartışmalarından biri olan ‘sanat sanat için midir yoksa halk için mi?’ tartışmasında ‘sanat halk içindir’ görüşünü benimseyenlerden olmuştur. Ama Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın halkçılığı hem halkın o dönem ağırlıklı olarak savunduğu değerlere tam sahip çıkan ustası Ahmet Mithat’tan hem de dönemin çeşitli edebi akımlarına bağlı yazarlarından farklıdır. Hüseyin Rahmi, halkını çok sever ve kendisini de halktan, sade bir insan olarak görür ama halkımızın genel olarak yaptığı yanlışların farkındadır; bu yanlışları benimsemez. En çok eleştirdiği yanlışlardan biri ülkemizde gözlemlediği ‘düşünme eksikliği’dir. Eğitimin, kişinin soru sormasını ve araştırmasını sağlamak yerine söylenen her şeyi hiç sorgulamadan kabul edip ömrü boyunca bir daha üstünde düşünmemesi amacıyla yapıldığını görüp eleştirir. Dinin insanları korkutarak, dar kalıplarda ve şekilsel tarzda öğretildiğini görüp eleştirir. Eğitimli insanların bile yeterince okumadığını, okudukları hakkında düşünmediğini, özgün fikir üretmediğini, üretilen fikirleri de çeşitli korkularla (günah korkusu, toplumdan dışlanma korkusu vb.) tartışmaktan kaçındığını görür, eleştirir. Hüseyin Rahmi’nin aradığı ve kitaplarıyla oluşmasına yardım etmek istediği insan tipi ‘düşünen insan’dır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, son derece doğru saptamaları olan ve çözüm odaklı düşünen bir yazar. Fakat bu kadar ‘mesaj kaygısı’ ile yazmak zaman zaman bazı romanlarındaki kahramanların tutarsız işlenmesine yol açmıştır. Örneğin romanın başında son derece sofu olan, kadın-erkek ilişkileri konusunda çok tutucu görüşleri olan bir kahramanın, kitabın sonuna doğru tam tersi davranışlar içine girdiğini görebiliriz. Kahramandaki bu dönüşüm nasıl meydana gelmiştir, kendi içinde bu ciddi değişikliğe yol açan etmenler nelerdir; Hüseyin Rahmi bu konuda da yeterli bilgi vermez. Dikkatle incelenirse, yazarın o kahramanı değişik mesajları verebilmek için değişik davranışlar içine soktuğu görülür. Fakat bu tutarsızlık romanın bütünlüğünü bozar ve yapaylaştırır.

Bu konuda benimle aynı fikirde olanlara özellikle Nimetşinas romanını öneriyorum. Bu romanda en önemsizine kadar tüm kahramanlar müthiş bir gerçekçilikle çizilmiş; bu canlılığın yanı sıra kahramanlar bir karakter bütünlüğü içinde davranıyorlar ve sonuna kadar tutarlılar. Kitap, alıştığımız gibi, İstanbul’un günlük hayatından bir sahne ile açılıyor. Bir vapur yolculuğu ile kitabın ana kahramanlarından biri olan Neriman’ı, annesini, onları hizmetçi olarak çalışmaya başlayacakları konağa götüren Hayriye Hanım’ı, konak sahiplerinin ahbaplarından biri ve tam bir ‘mahalle kadını’ olan Hasna Hanım’ı tanıyoruz. Bu kahramanlarla birlikte Didar Hanım’ın konağına gidiyor; orada ‘konak yaşamı’nın son demlerini yaşayan İstanbul’da görmüş-geçirmiş asil ve ağır hanımefendi geleneğini sürdüren Didar Hanım, böyle bir anne tarafından yetiştirilen asil karakterli ve iyi yürekli Talat Hanım, onun efendi tavırlar içinde olan fakat zayıf karakterli eşi Nihat Bey, Didar Hanım’ın çaçaron görümcesi Nuriye Hanım gibi kahramanlarla tanışıyoruz. Roman ilerledikçe kalfasından orta hizmetçisine, eski emektarından aşçısına, eczaneden çağırılanYahudi doktora tüm konak canlanıp yaşamaya başlıyor. Özellikle doktorla olan sohbetlerini okuduktan sonra konaktaki kalfa ve hizmetkarlarla Hasna ve Nuriye Hanım’ların davranışlarının zerre değişmeden günümüzdeki kadınların çoğunda devam ettiğini düşünüyorum. Olaylar Osmanlı’nın son dönemlerinde, 20. yüzyılın başında geçiyor; bazı şeyler gerçekten değişmiş ama aradan yüz yıldan fazla zaman geçtiği halde bazı şeylerin; özellikle düşünme tarzımızın ve davranış kalıplarımızın hemen hiç değişmediğini görmek gerçekten çok ilginç…

