<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KadınMAG &#124; Sıradışı Kadınların Sitesi &#187; Stres</title>
	<atom:link href="http://www.kadinmag.com/tag/stres/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadinmag.com</link>
	<description>Türkiye&#039;de yaşayan kadınlar için hazırlanmış ve her konuda alanında uzman kişilerin görüşüne başvurulan, gündemi kendisi yaratan en özgün kadın sitesi.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 22 Jan 2012 21:51:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>40&#8242;ından sonra genç kalmak için neler yapmalısınız?</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/11/29/40indan-sonra-genc-kalmak-icin-neler-yapmalisiniz/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/11/29/40indan-sonra-genc-kalmak-icin-neler-yapmalisiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2011 14:49:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[40 yaş]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlık antrenmanı]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[cardio egzersizi]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[karın egzersizleri]]></category>
		<category><![CDATA[koşu bandı]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[streching]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=6450</guid>
		<description><![CDATA[Yaş sadece bir sayıdan mı ibarettir? Yoksa gerçekten hayatımızda kontrol edemediğimiz değişimler de mi getirir? Herkes gibi siz de 40’ından sonra iyi görünmek ve iyi hissetmek istiyorsanız egzersiz alışkanlıklarınızı gözden geçirin. Eğer orta yaş göbeği, sıkı kaslarda aşırı duyarlılık, daha fazla günlük stres gibi semptomlarla karşılaşıyorsanız kendinize daha fazla bakma ve egzersiz rutininizi geliştirme vakti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaş sadece bir sayıdan mı ibarettir? Yoksa gerçekten hayatımızda kontrol edemediğimiz değişimler de mi getirir? Herkes gibi siz de 40’ından sonra iyi görünmek ve iyi hissetmek istiyorsanız egzersiz alışkanlıklarınızı gözden geçirin. Eğer orta yaş göbeği, sıkı kaslarda aşırı duyarlılık, daha fazla günlük stres gibi semptomlarla karşılaşıyorsanız kendinize daha fazla bakma ve egzersiz rutininizi geliştirme vakti gelmiş demektir. Life Fitness Akademi uzmanlarından Özgür Güngör’den  40 yaş ve sonrası için tavsiyeler: </strong></p>
<p><strong>Günlük işlerinizde efor sağlayacak fırsatları değerlendirin.  Metabolizmanız günlük işleri için de kalori harcar. </strong>Hangi yaşta olursanız olun her şeyden önce günlük olarak vücudunuza giren ve çıkan kalori için genel bir hesap yapmanız ve hedef belirlemeniz gerekir. Tabii yaptığınız egzersizin yanı sıra metabolizmanızın günlük işler için de kalori harcadığını unutmayın. Yaş ilerledikçe metabolizma hızınız da yavaşlayacağı için işte bu nokta 40 yaşınızdan sonra sizin için önemli olacaktır. Egzersiz haricinde efor sarfetmenizi sağlayacak küçük fırsatları değerlendirin. (Asansör yerine merdiven çıkmak gibi) Farkı göreceksiniz.</p>
<p><strong>İleri yaşlar için kaslar en büyük dostunuzdur. Ağırlık Antrenmanı sürenizi ve seviyenizi artırın:</strong> Yaş ilerledikçe ağırlık egzersizlerinin önemi artıyor. Kas, yaşı ilerleyen yetişkinlerin adeta gerçek dostu. Vücudunuzdaki kas oranı arttıkça metabolizma hızınız da artıyor ve dinlenik vaziyetteyken de daha fazla kalori yakabiliyorsunuz. Tabii yağa oranla vücudunuza kazandırdığı estetik görünümden bahsetmeye gerek dahi yok. Ağırlık egzersizi aynı zamanda kemik hacminizi artırır, sakatlanmaları ve kemik erimesini önlemeye yardımcı olur. Spor salonunuzda alt ve üst vücut için ağırlık egzersizleri yapmayı ihmal etmeyin.</p>
<p><strong>Kalori, kalp atışı, direnç seviyesini en doğru şekilde hesaplayan egzersiz cihazlarını tercih edin. </strong>Koşu, yürüyüş gibi egzersizlerde nabzın bir seviyede tutulması ve kontrollü şekilde artırılıp azaltılması egzersizin faydalı geçmesinde belirleyici oluyor. Nabzın doğru ölçümü, bir sorun esnasında cihazın size yardımcı olması, yaktığınız kaloriden uygulanan dirence kadar verileri en sağlıklı biçimde iletmesi için Life Fitness koşu bantlarından faydalanabilirsiniz. Bu akıllı makineler çalışmanın herhangi bir kesintiye uğradığında kendiliğinden durur, nabzınızı bulundurmanız gereken seviyede egzersizinizi hazırlar, antreman sonrası aldığınız yolu, yaktığınız kaloriyi gösterir.</p>
<p><strong>Bölgesel yağların artışı hormon sisteminizin hediyesidir. Uzun yaşamak istiyorsanız göbeğinizdeki yağı azaltın:</strong> Hormon sistemindeki değişimlerin de etkisiyle 40’lı yaşlar genellikle kendinizi daha kalın hissetmeye başladığınız yaşlardır. Cardioda daha fazla vakit geçirerek toplamdaki yaktığınız kaloriyi fazlalaştırmaya çalışın. Koşu bandında 10 – 20 dakika fazla durmak, akşam yürüyüşleri yapmak gibi fırsatları değerlendirin. Kalori yaktıkça programınıza karın egzersizleri de ekleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Egzersiz sonrası ağrı hissetmemek için esnekliğinizi geliştirin:</strong> Her Cardio egzersizinden sonra Streching yapın. Kaslarınızı uzatarak hem sakatlanmalara karşı kendinizi koruyabilir, hem de hareket kabiliyetinizi artırabilirsiniz. Unutmayın, 30’lu yaşlarda hissetmediğiniz ağrılar 40’lı yaşlarınızda size bulabilir. Proaktif olun ve erken önlem almaya dikkat edin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/11/29/40indan-sonra-genc-kalmak-icin-neler-yapmalisiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göbek eriten taktikler</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/08/12/gobek-eriten-taktikler/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/08/12/gobek-eriten-taktikler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Aug 2011 12:31:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[aşk simidi]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesel yağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesel zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[bel çevresi genişliği]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen berrin yiğit]]></category>
		<category><![CDATA[göbek]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak kat]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[türk kası]]></category>
		<category><![CDATA[yağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=5867</guid>
		<description><![CDATA[Birçok kişi göbek, karın ve bel bölgesinde toplanan yağlardan şikâyetçi. Beslenme uzmanlarına göre ‘Türk kası’, ‘balkon’, ‘aşk simidi’ ve ‘kaçak kat’ gibi tabirlerle anılan ancak can sıkan göbek yağlanmasının önüne geçmek o kadar da zor değil. Ntvmsnbc&#8217;nin haberine göre; hareketsizlik, uzun süre aç kalıp birden bire çok yemek, paketli hazır gıdalara ağırlık vermek, sıklıkla dışarıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Birçok kişi göbek, karın ve bel bölgesinde toplanan yağlardan şikâyetçi. Beslenme uzmanlarına göre ‘Türk kası’, ‘balkon’, ‘aşk simidi’ ve ‘kaçak kat’ gibi tabirlerle anılan ancak can sıkan göbek yağlanmasının önüne geçmek o kadar da zor değil.</strong></p>
<p>Ntvmsnbc&#8217;nin haberine göre; hareketsizlik, uzun süre aç kalıp birden bire çok yemek, paketli hazır gıdalara ağırlık vermek, sıklıkla dışarıda yemek, yağlı ve kan şekerini hızlı yükselten gıdaları tercih etmek, alkol ve tatlıya düşkünlük, porsiyonları büyük tutmak, stres ve uykusuzluk gibi faktörlere bağlı olarak gelişen bölgesel yağlanmanın önüne geçmek için biraz planlı olmak şart.</p>
<p>Diyetisyen Berrin Yiğit, yağlanmanın deri altı ve iç organ yağlanması olarak ikiye ayrıldığını söylüyor. Yağlanma nedenlerini anlatan Yiğit, istenmeyen yağlardan korunma yolları hakkında şu bilgileri veriyor:</p>
