Okullar hijyenik çıkmadı
Türk Eğitim-Sen’in anketine katılan eğitimcilerin yüzde 74.9′u “okulların hijyenik olmadığını, bulaşıcı hastalıklara karşı hazırlıksız olduğunu” ileri sürdü.
Türk Eğitim-Sen’in “eğitimin sorunlarını” tespit etmek amacıyla Türkiye genelinde bin 821 eğitimci üzerinde anket çalışması yaptı.
Ankete katılanların yüzde 63.8′ini öğretmenler, yüzde 18.8′ini müdür yardımcısı, yüzde 14.3′ünü müdür, yüzde 3.1′ini de memur ve hizmetliler oluşturdu.
Anket sonuçlarına göre, eğitimcilerin yüzde 27’si Milli Eğitim Bakanlığının işleyişindeki en önemli sorunu “kadrolaşma” olarak görürken, yüzde 20.2’sinin “hükümetler üstü bir politika ile yönetilmemesi”, yüzde 14.8′inin “eğitim çalışanlarını kucaklamadığı” görüşünde olduklarını belirtti.
Katılımcıların yüzde 28.3′ü “okulunda bakım-onarım, yenileme çalışmaları yapılmadığını” söylerken, yüzde 17.5′i yılda bir kez, yüzde 15.7’si ise beş yılda bir yapıldığını ifade etti.
Anketi cevaplayan eğitimcilerin yüzde 74.9′u “okulların bulaşıcı hastalıklara karşı hazırlıksız olduğunu ve hijyenik olmadığını” öne sürdü. Okulların hijyenik ve bulaşıcı hastalıklara karşı hazırlıklı olduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 5.2 olarak belirlendi.
Eğitimcilerin yüzde 65.1′i okulunda tuvalet kağıdı, sabun, peçete, ıslak mendil gibi temizlik malzemelerinin yeterli düzeyde olmadığını belirtirken, yüzde 34.9′u ise temizlik malzemelerinin yeterli düzeyde olduğunu kaydetti.
Okulunda her gün temizlik yapıldığını belirtenlerin oranı yüzde 65 iken, yüzde 17’si haftada bir, yüzde 11.7’si iki günde bir temizlik yapıldığını, yüzde 4.5′i ayda bir temizlik yapıldığını ifade etti.
Yüzde 61.4 oranında eğitimci temizlik personelinin ihtiyaca cevap vermediğini düşünürken, yüzde 20.8′i kısmen cevap verdiğini, yüzde 17.8′i de cevap verdiğini belirtti.
“Okulunuzda temizlik personeli sayısı ne kadar?” sorusuna ankete katılanların yüzde 31′i 1, yüzde 26.1′i 2, yüzde 15.1′i 3 cevabını verirken, yüzde 11.7 eğitimci ise okulunda temizlik personelinin olmadığını bildirdi.
Anket sonuçlarını değerlendiren Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Türkiye’de eğitimin pek çok sorunu olduğunu, ancak bu sorunların çözülmesi için yeterli gayretin olmadığını savundu.
Okullarda hijyenik yapının, temizlik personelinin yetersiz olması dolayısıyla sağlanamadığını ileri süren Koncuk, “Okullarda temizlik malzemeleri yeterli değildir. Tuvalet kağıdı, sabunu bile bulunmayan okullar vardır. Bazı okullarda boya-badana, tamirat işleri ödenek yetersizliği dolayısıyla yapılamamaktadır” dedi.
Bebekler için özel ıslak mendil
Fresh’n Soft Yenidoğan Temizlik Mendili, bebeğinizin hassas cildi düşünülerek tasarlandı…
Türkiye’de ıslak mendil kategorisinde bir ilk olan Fresh’n Soft ’un piyasaya sunduğu Fresh’n Soft Yenidoğan, bebeğinizin anne karnındayken cildinde oluşan protein, vitamin ve minerallerce zengin verniks yapısını düşünerek doğallığı ıslak mendile uyguladı…
Özel formülü ve ekstra yumuşak yapısı ile Fresh’n Soft’un su ve doğal pamuktan oluşan yeni doğan mendili, bebeğinizin hassas cildini temizliyor. Aynı zamanda, bebeğinizin cilt yapısını koruyarak sağlıklı gelişimine yardımcı oluyor.
Bebeğinize özel, doğal ve yumuşak tasarım…
Yenidoğan bebeklerin cilt temizliğinde önerilen su ve pamuk, pratik kullanım sağlamak amacıyla bir araya getirildi. Bebeğinizin cilt pH’ı ile uyumludur ve hassas cildinde pamuk lifi bırakmaz. Alkol ve boya maddesi içermeyen özelliği ile bebeğinizin el, yüz ve alt temizliğinde rahatlıkla kullanılabilir. Sabun ve benzeri alkali temizlik ürünlerinin neden olduğu alerji ve kurumayı önler. İdrar ve dışkının sebep olduğu tahriş ve pişiği önlemeye yardımcı olur.
Doğal minareler ve doğal yapıya uygunluk…
Fresh’n Soft Yenidoğan ile bebeğinizin cildini, koruyucu tabaka Verniks’e zarar vermeden ilk günden itibaren güvenle temizleyebilirsiniz.
Verniks: Ana rahmindeyken bebeğin cildinde oluşan, Polypeptid Amino Asit yapısında, protein, vitamin ve minerallerce zengin bir tabakadır. Bu tabaka yenidoğanın cildini dış etkilere karşı korurken, vücut ısısını düzenlemeye yardımcı olur. Belli bir süre sonra kendiliğinden kaybolan verniks tabakası, dış müdahalelerle zamanından önce yok olabilir. Bunu önlemenin en iyi yolu su ve pamuk gibi doğal yöntemlerle yapılan cilt temizliğidir.