Romanda olaylar Nihat Bey’in, çok güzel bir kız olan Neriman’a aşık olması ile gelişiyor. Hüseyin Rahmi, kitap boyunca kadın-erkek, evlilik, aile ve dostluk ilişkilerini ve bu konularda ortaya koyduğu soruları birçok romanına kıyasla daha sade bir dille, araya uzun nutuk bölümleri koymadan, akıcı ve düşündürücü bir tarzda işlemiş. Bu kitabını, 3 yaşındayken kaybettiği annesine ithaf ettiğini de ekleyeyim. (Nimetşinas, iyilikbilir kimse anlamına geliyor)

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kitapları tekrar basılırken bazen 2 veya 3 romanı aynı kitap içinde basılmış. Bendeki basımda Nimetşinas romanı bitince Hakka Sığındık romanı başlıyor. Hakka Sığındık, bence Hüseyin Rahmi’nin önemli eserlerinden biri…

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın en çok eleştirildiği konulardan biri, çok önemli olayların tanığı olduğu bir tarih diliminde yaşadığı halde romanlarının adeta ‘tarih dışı’ olmasıdır. Abdülhamit döneminden itibaren 2. Meşrutiyet, 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşu dönemlerini yaşadığı halde romanlarının temelini bu tarihi ve siyasi olaylar oluşturmaz hatta romanda bu olaylardan bazen söz bile edilmez. Hakka Sığındık, bu anlamda farklı bir yapıttır; anlatının başında hem Abdülhamit Dönemi’nden hem İttihat ve Terakki Partisi ile Meşrutiyet Dönemi’nden uzun uzun bahsedilir. Hüseyin Rahmi Gürpınar, her 2 dönemin de tarihin sayfalarına ‘ateşten, kandan, irinden, lanetten’ sayfalar yazdıracağını söylemekle beraber özellikle İttihat ve Terakki Partisi’nden çok şikayet eder. Onlara ‘bugün içinde bulunduğumuz yangının kundakçıları’ diye hitap ederek ‘hiçbir yönetim kullarını, gözdelerini lütuflara boğmakta bu kadar aşırılığa varmamıştır’ der; toplumdaki gelir paylaşımının bozulmasına, çoğunluğun temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar yoksullaşmasına bu parti yönetiminin neden olduğunu söyler ve Hakka Sığındık romanına; romanda geçen tarihi dönemi, kahramanların içinde bulundukları durumların siyasi nedenini anlatarak başlar.
Bu romanın bir başka önemi de Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın doğrudan doğruya toplumsal adalet ve ekonomik paylaşım ile ilgili birkaç kitabından biri olmasıdır. Berna Moran’a göre Türk Edebiyatı’nda 1-2 sayfayla da olsa ekonomik adaletsizliğe, emek ve sermaye sorununa, sömürü düzenine değinen ilk roman Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şıpsevdi’sidir. Gürpınar’ın Hakka Sığındık, Can Pazarı, Utanmaz Adam ve Dünyanın Mihveri Kadın mı Para mı romanları ise özellikle bu konular üzerine kurulmuştur.