<p>“Deri altı yağı, derinin hemen altında karın kaslarının önündedir. İç organ yağları ise kasların altında ve organların çevresinde bulunur. Bu yağ vücut tarafından bir süre sonra organ gibi algılanarak, vücuda zarar veren kimyasallar salgılamaya başlar. Bu sistem kan şekeri, tansiyon ve kan yağlarında artışa, damarlarda ise sinsice iltihaplanmaya neden olur. Dolayısıyla kalp hastalıkları ve diyabete yakalanma riskini arttırır. İç organların normal faaliyetlerini bozan abdominal yağlanma, insanı kısır bir döngüye sokarak giderek daha da yağlandırır. Bu kısır döngüden kurtulmanın yolu ise beslenme ve yaşam değişikliklerinden geçer. Liposuction (yağ aldırma) gibi kolay yöntemleri aklınıza bile getirmeyin, çünkü vücudu kandırmazsınız. Maalesef bu yöntem, organ çevresi yağlarını değil, deri altındakileri toplamaktadır.</p>
<p><strong>Yağlanmanın ne tip olduğunu nasıl anlarsınız?</strong></p>
<p><strong>1. TEST:</strong> Dokunarak göbeğinizi kavradığınızda elinize gelen yağ, yumuşacık ve çok hareketliyse deri altıdır, sert ve gazlı gibiyse iç organ yağıdır.</p>
<p><strong>2. TEST:</strong> Bel ölçümü 90 cm. fazla ise hemen kan tahlillerine baktırın. Kolesterol yüksek, HDL düşük, karaciğer enzimleri yüksek ve insülin direnci varsa, doktorunuzun önerilerini ciddiye alın.</p>
<p><strong>Göbek eriten taktikler</strong></p>
<p>1 &#8211; Önce hareketlerinizi arttırın, sonra spora başlayın. Günlük hareketi artıracak yöntemler bulun, performansı yükselttikten sonra sevdiğiniz bir sporla uğraşın. Düzenli ve yeterli sürelerde etkili bir program takip edin. İç organ yağını eritmek için yapılan sporun zamanla ağırlaşması gerekir. Yoğun antrenmanlarla vücut ağırlığı yüzde 10 azaldığında, iç organ yağı da yüzde 5’e kadar düşer.</p>
<p>2 &#8211; Porsiyon kontrolü yapın. Ne yerseniz yiyin, miktarına dikkat edin.</p>
<p>3 &#8211; Bir gün içinde yediklerinizin yarısı çiğ olsun.</p>
<p>4 &#8211; Paketli, fabrikasyon ürünlerden uzak durmaya çalışın.</p>
<p>5 &#8211; Gazlı içeceklerden, meyve sularından tatlı ve kremalı kahvelerden uzak durun.</p>
<p>6 &#8211; Alkolü limitleyin. Günde bir kadehi ya da haftada 3 kez 2’şer kadehi aşmayın. Düşük alkollüleri tercih edin.</p>
<p>7 &#8211; Doğru karbonhidratları tüketin. Her şeyin esmer olmasına dikkat edin.</p>
<p>8 &#8211; Ana yemekleri birleştirmeyin. Makarna, pilav, dolma, et, tavuk, balık, köfte, patates, sebze, baklagiller vb. bunların hepsi ana yemektir, tek başlarına tüketilmedir. Salata ve yoğurt hepsine eşlik edebilir.</p>
<p>9 &#8211; Aceleci davranmayın, ümitsiz olmayın. Vücut enerji olarak iç organları saran yağı kullanır.</p>
<p>10 &#8211; Uykusuz kalmayın.</p>
<p><strong>Stresle başetmeyi öğrenin</strong></p>
<p>Azı veya çoğu, stresin hepsi zarardır. Vücudu, “savaş ya da kaç“ sürecine sokan, sistemleri uyandıran stres hormonları, vücudun enerji olarak kullandığı yağı bloke eder ve depolanmasını sağlar. Bunun için şeker istekleri, iştah artışı gibi uyarılar göndererek kişinin fazla yemesine ve şişmanlamasına neden olur. Özellikle iç organları saran yağlardaki kortizol algılayıcıları deri altındaki yağlardan fazla olunca durum kötüleşir.</p>
<p><strong>Yağ depolamak için ipuçları</strong></p>
<p>Vücuda sağlıklı yağlar verip, ‘enerji geliyor, panik yok’ modu yaratın. Bunun için ara öğünlerde bir küçük avuç fındık veya badem yiyin ki metabolizma yağ depolama modundan çıksın. Kendi kendinizin doktoru olun. Bedeninizi dinleyin; sürekli acıkıyor, kendinizi yemekten hemen sonra acıkmış ve yorgun buluyorsanız, insülin direncinize baktırın. Vücudun &#8220;varlık içinde yokluk&#8221; çektiği bu durum, yükselmiş kan şekerinin yağlandırıcı etkisinin şeker düşüklüğü yapıp tekrar şeker aramasına neden olur. Aslında kanda bolca şeker olmasına rağmen insülin bu sekeri direkt yağ depolarına atarak yenisini ister, var olanı harcamaz. Bu da hem sağlık sorunlarına hem de kilo artışına yol açar.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/08/12/gobek-eriten-taktikler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadın yöneticilere ne kadar güveniliyor?</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/08/08/kadin-yoneticilere-ne-kadar-guveniliyor/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/08/08/kadin-yoneticilere-ne-kadar-guveniliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 20:44:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[anket]]></category>
		<category><![CDATA[erkek yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=5765</guid>
		<description><![CDATA[Secretcv.com, 15 Haziran-26 Temmuz 2011 tarihleri arasında, 35.000 kişinin katılımıyla yaptığı anket sonucunda kadın yöneticilerin iş dünyasında, çalışanlar gözünde de rüştünü ispat ettiğini ortaya çıkardı. Önceki yıllarda yapılan araştırmalarda erkek yöneticilerin çalışanlar tarafından büyük bir farkla tercih edildikleri görülüyordu. Ancak, çalışkanlıkları ve yenilikçi yaklaşımlarıyla kendilerine iş yaşamında haklı bir yer edinen kadın yöneticiler, Secretcv&#8217;nin yaptığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Secretcv.com, 15 Haziran-26 Temmuz 2011 tarihleri arasında, 35.000 kişinin katılımıyla yaptığı anket sonucunda kadın yöneticilerin iş dünyasında, çalışanlar gözünde de rüştünü ispat ettiğini ortaya çıkardı. Önceki yıllarda yapılan araştırmalarda erkek yöneticilerin çalışanlar tarafından büyük bir farkla tercih edildikleri görülüyordu. Ancak, çalışkanlıkları ve yenilikçi yaklaşımlarıyla kendilerine iş yaşamında haklı bir yer edinen kadın yöneticiler, Secretcv&#8217;nin yaptığı araştırmada çalışanlardan da &#8220;güven oyu&#8221; almayı başardı. Secretcv&#8217;nin anket sonuçlarına göre günümüzde çalışanlar açısından yöneticinin cinsiyeti %45 oranında &#8221;önem taşımıyor&#8221; ve hatta çalışanların %16,6&#8242;sı için özellikle kadın yöneticilerle çalışmayı tercih ediyor.</strong></p>
<div>
<p>Dahası anket, kadın yöneticilerin çalışanlarıyla en çok <strong>&#8220;Daha iyi iletişim kurabilmeleri&#8221;</strong> (%66,37), çalışanlarına daha fazla inisiyatif hakkı tanımaları (%12,58), çalışanlarını daha az stres altında bırakmaları (%12,15) ve onlara daha az mobing uygulamaları nedeniyle tercih edildiğini de ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Anket hakkında detaylar:</strong></p>
<p><strong>Yöneticimin;</strong></p>
<ul>
<li><strong>Cinsiyetini hiç önemsemem. (%45,86)</strong></li>
<li><strong>Kadın olmasını isterim. (%16,6)</strong></li>
</ul>
<p>Çünkü&#8230;</p>
<p>Daha rahat iletişim kurabilirim. -  (%66,37)<br />
Mobbing&#8217;e daha az maruz kalırım. -  (%8,9)<br />
Stres yönetimini daha iyi yapabilirim. -  (%12,15)<br />
Daha fazla inisiyatif alabilirim. &#8211; (%12,58)</p>
<ul>
<li><strong>Erkek olmasını isterim. (%37,54)</strong></li>
</ul>
<p>Çünkü&#8230;</p>
<p>Daha rahat iletişim kurabilirim. &#8211; (%56,5)<br />
Mobbing&#8217;e daha az maruz kalırım. -  (%14,11)<br />
Stres yönetimini daha iyi yapabilirim. -   (%17,08)<br />
Daha fazla inisiyatif alabilirim. &#8211; (%12,4)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/08/08/kadin-yoneticilere-ne-kadar-guveniliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaza zayıf ve sağlıklı girmenin ipuçları</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/06/08/yaza-zayif-ve-saglikli-girmenin-ipuclari/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/06/08/yaza-zayif-ve-saglikli-girmenin-ipuclari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jun 2011 06:08:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[amerikan hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[diyet beslenme öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen zuhal güler çelik]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo verme]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yemek pişirme]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=5386</guid>
		<description><![CDATA[Amerikan Hastanesi Diyetisyen Zuhal Güler Çelik yaza zayıf ve sağlıklı girmenin ipuçlarını verdi. 1. Yemek yeme alışkanlıklarınızla ile ilgili davranış değişikliği yapın • Az ve sık yemek yiyin, öğün atlamayın. Bu yeme şekli, sizin için uygun olan günlük kalorinin, gün içine dağılmış olarak alınmasını ve vücutta depo edilmeden harcanmasını sağlayan çok önemli bir anahtardır. • [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Amerikan Hastanesi Diyetisyen Zuhal Güler Çelik yaza zayıf ve sağlıklı girmenin ipuçlarını verdi.</strong></p>