Video: Günlük ayak bakımı nasıl olmalı?
Ağız kokusuna ne iyi geliyor!!
28 Aralık 2009 Handan Güner
Kategori: Sağlık
Zaman zaman herkesin ağzı kokabilir. Özellikle de sabahları!
Bazen karnımız acıktığında veya diyet yaparken, hele soğan, sarmısak gibi şeyler yediğimizde kokudan kurtuluş yoktur.
Birisi ile konuşurken başını geri çektiğini fark ederiz veya kendimiz ağzımızı kapatma ihtiyacı hissederiz. Her ikisi de birbirinden kötüdür. İnsan rezil olur!
Ağız kokusuna genel olarak ağızda artakalan ve damakla dişler arasına sıkışan yiyecek parçaları neden olur. Ağız kokusunun ardında kötü beslenme alışkanlıkları veya bazı sağlık sorunları da gizlenebilir.
TÜKÜRÜK ARINDIRIR
Tükürüğün arındırıcı bir özelliği vardır. Tükürük salgısı azalınca bakteriler çoğalır ve kokmaya başlarlar. Örneğin;
* Sabahları ağzımız kokabilir, çünkü tükürük salgısı uykuda hemen hemen sıfırlanır.
* Karnımız acıkınca ağzımız kokar. Sakız çiğnemek tükürük salgısını arttırdığı için biraz yardımcı olur.
* Vücut susuz kalınca da ağız kokar, çünkü tükürük salgılaması azalır.
* Bazı hastalıklar, ilaçlar ve alkol de tükürüğü azaltır. Kokulu yiyecekler, sigara, çürük diş, dişeti sorunları, diş taşları, dişetlerinde plaklar oluşması, ağız ve boğazda iltihaplanmalar dışında; solunum yollarındaki sorunlar, diyabet, reflü, karaciğer ve akciğer hastalıkları da ağız kokusuna yol açan etkenlerdir.
Eczaneler ve marketler ağız kokusuna karşı ürünlerle dolup taşar. Ama çoğunun içinde sert kimyasallar bulunur ve ağız kokusunu kısa bir süre için maskeleyip bastırırlar. İsterseniz aşağıdaki önerilerimi deneyin.
SU!:
Ağzınızın kurumasına izin vermeyin. Tükürük vücudun doğal deterjanı gibidir. Onun daima bol bol salgılanmasına yardımcı olun. Tükürüğünüz arttıkça bakteriler azalır. Bunun yolu da su içmekten geçer.
MAYDANOZ:
Ağız kokusundan şikâyetçiyseniz daha az et ve daha az yağ tüketin. Beslenmede meyve ve sebzelere ağırlık verin. Her gün taze mayalanmış yoğurt yiyin. Maydanozun her zerresi şifalıdır. İçindeki klorofilden ötürü ağız kokusuna karşı da son derece etkilidir.
ÇAY KEYFİ:
Siyah çayın içinde ağız kokusuna yol açan bakterileri etkisiz hale getiren önemli bileşikler bulunur. Yemeklerden sonra içerseniz gayet iyi gelir. Bazen de yeşil çay veya nane çayı ile değişiklik yapabilirsiniz.
Toplu taşıma araçlarında domuz gribinden korunmanın yolları
21 Aralık 2009 admin
Kategori: Sağlık, domuz gribi
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Meral Sönmezoğlu; A H1N1′ in (Domuz Gribi ) doğrudan insandan insana bulaşan bir yapısı olması nedeniyle bilhassa toplu taşıma araçlarını kullananların risk altında olduğunu belirtti.
Toplu taşıma araçlarında yapılan dezenfeksiyon çalışmalarını gönülden takdir ediyorum. Ancak bu faaliyetlerin devamının gelmesi önemlidir. Çünkü hijyen çalışmaları büyük maliyetlerle gerçekleştirilen çalışmalardır. Eğer bu hijyen çalışmalarını bir sefere mahsus yapacak olursanız size pek masraf çıkartmaz ancak bu faaliyetlerin düzenli bir biçimde yapılması şarttır. Bunlar da ciddi maliyetleri gündeme getirecektir.
Bu çalışmaların sonunda orada biriken mikroorganizmaların öldüğünden eminim. Araçlar tamamen hijyenik hale gelmiştir. Ancak ertesi gün insanlar bu araçlara bindikçe öksürüp aksırmaya başladıkça temizlenen ve hijyenik hale getirilen kısımlarda yine çeşitli mikroorganizmalar birikmeye başlar. Bundan şunu anlıyoruz ki toplu taşıma araçlarında yapılan dezenfekte çalışmaları kalıcı bir etki yaratmıyor. Çünkü bu çalışmaların düzenli bir şekilde yapılması gerekir.
Ayrıca araçların içinin iyice havalandırılması şarttır. İnsanlar araçların içindeki kokudan şikayetçi. Ancak kokudan ziyade havada biriken mikroorganizma partiküllerinden kurtulmak gerekir. Bunun için de araçların içindeki temiz hava (oksijen) düzeyinin iyi ayarlanması gerekir.
Hijyenin sürekliliği imkansız değil
Hastanelere her gün bu tür enfeksiyon hastalığı olan insanlar geliyor. Ancak her zaman hastanelerde hijyen korunabiliyor. Bunun nedeni gün içinde hiç aksatılmadan yapılan tekrarlanan temizlik faaliyetleridir.
Aynı temizlik çalışmalarını otobüs şirketleri de yapabilir. Yolcu alma veya yolcu boşaltma noktalarında özellikle bu iş için kurulmuş bir ekiple hızlıca temizlik yapılabilir.