Roman İstanbul’un Hoşkadem semtinde, çok yoksul düşmüş insanların oturduğu bir mahallede, 1. Dünya Savaşı döneminde geçer. Savaş ve yoksulluğun yanı sıra, İstanbul’da ölümlere neden olan ve İspanyol gribi adı verilmiş olan müthiş bir grip salgını vardır. Bu yoksul mahallede bunca yokluğa, acıya ve sıkıntıya nispet yaparcasına bolluk ve refah içinde yaşayan 2 konak vardır: Hacı Ferhat Efendi’nin ve Hafız İshak Efendi’nin konakları. Bir gün Hafız İshak’a adını daha önce hiç duymadığı bir evliyadan, Abdal Veli’den bir mektup gelir. Mektupta Veli, yakın zamanda Hafız’ın oğlu, gelini ve torununun İspanyol gribine yakalanacağını, eğer kendisine talep ettiği para gönderilirse manevi gücü ile onları ölümden kurtaracağını söylemektedir. Gerisi, toplumsal adaletsizliğin ve yobazlığın müthiş bir yergisidir. Hakka Sığındık; hem İstanbul’dan hem Anadolu’dan çeşitli insan tiplemeleriyle, büyük oranda diyaloglara dayalı hareketli anlatımıyla, mizahın bol ve güçlü kullanımıyla su gibi akıp giden bir roman…

Bendeki basımda bu 2 romanın yanı sıra ‘Meyhane’de Kadınlar’ adlı uzun bir öykü de var.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Cumhuriyet’in ilk yıllarında geçen bu öyküsünde Cumhuriyet’le birlikte yeni elde edilen kadın hakları, halkın bu yeniliklere adaptasyonu, bu yeni siyasi dönemde kısmen değişen kısmen tüm hatalarıyla aynı kalan kadın-erkek ilişkileri işlenmiş. Bence bu öykü; yazarın, kadının çalışmasını ve toplumda değişen kadın-erkek rollerini ağırlıklı olarak işlediği diğer eserleriyle birlikte ayrı bir yazı konusu olmalı. Bu nedenle bu yazıda bu öyküye fazla girmiyorum.

Eleştirilen yönleriyle de alkışlanan yönleriyle de Hüseyin Rahmi Gürpınar, edebiyatımızın büyük değerlerinden biri. Kitaplarının dili sadeleştirilmiş olarak yapılmış yeni baskıları da piyasada mevcut. Bahsettiğim kitap başta olmak üzere tüm kitaplarını öneriyorum. İyi okumalar.

Sevgiler,

Selmin Çetin Doğan

‘İnternet, sigara ve alkol gibi bağımlılık yapıyor’

22 Eylül 2009 admin  
Kategori: Sağlık

bilgisayar-ve-kadin2Doç. Dr. Esra Ceyhan: ”Sanal ilişkiler kurmayı alışkanlık haline getiren bireyler, zamanla yalnızlaşıp, bazı ruhsal bozukluklar yaşayabiliyor”

ESKİŞEHİR - Anadolu Üniversitesi (AÜ) Rehberlik ve Psikolojik Danışma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Esra Ceyhan, internet bağımlılarının, internete ulaşamadıkları zaman tıpkı sigara, alkol bağımlılıklarında olduğu gibi aşırı sinirlilik, gerginlik ve huzursuzluk belirtileri gösterdiğini söyledi.

Doç. Dr. Ceyhan, insanların bir saat için internetin başına oturup saatlerce kalabildiğini belirterek, internetin kontrolsüz kullanımının bireyin hayatını değiştirdiğine dikkati çekti.