<p>1.	Yemek yeme alışkanlıklarınızla ile ilgili davranış değişikliği yapın</p>
<p>•	Az ve sık yemek yiyin, öğün atlamayın. Bu yeme şekli, sizin için uygun olan günlük kalorinin, gün içine dağılmış olarak alınmasını ve vücutta depo edilmeden harcanmasını sağlayan çok önemli bir anahtardır.</p>
<p>•	Hergün sebze ve meyve yemeye çalışın. Böylece vücudunuzun ihtiyacı olan posayı almış olursunuz.</p>
<p>•	Yemekleriniz için küçük tabak , salatalarınız için büyük tabak kullanmaya özen gösterin.</p>
<p>•	Küçük lokmalar halinde yemek yiyin, iyi çiğneyin, acele yemek yemeyin.</p>
<p>•	Yemek yerken başka birşeyle meşgul olmayın (TV izleme, gazete, kitap okuma gibi).</p>
<p>•	Yüksek kalori içeren hazır besinleri çok sık tüketmeyin.</p>
<p>•	Mutlaka kahvaltı yapın, öğünlerde aşırı yemek yememeye özen gösterin.</p>
<p>•	Yeterince ve bol su için</p>
<p>•	Sıkıntılı ve stresliyseniz bunu yemek yiyerek bastırmaya çalışmayın. Stresinizi atmak için kendinize farklı uğraşlar bulun.</p>
<p><strong>2.	Yemek pişirme yöntemlerinizle ilgili davranış değişikliği yapın</strong></p>
<p>•	Etli, kıymalı yemeklere yağ koymayın.</p>
<p>•	Diyetinizdeki doymuş yağ ve kolesterol miktarını azaltın. Yemeklerinizde zeytinyağı ve diğer bitkisel yağları da kullanın.</p>
<p>•	Zeytinyağlı sebze yemeklerine az yağ koyun (1 kilogram sebze için 2-3 yemek kaşığı zeytinyağı).</p>
<p>•	Her türlü kızartmadan uzak durun, evinizde kızartma yapmamaya çalışın. Dışarda yerken de çok sık olmamasına dikkat edin.</p>
<p>•	Kömür ateşinde, aşırı pişmiş etleri ve salamura ve tütsülenmiş yiyecekleri yemekten kaçının.</p>
<p>•	Tatlı yerine meyve veya daha hafif olan dondurma gibi sütlü tatlıları deneyin.</p>
<p>•	Fırında pişmiş börekleri tercih edin.</p>
<p>Amerikan Hastanesi<br />
Diyetisyen Zuhal Güler Çelik</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/06/08/yaza-zayif-ve-saglikli-girmenin-ipuclari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden şişmanlıyoruz?</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/06/06/neden-sismanliyoruz/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/06/06/neden-sismanliyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2011 11:31:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[şişman erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[şişman kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlık geni]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlık nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[harvard üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[kilolu kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[neden şişmanlıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obezite kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=5217</guid>
		<description><![CDATA[18. Avrupa Birliği Obezite Kongresi İstanbul’da gerçekleşti. Konuyla ilgili dünyanın çeşitli ülkelerinden değerli bilim adamlarının katıldığı etkinliğe şişmanlık genini bularak yeni bir çığır açan Harvardlı Türk bilimadamı Gökhan Hotamışlıgil de katılımcılarla buluştu. Stres şişmanlatıyor 18. Avrupa Birliği Obezite Kongresi Avrupa Obezite Araştırma Derneği ve Türk Obezite Araştırma Derneği işbirliğinde ve Prof. Dr. Volkan Yumuk başkanlığında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>18. Avrupa Birliği Obezite Kongresi İstanbul’da gerçekleşti. Konuyla ilgili dünyanın çeşitli ülkelerinden değerli bilim adamlarının katıldığı etkinliğe şişmanlık genini bularak yeni bir çığır açan Harvardlı Türk bilimadamı Gökhan Hotamışlıgil de katılımcılarla buluştu.</strong></p>
<p><strong><strong>Stres şişmanlatıyor<br />
</strong></strong>18. Avrupa Birliği Obezite Kongresi Avrupa Obezite Araştırma Derneği ve Türk Obezite Araştırma Derneği işbirliğinde ve Prof. Dr. Volkan Yumuk başkanlığında gerçekleşti. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunlarından biri olan obezitenin her yönüyle ele alındığı kongreye dünyanın farklı ülkelerinden bilim adamları ve sağlık profesyonelleri katıldı. Dört gün boyunca obeziteyle ilgili en son bulgu ve değerlendirmeler tartışma masasına yatırıldı.</p>
<p><strong>Şişmanlık en çok kadınları tehdit ediyor</strong><br />
Kongrenin ardından başkanlığını Gökhan Hotamışlıgil’in yaptığı uydu sempozyumda obezite ve diyabete bağlı üzerinde çok düşünülmeyen konular irdelenip tartışıldı. Dünyaca ünlü bilimadamlarından Gökhan Hotamışlıgil, “Obezitede stres ve enflamatuar” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.</p>
<p>Kongrede altı çizilen konulardan birisi de, Türkiye’de şişmanlığın son 10 yılda kadınlarda %65 oranında erkeklerde ise %30 oranında artış gösterdiği ve Türkiye’deki her üç kadından birinin obeziteden muzdarip olduğuydu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Gökhan S. Hotamışlıgil kimdir?<br />
</strong>Prof. Dr. Gökhan S. Hotamışlıgil, 1986 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Harvard Üniversitesi’nde ihtisas yapmıştır. Genetik ve Metabolizma Profesörü Hotamışlıgil’in, Harvard Üniversitesi’nde bir laboratuvarı bulunmaktadır. Vücudun enerji metabolizmasını denetleyen düzenleyici mekanizmaların incelendiği laboratuvarda, genetik bir özelliğin bir hücreden diğerine nakline, ayrıca metabolik dengenin moleküler ve genetik kontrol mekanizmalarına odaklanan biyokimyasal ve genetik çalışmalar yapılmakta; insanlardaki metabolik hastalıklarda görülen belli anormalliklerin neden ve çözümleri araştırılmaktadır.</p>
<p>KadınMAG</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/06/06/neden-sismanliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milletvekillerini bekleyen gizli tehlike</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/06/02/milletvekillerini-bekleyen-gizli-tehlike/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/06/02/milletvekillerini-bekleyen-gizli-tehlike/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jun 2011 09:49:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[şeker hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[check up]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mhp]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[pskolojik sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seks kasetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=5098</guid>
		<description><![CDATA[Seçime günler kala ortalık iyice kızıştı. Seks kasetleri birbiri ardına patlıyor. Bu nedenle 10&#8242;dan fazla milletvekili koltuğunu bırakmak zorunda kaldı. Meydanlarda ise siyasiler birbirlerine etmediği hakareti bırakmıyor. Bu kadar yoğun ve stresli bir tempoda halkla buluşan vekillerin, sağlıklarını ihmal etmemeleri gerekiyor. Kalp krizi milletvekillerinin hayatını tehdit ediyor Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Seçime günler kala ortalık iyice kızıştı. Seks kasetleri birbiri ardına patlıyor. Bu nedenle 10&#8242;dan fazla milletvekili koltuğunu bırakmak zorunda kaldı. Meydanlarda ise siyasiler birbirlerine etmediği hakareti bırakmıyor. Bu kadar yoğun ve stresli bir tempoda halkla buluşan vekillerin, sağlıklarını ihmal etmemeleri gerekiyor.</strong></p>
<p><strong> Kalp krizi milletvekillerinin hayatını tehdit ediyor</strong><br />
<strong>Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan Ökmen ve Uzman Psikolog Sevil Usanmaz milletvekili adaylarını bekleyen riskleri ve sağlık önerilerini anlattı&#8230;</strong></p>
<h2><span style="font-size: 13px; font-weight: normal;">Haziran ayında gerçekleşecek genel seçime hazırlanan milletvekilleri adayları yoğun strese bağlı olarak çeşitli sağlık problemleriyle karşı karşıya kalabiliyorlar. Özellikle stresin tetiklediği hipertansiyon ve kalp krizi geçirme riski taşıyan adayların, beslenme ve uyku düzeninden stres yönetimine kadar pek çok konuda dikkatli olmaları gerekiyor. Milletvekili adaylarının hastalık risklerini öğrenmenin en sağlıklı yolunun düzenli check-up programları olduğunu belirten <strong>Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan Ökmen </strong>ve <strong>Uzman Psikolog Sevil Usanmaz</strong>, şu bilgileri verdi:</span></h2>