Tabii bunun yerine daha pratik yöntemler düşünülebiliyor. Örneğin yolculara maske ve kolonyalı mendil dağıtmak gibi…
Ancak ben bunların yerine toplu taşıma araçlarında ve duraklarda “lütfen öksürürken ya da hapşırırken ağzınızı kapayın” benzeri yazılı ibarelerin bulundurulmasını öneririm.
Çünkü sağlıklı olan kimselerin ağzını kapatması gerekmez. Bugün sokaklarda gezen her insan hasta değil.
Hastalığa sebebiyet veren mikroorganizmalar bir süre sonra yer seviyesine çöker. Yakın mesafede ağız ağza konuşma mesafesinde olmadıklarından dolayı şoförler böyle bir risk taşımazlar.
Ancak özel halk otobüslerindeki bilet satıcıları kesinlikle risk altındadırlar. Bilet satıcılarının bu tür hastalıklardan gün içinde korunmaları için maske takmaları gerektiğine inanıyorum.
Üretici firmalara sorumluluk düşüyor
Toplu taşıma araçlarını üreten firmaların araçların üretimi sırasında bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engelleyici bir dizi önlemleri almaları gerekir.
Bunların en önemlisi aracın iyi bir havalandırmaya sahip olmasıdır; vapurlar bu yönden şanslı araçlar. Çünkü temiz hava (oksijen) miktarı bu araçlarda yeterince mevcut. Otobüslerde de havalandırma bölümleri var. Ancak metro tipi araçlarda kesinlikle önlemler alınmalı. Bu önlemler üretime yönelik olmalı. Örneğin metro araçlarındaki oksijen miktarının aracın yoğunluğuna göre ayarlanabiliyor olması şart.
İşletmeciler profesyonel destek almalı
Halk diliyle domuz gribi olarak nitelendirilen hastalık sadece ülkemizde değil, bütün dünyada bilhassa Avrupa’ nın gelişmiş ülkeleri İngiltere, İspanya ve Almanya’ da oldukça fazla görülmektedir. Ancak bu ülkelerin hiçbirinde toplu taşıma faaliyetleri aksatılmamaktadır.
Bu ülkelerde bu hastalığın ilk çıktığı zamanlarda hemen acil önlemler alındı. Dezenfekte mendiller ve maske yolculara dağıtıldı. Bu tip hızlı önlemler yolcuların güvenini arttırmış oldu. Çünkü insanlara önlem alındığını hissettirmek bile bazen güveni pekiştirmeye yetebiliyor.
Tabii bu önlemler alınırken kesinlikle profesyonel yardım alınmalı; “böyle bir vaka oldu ve biz gerekeni yapıyoruz” kafi bir açıklama değil; “İlgili kurumlara danıştık ve onların önerdikleri ve uygun gördükleri yöntemleri uyguluyoruz” denmeli.
Tüm bunların dışında toplu taşıma araçları işleten kurum yöneticilerinin ve diğer çalışanlarının belirli bir sağlık eğitiminden geçmiş olmaları gerekir.
Bu tip salgınlar yaklaşık 2 yıl sürer
Salgının tamamen bitmesi ümit ediliyor. Ancak yeni başladığından bitmesini düşünmek için maalesef henüz çok erken. Bütün planlarımızı 2 sene üzerine kurmak mecburiyetindeyiz. Çok iyi bir şekilde enfeksiyondan korunma çalışmaları ve kitlesel aşı faaliyetleri yapılırsa bununla birlikte kışı da rahat atlatabilirsek bir yıl içinde de bu hastalık bitebilir.
Yalnız burada bir fark var. O da bu halk diliyle domuz gribi hastalığı virüsü çok çabuk değişim gösterebiliyor. O yüzden şimdiki aşılardan etkilenmez hale gelebilir. Hastalığı geçirip de iyileşmiş kişilerde bile tekrar hastalığı geçirme ihtimali olabilir. Bundan dolayı 2 yıllık bir süre öngörmek ve önerileri aksatmamak zorundayız.
• Salgın 2 yıl sürebilir.
• Aşılanma şarttır.
• Kış aylarında solunum izolasyonu sağlanmalı (maske, el yıkama..)
• Toplu bulunan yerlerde (toplu taşıma araçları, sinema gibi) sıkı önlemler alınmalı
• Önlem almak halkı panik içinde yaşatmak değildir, bu konuya özen göstermek gerekir.
KadınMAG
Vajinal hastalıkları önlemek mümkün
Düşünüldüğünden çok sayıda kadını etkileyen genital bölge rahatsızlıkları tedavi edilmezse ciddi sorunlara neden olabiliyor. Genellikle kaşıntı, yanma, tahriş, mantar, rahatsız edici koku, akıntı ya da kuruluk, ağrı, acı ile tanımlanan genital bölge rahatsızlıklarının en etkili ve doğal çözümünü 2QR formülü sayesinde bio-aktif kozmetik ürünleri “ActiGel” ile “LiquiGel” sunuyor.
Vücudumuzda tehlikeli hastalıklara neden olan bakteriler olduğu gibi, yoklukları durumunda yaşayamayacağımız iyi bakteriler de bulunur. Aralarında bir denge olduğu sürece kötü bakteriler çoğalıp iyileri yok edemez ve sağlık sorunları yaşanmaz. Fakat bu denge bozulursa, kötü bakteriler çoğalarak birçok hastalığa davetiye çıkarır. Büyük hastalıkların çoğunun temelinde vücudumuzdaki bakteri dengesinin kötüler lehine değişmesi yatıyor. Bu dengesizlikten kaynaklanan hastalıklar da, insanları ölüme kadar götürebiliyor. Bakteri sorunlarından ve bakterilerin neden olduğu hastalıklardan korunabilmenin en temel yolu da, vücut mikro florasındaki bakteri dengesini korumaktan geçiyor.
