Zayıflama ürünleri kullananlar dikkat!
Yazan: Ailenizin Doktoru: Dr. Selmin Çetin Doğan 26 Haziran 2009
Kategori: Diyet, Güncel, Sağlık
Vücudunuza dışarıdan bir madde almadan önce çok iyi düşünün. Kısa sürede zayıflamak, özellikle birkaç ayda 20 kg ve üstünde vermek vücut metabolizması açısından çok tehlikelidir. Ani kilo kayıpları vücut için ‘başa çıkılması gereken bir şok’tur, vücudunuzu bu şoka sokmayın! 1 günde 3-4 kg vermek, 1-2 ayda 20 kg vermek hem çok tehlikelidir hem de kesinlikle kalıcı değildir…
Spor yapmadan sadece hap almakla bölgesel yağlarınızdan da kalıcı olarak kurtulamazsınız.
‘Bitkisel’ demek ‘hiç zararı yok’ demek değildir
‘Sağlıklı, doğal, antoksidan, detoks’ gibi kelimeler ‘magazin basını tarafından kirletilmiş’ kelimelerdir; bir pazarlama yöntemi olarak yerli-yersiz kullanılmaktadır; bu kelimelerle tanıtılan ürünlere hemen inanmayın.
Sevdiğiniz bir ünlü reklamını yapıyor diye bir ilaç ya da besin desteği kullanmayın; ünlüler işleri gereği bazı reklamlarda ve tanıtımlarda yer alırlar; bu, onların o ürüne şahsen garanti verdiklerini göstermez; o ürünü kullanıp da sağlığınız zarar görürse sevdiğiniz ünlü sizin sağlığınızın düzelmesini sağlayamaz!
Eczacılar ilaçlar hakkında çok geniş bilgileri olan insanlardır ama bir ilaca başlama kararı yalnızca hekimlere ait bir karardır; eczacınız bir ilaç/besin desteği tavsiye ederse; sizi tanıyan bir doktora danışın ancak onun onayıyla kullanın. Sizi tanıyan doktor derken sizi tıbbi olarak tanıyan, sağlık durumunuzu bilen bir doktor demek istiyorum. Arkadaşınız veya yakınınız olan bir doktora ayaküstü ‘ya bu kapsüller zayıflatıyor diyorlar, sen ne diyorsun?’ demek ‘doktora sormuş olmak’ demek değildir!
Komşunuz veya arkadaşınız kullandı ve sizi kıskandıracak kadar zayıfladı, karşıdan görüldüğü kadarıyla hiç de bir sorunu olmadı diye bir ürünü kullanmayın; sağlığınızı yolda bulmadınız!
İnternetteki reklamlara aman ha güvenmeyin; çoğu ürün, saygın gazete ve dergilere reklamını kabul ettiremiyor ve ancak internette reklam yapabiliyor. Yıllar önce ani ölümlere neden olduğu şüphesiyle piyasadan çekilen zayıflama ilaçlarının da yeniden piyasaya sürüldüğünü ve internette reklamlarının yapıldığını görüyoruz.
Bu ürünler ‘Bakanlık onaylı’ denilerek reklam yapılıyor, hangi bakanlık olduğu belirtilmiyor. ‘Bu ürün, ilaç olduğuna göre Sağlık Bakanlığı’ndan onaylıdır’ diye düşünmemiz amaçlanıyor. Oysa bu ürünlerin çoğu Sağlık Bakanlığı’ndan onay alabilme kriterlerine sahip değildir ve bitkisel ürün başlığıyla Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’ndan onay alınarak piyasaya sürülüyor. Birçok hekim, bu konuda yeni hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğini, dahilen yani vücuda alınarak kullanılan ürünlerin ancak Sağlık Bakanlığı onayı ile piyasaya sürülebilmesi gerektiğini düşünüyor. Ama maalesef bu konuda henüz bir yasal düzenleme çalışması yok.