<div>
<p><strong>Stres nelere yol açıyor?</strong></p>
<p>Doç. Dr.Ertan Ökmen, politikacıların her zaman kronik strese maruz kaldıklarını ancak seçim ve referandum gibi süreçlerde stres katsayısının arttığına dikkat çekiyor.  Doç. Dr. Ökmen, stresin neden olabileceği sağlık sorunları hakkında şu bilgileri verdi: “Ülkemizde her dört kişiden biri hipertansiyon hastası ve maalesef bunu bilmiyor. Bu oranı belli bir yaşın üzerindeki milletvekili adayları için düşünürsek, her 4 adaydan biri hipertansiyon riski taşıyor. Kaldı ki, stres sadece tansiyona neden olmuyor. Çeşitli ritim bozuklukları ve çarpıntılara da yol açıyor. Özellikle, kişi kalp krizi geçirmeye adaysa bu durumun ortaya çıkması kolaylaşıyor.”</p>
<p><strong>Adaylar mutlaka check-up yaptırmalılar</strong></p>
<p>Doç. Dr. Ökmen, “Milletvekili adayları uykusuz kalıyorlar, sürekli seyahat ediyorlar ve yoğun bir tempoda yaşıyorlar. Bu tempoda çay, kahve ve sigara tüketimleri de artıyor. Ciddi bir fiziksel ve psikolojik yüklenme söz konusu. Politikacılara bu dönemde önerebileceğimiz en önemli şey kapsamlı bir check-up yaptırmaları. Böylece sağlık konusunda hangi riskleri taşıdıklarını kolayca öğrenebilirler ve seçimle başlayan, mecliste devam edecek olan zorlu maratona sağlıkla hazırlanabilirler. Sigara içen, kolesterolü yüksek, şeker hastası, yüksek tansiyonlu, ailesindeki kişilerden herhangi biri kalp hastası, şişman ve stresli yaşayan kişilerin mutlaka check-up yaptırmasını öneriyoruz” diyor.</p>
<p><strong>Nasıl beslenmeliler?</strong></p>
<p>Milletvekili adaylarının nasıl beslenmesi gerektiği konusunda bilgi de veren Doç. Dr. Ertan Ökmen şöyle devam ediyor: “Yemek, uyku ve dinlenme adayların sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Günde en az altı saat uyumaya dikkat etmeliler.  Seyahat ve miting öncesi sık sık ve az az hafif yemekler yemek sağlıkları açısından doğru bir yaklaşım olur. Sindirim ve dolaşım sistemini çalıştıran, kan şekerini yavaş yükselten (düşük glisemik indeksli) lifli besinleri tercih edebilirler. Bol sıvı tüketmeliler. Tuzsuz yemek özellikle hipertansiyonu olan adaylar için hayati önem taşıyor.  Her zaman olduğu gibi yağlı yiyecekler ve kızartmaları tavsiye etmiyoruz. Ara öğün olarak da meyve, salata ve az miktarda kuruyemiş öneriyoruz. İkram edilen “her güzel yemeği” reddetmekten çekinmesinler.”</p>
<p><strong>Fiziksel ve psikolojik sağlık bir bütündür</strong></p>
<p><strong>Anadolu Sağlık Merkezi Uzman Psikoloğu Sevil Usanmaz </strong>da milletvekilleri için stresi hafifletecek yöntemleri anlatıyor. Bu dönemde milletvekili adaylarının zamana karşı yarıştıklarını, stresle sürekli savaş halinde olduklarını söyleyen Usanmaz şöyle devam ediyor; “Stres anında tüm vücut sistemleri bundan etkileniyor. Yapılan araştırmalara göre, kalp hastalarının stres karşısındaki eşikleri daha düşük. Bu nedenle iyi bir check-up’ın ardından milletvekili adaylarının işlerini ve zamanlarını programlamaları çok önemli. Stres karşısında gevşeme tekniklerini uygulamaları gerekiyor. Örneğin; günde beş defa nefes egzersizi yapabilirler. Nefes alırken burunlarından alıp yavaş yavaş tüm nefesi ağızlarından boşaltmalılar. İki dakika süren bu nefes egzersizini hemen her yerde yapabilirler. Günde 20 dakikalık yürüyüşler de stresle baş etmede çok işe yarayacaktır. Ayrıca bol su içmeliler. Su stres karşısında direnci artırıyor. Stresle baş ederken uyku da önemli. Seçime hazırlanan adaylar kendilerini ihmal etmemeliler, hem bedenlerine hem de ruhlarına çok iyi bakmalılar. Unutmamalıdır ki, fiziksel ve psikolojik sağlık bir bütündür.”</p>
<p>KadınMAG</p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/06/02/milletvekillerini-bekleyen-gizli-tehlike/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres alerjik egzemayı kötüleştirir mi?</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2011/03/14/stres-alerjik-egzemayi-kotulestirir-mi/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2011/03/14/stres-alerjik-egzemayi-kotulestirir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Mar 2011 12:17:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek-Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik egzema]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[egzema]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kronik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. yonca nuhoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik rahatsızlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=4076</guid>
		<description><![CDATA[©KadınMAG- Stres en çok alerjik hastalıklardan atopik dermatit yani alerjik egzamayı etkiliyor. Alerjinin oluşum sebeplerinin çok iyi bilinemediği yıllarda alerjik hastalıklar tamamen psikosomatik yani psikolojik durumun bedene yansıması olarak kabul ediliyordu. Şimdi ise alerjinin, genetik yapı ve çevre ilişkisi üzerine geliştiği bilinse de; hastaların psikolojik durumlarından belirgin bir şekilde etkilendiği de göz ardı edilememektedir. Yıllardır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2011/02/MG_4240.jpg"   ><img class="alignleft size-medium wp-image-4029" title="Prof. Dr. Yonca Nuhoglu 2" src="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2011/02/MG_4240-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>©KadınMAG- </strong><strong>Stres en çok alerjik hastalıklardan atopik dermatit yani alerjik egzamayı etkiliyor.</strong></p>
<p>Alerjinin oluşum sebeplerinin çok iyi bilinemediği yıllarda alerjik hastalıklar tamamen psikosomatik yani psikolojik durumun bedene yansıması olarak kabul ediliyordu. Şimdi ise <strong>alerjinin, genetik yapı ve çevre ilişkisi üzerine geliştiği bilinse de</strong>; hastaların psikolojik durumlarından belirgin bir şekilde etkilendiği de göz ardı edilememektedir.</p>
<p>Yıllardır sürdürülen bu gözlem birçok çalışmaya konu olmuş, sinir sistemi ile bağışıklık sistemi arasında var olduğu düşünülen bu bağ araştırılmıştır. Psikolojik durumun en çok etkilediği alerjik hastalık atopik dermatit yani alerjik egzamadır. <strong>Alerjik egzama kronik tekrarlayıcı bir cilt hastalığıdır</strong>.</p>
<p><strong>Alerjik Egzama Belirtileri</strong><br />
Kaşıntı, döküntü ve cilt kuruluğu ana belirtileridir. Kaşıntı gerek çocuk gerekse yetişkin hastayı gece uykularını bozacak şekilde, gündüz iş ve okul başarısını etkileyecek kadar rahatsız edebilir. Bunun yanı sıra ciltte yaralar oluşturan diğer bir çok cilt hastalığı gibi bu durum, hastanın toplum dışına itilmesine, sosyal izolasyon ve ayırımcılığa maruz kalmasına neden olmaktadır.</p>
<p>Psikolojik durum ile alerjik egzama ilişkisi çocuk yaş grubunda daha belirgindir. Atopik dermatitli birçok çocuk ve yetişkinde kaygı, depresyon ve duygusal hassasiyet vardır.  <strong>Stres ve bunun sonucu olarak kaygı ve depresyon bireyi alerjik hastalıkları alevlendirecek bazı davranış şekillerine yönlendirebilir.</strong> Kötü beslenme,  gece uykusuzluğu, sigara içme, hijyenik olmayan ortamlarda yaşama ve önerilen tıbbi tedavilere uymama gibi birçok davranış hem egzamayı kötüleştirecek hem de bir kısır döngü içerisinde kaygı ve depresyonu artıracaktır.</p>
<p>Alerjik egzaması olan çocuklarda kaşıntıya bağlı ciddi konsantrasyon kaybı ve okul başarısı düşüklüğü görülürken; yetişkin hastalarda aynı durum iş gücü kaybı olarak kendini göstermektedir. <strong>Çocukluk çağındaki kronik hastalıklar içerisinde atopik dermatit anne ve babaların yaşam kalitesini en çok bozan ve iş günü kaybına en çok neden olan hastalık olarak bildirilmektedir.</strong> Alerji genetik geçişli bir hastalık olduğundan bireyin hem kendinde hem de çocuğunda alerjik egzama olma olasılığı vardır. Bu durum bireyde hem bir hasta olarak hem de alerjik bir çocuğun annesi olarak daha da fazla stres yaratacaktır.</p>
<p><strong>Alerjik Egzamayı Kontrol Altına Almak Çok önemlidir</strong></p>