2QR Formülü Nedir? 
2QR formülü bu dengeyi korumak üzere çalışıyor. 2QR’nin en önemli özelliği, bakterileri yok etmek değil, dengeyi yeniden sağlamak…
Konu hakkında bilgi veren Armoni Medikal Ürün Yöneticisi Meral Güven şunları söyledi:
“Şimdiye kadar bakteriyel sorunlarla başa çıkmak için temelde iki yol vardı: Bakteriyel enfeksiyonu önlemek için dezenfektan kullanmak ya da hastalık durumunda antibiyotik kullanmak… Her iki durumda da amaç zararlı bakterileri öldürmekti. Fakat toksik maddeler kötüler ile birlikte iyi bakterileri de öldürüyordu. 2QR formüllü “ActiGel” ve “LiquiGel” ise vajinal sorunlara tamamen doğal maddeler olan bio-aktif bitki özleri ve polisakkarit ile çözüm sunuyor. Nasıl mı? Serbest dolaşan mikrop, sağlıklı hücrenin zarına tutunuyor ve sorunlar başlıyor. Mikrop, sağlıklı hücreleri öldürerek güçlendirdiği yaşam alanında çoğalıyor ve temelini attığı hastalığı vücutta yaymaya başlıyor. 2QR’nin sağladığı negatif polisakkarit molekül zincirleri zararlı mikrobun çevresini sarıyor. Polisakkaritler vücutta bulunan moleküller oldukları için ana hücreye herhangi bir zarar vermeden, mikrobun hücre zarındaki tutunma mekanizmasını bozuyor ve sağlıklı hücreye tutunmasını engelliyorlar. Hücreye tutunamayan mikrop, besin kaynağı bulamadığından yaşayamaz hale geliyor ve yok oluyor. Bu sayede hastalıklar daha başlamadan engellenmiş oluyor. Uygulama sonrasında sadece laktobasillerin kaldığını ve zararlı mikroorganizmaların kaybolduğunu görüyoruz. 2QR zararlı mikroorganizmaların yok olmasını sağlarken, vücutta bulunan iyi huylu bakterilere ise zarar vermiyor. Yani onarım mekanizmalarını harekete geçirerek, vajinal dokuların durumunu optimize ediyor, vajinal enfeksiyonları kontrol etmek ve önlemek için pH dengesini sağlıyor. Ayrıca vajinal dokuları yenileyip floranın bakımını yaparak doğal bağışıklık sistemindeki savunmayı geliştiriyor.
” Hollandalı Multi-Gyn markasının, dünyada 2QR formüllü tek genital bakım serisi olduğunu ve 23 Avrupa ülkesi ile ABD’de satıldığını belirten Armoni Medikal Genel Müdürü Harun Piltan, ürünlerde “Aloe Barbadensis” bitkisinin özü kullanıldığından, tamamen doğal olduklarını vurguluyor ve “genital bölge rahatsızlıkları düşünüldüğünden çok daha yaygın ve birçok kadının ortak sorunu” diyor. “Bu rahatsızlıklar kadınların yaşam kalitesini düşürdüğü gibi ciddi sorunlara da yol açıyor. Türkiye’de de oldukça yaygın olan bu rahatsızlıklara, 20 yıllık geçmişiyle Hollanda’nın en büyük jinekolojik kozmetik üreticisi olan BioClin firmasının Multi-Gyn serisiyle çözüm getiriyoruz. Multi-Gyn ActiGel ve LiquiGel, Avrupa’da neredeyse her kadının kişisel bakım ürünleri arasında yer alıyor. Ülkemizde bir benzeri olmayan bu ürünlerin, sağlığına ve bakımına önem verip yenilikleri takip eden her kadının tercihi olacağına inanıyoruz” dedi.
Multi-Gyn ActiGel
ActiGel, vajinadaki bakteri kaynaklı rahatsızlıkların giderilmesi için %100 doğal maddelerden üretilmiş koruyucu bir jeldir. Bakteriyel rahatsızlıkları tedavisinde etkilidir, kötü koku ve akıntıyı azaltır, mantarı önler, vajina florasını ve dokuların durumunu optimize eder. İçeriğinde kimyasal maddeler, hayvansal katkılar ve koruyucu maddeler bulunmadığı için herhangi bir toksik etkisi yoktur, güvenli ve doğaldır. 5 gün boyunca, günde 2 kez olmak üzere vajinanın içine tatbik edildiğinde istenmeyen akıntı, mantar ve Bacterial Vaginosis’in giderilmesini sağlar.
Multi-Gyn LiquiGel
LiquiGel, vajinal kuruluğun giderilmesine ve vajinanın kendi doğal nem hissini geri kazanmasına yarayan, %100 doğal maddelerden üretilmiş spesifik bir kişisel bakım ürünüdür. Cinsel birleşme, hormonal değişiklikler, menopoza bağlı kuruluk, ilaçlar, stres veya tampon kullanımının neden olduğu vajinal kuruluğun giderilmesi için idealdir. Vajina dokusunun durumunu optimize eder, şişkinliği azaltır, doğal yoldan nemlendirir ve olası enfeksiyonların önlenmesine yardımcı olur. Vajinanın doğal nemini optimum seviyeye ulaştırması sayesinde cinsel ilişkiden alınan zevkin artmasını sağlar, rahatlık verir.
Multi-Gyn ActiGel ve LiquiGel’i tüm seçkin eczanelerden satın alabilirsiniz.