İnternet başında kalan kişinin günlük yaşamında işlevsel bozukluklar ortaya çıkmasının bağımlılık belirtilerinden olduğunu ifade eden Doç. Dr. Ceyhan, şöyle konuştu: ”İnternet bağımlılığı, öğrencinin okulunu, yetişkinin de işini etkilemeye başlıyor. Kullanıcı, internet kullanımı süresi ve amacı hakkında yalan söyleyebiliyor. İnternet bağımlısı, internette olmadığı zamanlarda da yarım kalan sohbetiyle veya oyunda geldiği seviyeyle zihnini meşgul ediyor. İnternet bağımlıları, internete ulaşamadıkları zaman tıpkı sigara, alkol bağımlılıklarında olduğu gibi aşırı sinirlilik, gerginlik ve huzursuzluk gibi belirtiler gösterebiliyor.”

ERİŞKİNLERDE CHAT, ÇOCUKLARDA OYUN BAĞIMLILIĞI

Doç. Dr. Ceyhan, internet bağımlılığında en riskli grubun üniversite öğrencileri olduğunu belirterek, son zamanlar da erişkinlerin de internet bağımlılığı risk grubunu oluşturduğunu bildirdi.

İnternet ortamının erişkinlerin ve üniversite öğrencilerinin kimlik denemeleri yapmak, yaşıtları ile yakın ilişkiler kurmak için uygun bir yer olduğunu anlatan Doç. Dr. Ceyhan, şöyle devam etti: ”Bu gelişim görevinde de internet bir araç. Özellikle de içine kapanık, çevredekilerle kolay iletişim kuramayan bireyler için internet tam bir kurtarıcı görevi görüyor. Ancak, internetin aşırı derecede kullanılması, internet bağımlılığıyla sonuçlanabiliyor. Kimi internet bağımlıları sanal dünyadaki kimliklerini gerçek yaşamdaki kimliklerine aktaramıyor. Sanal ilişkiler kurmayı alışkanlık haline getiren bireyler, zamanla yalnızlaşıp, sosyal fobi, depresyon gibi bazı ruhsal bozukluklar yaşayabiliyor. Her yaş grubunun kendi gelişim ihtiyacı doğrultusunda internetin belli etkinliklerine bağımlılığı var. Erişkin ve gençlerde daha çoğunlukla chat bağımlılığı, çocuklarda oyun bağımlılığı daha yaygın görülüyor.”

”AİLELER ÇOCUKLARINI KONTROL ETMELİ”

Doç. Dr. Ceyhan, çocuklarda internetin aşırı kullanımının fiziksel, bilişsel ve psikososyal gelişimlerini olumsuz yönde etkilediğini belirterek, ”Uzun süre bilgisayar başında oturmaya bağlı olarak çocuklarda iskelet bozukluklarının ve görme bozuklukları da oluşabilir” dedi.

Özellikle şiddet içerikli oyunların çocuklarda saldırganlığa ve şiddete karşı duyarsızlaşmalarına yol açabildiğini anlatan Doç. Dr. Esra Ceyhan, ”Aileler, çocuklarının internet başında geçirdikleri zamanı ve hangi amaçla kullandıklarını sürekli olarak denetlemelidir” diye konuştu.

AA

Sigara içen çalışanı neler bekliyor?

21 Temmuz 2009 admin  
Kategori: Ana Haber, Güncel, Kariyer, Yaşam

calisan_kadin_sigaraÜcret kesmeden, işten atılmaya varan cezalar alabilirsiniz

19 Temmuz’dan itibaren kapalı mekânlarda sigara kullanımı bütün işyerlerini kapsayacak şekilde yasaklandı.

4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkındaki Kanun’a göre, 19 Temmuz’dan itibaren kapalı mekânlarda sigara kullanımı bütün işyerlerini kapsayacak şekilde yasaklandı. Bu yasaklar işyerlerinde çalışanlar dahil herkesi kapsıyor. Sigara içme yasağına uymayan işçilere, kamu hukuku yönünden idari para cezası, özel hukuk yönünden para cezası (ücret kesme cezası) ile işten çıkarmaya varabilecek cezalar uygulanabilecek.