Bilinçli olmak demek, kişinin birçok ilaç ismi öğrenmesi ve kendi başına o ilaçları alıp kullanması demek değildir. Bilinçli olmak, bir ilacı yalnızca kendisini muayene eden güvendiği bir doktor tarafından ve onun kontrolü altında kullanmak demektir.
Bilinçli ve sağlıklı zayıflama, bazı ilaç adları öğrenip onlarla kısa sürede kilo vermeye çalışmak demek değildir. Kişinin şişmanlamasına yol açan nedenleri öğrenmesi, bu işin uzmanlarının önerileri doğrultusunda bu hataları kalıcı olarak düzeltmeye yönelik yeni çözümler üretmesi, kendisini ‘doğru beslenen, yeterli hareket eden, yediklerini yakan, sağlık risklerini en aza indiren’ kişi olmaya yönlendirmesi demektir. Eğer bir ilaç kullanacaksa kendisini tanıyan ve güvendiği bir doktorun reçetesiyle kullanması demektir. Ancak bu doğru adımları attığınızda kalıcı bir şekilde zayıflayacaksınız; sürekli kilo alıp-veren, habire kalorilerini sayan, hep kilo sorunundan konuşan, bir türlü bu konuyu aşamamış kişi olmaktan ancak o zaman kurtulacaksınız. Bunun vereceği ışıltılı güzellik de bonusunuz olacak…
Beden Kitle İndeksi (BKİ) 30’un üstündeyse doktorunuz size doğru diyet ve spor programıyla birlikte zayıflamanız amacıyla bazı ilaçlar ve/veya bazı besin destekleri tavsiye edebilir. Hatta BKİ 40 ve üzeri kişiler, hekim tarafından hastaneye yatırılarak takip edilebilir. Bu, hekimin tıbbi kararıdır; tüm ilaçlar ve tedaviler onun kontrolü ve yönlendirmesi altında kullanılmalıdır. BKİ 30’un üstünde, özellikle 35’in üstünde olan kişiler ciddi risk altındaki kişilerdir. Durumlarını hafife almadan mutlaka tıbbi kontrol altında kilo vermeye ve bir daha almamaya çalışmalıdırlar.
Tatlı krizlerine dikkat
Eğer sık sık, özellikle akşamları; hamur işi, tatlı, çikolata yeme krizlerine yakalanıyorsanız dikkat! Bu krizler büyük oranda psikolojik kökenlidir; kişi günün sonunda kendisini yeterince mutlu, doyumlu hissetmediğinde gerginliğini yiyerek atma ve yemeğin verdiği keyifle rahatlama arayışına girer. Fakat tercih edilen gıdalar genellikle yukarıda saydığımız gibi glisemik indeksi yüksek gıdalardır.
Bunlar;
-Kan şekerini aniden yükseltir,
- Vücudun buna tepki olarak aşırı insülin salgılamasına ve bu insülin’in kan şekerini aniden düşürmesine neden olur. Dolayısıyla kısa süre içinde tekrar acıkma hissi yaşanmasına ve aynı döngünün tekrarlanmasına yol açarlar.Bu döngü, şeker hastalığı başta olmak üzere kronik hastalıklar, şişmanlık ve erken yaşlanma belirtileri görülmesi durumlarının önemli nedenlerindendir. Dolayısıyla, yeme krizleriniz masum değildir! Doğru düzenlenmiş diyetinizi yeme krizleri nedeniyle bozuyor ve bir türlü kalıcı kilo veremiyorsanız, mutlaka psikolojik destek de almalısınız.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki atıştırma veya çok yeme veya tatlı yeme krizleri kişinin kendisini mutsuz, depresif ve boşlukta hissettiğinde; öfkeli olup öfkesini dışa vuramama, aşırı yorgun veya gergin olup gerginliğini atıp rahatlayamama, yaşadığı şartları değiştirmek isteyip değiştirememe, kendisini işte veya özel hayatında doğru ve yeterli ifade edememe hallerinde ortaya çıktığını göstermektedir. Kökendeki bu sorunlar çözülmeden, sadece ‘yememeliyim’ diye kendini zorlayarak bu krizleri sona erdiremezsiniz ama iyi bir psikolog veya psikiyatristle bir süre çalışarak kendinize kalıcı bir çözüm yaratabilirsiniz. Maalesef Türkiye’de iyi bir psikiyatrist bulmak da iyi bir klinik psikolog bulmak da çok zor. Neredeyse şans işidir! Ülkemizin şartları göz önüne alındığında seans ücretleri de genellikle oldukça yüksektir. Fakat bu olumsuzluklar sizi doğru çözüm arayışından vazgeçirmemeli; size ‘daha ucuz, ulaşması daha kolay, sonuç alması daha çabuk’muş gibi görünen ama sorununuzu daha da çözümsüz hale getirecek ve hatta size hiç hesaplamadığınız yeni sorunlar yaratabilecek yanlış yollara sapmamalısınız.