Domuz Gribi hakkında bilmedikleriniz
26 Ekim 2009 Ailenizin Doktoru: Dr. Selmin Çetin Doğan
Kategori: Güncel, Kültür Sanat, Sağlık, Yaşam, domuz gribi

Grip, İnfluenza virüsünün neden olduğu bir solunum sistemi hastalığıdır. Belirtileri kas ve eklemlerde ağrı, halsizlik, boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı ve bazen burun tıkanıklığı, 38 derece ve üzerinde yüksek ateş, ateşe bağlı baş ağrısı ve titremedir. Çok bulaşıcıdır. Hasta kişiler, belirtilerin ortaya çıkmasından 1 gün öncesinden belirtilerin sona ermesini takip eden yaklaşık 5-7 gün sonrasına kadar bulaştırıcıdır. Bulaşma;
1) Hasta kişinin öksürmesi ve hapşırmasıyla yayılan damlacıklar yoluyla,
2) Hasta kişiyle direkt temasla,
3) Virüs bulaşmış eller yoluyla olabilir.
Kapalı ve kalabalık ortamlarda yayılma daha kolay olur. Grip sonbahar başından ilkbahar sonuna kadar sık görülür ve salgınlar ortaya çıkabilir; bu nedenle ‘Mevsimsel Grip’ adı da verilir. Küçük çocuklar, özellikle son 3 ayında olan gebeler, ağır ve süregen (kronik) hastalığı olanlar, herhangi bir nedenle bağışıklık sistemi zayıf olanlar hastalığı daha kolay kapar ve daha ağır geçirebilirler.
Gribin tedavisi amacıyla antibiyotik kullanmak anlamsızdır
Antibiyotik bakterilere karşı anlamına gelir, gribe ise bakteriler değil virüsler neden olur. Gribin en iyi tedavisi dinlenmektir. Evde dinlenmek hem gribin daha hafif ve çabuk atlatılmasını sağlar hem de hastalığın topluma yayılmasını ve salgın riskini azaltır. Maalesef günümüzün yoğun iş temposunda her hastalığı ayakta geçirmeye çalışan insanlar, son yıllarda sanki grip için dinlenmek bir lüksmüş gibi davranarak ya da böyle düşünen işverenler nedeniyle işini kaybetme endişesi duyarak hastalığı dinlenmeden, bazı ilaçlarla belirtileri bastırarak geçirmeye çalışıyorlar. Gribin en iyi ilacı bol sıvı alarak vücudun bağışıklık sistemine ve sistemin virüsle olan mücadelesine destek olmaktır. Üzerinde soğuk algınlığı ve grip ilacı yazan ilaçlar, yalnızca belirtileri hafifleterek gribi daha rahat geçirmenizi sağlayabilirler. Belirtiler ağır değilse kullanılmaları son derece gereksizdir. Özellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda bu ilaçların zararları yararlarından fazladır ve mümkün olduğunca kullanılmaması; 2-11 yaş arası çocuklarda ancak doktor tavsiyesiyle ve kısa süreli olarak kullanılması önerilmektedir. ABD ve İngiltere’de bu ilaçlar, özellikle çocuklar için kullanılacaksa, ancak doktor reçetesiyle alınabilirken ülkemizde reçetesiz de alınabildiği için hemen her evde ‘bulundurulduğunu’, 1 kere hapşıran veya burnundan 1-2 damla akıntı gelen herkese verildiğini gözlemliyoruz. Bu son derece yanlış ve sakıncalı bir uygulamadır.
Grip, altta yatan bir problemi olmayan, sağlıklı bireylerde 4-7 gün içinde geçer.
- 7 gün içinde geçmiyorsa,
- Ateş sık sık 38.5 derecenin üstüne çıkıyorsa,
- Burun akıntısı su gibi akıcı ve şeffaf değil koyu renkli ve koyu kıvamlıysa,
- Öksürük giderek şiddetleniyorsa,
- Az da olsa nefes almakta güçlük yaşanıyorsa mutlaka hastaneye başvurmak gerekir.
Gribe neden olan İnfluenza virüsünün A, B ve C olmak üzere 3 tipi vardır. Tip A ve B en şiddetli hastalık etkenleridir, büyük salgınlar yapabilirler. Tip C çok hafif bir hastalık tablosuna yol açar ve salgına neden olmaz. Tip B yalnızca insanlarda hastalık yapar. Tip A ise insanların yanı sıra kuşlarda, diğer kanatlılarda, domuzlarda, atlarda ve foklarda da hastalık yapabilir. Bu 3 ana tipin birçok alt tipi vardır. Şu an dolaşımda en fazla bulunan Tip A alt tipleri H1N1 ve H3N2’dir.
Domuz Gribi, Dünyada yeni tespit edilen bir çeşit İnfluenza virüsünün neden olduğu grip tablosudur. İnfluenza A/H1N1 olarak adlandırılmıştır. Yapısında 4 farklı virüs tipine ait genetik bölgeler saptanmıştır. Yani 2 tür domuz, 1 tür kuş ve 1 tür insan virüsü özelliği içeren bir virüs yapısıdır. İnsandan insana bulaşabilmesi, pandemiye neden olabileceği endişesi doğurmaktadır. Pandemi; yeni bir tip virüsün ortaya çıkması ve dünya nüfusunun bu virüs tipine karşı bağışıklığının olmaması nedeniyle hızla çeşitli ülkelere yayılarak dünya çapında salgın yapması demektir. Bulaşma yukarıda saydığımız yollarla yani virüs içeren damlacıkların solunması, hasta bireyle temas ve mikroplu eller ve yüzeyler yoluyla olmaktadır. Dolayısıyla el hijyeni başta olmak üzere genel hijyene maksimum dikkat edilmesi ve hastalık belirtileri gösteren kişilerin evlerinde istirahate gönderilerek toplumdan izole edilmeleri çok önemlidir. Salgının önüne geçmek için hastalık saptanan kişilere tedavileri evlerinde verilmektedir.