Para cezası uygulanması
İşçiye sigara içmesinden dolayı uygulanacak olan cezalardan biri, 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun’dan kaynaklanmaktadır. Anılan kanunun 5727 Sayılı Kanun’la değişik 2. maddesinin 1. fıkrasında sayılan sigara içilmesi yasak olan yerlerde sigara içen işçilere 4207 Sayılı Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasındaki hüküm uyarınca, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun 39. maddesine göre 2009 yılı için 69 TL idari para cezası uygulanır. Bu ceza şikâyet üzerine en yakın kolluk birimi yetkililerince verilir. İşçiler yönünden bu cezanın kolluk güçlerince verilebilmesi için işyeri yetkililerince sigara içen şahıs hakkında tutanak tutulmalıdır. Bu tutanakla birlikte ilgili kolluk birimine müracaat edilmelidir.

Sözleşmeye göre ceza
Sigara içmesinden dolayı işçiye ikinci bir ceza uygulanması da iş mevzuatından kaynaklanmaktadır. Toplu iş sözleşmesinde veya iş sözleşmesinde işyerinde sigara içmenin yasak olduğu belirtilmişse, sigara içmenin yasak olduğu yerlerde sigara içen işçiye iş veya toplu iş sözleşmesinde belirtilen cezalar uygulanır.

Örneğin iş sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde sigara içen işçinin ayda iki günlük ücretinin ceza olarak kesileceği belirtilmişse, sigara içen işçiye iş sözleşmesindeki iki günlük ücret kesme cezası uygulanır ve işçinin iki günlük ücreti ödenmez. İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintiler bir ayda işçinin iki günlük ücretinden fazla olamaz. Bir işçiye ayda iki günü geçmemek üzere yılda toplam en fazla 24 günlük ücret kesintisi cezası verilebilir. İşçi ücretlerinden ceza olarak yapılacak kesintilerin işçiye derhal sebepleriyle beraber bildirilmesi gerekir.

İşçi ücretlerinden ceza olarak kesilen paralar, işçilerin eğitimi ve sosyal hizmetleri için kullanılıp harcanmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın T.C. Ziraat Bankası Ankara Merkez Şubesi’ndeki 38775369/5005 numaralı hesabına (Vergi Kimlik No: 8150292949) kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılır. Her işveren, işyerinde bu paraların ayrı bir hesabını da tutar.

Ücret kesme cezası sonucunda işçinin sigorta prim ödeme gün sayısında bir eksilme olmaz.

Ceza nasıl uygulanacak
2009 Temmuz ayında işçi Mehmet Bey’in iş sözleşmesinde yer alan sigara içme yasağı hükmüne aykırı davrandığı için iki günlük ücreti ceza olarak kesilmiştir. Mehmet Bey’in sigorta prim ödeme gün sayısı kaç gün olarak gösterilecektir?

İşçi Mehmet Bey’in sigortalı gün sayısı 30 gün üzerinden ilgili kuruma bildirilecektir. Ücretin kesildiği günler sigortalı gün sayısından düşülmez. Mehmet Bey’in sigortalı gün sayısı 28 gün olarak değil, 30 gün gösterilerek primi kuruma yatırılır.

Ücret kesme cezasının dışında daha hafif veya daha ağır cezalar da sigara içen işçilere uygulanabilir. İşçinin çalıştığı işyerinde sigara içmesi, işyerinin güvenliğini tehlikeye sokuyorsa, örneğin işçi bir petrol istasyonunda pompacı olarak çalışıyorsa ya da patlayıcı maddeler imal edilen işyerinde çalışıyorsa, bu işçilerin iş sözleşmeleri haklı olarak işveren tarafından feshedilebilir. İşyerinin güvenliğini sigara içme nedeniyle tehlikeye sokan işçilerin bu nedenden dolayı işten çıkarılmalarında ihbar ve kıdem tazminatı ödenmeyebilir.