<p>Alerjik egzamadaki bu kısır döngüyü kırmanın en önemli yolu <strong>egzamayı kontrol altına almaktır</strong>. Kaşıntının ve cilt döküntüsünün giderilmesi stresi azaltacaktır. Stres azaldıkça hastalık daha da iyiye gidecektir. Alerjik egzama tedavisinde özellikle uyku yapan ve sakinleştirici özelliği olan alerji ilaçları tercih edilir. Bu ilaçlar daha hızlı iyileşme sağlayacaktır. Ancak bu ilaçlar özellikle çocuklarda sınav dönemlerinde kullanılmamalıdır, çünkü sınav sırasında uyku hali, sersemlik gibi yan etkiler görülebilir. Egzama alevlenmelerinde ciltten haricen sürülen kortizonlu kremler 1 haftayı geçmeyecek şekilde ara ara kullanılabilir ancak mümkün olduğunca alevlenme olmamasını sağlayacak kökten çözümler aranmalıdır. Kökten çözüm arayışında alerjik olunan maddeden uzak durma ve dilaltı alerji aşısı uygulaması alerjik astım tedavisindeki kadar başarılı olmasa da oldukça iyi sonuçlar alınabilmektedir.</p>
<p><strong>Alerjik egzama sadece alerjik değil, psikosomatik bir hastalık olarak da kabul edildiğinden bu tedavilerin yanı sıra gerek çocuk gerekse erişkin hastaların mutlaka psikolojik destek almaları, stresi azaltacak davranış şekilleri ve yaşam stilleri oluşturmaları gerekmektedir.</strong></p>
<p><strong>Saygılarımızla,<br />
Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu 1966 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1984 yılında “Üsküdar Amerikan Kız Koleji”nden mezun oldu.  Yüksek öğrenimini 1984 -1990 yılları arasında “İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi”nde tamamladı. 1996 yılında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak S.B Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde göreve başladı.</p>
<p>1996 – 1998 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Alerji-İmmünoloji Bilim Dalı’nda Çocuk Alerjisi ve İmmünolojisi dalında yan dal eğitimi aldı. “Çocuklarda Akut Astım Atağı Tedavisinde Yüksek Doz Inhale Budesonid’in Etkinliği” isimli tez çalışması ile 1999 tarihinde Çocuk Alerjisi Uzmanı oldu.  Çok iyi düzeyde İngilizce bilen Dr. Yonca Nuhoğlu’nun çocuk astımı ve alerjisi konusunda yaptığı çok sayıda çalışma, yurt dışı ve ulusal dergi ve kongrelerde sunulmuştur.</p>
<p>Nisan 2002 tarihinde doçentlik ünvanını alan Dr. Yonca Nuhoğlu,  2008 yılında Profesör olmuştur.  2008 -2009 yılları arasında İstanbul Bilim Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığı yapmıştır.</p>
<p>Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu; İstanbul Tabip Odası, Türk Pediatri Kurumu, Çocuk Solunum Yolu Hastalıkları Derneği, Ulusal Alerji ve İmmünoloji Derneği ve “European Academy of Allergy and Clinical Immunology” (Avrupa Alerji ve Klinik İmmunoloji Derneği) üyesidir.</p>
<p>Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu  Avrupa Alerji ve Klinik İmmunoloji Akademisi  (European Academy of Allergy and Clinical Immunology)’den verilen “Avrupa Çocuk Alerjisi Uzmanlık Diploması”  sahibidir.</p>
<p>©KadınMAG</p>
<p><span style="color: #ff0000;">YASAL UYARI: Haber sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yayınlanan özel haber, köşe yazıları ve özel fotoğraflar, sitemiz kaynak gösterilmek ve ilgili sayfamıza link verilmek koşuluyla yayınlanabilir. Aksi durumlarda art niyetli kişi ve/veya kuruluşlar ile ilgili her türlü yasal haklarımız saklıdır. Güncel ya da son dakika haberlerde kaynak olmadığı takdirde bizimle iletişime geçebilirsiniz.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2011/03/14/stres-alerjik-egzemayi-kotulestirir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk acısından bir saatte kurtulabilirsiniz</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2010/09/22/bir-saatte-kotu-alisanliklarinizdan-kurtulabilirsiniz/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2010/09/22/bir-saatte-kotu-alisanliklarinizdan-kurtulabilirsiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Sep 2010 08:11:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşk acısı]]></category>
		<category><![CDATA[aşk acısı ile başetme yolları]]></category>
		<category><![CDATA[aşk acısından kurtulmanın yolları]]></category>
		<category><![CDATA[alkol]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık acısı]]></category>
		<category><![CDATA[ünlülerin terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[destinasyon spa]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal terapist]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel terapist]]></category>
		<category><![CDATA[fobi]]></category>
		<category><![CDATA[hakan balcan]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kötü alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kötü alışkanlıklardan kurtulma]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[nua wellness spa]]></category>
		<category><![CDATA[paul emery]]></category>
		<category><![CDATA[problem çözme]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik destek]]></category>
		<category><![CDATA[richmond]]></category>
		<category><![CDATA[sapanca]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[yeme problemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=1791</guid>
		<description><![CDATA[Destinasyon Spa kavramının yaratıcısı Richmond Nua Wellness-Spa, 16-31 Ekim tarihleri arasında ünlü Kuantum Duygusal ve Fiziksel Terapisti (QEPR) Paul Emery’yi ağırlıyor. Bu terapinin kurucusu ve uygulayıcısı olan Paul Emery sadece bir saatte dilediğiniz bir kötü alışkanlığınızdan kurtulmanızı sağlıyor. Ünlülerin terapisti Türkiye’de Pek çok film yıldızı, süper model ve televizyon dünyasının önde gelen isimlerinin terapisti olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2010/09/ask_acisi.jpg"   ><img class="alignleft size-medium wp-image-1799" title="ask_acisi" src="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2010/09/ask_acisi-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a>Destinasyon  Spa kavramının yaratıcısı Richmond Nua Wellness-Spa, 16-31 Ekim  tarihleri arasında ünlü Kuantum Duygusal ve Fiziksel Terapisti (QEPR)  Paul Emery’yi ağırlıyor. Bu terapinin kurucusu ve uygulayıcısı olan Paul  Emery sadece bir saatte dilediğiniz bir kötü alışkanlığınızdan  kurtulmanızı sağlıyor.</strong></p>
<p><strong>Ünlülerin terapisti Türkiye’de</strong><br />
Pek  çok film yıldızı, süper model ve televizyon dünyasının önde gelen  isimlerinin terapisti olan Paul Emery çok özel bir programla Türkiye’ye  geliyor. Kuantum Duygusal ve Fiziksel Terapi’nin (QEPR) kurucusu olan  Emery; sigara, yeme problemi, alkol gibi fiziksel, stres, kaygı, fobi  hatta aşk acısı gibi duygusal bağımlılıkların özel bir terapi sonucunda  ortadan kaldırılmasını sağlıyor. Emery aynı zamanda migren, boyun  ağrıları ve psikolojik yeme bozukluğu gibi konularda da terapiler  uyguluyor.</p>
<p><strong>Bir saatte hayat değiştiren sonuçlar</strong><br />
Paul  Emery’nin uyguladığı terapi için tanımı ise ‘hayat değiştiren sonuçlar’.  Duyanların inanmakta zorluk çektiği bu ayrıcalıklı teknik ile buluşmak  için ise sayılı gün kaldı.</p>
<p>Ünlü terapisti 16-31 Ekim tarihlerinde  Detoks Günleri bünyesinde ağırlayacak olan Richmond Nua  Wellness-Spa’nın Genel Müdürü Hakan Balcan, “Emery’yi Türkiye’ye  getirdiğimiz için son derece memnunuz. Seanslara büyük ilgi var.  Taleplerde yoğunluk erkeklerde sigarayı bırakmak, bayanlarda ise  beslenme bozukluklarını gidermek üzerine. Sapanca’nın temiz havası ve  huzurlu ortamında gerçekleşecek olan bu konaklamalı programı bir tanışma  olarak görüyoruz. Terapilere gelen yoğun ilgi nedeniyle önümüzdeki  dönemlerin çalışmalarına çoktan başladık bile!” dedi.</p>
<p>KadınMAG</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2010/09/22/bir-saatte-kotu-alisanliklarinizdan-kurtulabilirsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonbahar hastalıklarına karşı korunun</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2010/09/21/sonbahar-hastaliklarina-karsi-korunun/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2010/09/21/sonbahar-hastaliklarina-karsi-korunun/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Sep 2010 07:58:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik reaksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[başağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli uyku]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[farenjit]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[gripten korunma]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[larenjit]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimsel hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[mikrop]]></category>