Domuz Gribine yakalandığınızı nasıl anlarsınız?
Hastalık Belirtileri
Domuz gribinin belirtileri mevsimsel griple aynıdır. 38 derecenin üzerinde ve ani başlayan ateş, öksürük, boğaz ağrısı, vücutta genel ağrı ve halsizlik, bazı kişilerde mide bulantısı, kusma ve hafif ishal gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Belirtiler ve muayene ile mevsimsel gripten ayırt edilemez; ayırıcı tanı laboratuar sonuçları ile yapılır. Domuz gribi etkeni pozitif saptanan kişiler evlerinde gözlem altına alınmakta, belirtiler ağır seyrediyorsa (belirtilerin ortaya çıkmasından sonraki 2 gün içinde başlanacak şekilde) antiviral yani virüslere karşı özel ilaçlarla tedavi yapılmaktadır. Bu ilaçlar, virüsün bölünerek çoğalmasını engelleyerek etki etmekte, belirtileri hafifleterek hastalığın daha çabuk ve hafif atlatılmasını sağlamakta ve komplikasyonların ortaya çıkması olasılığını düşürmektedir. Yalnız bu ilaçların da bazı yan etkileri nedeniyle mutlaka doktor gözetiminde kullanılması gerektiği için doktora danışmadan eczaneden alınıp kullanılmamasını öneriyoruz.
2009 yılı içinde saptanan bu virüsün neden olduğu 1. dalga salgın yaklaşık 6 ay önce atlatıldı. Şu sıralar 2. dalga dünyayı ve ülkemizi tehdit ediyor. İlkbahar sonuna kadar 3. salgın dalgasının yaşanması olasılığı da mevcut. Aslında çoğu kişi hastalığı mevsimsel gripten bile daha hafif geçirdi ve tamamen iyileşti. Fakat yeni saptanan, dünya nüfusunun çoğunun bağışıklığının olmadığı bir virüs olduğu ve 1. salgın dalgasında ölümlere neden olabildiği için Dünya Sağlık Örgütü en üst derecede alarm uyarısında bulundu. Ölümler 2 duruma bağlı olarak ortaya çıkabilir:
1- Domuz gribine yakalanan, bu nedenle bağışıklık sistemi zayıflayan kişide grip sonrası komplikasyon gelişmesi; yani viral hastalığın üstüne daha ağır seyreden bakteriyel bir hastalık ortaya çıkması ile hasta kaybedilebilir. Mevsimsel gripte de domuz gribinde de ölümler genellikle gribin komplikasyonu olarak pneumoni (zatürree) ve solunum yetmezliğinin ortaya çıkmasıyla olmaktadır. Yani direkt gribin kendisi değil yol açtığı zatürree nedeniyle hasta kaybedilmektedir.
2- Ya da o sırada ağır bir hastalık geçiren kişiye grip bulaştığında vücut mücadele edememekte ve hasta kaybedilmektedir. Nitekim ülkemizde domuz gribine bağlı olarak kaybedilen tek kişi, ağır bir zatürree hastalığı geçirirken yani hasta ve bağışıklık sistemi zayıfken domuz gribi mikrobunu kapmış ve bu nedenle kaybedilmiştir
Özellikle önceden süregen (kronik) bir hastalığı olan kişiler, halen ağır bir hastalık nedeniyle tedavi alan kişiler ve bağışıklık sistemi herhangi bir nedenle zayıf kişilerin risk altında olduğu bilinmektedir.
Şu an dünyada salgın yapan domuz gribi virüsü varyant yani değişime uğramış ve yeni bir virüstür. Fakat sebep olan virüste bazı yapısal farklılıklar bir kenara, dünyada daha önce de domuz gribi salgınları yaşanmış. 1918’de dünyada ‘İspanyol Gribi’ olarak adlandırılan domuz gribi salgınının ilk dalgası hafif atlatılmış fakat 2. salgın dalgası, o dönemde zaten 1. Dünya Savaşı nedeniyle çok zor günler geçiren dünyada yaygın ölümlere neden olacak kadar ağır geçmiş, ülkemizde de çok kayıplar verilmiş. Bu ölümler büyük oranda, gribi takiben görülen zatürreeye ve zatürreenin yeterli tedavi edilememesine bağlı olarak ortaya çıkmış. Bundan önceki salgın 1976-77’de özellikle Amerika’da etkili olmuş. O dönem de bir aşı üretilmiş ve sağlık görevlileri sokaklarda standlar açarak çok sayıda kişiyi aşılamışlar. O zaman da aşı hakkında bazı yan etkileri nedeniyle tartışmalar çıkmış, bu tartışmaları sona erdirmek için zamanın ABD Başkanı Gerald Ford gazetecilerin huzurunda kendisine aşı yaptırmış. Fakat tartışmalar yine de bitmemiş ve aşı uygulaması sona erdirilmiş. Dünya Sağlık Örgütü 1970’li yıllardan günümüze aşı üretim teknolojilerinin çok geliştiğini, aşının o yıllarda gözlenen sakıncalarının çok minimize edildiğini, aşının güvenli olduğunu öne sürerek dünya çapında aşılanmayı öneriyor. Halen domuz gribinden korunmak için aşılanmak dışında hiçbir yol yok… Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan çok küçük çocukların, gebelerin, kalabalık ortamlarda bulunan okul çocuklarının, çeşitli ağır hastalıkları olan kişilerin, yurt dışına çıkacak kişilerin ve hacı adaylarının, her türlü bulaşıcı hastalıkla sürekli temasta oldukları için sağlık çalışanlarının aşılanması kuvvetle öneriliyor. Aşının şu andaki grip aşısı gibi eczanelere dağıtılmayacağı, sadece aşı merkezlerine verileceği ve risk gruplarından başlayarak tüm vatandaşların sırayla aşılanacağı gelen bilgiler arasında… Halen Türkiye’ye gelmiş olan aşılar test edilme aşamasında olduğu ve aşılama başlamadığı için uygulama konusunda bilgilerimiz bununla sınırlı…
Bu yıl büyük risk altında olan ülkemizin bu salgınları beklenenden daha az hastayla, çok hafif ve kayıpsız geçirmesini diliyorum.