Sonuç itibariyle sigara içmelerinden dolayı işçilere idari para cezası uygulanabileceği gibi işverenleri ile yaptıkları iş sözleşmesi/toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre işçilere işten çıkarmaya varabilecek cezalar da uygulanabilecektir. İşyerlerinde çalışanların sigara yasakları konusunda gerekli dikkat ve özeni daha çok göstermeleri gerekiyor. Aksi halde işsiz kalmalarına kadar varabilecek bir süreç başlayabilir.

Referans

Dünya’nın en önemli sorunu: Sigara tiryakiliği

18 Temmuz 2009 admin  
Kategori: Sağlık

sigara_yasagiBirçok gelişmiş ülke gibi Türkiye’de de kapalı ortamlarda sigara içme yasağı yürürlüğe konuldu. Ülkemize 1.660’lü yıllarda İngiliz ve Venedikli tacirler tarafından getirilen, ilginç bir şekilde ‘Akciğer hastalıklarına iyi geldiği’ söylenerek pazarlanan ve kullanımı hızla yaygınlaşan bu alışkanlık, bugün toplum sağlığını tehdit eden en büyük tehlikelerden birisi haline gelmiştir.

Sigara istatistikleri
Bugün dünyada 15 yaşın üzerindeki 1,3 milyar kişi sigara içmekte ve çoğunluğu erkekler oluşturmaktadır. Yani dünyanın 1/3’ü sigara bağımlısıdır. Dünyada en çok sigara içilen ülke Çin olup, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler ilk sıraları paylaşmaktadır. Her yıl 5.500 milyar adet sigara üretilmektedir.

Sigara Türkiye’de yıllık 100.000 kişinin ölümünden sorumludur. Sigara içenlerin 1/3 ile 2/3’ü tütüne bağlı olarak daha erken ölürler. Sigara içenler içmeyenlere oranla ortalama 20 yıl daha kısa yaşarlar. Sigara içenlerde 40 yaşından sonra ortalama yaşam beklentisi her yıl 3 ay daha kısalmaktadır. Dünya her 10 saniyede bir kişi sigaraya bağlı hastalıklardan ölmektedir.

Türkiyede yaklaşık 17 milyon kişi sigara bağımlısıdır. 1970’li yıllara göre 2000’li yıllarda sıgara içme oranı 3 kat artmıştır. Maalesef kadınlardaki sigara içme oranları daha büyük bir hızla artmaktadır. Sıgara kullanımının % 80’den fazlası 18 yaş öncesinde başlamaktadır. Bu nedenle gençler sigara üreticilerinin en önemli hedefidir. Türkiyedeki orta dereceli okullarda erkeklerde % 30 kızlarda %15 civarında sıgara kullanımı söz konusudur. Üniversitede bu oran erkeklerde %57 kızlarda ise % 41’e çıkmaktadır. 1999 yılında yapılan geniş çaplı bir araştırmada erişkin nüfusumuzda sigara içme oranı erkeklerde % 56,9, kadınlarda % 13,5 tür. Türkiye dünyada çok sigara tüketilen ülkelerden birisidir.

Sigarayı neden içiyor ve bırakamıyoruz?
Tütün bağımlılığının en önemli nedeni içindeki nikotindir. Nikotin sigaradan bir nefes alındıktan sonra hızla akciğere, oradan da hızla beyine gider. Nikotin beyinde ödül ve keyif duygusu yaratan ‘Dopamin’ denilen bir madde salgılatır. Böylece gevşeme, stress azalması ve konsantrasyon artışı görülür. Bu durum bağımlılık yaratır. Nikotinin bu etkisi 15 dakika civarında başlar ve 2 saat kadar sürer. Tiryakiler kandaki nikotin düzeyi azaldığında sinirlilik, huzursuzluk ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtiler gösterirler. Bu nedenle gün boyunca kan nikotin düzeyini yüksek tutacak şekilde sigara kullanırlar. Gün boyunca yeterli sigara içenler sabah hemen sigara isteği duymazlar. Fakat koyu tiryakiler sabahtan itibaren istek duyarlar ve hemen sigara içmeye başlarlar.