		<category><![CDATA[orta kulak iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[otitis media]]></category>
		<category><![CDATA[pnomoni]]></category>
		<category><![CDATA[polis]]></category>
		<category><![CDATA[pronşit]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tonsillit]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[zatürree]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=1774</guid>
		<description><![CDATA[Sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk algınlığı, nezle, grip (influenza), tonsillit ( bademcik iltihabı ), farenjit (boğaz iltihabı ), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin iltihabı ), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı ) bronşit ve pnomoni (Zatürree) dir. Sonbaharda neden daha fazla hasta oluruz? Sonbahar hastalıkları denilince akla ilk olarak bu mevsimde iklimsel, sosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2010/08/kadın_beyin_hsataliklari_migren.jpg"   ><img class="alignleft size-medium wp-image-610" title="kadın_beyin_hsataliklari_migren" src="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2010/08/kadın_beyin_hsataliklari_migren-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a>Sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk algınlığı, nezle, grip (influenza), tonsillit ( bademcik iltihabı ), farenjit (boğaz iltihabı ), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin iltihabı ), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı ) bronşit ve pnomoni (Zatürree) dir.</strong></p>
<p><strong>Sonbaharda neden daha fazla hasta oluruz?</strong><br />
Sonbahar hastalıkları denilince akla ilk olarak bu mevsimde iklimsel, sosyal ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan veya sıklığı artan hastalıklar gelmektedir.  Bunların çoğunluğu enfeksiyon hastalıkları, yani mikrobik hastalıklardır. Sonbaharda havanın soğuması, hava kirliliğinin artması, toplu ve sıkışık ortamlarda yaşam, okulların açılması ile özellikle çocukların rezervuar olduğu soğuk algınlığının sürekli bulaşması bu hastalıkların oranını artırmaktadır. Vücudumuzun direncini kıran bir çok değişiklik de bu artışa katkıda bulunur. Güneş ışınlarından daha az yararlanırız, fiziksel stres sıcak havalara göre daha fazladır, cilt soğuğa bağlı olarak kurur ve bütünlüğü kolayca bozularak enfeksiyon ve alerjik reaksiyonlara eğilimi artar, burun ve ağız içini döşeyen mukoza dediğimiz dokuların soğukla kuruması ve koruyucu mekanizmaların iyi çalışamaması mikropların vücuda kolayca girişine neden olur, beslenmede daha ağır ve sağlıksız besinlere yönelinir, hareketsizlik artar ve metabolizma kötü yönde etkilenir.</p>
<p>Sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk algınlığı, nezle, grip (influenza), tonsillit ( bademcik iltihabı ), farenjit (boğaz iltihabı ), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin iltihabı ), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı ) bronşit ve pnomoni (Zatürree) dir.</p>
<p><strong>Hastalık belirtileri nelerdir?</strong><br />
Soğuk algınlığı, nezle ve grip virus denilen çok küçük mikroplarla oluşan hastalıklardır. Belirti olarak halsizlik , ateş boğazda yanma, burun tıkanıklığı veya akması, kas ağrıları olur. Bakteri denilen, antibiyotiğin etkilediği mikroplarla olan tonsillit, farenjit larenjit gibi enfeksiyonlarda ise şiddetli ateş ve boğaz ağrısı, ses kısıklığı, gıcık tarzında öksürük ve kırgınlık oluşur. Orta kulak iltihabında ise en belirgin özellik şiddetli kulak ağrısıdır. Akut Sinüzitte başağrısı burun tıkanıklığı başın ön kısmı ve elmacık kemikleri üzerinde dolgunluk hissi tipiktir. Akut bronşit ve zatürreede öksürük, kirli renkte balgam, nefes darlığı, göğüs ağrıları tabloya eklenir.</p>
<p><strong>Tedavi nasıl yapılır? </strong><br />
Virüslerle oluşan enfeksiyonlar antibiyotiğe ihtiyaç göstermeden iyileşirler. İstirahat, bol sıvı alımı, vitaminler, ağrı kesiciler ve halk arasında antigripal adı ile bilinen dekonjestan- antihistaminik ilaçlarla iyileşir. Yalnızca gripte (influenza) özel virus ilaçları kullanılır.</p>
<p>Basit enfeksiyonlarda belirtiler 2-3 günde hafifler ve geriler. Daha çok bakterilerle olan tonsillit, farenjit, sinüzit ve orta kulak iltihabı gibi enfeksiyonlarda ise antibiyotik gerekebilir. Bu nedenle doktora başvurmak lazımdır. Temel prensip olarak 2-3 günde gerilemeyen belirtiler sözkonusu ise bir sağlık kuruluşuna başvurulması önerilir. Özellikle grip (İnfluenza) ve bakteriyel enfeksiyonlarlar tedavi edilmezse enfeksiyonların ilerlemesi sonucu ölüme kadar giden komplikasyonlara yol açabilirler.</p>
<p><strong>En sık çocuklar hastalanıyor</strong><br />
Bu enfeksiyonlar en sık çocuklarda görülür. Yaşlılar ve şeker hastalığı , astım gibi kronik hastalığı olanlar diğer risk grubunu oluştururlar. Erişkinlerde ise vücudu dirençsiz kılan aşırı yorgunluk, stress, beslenme düzensizliği, soğuğa maruz kalma gibi durumlarda hastalık görülme sıklığı artar.</p>
<p><strong>Toplumsal işler yapanlar dikkat</strong><br />
Meslek grubu olarak sağlık çalışanları, polis, itfaiye görevlileri, öğretmen ve asker gibi toplumsal işler yapan ve dış etkenlere daha çok maruz kalan gruplar risk altındadır. Okullar, kalabalık işyerleri ve ofisler, fabrikalar, bakımevleri gibi yerler, hastalığın kolayca yayıldığı ortamlardır.</p>
<p><strong>Gripten aşı ile korunabilirsiniz</strong><br />
Grip bu hastalıklar içerisinde aşı ile korunulabilen en önemli hastalıktır. Hastalığın toplumda yayılmasını önlemek ve risk grubu olarak adlandırılan insanları korumak için her yıl grip aşısı yapılması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Grip aşısınının önerildiği gruplar :</strong><br />
•	6 ay- 18 yaş arası çocuklar ve gençler<br />
•	Kronik akciğer hastalığı olanlar ( Kronik Bronşit, Astım vb.)<br />
•	Bütün kalp damar hastaları (Yalnızca Hipertansiyonu olan hastalarda mutlak zorunlu değildir)<br />
•	Kronik böbrek, karaciğer hastalığı ve şeker gibi metabolik hastalığı olanlar<br />
•	Vücudu savunma sistemini zayıflatan kortizon veya immunsupresif denilen ilaçları kullananlar<br />
•	AIDS, kanser gibi vücudu direncini düşüren hastalığı olanlar<br />
•	Solunum sistemi çalışmasını bozan akciğer5 dışı hastalığı olanlar (Omurilik felçlileri, kas ve sinir sistemi hastalığı olanlar)<br />
•	Huzurevi ve bakımevinde kalanlar<br />
•	Hamileliğinde 3 ayı tamamlayan tüm hamileler<br />
•	Grip sezonu (sonbahar ve kış) hamile kalma olasılığı olanlar<br />
•	50 yaş üstü erişkinler<br />
•	Sağlık personeli ve itfaiye polis gibi önemli, yaygın kamu hizmeti yapanlar</p>
<p>Liste her geçen gün genişlemekte ve toplumda korunma amacıyla nüfusun kalabalık olduğu yarlarde neredeyse toplumun tümünü aşılamaya doğru bir gidiş olduğu gözlenmektedir.</p>
<p><strong>Grip aşısı bazı gruplara yapılmamaktadır. Bu gruplar şu şekilde sıralanabilir :</strong><br />
•	Yumurtaya ciddi allerjisi olanlar<br />
•	Daha önce grip aşısına allerjik reaksiyon gösterenler<br />
•	Grip aşısından 6 aysonraya kadar olan dönemde Guillan Barre denilen kas hastalığı geçirmiş olanlar.<br />
•	6 aydan küçük çocuklar.<br />
•	Ateşli hastalık geçirenler ( Ateşli hastalık tamamen düzelene kadar aşı yapılmaz )</p>
<p><strong>Hastalıklardan korunmak için ne yapmalıyız?</strong><br />