DOKTOR TAVSİYESİ
Bu hafta bir kitap ve yazar değil, özellikle İstanbul’da ve İstanbul’a ulaşımı kolay, yakın şehirlerde oturanlara yönelik 3 etkinlik tavsiye edeceğim:
1- TÜYAP İSTANBUL KİTAP FUARI: 28. İstanbul Kitap Fuarı 31 Ekim Cumartesi günü Beylikdüzü’ndeki TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde başlıyor. 8 Kasım’a kadar sürecek olan fuarda bu yıl birçok renkli etkinlik planlanıyor. Bu yıl ilk defa gerçekleştirilecek olan Uluslararası Salon ile okurlar 27 farklı ülkenin edebiyat ürünleriyle karşılaşma şansı bulacaklar. Bu yılın ana konusu ‘Kültürler arası diyalogda çeviri’ olan fuarın onur konuğu şair, tiyatro eleştirmeni ve çevirmen Cevat Çapan. Emekliler, öğretmenler ve öğrenciler için giriş ücretsiz, diğer ziyaretçiler içinse giriş ücreti geçen yılki gibi 5 TL. Salonlar dolusu kitap arasında dolaşmak, henüz kitapçılarda bulunmayan, Fuar’a yetiştirilmiş yeni çıkan kitapları tanımak, yazarlarla söyleşiler ve imza günlerinde bir araya gelmek, eskiden beri adını duyup bir türlü okuma fırsatı bulamadığınız o kitapları almak, yeni bir yazar keşfetmek, farklı kültürlerden değişik yazarlar ve kitaplarla karşılaşmak, ortak noktaları kitap olan yüzlerce insanla aynı havayı solumak gibi birçok keyif Fuar’da sizi bekliyor. Fuarı ziyaret ederek klasiklerden yepyeni isimlere, roman ve öykülerden inceleme ve araştırmalara ilginizi çeken 12 kitap almaya ne dersiniz? Ne dersiniz kendinize, önümüzdeki 1 yıl boyunca her ay 1 kitabın keyfini çıkarma, belki çoktan unuttuğunuz okuma zevkini tekrar yaşama şansını tanımaya?
Eğer Fuara gitme şansı bulamazsanız; başka bir şehirdeyseniz veya Fuar’ın yeri size çok uzaksa ya da kalabalık ortamlardan hoşlanmıyorsanız yani Kitap Fuarı’na gitme olasılığınız yoksa… kendi kitap fuarınızı yapın!.. Bir tatil gününüzde isterseniz yalnız isterseniz ailenizle isterseniz dostlarla kitapçılara gidin. Önümüzdeki 1 yıl için 12 kitap projesini böyle gerçekleştirmek de mümkün.
2- İSTANBUL TANPINAR EDEBİYAT FESTİVALİ: Türkiye’de ilk kez bir edebiyat festivali düzenleniyor. Ünlü yazarımız Ahmet Hamdi Tanpınar’a ithafen hazırlanan festivalin ana konusu ‘Şehir ve Zaman’. Ana konu, Tanpınar’ın Beş Şehir ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanlarından ilham alınarak belirlenmiş. Festival Beylikdüzü’nden Beyoğlu’na geniş bir alanda 31 Ekim-3 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Bazı etkinlikler TÜYAP’ta Kitap Fuarı bünyesinde yapılacak. Gitmek, görmek, omuz vermek, gözlenilen eksik ve yanlışları yapıcı bir tavırla iletmek, güzel hareketleri överek festivalin devamlı ve kalıcı olmasına destek olmak gerek diye düşünüyorum. İlgilenenler daha fazla bilgi için www.itef.com.tr adresini tıklayabilir.
3- AKBANK ODA ORKESTRASI: Klasik batı müziği seviyorsanız Akbank Oda Orkestrası’nın konserleri sizin için başlı başına bir mutluluk kaynağı olabilir. 1992’de kurulan, 1998’den beri şef Cem Mansur yönetiminde çalışan orkestra, Kasım-Nisan ayları arasında her ay Anadolu yakasında Caddebostan Kültür Merkezi’nde (CKM), Avrupa yakasında ise Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda (CRR) 1’er konser veriyor. Her konserin bir teması var. Bu tema çerçevesinde müzik tarihine damgasını vurmuş klasik bestecilerle son yıllarda yıldızı parlayan modern çağdaş bestecilerin eserleri aynı konserde yer bulabiliyor. Konser öncesi şef Cem Mansur dinleyicilerle bir sohbet toplantısı yapıyor. Cem Mansur’un birkaç dostuyla laflar gibi doğal bir tavırla anlattığı konular arasında o akşamki konserin teması, seçilen bestecilerin ortak ve farklı özellikleri, o akşamın solisti hakkında bilgiler yer alıyor. Akbank Oda Orkestrası’nın her üyesi müthiş bir virtüöz; enstrümanlarına ve çaldıkları parçalara olan hakimiyetleri ve performansları her konserde insanı hayran bırakıyor. Ayrıca her ay, çoğu dünyaca ünlü bir sanatçı konserde yer alıyor. Bu bazen bir piyanist bazen kemancı bazen ise korno sanatçısı olabiliyor! Bu yılki ilk konserler 25 Kasım Çarşamba günü CKM’de, 26 Kasım CRR’deki konserlerle başlayacak. Biletler Kasım’ın ilk günlerinde satışa sunuluyor. Böyle erkenden yazıyorum çünkü bilenler bu konserlerin tiryakisi olduğu için bilet bulmak zor oluyor ve hemen aybaşından biletleri almak gerekiyor!