‘Doktora, diyetisyene, spor salonuna, psikologa verecek param yok; gidecek zamanım yok’ diye mazeret üretmemek gerekir. Bir muayene ve gerekli tetkiklerin ücretini ödeyerek normalde zaten yılda bir yaptırılması gereken sağlık kontrolünü yaptırabilir ve aynı zamanda doktordan tavsiyeler alabilirsiniz. Sürekli gidemeseniz de diyetisyene 1 kez danışarak şişmanlamanıza neden olan hataları düzeltme, kendi özel şartlarınıza göre uyarlanmış şekilde doğru beslenme yolunda destek alabilirsiniz. Spor salonuna gidemiyorsanız evinizin yakınında sabahları veya akşamüstü iş dönüşlerinde yürüyebilir, ev kadınıysanız ve yakınınızda varsa bazı belediyelerin ücretsiz düzenlediği spor programlarına katılabilirsiniz. Hem çalışan hem küçük çocuğu olan bir kadınsanız, bazı fitness CD’leri ile evde size uygun saatlerde çalışabilirsiniz. Doğru ve bilinçli çözüm üretme kararlılığında olursanız eninde sonunda mutlaka amacınıza ulaşır ve başarılı olursunuz; mazeret üretme ve kısa yoldan hallediverme niyetinde olursanız eninde sonunda mutlaka başarısız olursunuz. Baştan söylemiştik; zayıflamak temelde basit bir mantığa dayanır!
DOKTOR TAVSİYESİ: HERCULE’ÜN 12 GÖREVİ-AGATHA CHRISTIE
Edebiyat dünyasında polisiye romanların edebi bir tür olup olmadığı tartışmalıdır. Bazı yazarlar, eleştirmenler ve okurlar; polisiyenin hiçbir edebi değeri olmayan, basit bir tür olduğunu, yalnızca vakit geçirmek için okunabilecek boş kitaplar olduğunu savunur. Nitekim, bazı polisiye kitaplar özensiz dilleri ve kurgularındaki mantık hatalarıyla onların bu yaklaşımını doğrular gibidir. Fakat polisiye türünün tamamını ‘edebiyat dışı, kötü, boş ve anlamsız’ olarak nitelemek büyük bir haksızlıktır. Edebi değer taşıyan, iyi polisiye roman diye bir kavram vardır ve bunun en iyi örneklerinden bazılarını Agatha Christie vermiştir.