Sonbaharda artan bu tip hastalıklardan korunmak için vücut direncini arttırmak gerekir. İyi beslenme, vitamin destekleri, düzenli uyku, spor ve mevsim şartlarına uygun giyinmek basit, bilinen ama etkili yollardır. Enfeksiyonu olan kişilerin solunum yolu temasının engellenmesi ( maske kullanmak, evde istirahat ederek kalabalık ortamlardan uzaklaşılması , hapşırma sırasında ağız ve burunun kağıt mendille kapatılması vb.) ve ellerini sık yıkayarak mikropları çevresindekilere kirli ellerle bulaştırmaması en önemli korunma yoludur. Bu sayede özellikle kalabalık bölgelerde hastalığın yaygın hale gelmesi engellenebilir.</p>
<p><strong>Amerikan Hastanesi</strong><br />
İç Hastalıkları Uzmanı<br />
Dr. Bülent Yardımcı</p>
<p>KadınMAG</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2010/09/21/sonbahar-hastaliklarina-karsi-korunun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karında şişkinlik ve yağlanma neden olur?</title>
		<link>http://www.kadinmag.com/2010/06/29/karinda-siskinlik-ve-yaglanma-neden-olur/</link>
		<comments>http://www.kadinmag.com/2010/06/29/karinda-siskinlik-ve-yaglanma-neden-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 08:22:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dr. Selmin Çetin Doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[şişkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[doktor tavsiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[ekşime]]></category>
		<category><![CDATA[gaz sıkışması]]></category>
		<category><![CDATA[göbek]]></category>
		<category><![CDATA[göbek bölgesinde yağlanmayı azaltmak]]></category>
		<category><![CDATA[göbekte yağlanmayı önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[ideal kilo]]></category>
		<category><![CDATA[karın şişkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[karın şişkinliğini azaltmak]]></category>
		<category><![CDATA[kilo vermek]]></category>
		<category><![CDATA[rejim]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[yanma]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinmag.com/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Bir çok kişi özellikle yemeklerden kısa bir süre sonra karnın üst kısımlarında ve-veya göbek çevresinde hissedilen şişkinlikten şikayetçidir. Karnın gözle görülür derecede şişmesi, ağrı, ekşime, yanma ve rahatsızlık hissi şişkinliğe eşlik edebilir. Bazen de gaz sıkışması hissi ve geğirme isteği şişkinlikle birliktedir. Bu, özellikle çalışan ve sosyal ortamlarda bulunan insanlar için çok can sıkıcı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2010/06/karinda_siskinlik-.jpg"   ><img class="alignnone size-full wp-image-170" title="karinda_siskinlik-" src="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2010/06/karinda_siskinlik-.jpg" alt="" width="610" height="345" /></a><br />
Bir çok kişi özellikle yemeklerden kısa bir süre sonra karnın üst kısımlarında ve-veya göbek çevresinde hissedilen şişkinlikten şikayetçidir. Karnın gözle görülür derecede şişmesi, ağrı, ekşime, yanma ve rahatsızlık hissi şişkinliğe eşlik edebilir. Bazen de gaz sıkışması hissi ve geğirme isteği şişkinlikle birliktedir. Bu, özellikle çalışan ve sosyal ortamlarda bulunan insanlar için çok can sıkıcı ve güç bir durumdur. Eğer özellikle yemekleri takiben gaz sıkışması ve ağrıyla birlikte şişkinlik şikayetiniz oluyorsa hemen alacağınız bazı önlemlerle şikayetlerinizin üstesinden gelebilirsiniz:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1)	YAVAŞ YİYİN: </strong>Yemeğe ayırabileceğiniz süre ne kadar kısa olursa olsun, sizi bekleyen işler ne kadar yoğun, önemli ve acele olursa olsun yemeğinizi sakin yiyin. Yemeğinize odaklanın, her lokmanın tadını alın. Her lokmayı uzun uzun çiğneyin. Hatta isterseniz çiğnerken sayın; önce her lokmayı en az 10 kez çiğnemeye alışın, sonra bunu arttırabildiğiniz kadar arttırın. Yavaş yiyerek daha az hava yutacaksınız. Çok çiğneyerek sindirimin ağızda başlamasını sağlayacak, mide ve barsaklarınıza aşırı yük bindirmeyeceksiniz. Her lokmayı görerek, koklayarak, ağzınızda tüm lezzetini hissederek ağır ağır yemeniz de az gıdayla daha çabuk doymanızı sağlayacak; böylece doyma hissini sağlamak için çok miktarda yemek zorunda kalmayacaksınız. Sadece yavaş yiyerek bile şişkinlik ve gaz şikayetlerinizden kurtulmanız mümkün!</p>
<p><strong>2)	YEMEK YERKEN KONUŞMAYIN: </strong>Bir yandan sohbet edip bir yandan yemek çok miktarda hava yutulmasına neden olur. Ne kadar hızlı konuşuyor ve kahkahalar atıyorsanız yemek sonrası şişkinlik şikayetiniz o kadar çok olacaktır! Dost ortamlarında veya iş yemeklerinde lokmanızı çiğnerken konuşmaktan kaçının. Yemekler gelmeden önce ve yemek tabakları boşaldıktan sonra konuşmak, şişkinlik şikayetinizle baş etmek için yararlı olacaktır.</p>
<p><strong>3)	BİR OTURUŞTA ÇOK MİKTARDA YEMEYİN: </strong>Sofrada seçenekleriniz az olsun. Çok klasik bir söz haline geldi artık ama evet gerçekten sık sık az az yiyin. Sofradan ¾ doymuş olarak kalkın ve  sonrasında en az 1.5 saat bir şey yemeyin. Uzun süren açlıktan sonra birden çok miktarda yemek, şişkinliğe, gaz sancılarına, ağrıya, mide yanmalarına, yemek sonrası kıyafetine sığamamaya davetiye çıkarmak demektir. Mümkün olduğunca 3-4 saatten uzun aç kalmayacak şekilde ara öğünler planlayın. Hiçbir zaman tıka-basa doymayın. Öğünlerinizde 1 veya 2 çeşit olsun. Bol çeşit olan bir sofrada her çeşitten az yeseniz bile toplamda çok yemiş olursunuz ve şikayetleriniz bir türlü geçmez.</p>
<p><strong>4)	NE YEDİĞİNİZE DİKKAT EDİN: </strong>Her bünyenin bir gıdaya verdiği cevap farklı olabilir. Bir kişi süt içtiğinde şişkinliği ve ağrısı azalıp rahatlarken diğeri süt içtikten veya sütlü gıdalar tükettikten sonra şişkinlik şikayeti başlayabilir. Yediklerinizin üzerinizdeki etkilerine dikkat edin; sizi rahatsız eden, yedikten sonra şiddetli şişkinlik ve-veya başka şikayetlere yol açan gıdaları mümkün olduğunca sofranızdan uzaklaştırın. Hemen hemen herkeste şikayetlere yol açan gıdalar abur-cubur tarzı gıdalardır; bunları hayatınızdan çıkarın. Aşırı tuzlu gıdaları, salamura ve işlenmiş gıdaları tercih etmeyin. Bol yağlı gıdalar da sindirim sürecini olumsuz etkileyerek şişkinlik şikayetlerinizi tetikleyecektir; içinde bol yağ olduğunu bildiğiniz gıdalardan ve her türlü kızartmadan kaçının.</p>
<p><strong>5)	STRESİNİZİ SOFRAYA GETİRMEYİN:</strong> Yemeğinizi ruhen de sakin yemelisiniz. Çok stresli bir iş gününde olabilirsiniz veya çocuğunuz yemek yemediği için gergin olabilirsiniz ya da herhangi bir stres kaynağıyla mücadele ediyor olabilirsiniz. Lütfen sofraya oturduğunuzda bunu hiç düşünmeyin! Ya tamamen yediklerinize odaklanın ya da sizi mutlu eden, güzel şeyler düşünün. Şişkinlik, gaz ve hazımsızlık şikayetleri stresli, gergin kişilerde daha çok görülür. Sofrada stres nedenlerinizi unutmaya ve sonrasında da stresle etkin baş etme teknikleri öğrenmeye çalışın. Bu teknikleri öğrenmek için kitaplar okuyabilir ya da bir psikoloğa danışabilirsiniz.</p>
<p><strong>6)	İDEAL KİLONUZU KORUYUN:</strong> Şişkinlik, gaz ve hazımsızlık şikayetleri aşırı kilolu kişilerde daha fazla görülmektedir. Beden kitle indeksiniz arttıkça şişkinlik şikayetiniz de artacaktır. Bazı kişilerde hatta sadece 3-5 kilo fazlalık bile şişkinlik ve rahatsızlığa neden olabilmektedir. Beden kitle indeksinizi normal sınırlarda tutmak için çaba gösterin.</p>
<p>Şişkinlik şikayeti dönemsel de olabilir. Özellikle kadınlarda her ay adet dönemi öncesinde artan ödemle birlikte şişkinlik görülebilir. Ödem, şişkinlik şikayetinin bir diğer nedenidir. Bazı kişiler lodoslu havalarda ödeme bağlı şişkinlik yaşayabilirler. Bazıları ise stresin arttığı dönemlerde karında, yüzde, el ve ayaklarda şişkinlik ortaya çıktığını, strese sebep olan sorun çözüldüğünde şişkinliğin kendiliğinden geçtiğini görebilirler. Dağcılık sporu yapanlar da yüksek rakımlı yerlere tırmandıkça artan ödemden şikayet edebilirler. Uzun süreli olarak kortikostreoid grubu ilaçlar veya yüksek tansiyon ilaçları kullananlarda da ödem görülebilir. Kişi, ilacın bu yan etkisinden hekimini hemen haberdar etmelidir. Nemli sıcak günlerde bir çok kişide ödeme bağlı şişkinlik görülebilir. Aşırı tuz kullanan ve-veya hareketsiz bir hayat süren kişilerde de ödeme bağlı şişkinlik sık karşımıza çıkar. Bununla beraber, uzun süren ödem durumunda bunun bir kalp, böbrek, karaciğer, tiroid hastalığına veya bir enfeksiyona bağlı olup olmadığının araştırılması için doktora mutlaka başvurulmalıdır.</p>