Yoğun iş temposuna, bitmek tükenmek bilmeyen ‘yapılması gerekenler’ listelerine, her türlü zamansızlığa, yorgunluğa inat bu etkinliklere zaman ve enerji bulmak; ruhumuzu ara sıra sanatın serin sularıyla yıkamak gerek bence… Siz ne dersiniz?
Herkese sağlıklı günler.
Sevgiler,
Selmin Çetin Doğan
Ailenizin Doktoru
Rowenta’dan toz torbasız süpürge
12 Ekim 2009 admin
Kategori: Alışveriş, Ev & Dekorasyon

Yeni Silence Force Toz Torbasız Elektrikli Süpürge evinizde kusursuz temizliğe sessizce ulaşmanızı sağlıyor…
Ev aletleri kategorisine getirdiği yeniliklerle fark yaratan Rowenta, süpürge grubuna yepyeni bir ürün daha sunuyor. Sessizlik ve yüksek performansı birarada sunan Silence Force serisinin yeni ürünü Silence Force toz torbasız süpürge, 73 dBA’lık ses seviyesi ile fark yaratırken, otomatik filtre temizleme özelliği sayesinde emiş gücünü kaybetmeden kesintisiz performansı garanti ediyor. Temizlikte sessizliği, performansı ve konforu bir arada sunan Silence Force Toz Torbasız Süpürge kadınların en büyük yardımcısı olacak.
2100 W yüksek motor gücü sayesinde maksimum emiş performansı ve 2 lt toz kapasitesinin yanı sıra, gürültüyü emen eşsiz teknolojiye sahip Rowenta Silence Force Toz Torbasız Süpürge, Delta Silence Force süpürme ucu, parke ucu, döşeme ve radyatör ucu ile kullanıcılara konforlu, kusursuz ve sessiz temizlik imkanı sağlıyor.
Üstün ve benzersiz özellikleri bir arada bulunduran yeni Rowena Silence Force Toz Torbasız Süpürge’yi yetkili satış noktalarında bulabilirsiniz.
KadınMAG
Dağınıklığınızın çözüm yolu! Çekmeceler
27 Temmuz 2009 admin
Kategori: Ev & Dekorasyon
Evinizde ortada durmasını istemediğiniz bütün eşyaları saklayabilecek, aynı zamanda derli toplu ve şık çekmeceler hayatınızı kurtarmasını istermisiniz? İşte değerlendirebileceğiniz minik ve pratik fikirler
Bol çekmeceli dolaplar biriken ıvır zıvırı ortadan kaldırıyor
Oturma odanızdaki konsolların bol çekmeceli olmasına dikkat edin. Konsollarınızı hem estetik hem işlevsel açıdan pratik kılmanın en etkili yollarından biri, bu çekmecelerle sağlanır. Çekmece içlerini dergilerinizi depolamak için de kullanabilirsiniz.
Kırıntılara kesin çözüm, çekmece içi kesme tahtası
Ekmek keserken etrafa saçılan kırıntılardan kurtulmak mı istiyorsunuz? Çekmece içi ankastre ekmek tahtası ile bunu çözebilirsiniz. Altına yerleştirilen tabla ile kırıntıları bu alanda toplayabilir, işiniz bittikten sonra rahatlıkla temizleyebilirsiniz.
Setüstü ocağınızın altını değerlendirmek için derin ya da dar çekmece üniteleri tercih edebilirsiniz
Mutfağın her alanını daha iyi değerlendirmek için mutfak dolaplarının en alt bölümlerindeki gizli çekmeceler, tezgahaltı ankastre üniteler çözüm olabilir. Bu bölmeler tencere, tava gibi araç gereçleri saklamak için ideal yerlerdir.
Çöplerinizi daha temiz toplamak için farklı çöp kutusu sistemleri tercih edebilirsiniz
Çekmece içi düzen konusunda bir başka pratik çözüm de çöpleriniz için. Çöplerinizi ayrı ayrı organize edebileceğiniz çöp kutuları ile cam, plastik ve kağıtları ayrıştırabilir, böylece çevre dostu bir tüketici olabilirsiniz.
Yatağınızın altını da değerlendirin
Yatak odanızda büyük ebatlı mobilyalara yerleştirilen gizli çekmeceler her zaman ortalıkta olan yayıntıları saklamak için mükemmel bir çözümdür. Yatak ya da koltuk altı sandıklar yastık, yorgan, çarşaf gibi eşyalarınızı saklamak için idealdir.
Çok gözlü ahşaplar kalabalığı ortadan kaldırmak için çok pratik
Sehpa altı çekmeceler dergileriniz için idealdir. Çünkü bu gizli çekmeceler hem estetik görünür, hem de düzen konusunda büyük kolaylık sağlar.
Etrafa dağılan kravat ya da çoraplarınız için uygun bir seçenek
Kravat, kemer, kol düğmesi gibi aksesuarlarınızı düzenli tutmak için kendinden bölmeli çekmeceler ya da çekmece içi bölmeli üniteler pratiktir. Böylece aksesuarlarınızı renkleri ve tarzlarına göre sınıflandırabilirsiniz.