Aynı şekilde Agahta Christie’yi sadece bir polisiye yazarı olarak görmek de bence O’na haksızlıktır. Yaşamı süresince 2 Dünya Savaşı gören, büyük fikir akımlarının ortaya çıkışına ve bazılarının yıkılışına tanık olan, gerek özel yaşamında yaşadıkları gerekse yazarlık kariyeri nedeniyle çok insan tanıyan, keskin zekalı ve gözlemci yönü çok kuvvetli olan yazar; kitaplarının satır aralarında çok şeyler söylemektedir. Çeşitli siyasi akımlar hakkındaki görüşlerini; toplumsal eleştirilerini; medya-iktidar ilişkileri hakkındaki fikirlerini; demokrasi, eğitim, savaşlar, savaşlara yol açan nedenler, insan ilişkileri, yabancı düşmanlığı, aşk ve evlilik gibi birçok önemli konudaki gözlemlerini ve özgün düşüncelerini bazen kahramanlarının konuşmaları aracılığıyla bazen öykünün akışı içinde; üzerine fazla vurgu yapmadan, iddiadan uzak, alçakgönüllü bir şekilde aktarmıştır. Romanlarının ve öykülerinin sağlam kurgusu, insanın zekasına meydan okuması, mizahı incelikli ve keskin kullanması, yarattığı adeta yaşayan güçlü karekterleri, ve akıcı anlatımının yanı sıra kitaplarında ileri sürdüğü ve tartıştığı bu fikirleri nedeniyle Agatha Christie’nin kitaplarını çok seviyorum. Hemen tüm konularda da Christie ile aynı fikirdeyim, entelektüellere olan olumsuz yaklaşımı hariç. Ben, sanatçı ve düşünürlerin insanlık tarihi boyunca çok önemli roller oynadıklarını; yaşamın anlamını ağırlıklı olarak sanat ve felsefenin verdiğini düşünüyorum. Bu nedenle onlara karşı Christie kadar eleştirel değil oldukça toleranslıyım.
“Hiç kimse göründüğü gibi değildir”
Hercules’in On İki Görevi, adını ve temel izleğini Yunan Mitolojisi’ndeki bir öyküden alıyor. Mitolojideki ünlü Herkül karekteriyle Christie’nin ünlü dedektifi Hercules (Herkül) Poirot özdeşleştiriliyor. Önsözde Poirot’nun; bir arkadaşının verdiği fikirle ‘efsanevi Herkül’ün 12 Görevi’ni örnek alarak 12 olay daha çözdükten sonra dedektifliği bırakıp emekli olmaya karar verdiğini okuyoruz. Sonra her bölümün başında, mitolojideki Herkül’ün görevleri ve bunları nasıl başardığı özetleniyor. Poirot’nun kabul ettiği görevler de sembolik olarak Herkül’ün görevlerine benziyor. Örneğin 2. öyküde Herkül’ün görevi 9 başlı ejderi öldürmektir, üstelik her kesilen başın yerine yenisi çıkan bir canavardır bu. Poirot’un kabul ettiği görevde de ‘kesildikçe yeniden baş veren 9 başlı canavar’ ‘dedikodu’dur; görünüşte kimse söylentilere inanmamakta ama dedikodular yüzünden genç bir çiftin hayatı mahvolmaktadır; Poirot gerçekleri açığa çıkarana kadar… Herkül’ün 6. görevi insan eti yiyen kuşları yerleştikleri göl çevresinden kovmaktır; Poirot da ‘günümüzün insan eti yiyerek beslenen korkunç yaratıkları uyuşturucu işi yapanlardır’ diyerek 6. görevinde uyuşturucu tacirleriyle mücadele eder. Kitapta adına uygun olarak 12 kısa öykü var. Christie’nin hemen her kitabındaki temel tezlerden biri olan ‘hiç kimse göründüğü gibi değildir’ düşüncesi, bu öykülerde de ön planda işlenmiş. Her öykü 20-30 sayfadan oluşuyor. Kurgu ve anlatım o kadar güzel ki her öykünün tadı damakta ayrı kalıyor.
Bu yaz Herkül’ün On İki Görevi kitabını da tatil çantanıza ekleyin. Sadece ‘katil kim, bu olayın çözümü ne?’ diye düşünerek değil aynı zamanda her satırın tadına vararak okursanız beklemediğiniz kadar edebi zevk alacaksınız; ayrıca Agatha Christie, sizi fikirleriyle şaşırtacak ve tahmin etmediğiniz kadar düşündürecek. Sonrasında belki Yunan Mitolojisi konusunda yeni kitaplarla devam edersiniz okumaya belki Agatha Christie’nin diğer kitaplarıyla; belki her iki seçenekle de
İyi okumalar,
Dr. Selmin Çetin Doğan
Ailenizin Doktoru


Yorumlar
Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.