<blockquote><p>Adet öncesi dönemde ortaya çıkan şişkinliklerde ilk önerimiz tuzun azaltılması ve bol su içilmesidir. Günde en az bir, tercihen iki litre su içilmesi şişliğin atılmasına yardımcı olacaktır. Bu dönemde gazlı içecekler, kahve-çay, alkol, tuzlu gıdalar (cipsler, salam-sucuk-sosis, turşu vb.), çokça hayvansal protein, süt ve süt ürünleri ve (adet öncesinde kadınların canı genellikle çok istese de) bol bol çikolata tüketmek şişkinliği arttıracaktır; bunlardan kaçınmak gerekir. Kendinizi dinleyin; eğer bu dönemde çiğ yemek sizde çeşitli sindirim şikayetlerine yol açmıyorsa 1) taze meyveler, 2) başta salatalık ve maydonoz olmak üzere çeşitli taze yeşilliklerle yapılmış salatalar kurtarıcınız olabilir. Çiğ yemek şişkinlik yapıyorsa başta kabak olmak üzere sebzeler haşlanıp üzerine zeytinyağı ve limon dökülerek yenebilir.  Düzenli hareket edin, her gün veya 2 günde bir en az yarım saat fiziksel egzersiz yapan kişiler adet öncesi dönemini ve adetin ilk günlerini çok daha rahat geçirirler.</p></blockquote>
<p>Şişkinlik çeşitli hastalıklara da bağlı olabilir. Gastro-enteroloji uzmanları bu şikayetin nedenlerini, mideden kaynaklanan (fonksiyonel dispepsi, ülser, gastrit, mideye safra reflüsü, mide boşalmasında gecikme gibi nedenlere bağlı) ve karından kaynaklanan şişkinlik (pankreas, safra kesesi, barsak hastalıkları ve parazit  enfeksiyonlarına bağlı) olarak 2 grupta inceliyorlar. Bir sonraki yazıda şişkinlik şikayetine neden olan bu hastalıkları birlikte inceleyelim.</p>
<p><strong>Dr. Selmin Çetin Doğan/KadınMAG</p>
<p></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2010/06/sait_abasiyanik.jpg"   ><img class="size-full wp-image-171 alignleft" title="sait_abasiyanik" src="http://www.kadinmag.com/wp-content/uploads/2010/06/sait_abasiyanik.jpg" alt="" width="270" height="419" /></a>DOKTOR TAVSİYESİ: KUMPANYA-SAİT FAİK ABASIYANIK</strong></p>
<p>Sait Faik, Türk öykücülüğünde yepyeni bir yol açmış ve çok sevilmiş yazarlardan biri… Yaşadığı dönemden önce ve o dönemde yazılanların hiç birine benzemeyen öyküleri Türk edebiyatında bir dönüm noktası olmuş. Doğayı, insanları, başta İstanbul olmak üzere şehirleri hem herkesin anlayabileceği, basit bir anlatımla hem de pırıl pırıl, akıcı ve şiirsel bir dille ustalıkla anlatır.</p>
<p>Öykü kahramanlarını iyilikleriyle kötülükleriyle oldukları gibi, doğal ve gerçekçi bir tarzda betimler. Toplumsal sorunlarla değil bu sorunların bireylerin hayatlarındaki izdüşümleriyle ilgilenir. Kişisel çelişkileri, içsel çatışmaları, değişik ruh hallerini, zaman zaman kendisinden yola çıkarak, çok başarılı bir şekilde işler. Öykülerinde insan sevgisi ve yaşama sevinci, en zor durumlarda bile her zaman kendini duyurur. Birkaç yıl yaşadığı İsviçre şehri Lozan ve Fransa şehri Grenoble da öykülerinde yer bulmuş, fakat Sait Faik asıl olarak İstanbul’u anlatmıştır. Birçok büyük yazar gibi, kendi yerel çevresinden yola çıkarak evrenselliğe; kendi insanlarını anlatarak evrensel insana ulaşmayı başarmıştır. Öyküleri yurt dışında da yankı bulmuş, 1953’te ABD’deki Uluslararası Mark Twain Derneği tarafından çağdaş edebiyata yaptığı katkılardan ötürü onur üyeliğine seçilmiştir.</p>
<p>Öykü yazarken hiçbir kalıba bağlı kalmamış, dostu Orhan Veli’nin şiirde yaptığını Sait Faik öyküde yapmış, tüm kalıpların kırılarak öykücülüğün yepyeni bir yola ve yeni arayışlara girmesine olanak sağlamıştır. Kendine özgü bir biçem yaratabilmeyi başarmıştır. Sait Faik öykücülüğünü en iyi betimleyen sözcükler bence samimiyet, insan sevgisi, hümanizm, yaşama sevinci, hüzün ve umut’tur.</p>
<p>Kumpanya, Sait Faik’in hümanist yönünü en güzel ortaya koyan kitaplarından biri… İlk kez 1951’de yayınlanmış olan kitapta 3 öykü var: Kumpanya, Kriz ve Gauthar Sirki. İlk iki öykü ağırlıklı olarak İstanbul’da, üçüncü öykü ise, Sait Faik’in 3 yıl çok severek yaşadığı ve öykülerinde zaman zaman bahsettiği Fransız şehri Grenoble’da geçiyor. İstanbul ve Grenoble öykülerde adeta başlı başına bir öykü kahramanı gibi yer alıyorlar. Kitaba adını veren ilk öyküde, 50’li yıllarda Osmanlı’dan miras kalan ve artık can çekişen tuluat geleneğiyle modern tiyatronun Türkiye’deki emekleme adımlarının çelişkilerini ve işbirliğini; eski neslin tiyatroya ve tiyatroculara olan aşağılayıcı, dışlayıcı bakış açısıyla yeni neslin tiyatronun sanat yönünü anlamaya başlamış olmasının getirdiği hayran bakış açısının çelişkisini; entrikacı ve içten pazarlıklı insanlarla zaman zaman entrikalar kurmaya çalışsalar da özünde mert, içten, temiz insanların çelişkisini ve tiyatro kumpanyasını oluşturan kişilerle çevrelerindekilerin insanlık hallerini okuyoruz.</p>
<p>İkinci öykü Kriz;  Emekli Miralay Rıza Bey’le başlıyor ama ilerleyen sayfalarda asıl kahramanın oğlu Necmi olduğunu anlıyoruz. Öyküde ailenin yaşadığı Karagümrük, mahalle kahvesi, yüzü kızıl yaralarla dolu olduğu için herkesin kendisine bakmasına alışmış olan adam, birbirinden güzel iki hamal çocuk, Necmi’nin iç dünyası, düşünceleri, duyguları, dünyayı algılayışı ve aşkı yakalayışı sadelikle çok güzel anlatılıyor. Bence Kriz öyküsü, Sait Faik’in Hümanizm’in temel değerlerine net bir şekilde sahip çıktığı öykülerinden biri…  Necmi, bir tartışma sırasında babasına, savaş durumunda bir çocuğun canını kurtarmakla Süleymaniye Camii’ni kurtarmak arasında kalsa hangisini seçeceğini sorar. Baba Süleymaniye’yi seçerken, babasının azarlamalarına rağmen en ufak bir geri adım atmaksızın Necmi insanı kurtarmayı seçer. Akşam ikisi şair, biri eleştirmen, biri de tarih öğretmeni olan dostlarıyla buluştuğunda aynı soruyu Louvre müzesinde yangın çıksa, Mona Lisa tablosunu mu kurtarırdınız yoksa içeride mahsur kalmış bir çocuğu mu diye sorar. Şairlerden biri düşünmeden Mona Lisa’yı seçer. Diğeri biraz düşünerek aslında seçimin herhangi bir çocukla Leonardo da Vinci arasında olduğunu ve kendisinin da Vinci’yi kurtarmayı seçeceğini söyler. Eleştirmen önce çocuğun geleceğe yönelik bir umut olduğunu, belki soyundan birçok Leonardo da Vinci yetişeceğini, bunu düşünerek çocuğu kurtaracağını söyler. Ama şairler ‘belki katiller, hırsızlar gelecektir bu çocuğun neslinden’ diyerek onun fikrini değiştirirler. Tarihçi ise sade bir tavırla ‘çocuğu kurtarırım’ der ‘sadece insan olduğu için…’. Diğerleri ona şiddetle karşı çıkarlar. Bu bölümdeki son paragrafı alıntılamak istiyorum:</p>
<p>Necmi şarap parasını ödüyor şimdi. Yürürken, sadece insan olduğu için çocuğu kurtaran sesiz, sakin tarihçi arkadaşını düşünüp sevecek…</p>
<p>Halden dönen kalabalığı yararak, biraz evvel meyhanede bıraktıklarını tartarak yürüyor. Bir insanın diri diri yanmasına göz yuman iki vahşi ve yamyam adamın nasıl şair olduklarını düşünüyor. Bir ümit ve hayal için insanı kurtaran münekkit (eleştirmen) için gülümsüyor ve bir realite uğruna küçük çocuğu kurtaran tarihçiye kul köle olup gidiyordu.’</p>
<p>3. öykü Gauthar Sirki, sizi birden İstanbul’dan alıp belki daha önce adını bile duymadığınız küçük Fransız şehri Grenoble’a atıyor. Buraya Yunanistan’dan gelmiş Hristo ile İsviçre’den gelmiş Georges’in, önce yokluğu ve kimsesizliği paylaşarak can ciğer dost sonra aynı kıza aşık olarak rakip olan iki erkeğin, dostluğun ve aşkın, daha da önemlisi kimseyi hatta kendini bile öldüremeyenlerin öyküsü bu… Öykü bazen 1. tekil şahıs ile Hristo’nun ağzından, bazen 3. tekil şahıs ile Hristo ve Georges’in ortak dostu Sait’in ağzından anlatılıyor. Birbirinden farklı gibi görünen anlatılar bu hüzünlü öyküyü tamamlıyor.</p>
<p>Yapı Kredi yayınları Sait Faik’in tüm eserlerini ( öykülerini, romanlarını, gazete yazıları ve röportajlarını, mektuplarını) yeniden bastı. Özenle elden geçirilen, dip notlar konan öyküleri arkası arkasına okumak büyük zevk… Kumpanya’dan başlayarak tüm Sait Faik öykülerini tavsiye ediyorum. İyi okumalar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinmag.com/2010/06/29/karinda-siskinlik-ve-yaglanma-neden-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