Sigara bağımlılığının tek nedeni nikotin değildir. Psikolojik ve sosyal etkenler de bağımlılıkta önemli rol oynarlar. Daha önce, ergenlik döneminde büyümenin ve toplumda sosyalleşmenin bir göstergesi gibi algılanan sigara kullanımı, yürütülen kampanyalar sayesinde bu özelliğini yitirmiştir. Bu nedenle gelişmiş ülkelerde sigara içme oranları azalırken, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde bu oran artmaya devam etmektedir.

Psikolojik bağımlılıkla mücadele etmede birinci faktör sigara kullanıcısının tutumudur. Arzusu olduğu sürece sigarayı bırakması mümkün değildir. Yoğun sigara içilen çevreler ise sigara bağımlılarını teşvik eden en önemli sosyal faktördür.

Sigaranın zaraları nelerdir ?
Çok biliniyor gibi görünmesine rağmen insanlar halen sigara bağımlılığının ciddi sonuçlarını yeterince algılayamamaktadırlar. Sigara bir çok organ ve sistemi etkiler. Tütünün yanması sonucu 4.000 civarında kimyasal madde oluşur ve bunların 60 ton fazlası kanser yaptığı bilinen bileşiklerdir. Tütünün yanması sonucu, polisiklik aromatik hidrokarbonlar, nitrozaminler, aldehitler gibi birçok kanser yapıcı madde oluşmaktadır. Sigaranın hem katranı hem de dumanı zararlıdır. Bu nedenle sigara içmeyen fakat dumana maruz kalan pasif içiciler de risk altındadır. Dünyada neredeyse her 5 ölümden 1 tanesi sigara ile ilişkilidir. Sigara kullananlar da akciğer kanseri riski erkeklerde 22 kat, kadınlarda 12 kat fazladır. Sigara kullanmayanlara oranla kronik bronşit ve benzeri hastalıklar (KOAH) 10 kat, kalp hastalığı ise 3 kat daha sık görülmektedir.

En çok bilinen bu zararları dışındakiler oldukça geniş bir liste oluşturmaktadır. Ağız içi ve gırtlak kanserleri; yemek borusu, mide, rahim ve pankreas kanserlerinin de sigara ile yakın ilişkisi saptanmıştır. Beyin damar hastalıkları sigara içenlerde çok daha fazla görülmektedir. Bunların dışında göz hastalıkları, ağız ve dişeti hastalıkları, cilt kırışıklıkları, iktidarsızlık, sırt ve boyun ağrıları, şeker hastalığı ve bazı bağırsak rahatsızlıkları gibi öldürücü olmayan, fakat yaşam kalitesini düşüren bir çok problem, sigara içenlerde daha yüksek orandadır.

Sigara kullananların çocuklarına da zarar verdikleri bilinen bir gerçektir. Hamilelikte sigara kullanımı düşük doğum ağırlığına neden olmaktadır. Ayrıca gelişme geriliğinin yanında daha sonraki yıllarda öğrenme güçlüğü, hiperaktivite, davranış bozukluğu gibi durumlarla ilişkisi olduğu düşünülmektedir. Sıgara içilen evlerde büyüyen çocuklarda sık solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihapları ve akciğer problemleri olduğu saptanmıştır. Çocukların yanın da içilmemesi tek başına yetmemekte, evlerde hiç bir odada sigara içilmemesi gerekmektedir.

Sigarayı ne zaman bırakalım?
Sigarayı bırakmanın bir yaşı veya zamanı yoktur. Ne zaman bırakılırsa bırakılsın, kişiler hemen yararını görmeye başlarlar. Kalp ya da akciğer hastalığı gelişse bile sigarayı bırakmak, hem hastalığı geriletecek, hem de yeni hastalıklar gelişmesini önleyecektir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda 70 yaş üzerinde sigarayı bırakanlarda dahi sağlık açısından çok olumlu gelişmeler olduğu görülmüştür. Bu nedenle her yaştaki, sağlıklı bireye veya sigaraya bağlı herhangi bir hastalığı gelişen insanlara sıgarayı bırakması öğütlenmelidir.

Sigara bırakıldığı anda olumlu etkiler başlar. İlk gün vücudun oksijeni artar ve dolaşımı düzelir. Akçiğerlerde biriken salgılar temizlenmeye başlar. Üçüncü günde vücuttan karbon monoksit atılmış, solunum yolları gevşemiş, solunum düzene girmiştir. Yaklaşık 1,5-2 ayda dolaşım düzelir ve 1 yıl sonunda kalp krizi riski yarıya iner. Sigara bırakmanın onuncu yılında akciğer kanseri ve diğer kanser riskleri yarıya düşmüştür. Bu değerler uzun süreli sigara içenler için geçerlidir. Daha kısa ve az miktarda sigara içenlerde iyileşme süreci çok daha kısadır.

Sigarayı bırakma yöntemleri nelerdir ?
Sigara içilmesine neden olan dürtüleri alışkanlık, nikotin bağımlılığı, sıkıntı ve öfke gibi duyguların azaltılması, rahatlama isteği, sıgarayı bir ritüel olarak algılama, toplumsal iletişim kurma isteği, sosyal güven oluşturma ve sigaranın uyarıcı etkisi olarak sayabiliriz.

Sigarayı bırakmada ilk adım kişinin bu konuda bir düşünce oluşturmasıdır. Daha sonra bu düşünce olgunlaşıp eyleme geçilecektir. Sigara bırakmada çoğunlukla yardım gerekmektedir. Çünkü çok yönlü, kuvvetli bir bağımlılıktır. Sigarayı bırakma konusunda sigara ile savaşım dernekleri, toplumsal kuruluşlar, devlete ve özel sektöre bağlı sağlık kuruluşlarından yardım alınabilir.

En sık uygulanan tedaviler nikotin yerine koyma tedavileri (Nikotin bant ve sakızları), ilaçlar (Bupropion ve Vareniklin–her ikiside Türkiye’de var), akupunktur, hipnoz, destek grupları, bireysel danışmanlık ve davranış terapileridir. Sağlık kesiminde nikotin yerine koyma tedavileri veya ilaçlarla beraber bireysel destek tedavileri daha çok uygulanmaktadır.

Sigarayı bırakmayı istemek tedavinin en önemli kısmıdır. Gerçek anlamda isteği olmayanlarda tekrar başlama oranı çok yüksektir. Son yıllarda geliştirilen ilaçlar ve destek tedavileri sigara bırakma başarı oranını çok arttırmıştır.

Sigarayı bırakmada başarısız olmak daha sonra da başarısız olunacağı anlamına gelmemektedir. Yapılan her yeni denemede başarı olasılığı daha da artabilir.

Toplu yerlerde sigara içme yasağı yararlı olacakmı?
Bu yasağın birinci amacı sigara içmeyenleri korumaktır. Bu sayede pasif içicilik azalacaktır. Sigara içenler için de büyük yararları olacaktır. Bu yasak nedeniyle sigara içilecek yerler azalacağından günlük kullanılan sigara miktarı azalacaktır. Gençler için sigara içilmeyen sosyal ortamlar sigaraya özenmeyi ve kullanımı azaltacaktır. Her uygulamada olduğu gibi başlangıçta bir süre sıkıntı yaşanacağı muhakkaktır. Fakat zaman içerisinde toplum sağlığı açısından yararlı etkileri görülecektir.

KadınMAG

Sonraki Sayfa »